‘AÇILIM’ gibi ‘ÖZÜR’...
Salih Aras/ İçinde geçtiğimiz bu dönemde Türk Devlet’i iki konuda oldukça yoğunlaşmış görünüyor. Dış politikada Suriye, iç politikada da Dersim Katliamı üzerine. Her iki konuda oldukça bağlantılıdır. Önce dış politikadan başlayacak olursak, Türk Devleti her zaman İran, Irak ve Suriye’deki toplumsal gelişmeleri kendi iç sorunu olarak görmüş ve hazırlıklarınıda o temelde yapmıştır. Bunun tek bir nedeni var; Kurdistan korkusu. Olurda her hangi bir parçada Kürtler belli kazanımlara sahip olurlarsa, ‘tehlike’nin kendi kapılarına dayanacağı ve Türkiye’nin bölüneceği korkusuna kapılırlar. İran’da İslam Devrimi, Irak’da birinci, ikinci körfez savaşları ve Mart’an beri Suriye’de yaşanan gelişmeler, hep Türk Devleti’nin iç sorunu olmuştur. Bu kadar ilgi ve alakanın tek nedeni Kurdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’dir.Uluslar arası dengelere baktığımızda Suriye Yönetiminin varlığı, Rusya, İran ve ABD’yi daha fazla ilgilendirirken, Türkiye daha fazla gözü kara bir biçimde Suriye’de gelişmelerin içine dalıyor. Muhalif kesimlere açık destek sunuyor, taraf olarak davranıyor. Oysa gelişmelerden önce Esad Yönetimi’nin bölgede en iyi dostlarıydılar. Erdoğan Esad’a ‘kardeşim’ diyordu. Birden bire ne oldu da ‘kardeşlik’ bozuldu? Sanki gelişmeler öncesi Esad Yönetimi (Irkçı Faşist Baas Partisi) demokratikmiydi de birdenbire halkına silahlar çevirdi?
Esad Yönetimi 1970’den beri neyse, şimdiki durumuda odur. Burada bir fark varsa, artık Suriye Halklarının bu çağ dışı Yönetime karşı açık baş kaldırısıdır. Yönetim halen yerinde duruyorsa uluslar arası dengelerden dolayıdır. Ancak uzatmalardadır ve gidicidir. Türk Devleti (Tümüyle yüzdeyüz kendi benzeri olan) bu yönetimi sanki bir kaç aydır tanımış gibi davranıyor, insan hakları savunucusu gibi ortaya çıkıyor. Bu yönetimin, bu kadar uzun yaşamasında paylarının olduklarını hiç görmek istemiyorlar.
Şimdi gidici olduğundan emin oldukları Esad Yönetimi’ne savaş ilan ediyorlar, Oysa Esad’ı da, Saddam’ıda, İran yönetiminide en çok koruyan kendileri olmuş. Ama zorunlu gidişler, paniklere neden oluyor ve sorunların içinde kendilerini buluyorlar. T. C’nin bu ülkere tek ilgisi, gelişmelerin sonuçlarına ilişkindir, bu da sonuçda Kürtlerin elde edeceği kazanımlardır. İlgi ve alaka budur, yoksa çokça bahsettikleri insan hakları vb. laflar değildir. Eğer hak-hukuk ve insan haklarından bahsedeceklerse önce kendilerine baksınlar, Tarihleri Baaslardan, Neo Nazilerden katbekat kirlidir.
Evet Türk Devleti Suriye’nin içişlerine karışıyor, bunu her kim diyorsa doğru diyor. Bu hakkı yoktur. Ama Kürtlerin sonuna kadar bu hakları var. Baas zulmünü en çok Kürtler çekti (G. B Kürtleri) ve orada Kurdistan’ın bir parçası, iki milyonu aşkın Kürt bulunmaktadır. Kürtlerin bu zulme karşı onlarca yıldır mücadelesi var, bedeller ödüyorlar. Bu uzun sürede yapılan zulüm ve kıyımda Türk Devleti’nin bilinçli payı ve desteği olmuştur. ‘Kardeş’lerini kurtarmak istiyorlar mümkün olmuyor, bu anlamda yeni yönetime gelecek olan ‘kardeş’ler üzerine hesap yapıyorlar. Eğer Kürtler bir kazanıma sahip olmayacaklarsa, hesap tutmuş demektir. Hep birlikde göreceğiz...
Beşşar Esad doğru bir söz söyledi; ‘Bizdeki sorunların aynısı ve fazlası Sizde (Türkiye’de) var’ Yani biz gidersek sıra Siz’e gelir. Çok doğru bir belirleme, Türk Devlet’i bunun çok iyi bilincinde. İşte bütün çabası, sıranın kendisine gelmesini engellemedir. Suriye yönetiminin çağ dışılığını yeni keşfetmiş Türk Devlet yetkilileri acaba İran’ı nasıl görüyorlar? Şu an dost ve kardeş gibiler, eğer orda da mevcut yönetimi zorlayacak başkaldırılar olursa anında tavırlarını değiştirir, Azerilerin haklarından ve hatta ayrılmalarından bahseder, Kürtlerinde kazanımlarını engelleme çabalarına başlarlar. Yani Türk Devleti’nin bölgete tek bir politikası var; ırkçı-faşist emeller. Samimi olduklarını göstermek istiyorlarsa, önce kendilerine baksınlar. Hem İran’ı ve hemde Suriye’yi görürler! Değişimi, çağdaşlığı kendilerinden başlatsınlar.
