İlişki ve İtifaklar 1

salih

 

Salih Aras /Yazıma başlamadan Van’da olan  büyük depremde hayatlarını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı ve yaralı olanlarada acil şifalar diliyorum.  Ne yazık ki bölgemizde hiç bir halk doğal felaketlere karşı hazırlıklı değil!  Ama savaşlar için bölge devletleri  yüzmilyarları harcar ve harcamayada devam ediyor. Hatta deprem vergisi (sikortası) adı altında İzmit depreminden sonra toplanana 40 Milyarı aşkın paranın nasıl harcandığını Maliye Bakanı gülerek açıklıyor; devletin çeşitli kurumları için harcandığını belirtsede, büyük bölümünün askeri operasyonlar için harcandığını söylemek, hiçde yanlış olmaz! Bu para halktan toplanıyor. Hükümet’in ve Devlet’in kasasına ait değil. Deprem yaşayan bölgenin ihtiyaçları için harcanır. Ne sadakadır, nede yardım, halkın parası halka dönüyor. Ama para ortada yok,   kasa boş!!!

 

 

Doğal felaketlerde duygusal yaklaşımlar, duyguların ön plana çıkması çok normal bir durumdur. Halklar arasında bu hep yaşanır, Ama politikada bunun böyle olmadığını özellikle AKP (Hükümet’in) tavrında görmek mümkün.  Böyle bir durumda bile BDP dışlandı, bu kabul edilecek bir durum değil. Şu sonuç çıkıyor, doğal bir felaketein olduğu Van’da insani, zorunlu ve mecburi yardım yapma,  organize olma konusunda anlaşılamıyorsa Meclis’de sıradan konularda  (bırakın Anayasa’yı Kurdistan Sorun’nunu) anlaşmaları  mümkün değil. Dört yıl değil kırk yıl bile yetmez. Şimdi yazacağım konuya dönmek istiyorum.

 

Kurdistan Halkı en başta ulusal çıkarları gereği, kendi arasında güçlü bir biçimde ilişki ve ittifaklarını bir güvenceye alması zorunlu. Parçalar, örgüt-partiler, STK,  din ve inanç çevreleri arasında stratejik bir amaç doğrultusunda birlik,  geleceğin güvenceye alınması olur. Herkes bölgede çıkarları için yoğun faaliyet içindedir. Biz çıkarlarımızdan ziyade hak’larımız için mücadele ediyoruz. Sonuna kadar haklıyız. Ama haklı olmak yetmiyor, her zaman haklılar da kazanmıyor!  Dünya’yı yönetenler, etkili olanlar, Kürt Halkı’nın gücü üzerinde hesaplar yapıyor, oyunlar oynuyorlar.

 

Ortadoğu çoğrafyasında bir yoğunlaşma var, iktidarlar değişiyor, Dünya’da etkin olarak bilinen güçlerin (ABD, AB,  Rusya ve Çin’de kendini gösteriyor) kirizleri yeni arayışları ve yapılanmaları genelde bölge ve özeldede Kurdistan üzerindeki hesapları , Kurdistan’da etkin olan güçlerinde kazandıracak politikalarla ilişki ve ittifakları önem arzetmektedir.

 

İnsanoğlu egoist yaratılmış,  Adem’den beri böyledir, insanlık var olduğu sürecede devam edecektir. En küçük insan birimi aileden, uluslara devletlere kadar, herkes her dönem çıkarlarını esas almıştır. Bu insanlık tarihinin ‘olmazsa olmaz’ı olmuş. Değişik din ve ideolojilerde, ümmetçilik,  enternasyonalizim, kardeşlik, eşitlik vb.vb.  bir çok kavramdan bahsedilsede, sonuçlara bakıldığında  eşitlik ve adaletten bahsetmek bir yana, köle ve efendiler ortaya çıkmaktadır. Bu ilişki biçimleri çağlara ve zorunlu değişimlere göre biçim değiştirirler. Nihayet itibarıyla ilişki ve ittifaklarlarda hesaplı, çıkarcı davrananlar kazançlı çıkıyor. Hiç bir hesabı olmayanlarda kullanılmış aldatılmış oluyorlar.

