MUNZUR ÇEM-RÖPORTAJ-ALEVİLİK
2. Bölüm: Dursun Ali Küçük- Kürt Açılımına MHP ve CHP ve benzerlerinden sert karşılık var. Alevi açılımını istemeselerde bu denli tepki göstermediler.
Ama somut Alevi taleplerini ele almadan Alevi söylemlerini yapmaları ne derece inandırıcı? Öymenin Dersim soykırımı ile yoğun tepki toplayan tavırları devam ediyor mu?
Munzur Çem -Kürt sorunu ile Alevi sorunun ortak noktası toplumsal boyutlu ve bireysel haklardan öte, kollektif hakların tanınmasıyla çözümlenebilecek sorunlar olmalarıdır. Ne var ki içeriği, genişlik boyutu ve hem Türkiye`de hem de bölgede, ondan da öte dünya politikasında yaratabileceği etkiler bakımından Kürt sorunu, Alevi sorununa göre çok daha büyük ve çözümü de o derece güç olan bir sorundur. Bu nedenle de, Türk sömürgeciliğinin Kürdistan`da tasfiyesi anlamına gelecek olan bu sorunun çözümüne dolaylı ya da direkt katkı sağlayacak herhangi bir adımın, kemalist çevrelerin sert direnişiyle karşılaşması, eşayanın tabiatına uygun bir durumdur.
Sorunuzun ikinci paragrafındaki „Ama somut Alevi taleplerini ele almadan Alevi söylemlerini yapmaları ne derece inandırıcı?“ bölümüne yanıt olarak ta şöyle diyebilirm:
Kanımca bu, her iki muhalefet partisi bakımından da politik bir taktiktir. Ne CHP`nin, ne de MHP`nin Alevilerin meşru haklarına kavuşmalarıyla ilgili bir programları ya da samimi niyetleri yok. Gerçek böyle ama diğer taraftan Aleviler küçümsenemeyecek oy potansiyeline sahip bir kitleyi oluşturmaktalar. Böyle olunca da, Alevilerin sorunları ile ilgili olarak Kürt sorununda yaptıkları gibi, atılmak istenen her adıma karşı çıkmayı kendi çıkarlarına uygun görmüyorlar.
Bu tür bir katı redci tutum, rakip bir parti olan AKP`ye yarıyabileceği gibi, Kürt yurtsever hareketi ile Alevileri birbirlerine yakalştırmak gibi bir sonuç ta doğurabilir ki sistem partilerinden hiç birisi açısından istenir bir şey değil bu. Kaldı ki Alevilerle ilgili olarak yapılanlar, yani „Alevi Açılımı“ denilen şey, bir devlet politikası iken Kürt sorununda durum böyle değil.
Öymen`in sadece Dersim´le ilgili olarak değil, M. Kemal dönemine (1923-38) ait Kürt soykırımının tamamiyle ilgili olarak söylediklerinde, Dersim öne çıktı ve toplumda haklı tepkilere neden oldu. Üstelik tepki, Kürtler ve Alevilerle sınırli kalmadı; bu iki kesime mensup olmayan ilerici ve demokrat çevreler de CHP`ye ciddi eleştiriler yönelttiler. AKP, bundan oldukça iyi şekilde yararlanma yolunu tuttu.
Elbet burada şu sorunun yanıtını aramak önem kazanıyor: Aleviler bakımından söz konusu tepki nereye kadar gidebilir?
Dikkat edilirse, Öymen o sözleri söyledikten hemen sonra, kimi Alevi çevreler tarafından alel-acele, bir Alevi partisinin kurulması gündeme getirildi. Gerçi böyle bir şey ilk kez konuşulmuyor ama yine de o günlerde güncelleştirilmesi dikkat çekiciydi. Bence bu, CHP`ye tepkili ve ondan kopan kitlenin başka arayışlar içerisine girmesini engllemeye yönelik bir taktikti ve kısmen de başarıya ulaştı. CHP`den bu nedenle uzaklaşmış ya da uzaklaşmak isteyen kesimlerden bir bölümünün sözü edilen „Alevi partisi“ beklentisi içerisine girdiklerini gözlemlemek zor değil. Ancak bahsini ettiğimiz Alevilerin, BDP`ne, sol kimlikli partilerden birine, hatta AKP`ye yönelmeleri de mümkündür. Bir üçüncü ihtimal ise küskünlerin bir süre sonra olan-biteni unutup yuvaya geri dönmeleridir.