İç politikada yeniden Dersim’e dönüldü. Dersim CHP milletvekili Hüseyin Aygün’ün Dersim Katliamı üzerine açıklamaları, o dönem tek parti olan CHP ve birinci derece yöneticilerini suçlaması yerinde, tartışmasız doğru ve desteklenmesi gereken bir tavırdır. Ancak hem mensubu olduğu CHP tarafından ablukaya alındı, hemde İktidar Parti’si açıklamaya faydacı, durumu kurtarıcı bir tarzda yaklaştı. Başbakan hemen CHP’yi suçlayarak, yapılan katliam için Devlet adına ‘özür’ dilediğini açıkladı. Olay o kadar gümdenmleştirildiki (halen devam ediyor) Hüseyin Aygün’ün açıklamaları gölgede kaldı.
Başbakan’ın ‘özür’nü önemsemek gerekir, ancak bu ‘özür’ün CHP ve MHP’nin açık ırkçı politikalarından hiçde farklı olmadığı kısa sürede anlaşılacak. ‘Açılım’da olduğu gini ‘Özür’de de bir samimiyet yoktur. İki yılı aşkın süredir devam ‘Açılım’, KCK’de bahane edilerek Kürt-Aydın kıyımına dönüştürüldü. Şimdi de ‘Özür’ün sonuçlarını göreceyiz.
Evet, Erdoğan samimi değildir. İçlerinde Maraş ve Sivas katliamlarının birinci derece sorumluları mevcuttur. Hemde en önemli (ödüllendirilircesine) mevkilerdeler. Bu nu bilmiyor mu? Dersim Katliamı’ nı kınayan ve ‘özür’ dileğen Başbakan, neden Maraş ve Sivas katliamlarında önemli derecede sorumlu olanları koruyor ve görmemezlikten geliyor? CHP’yi görmek doğrudur, ancak kendileride görmeleri gerekiyor! Başkasını görmek yetmiyor. Kazan vadisinde kimyasal silahlarla Kurdistan Halkı’nın evlatlarını yakan (24’de 24 diyen) zihniyetin, Dersim katliamını yapan ırkçı zihniyetle bir farkı yoktur. ‘Özür’ bu anlayışda olan birileri tarafından oluyorsa, asla kabul edilmemeli? Bu ‘Özür’ kabahatinden daha tehlikelidir!!!
On yıl içerisinde Almanya’da Neo-Naziler (dönerciler inayeti) on Türk vatandaşı öldürmüşler, cinayetler geç de olsa ortaya çıkarıldı, ve en üst düzeyde özür dilendi. Alman Devleti layıkıyla sorumluluğunu yerine getirdi. Bunu uluslar arası geniş bir kamuoyu izledi. Fazla konuşulacak bir şey yok. Türk Devlet yetkilileri ve basını olayı, büyük bir ırkçı ayıba dönüştürmek istedi, sanki ülkelerinde hiç böyle durumlar yaşanmıyor gibi! Sormak gerekiyor; on yılda Almanya’da Neo-Naziler on Türk vatandaşı (birisi Yunan vatandaşı) katletmişler. Acaba on yılda (bu süreç AKP iktidar dönemidir ve devam ediyor) AKP yönetiminde Türk Neo-Naziler kaç bin tane Kürt katletmişler? Bunun hesaplarını yapma insanlığına sahipler mi? İşte AKP budur? Başkasının aybını görür! Kendini asla!
AKP resmi ideolojiye İslam kılıfı geçirdi, gidişatı daha da tehlikelidir. Diledikleri ‘Özür’ altında karanlık hesaplar var. Dersim Alevilikle, Azadi ve Hoybun (Şeyh Said ve Ağrı) hareketleride sunnilikle sınırlandırılamaz ve öyle de değildir. Binlerce yıllık tarihten Koçgiri’den Mahabat’a ve Diyarbakır’a kadar yaşanan ve devam eden tarih bir bütündür. Her yaşanan olay bu bütünün parçasıdır. Dersim’e yönelik sınır tanımaz katliamın nedeni Alevilik değildir! Eğer öyle olmuş olsa Azadi ve Hoybun hareketlerine yönelik katliamlarında nedeni sunnilik olmalı! Ne sunnilik ve nede alevilik katliamların tek nedeni Kurdistan gerçekliğidir? ‘Açılım’ döneminde Başbakan ve Devlet’i Zerdüşt’le kurmanc-zaza çelişkisi yaratmakla uğraştı, Şimdi ‘Özür’üylede Kürdistan’daki din ve inançlar arasında çelişki yaratma uğraşında. Başbakan başka oyunlar düşünsün. Kurdistan Halkı bu oyunları iyi tanıyor.
‘Özür’de samimilerse, önce arşifler açılsın, katliamın nedenleri açıklansın, en önemlisede değişen nedir? Kürdistan ya da Alevilik konusunda Erdoğan ile AKP’si ve M. Kemal ile CHP’si arasındaki fark nedir?
04.12.11
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