Son bir-iki aylık süreçde bölgemizde ve Dünya’da kutuplaşmaya doğru giden gelişmeler görülmektedir. ABD-AB  birlikde hareket ederken, Rusya Fedarasyonu ile Çin arasında da (açık ilan edilmezsede) stratejik bir yakınlaşma var. Bu kutuplaşma önümüzdeki süreçde dahada belirginleşecek. Diğer bölge ve Dünya devletleride (eskisi gibi olmazsada)  bu kutuplar etrafında yerlerini almaktadırlar. Yakın süreçde  yaşanan bazı pratik gelişmeler kutuplaşmanın açık  belirtileridir.

 

ABD öncülüğünde NATO şemşiyesi altında Malatya’ya Füze Kalkanı yerleştiriliyor. Yönü Doğu’dur, yani  Rusya Fedarasyonu ve İran’a yöneliktir. Yine ABD, İsrail ve Türkiye arasındaki sorunları sıfır noktasına getirme için yoğun çaba harcıyor ve her iki tarafada baskı uyguluyor. AKP Hükümeti’nde son dönemlerdeki yumuşama bu nedenden dolayıdır. İsrail tarafından da aynı durum sözkonusu. Güney Kürdistan Bölge Yönetimi’yle Türkiye arasında da iyi ilişkiler  geliştirme ABD planları dahilindedir. Bu yönlü yaklaşımlar her iki tarafdanda görülmektedir.

Hükümet Rusya Fedarasyonu’yle doğal gaz anlaşmasını iptal etti.  AKP’nin ortadoğu politikası çıkmaza girdi, Suriye ile karşı karşıya geldiler, Mısır’da ve Kuzey Afrika ülkelerinde istediklerini bulamadılar, İran’la hep sorunlu olan ilişkileri (Kurdistan Sorun’u hariç) farklı kutupların uyduları olmalarından dolayı yeniden gerginleşiyor. Tek başına İslam yada bölge liderliğinin bir hayel olduğunu nihayet kendileride anladı! Yeniden ‘aktif’ bir uydu  olmanın kendi gerçeklerine daha uygun olduğunu anladılar! Uydu olma dışında bölgede ayakta kalma şanslarının olmadığını anlamış görünüyorlar. Gerçi AKP baştan beri kendi durumunu biliyordu.  ABD, AB’nin  desteği ve 28 Şubat’ın sunmuş olduğu ortamda iktidara geldiklerini çok iyi biliyorlar. İç komuoyunu  etkilemek için büyük oynama havasına giriyorlardı. Şimdi gerçek durumları ortaya çıkıyor, ne İslam liderliği ve ne de  kardeşlik kaldı! Geleneksel Türk Politikası’na dönüldü. Başka da yol yok.

ABD ve AB’ndeki ekonomik kriz dahada derinleşecek.  ABD,  AB ve uydularını bir sistem içinde görürsek, yaşanan kriz’in Sistem dışında olan güçlerin işine geldiği görülür. Hatta kriz’i daha derinleştirme  çabalarıda mümkün. Yeniden kutuplaşma,  farklı arayışlara gitme etkili güçlerin çıkar hesapları gereğidir.

 

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, ilk kez belirgin olarak Rusya Fedarasyonu  yönünü Avrupa’dan Asya’ya çevirdi.  Rusya’da okonomik ve politik görüşleriyle otoriter kabul edilen kişiler Putin’e övgüler yaptılar. ‘Gerçek Putin bu’ dediler. Yani Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi, Dünya’da etkili olma! Etkili olmanın yollarıda ittifaklardan geçiyor. Burada ilk akla Çin geliyor, peşine Dünya’nın her bölgesinde  mümkün olan engeniş ittifak ve ilişki. Bu ilişki ve ittifaklar yeni değil, sadece amaç ve hedeflerde değişiklik görülüyor. Bu gelişmeler yönelik pratik örneklerde görülüyor.

 

Suriye, Batı’nın (ABD ve AB) hedefi durumundayken Rusya ve Çin tarafından korunuyor. Bu durumdan dolayı Esad’ın ömrü uzuyor. Kimse Suriye’deki  halkların çektiği acıyı düşünmüyor, çıkar hesapları yapılıyor. Durumu ancak çıkarlarını esas alarak örgütlenecek ve birbirinin hakkına saygılı temelde yaklaşacak halklar, kendi lehlerine çevirebilirler. Belki birilerini tercih etme zorunlu olabilir, ama pazarlıklı ve bazı güvenceler olma koşuluyla!