CHP`nin de bu kayıbı telafi etmek, hatta ezilen ve sömürülen kesimlere yeniden şirin görünmek için önümüzdeki dönemde bir takım politik manevralara girişmesi yabana atılır bir olasılık değil. Baykal`ın, önümüzdek Mayıs ayında yapılacak parti kurultayınnda önemli değişiklikler olacağını dile getirmesi, arkasından Dersimli Kılıçdaroğlu`nun „sokağı kazanmanın“ önemine değinmesi, CHP yönetiminin bir takım oyunların hazırlığı içerisinde olduğunun göstergeleri olarak kabul etmek gerekir.
DAK- Alevi açılımı, Aleviler açısından olumlu bir hava yarattı ve fırsat sunuyor. devletin ve hükümetin Alevi açılımı Alevi tanıma adı altında eritmenin farklı bir biçimi değil mi?
Açılıma karşı Alevilerin yaklaşımı ne olmalıdır?
M.Ç.- Sorunun birinci bölümüne yanıtı, yukarıda ki satırlarda verdiğimi sanıyorum.
„Açılıma karşı Alevilerin tutumu ne olmalıdır?“ sorusuna ise ilk elde „Hangi Alevilerin?“ diye karşı bir soru ile başlamak gerekir kanısındayım. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi, Aleviler çeşitli nedenlerle çok parçalanmış haldeler. Onların, belli bir program üzerinde anlaşmaları, diğer bir deyişle „Alevilerin tavrı“ diye ortak bir tavır sergilemeleri olanaksız denecek kadar zor gözüküyor.
Bence bu konudaki doğru bir polittika şu esaslar üzerinden yürütülebilir:
Bunun için, ilk elde yapılacak şeylerin başında, gerçek bir laisizmi savunmak ve onun gerçekleşmesi için mücadele etmektir. Yani asıl olan, Türk politik sisteminin ya da devletin dine yaklaşımının temelden değişmesi, terk edilmesidir. Devlet, dini kontrol etmekten ve onu yönlendirmekten vazgeçmeli, bütün inançlara saygılı ve eşit mesafede duran bir konumda olmalıdır. Bu yapılmadıkça, kimi Alevi kesimlere sus payı verilse bile sorun var olmaya devam edecek.
Peki bu nasıl olur? Bunun için;
a) Anayasa ve yasalarda gerekli değişiklikler yapılarak hakssız ve eşitsiz modelin yasal zemini ortadan kaldırılmalı,
b) Diynet İşleri Başkanlığı feşedilmeli, dini örgütlenmenin, her dinin mensupları tarafından demokratik bir tarzda gerçekleştirilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı ve pratikte de yine buna uygun adımlar atılmalı,
c) Din eğitimi zorunlu olmaktan çıkartılmalı, modeli ne olursa olsun bu konuda da inançlar gerçek anlamda eşit konumda olmalılar vs.
DAK-Aleviler her inanç gibi homojen değiller. Demokratik Alevi Hareketi Alevilerin yüzyıllardır biriken sorunlarının çözümü için ne yapmalıdır?
Alevilerin iradelerine dayanmayan bir açılım başarılı olur mu?
DAK- Aleviler ve demokratik Alevi Hareketi nasıl bir örgütlenme ve mücadeleye gitmeli, mevcut mücadele düzeyi yeterli mi?
M.Ç.- Kanımca yukarıdaki iki soruyu birlikte yanıtlamak daha uygun olur. Her şeyden önce, Alevilerin sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak isteyen her hangi bir kişi ya da çevrenin göz ardı edemeyeceği bazı gerçekler var ki onları da şu şekilde sıralayabiliriz:
1) Aleviler ulusal, inançsal ve sınıfsal bakımdan homojen bir toplumsal grup değiller,
2) Alevilerde ibadet dili tek değil, her halk kendi dili ile ibadet eder,
3) Ortak temel ilkelere sahip olsa bile, ülke, yöre ve etnisiteye göre şekillenmiş ve aralarında önemli farklar bulunan ayrı ayrı Alevilik modelleri mevcut. Örneğin; din adamları, din adamları hiyerarşisi, din adamlarının toplumsal rolleri, ibadet şekilleri, gelenekler, kutsal değerler vs. bakımından durum böyledir.
Hal böyle olunca da, başarılı bir Alevi mücadelesi için;
1) Ulusal kimliği (Kürt, Türk, Arap vb.),
2) Bölgesel durumu (farklı Alevi kesimlerin yashadıkları farklı bölgeler),
3) Bizzat inancın kendisinden kaynaklanan öteki farkları temel alan çoğulcu bir anlayış ve yine buna uygun düşen bir örgütlenme modelinin yaratılması zorunludur.
Alevi örgütleri icerisinde, devlet eliyle ya da onun dolaylı desteği ile oluşmuş Türk-İslam sentezcisi örgütlerden, Alevilerin sorunlarının çözümüne pozitif yönden bir katkı beklemek, gerçekçi olmaz. Böylelerinden ayrı olarak, Alevi örgütlerinin haklarını savunmak amacıyla ortaya çıkmış ikinci grup Alevi örgütleri, elbet bir çok yönden birinci gruptakilerden farklılar. Ne var ki bunların örgütleme ve mücadele çizgisinde de ciddi zaaflar var. Aleviliğe ilişkin resmi bakış açısı, bu örgütlerde de küçümsenemiyecek ölçüde hakim gözüküyor. Örneğin, mevcut Alevi örgütlerinin nerde ise tamamı tek dile dayalı bir çalışma pratiğine sahipler. Aynı asimilasyoncu yaklaşım nedeniyle, farklı bölgelerde yaşayan değişik alevilik modellerini görmezlikten geliyorlar. Örneğin, Alevi örgütlerinin, ellerindeki önemli olanaklara rağmen bu güne kadar Alevilik ve Alevilerle ilgili olarak alan taraması dahil, ciddi araştırma çalışmaları yapmamış olmalarının temelinde resmi kalıpların dışına çıkmaktan duyulan korkunun önemli payı olduğunu söylemek yanlış olmaz kanısındayım. Onlarca sloganın, uzun uzadıya tekstlerin duvarlarında boy gösterdiği Alevi örgütlerine ait binalarda, bir tek Kürtçe sözcüğe, bu dilden bir tek duaya rastlanmamasının başka bir açıklaması olmasa gerek. Yine Alevi örgütlerine ait binaların duvarlarında, Hz. Ali başta olmak üzere 12 İmam`ın, Hacı Bektaşi Veli`nin, buna ek olarak bazılarında Mustafa Kemal`in portrelerini görebilirsiniz ama farklı bölgelerdeki Alevi evliyalarına, Seyid Rıza gibi Alevi önderlerine ait bir sey görmeniz mümkün olmaz. Üyelerinin nerdeyse tamamı Kürtlerde oluşan Alevi örgütlerinin duvarlarında bile Newroz`un Hz. Ali`nin doğum günü diye yazar.
Alevilerin hak mücadelesinde göz önünde tutulması gereken diğer bir temel nokta ise, toplumun öteki ilerici-demokratik kesimleri ve Kürt yurtsever hareketi ile sağlam bir diyaloğ ve ortak çalışmanın önemini görmek ve buna uygun adımlar atmaktır. Oysa Alevi örgütlerinin büyük bir kesimi buna kapalılar. Bazı örgütlerde bu kapalılık o kadar ileriye gidiyor ki, Kürt yurtsever kesimlerinden gelen davetlere yanıt bile verilmiyor, onların eylemlerine konuk şeklinde de olsa katılınmıyor, hatta bir mesaj bile gönderilmiyor. Açıktır ki bu en katı Türk milliyetçi çevrelerinkiyle aynı tutumdur.
Alevilerin iradesine dayanmayan bir açılıma gelince; böyle bir çaba tabi ki Aleviler açısından başarılı olmaz. Olmaz ama onların en azından bir bölümünü sistem için bir saçayağına dönüştürebilir, Aleviliği asimile ederek yozlaştırabilir, hatta bitirebilir.
Mevcut halleri ile Alevi örgütlerinin bir kısmı, Kürt halkının özgürleşme mücadelesine zarar verir durumdalar. Kürt dili, Kürt Aleviliği, Kürt halkının ulusal demokratik istemleri bakımından tabuların yönlendirdiği bu yerler, gerçek anlamda birer asimilasyon yuvalarıdır. Ayrıca bir çoğu, bilinçli olarak Kürtleri birbirlerinden soğutmak ve uzaklaştırmak gibi bölücü bir rol oynuyor. Dikkat edilirse, Alevi örgütlerinde kimse „Ben Türk değilim Aleviyim“ demiyor, ama „Ben Kürt değilim Aleviyim“ sloganı oldukça yaygındır. Dini kimlikle, ulusal kimliği birbirlerine karıştırmanın tipik örneği olan bu durumun, bilincli bir yönlendirme sonucu olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. İnsanların kafasına sokulan abartılı hatta uydurma „Şafi tehklikesi“ni de yine böyle bir çabanın ürünü olarak görmek gerekir. Alevilerin haklarını gaspeden, onlara haksızlık eden güç, resmi dini Hanefılik mezhebi olan devlet iken, öcü olarak hep Şafiler ön planda tutuluyor. Neden? Çünkü Şafılik daha çok Kürtler arasında yaygın olan bir mezheptir ve „Şafilik tehlikesi“ otomatikman Kürtlerin bir kesimini akla getiriyor. Sonuçta da Kürt Kürtten uzaklaşmış oluyor.
Yeri gelmişken, Alevi örgütlerinin eksiklik ve zaaflarından bahsederken, tabloyu bir bütün olarak olumsuz görmediğimi, tersine Alevilerin bu güne kadar aldıkları mefsafeyi önemli gördüğümü de belirtmek isterim.
Aleviler son 20-25 yılda örgütlendiler, deney kazandılar. Örgütlülük, onlara geniş ölçüde seslerini duyurma olanağı sağladı. Bu sayede bu gün artık kamuoyu onları biliyor, tanıyor, sorunlarını tartışıyor. Uluslarası platformlarlarda onların hakları konuşuluyor. Bütün bunlar, Aleviler bakımından başarı hanesine kaydedilmesi gereken önemli adımlardır. Onların mücadelesi olmasaydı, perde gerisinde dönen dolaplar ne olursa olsun, bu gün „Alevi açılımı“ diye bir açılımdan bahstemek, büyük ihtimalle söz konusu olmayacaktı.
Alevilik konusu, tabi ki sadece Alevilerin sorunu değil. Bu, bütün ilerici ve demokratik çevrelerin gündeminde yer alması gereken ortak toplumsal bir sorundur. Dolayısıyla mücadele tarzı da buna glöre olmalıdır.
Kürt halkı ve Kürt Aleviler açısından ise durum bir çok yönden, kendine özgü özellikler içeriyor.
Türk sömürgeciliğinin muhtelif kolları Alevi mücadelesinde faal haldedir. Bu çevreler, dün olduğu gibi bu gün de Alevi saflardaki zaaflardan ve zayıf unsurlardan da yararlanarak, asimilasyonu hızlandırmak, farklı inançlara sahip Kürtleri birbirlerine karşı soğutma, uzaklaştırma ve hatta düşman hale getirme çabasını sürdürüyorlar.
Bu bakımdan, Alevi sorunu, Kürtler bakımından sadece Alevi kitlenin inançsal haklarına kavuşmasından ibaret değil. Bu, aynı zamanda ulusal sorunun, yani topyekün özgürleşme sorunun önemli bir halksıdır ve bütün yurtsever ve demokratik çevreleri aynı derecede ilgilendirmektedir. Bu bakımdan, hayli geç kalınsa da zararın neresinden dönülürse kardır anlayışı ile hareket etmek gerekir. Bu konuda görev en başta kendi dilinin, kültürünün, dualarının, ata geleneklerinin, ocak ve ziyaretlerinin kaybolmasını istemeyen Kürt Alevi din adamlarına, aydınlara, politik olsun olmasın; yurtsever kurum ve kuruluşlara düşüyor. Bütüt bu çevreler bir an önce toparlanmalı, konuyu gündemlerine almalı, çözüm için gerekli adımları atmalılar.
Dursun Ali Küçük: zamanınızı ayırıp Alevilikle ilgili düşüncelerinizi belirttiğiniz için çok teşekkür ederim.
Munzur Çem: Sağolun. Bende teşekkür ederim.