 

Son yüzyıla baktığımızda Kurdistan’ın  mevcut durumundan ABD ve Almanya, İngiltere, Fransa ve Rusya kadar sorumlu değildir.  I. ve II. Dünya savaşları koşullarında Kurdistan’ın bağımsız bir devlet olmasının engelleyen İngiltere, Fransa  ve Sovyetler birliğidir. II. Dünya Savaşı sonrası koşullar değişiyor, ABD öne çıkıyor. Savaş’da yenilerek çıkan Almanya’da  kendisini hızla toparladı uzun bir süredirde Dünya ekonomisinde ve politikasında önemli bir güce sahiptir.

 

Almanya ve ABD bahsetmemin nedeni;  Çukurca’daki çatışmalardan dolayıdır. Burada çok  açık bir şekilde kendi sorunlarıymış gibi davrandılar,  açıklamalarda bulundular. Geçmişten beri yaşanan durum bu olsada bazı farlılıklar var!  Haberlerde bir kez geçti, bir dahada bahsedilmedi, Almanya Hükümeti’nin bir yetkilisi; ‘Çukurca eyleminde PKK’nin Çin’den destek gördüğünü’  açıklamıştı! Böyle bir şey varmı?  Varsa Almanlar neden rahatsız oluyor?  Kendileride Türk Devleti’ni destekliyorlar! Çin PKK’yi destekliyor mu, yada böyle bir ilişki var mı?  Bunu kanıtlayacak bir durum yok! Ama Çin, İran ve Rusya Suriye’nin arkasındadır ve her türlü desteğide sunuyorlar.

 

Dolaylı denilmek isteniyorsa, (Suriye üzerinden bağlantı biçiminde) bu düşünülür, ama AlmanHükümeti’ni haklı çıkarma biçiminde değil!  Böyle bir ilişki Kürtlerin haklı Dava’sına uyuyor mu, uymuyor mu? O temelde düşünülür!  Yine Jirinovski’nin Kosova’yı örnek vererek, neden 40 Milyon Kürdün hakları tanınmıyor! Eleştirisi ve uyarısı var. Bu açıklaması Putin hükümetinden ayrı düşünülemez! Ne Ruslar, ne Almanlar ve diğerleri Kürtleri yeni tanımıyorlar! Yeniden bir hesaplaşma var, Ortadoğu’da bağımsız bir devlet olmazsada, parça parçada olsalar Kürtler önemli ve büyük güçlerin hesabının bozacak, önemli bir denge gücüdür. Her türlü (olumlu-olumsuz) yaklaşım bundan dolayıdır.

 

Böyle bir durumda Kürtlerin nasıl bir politika izlemeleri gerekiyor? Koşulların Kürtlerin lehine olduğunu söylemek mümkün! Kurdistan’da etkili olan güçlerin politikasınada bakmak gerekiyor. Şu ana kadar Güney’deki  Kurdistan Bölgesel Yönetimi,  tüm dayatmalar rağmen 1990’lardaki bir duruma (iç çatışmalar) girmeyeceklerini açıkça belirttiler. Böyle olması gerekiyor,  iç çatışmalar çok utanç veriyor!!!  Maden herkes  ilişki ve ittifak peşindeyse, bizimde hak’larımız var! Bunları kim nasıl kabul ediyor? Görelim, seçelim... Körü körüne olmuyor!

Çukurca eylemi gereklimiydi? Yada bu dönem bütün Kürtler G. B Kurdistan’a  (Suriye’de) yoğunlaşsalar daha kazançlı olmazlar mı? Kurdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Mesut Barzani Ankaraya gelecek, hepsini değerlendirmek gerekiyor. İlgi çok fazla, AKP Hükümeti, kırmızı halı seriyor. Düne kadar beğenmiyorlardı!  Ne oldu? Çok yoğun uluslar arası ilgi varsa, nedenlerde önemli!  Artık bizimde Bağımsız Kurdistanımız olsun, iyi politikalar yapılırsa (herkes nasıl yapıyorsa) neden olmasın!!!

                          Devam edecek,  01.11.11  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir "> Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle