AKP ve ORTADOĞU
Salih Aras/AKP’nin Ortadoğu Politikası önemli bir çıkmazı haline geldi. Bu politikaları, bağlı bulundukları küresel güçlerden bağımsız değildi-değildir. İç politikadan bakıldığında sanki bağımsız gibi hareket ediliyor görünümü verilsede, gelinen aşamada pratik böyle olmadığını gösteriyor. Buna en iyi örnek İran ve Suriye’dir. Sadece Kurdistan Sorunu’nda her koşulda bozulmayan ilişkilerinden bahsetmek dışında, samimi lilişkilerinden bahsetmek mümkün değil! Başta tarihsel olmak üzere çok farklı nedenleri var. Yaklaşık iki yıldır, İslam ülkelerine yönelik yoğun bir faaliyet içerisine girdiler. Bu gün gelinen aşamada ise, ilişkiler bir-iki yıl öncesine göre, kendi alehlerine çıkmaz bir dönemece girmiştir. İslam Dünya’sı ve Batı (ABD ve AB) arasındaki ilişkilerde iki yüzlüdür. Bu politikaları tıkanma aşamasına gelmiştir. Hem komşu ülkelerle ve hem de Batı ile ilişkileri ciddi bir çıkmazla karşı karşıyadır.
AKP yaptığı politikaya kendisi ne kadar inandı? Yoksa arkasındaki küresel güçleremi güvendi? Ama sonuç değişmiyor, hesaplar tutmuyor. Sürekli büyüyen bir ülke deniliyor, yıllık raporlara dayanan ekonomik hesaplar var;
Türkiye’nin Dünya ekonomisindeki yeri 1000’de 7’dir. ABD’nin 1000’de 250’dir. Ortalama olarak 200 ülke üzerinden hesap yaparsak, her ülkeye eşit bir pay verilse, 1000’de 5 eder. Yani en fakir ve en zengin ülkelerin ortalaması 1000’de 5‘lik bir paydır. Türkiye bu ortalamanın 1000’de 2 üzerindedir. AKP Hükümeti’nin dayandığı bu ekonomik güçle, Bölge ve Dünya’da oynamak istediği siyaset ve politika arasında derin bir uçurum var! Neyine güveniyor? AKP’liler durumlarını çok iyi biliyorlar. Hatta hayellerindeki İslam dünyasına Lider olsalar bile, mevcut durumda bu güçde tek başına etkileyici (diğer küresel güçlere dayanmadan) olması güçle orantılıdır. Bütün İslam ülkelerinin Dünya ekonomisindeki gücü 100’de 10’dur, nüfus ise Dünya nüfusunun yaklaşık çeyreğini oluşturyor.
AKP bu gücüyle Ortadoğu politikasına yön veremez! Bundan dolayı küresel güçlerin yedeğine düşüyor, onların korumasında kendine ‘etkin’ bir yer arıyor. Diğer taraftanda sinsice İslam liderliğine oynuyor! Görünen o ki, son aşamada varlıklarını Batı’ya dayandıracak ve geleceğe yönelik hesaplarını öyle oynayacaklardır.AKP Ortadoğu’da izinli bir politika izliyor, ABD ve AB tarafından desteklenmesi bundan dolayıdır. İsrail’le ilişkiler bunu çok iyi kanıtlıyor. İlişkilerini (özellikle Türkiye)kopma derecesine kadar gerdiler, sonra bir sessizlik, gizliden görüşmeler, peşine Malatya’a füze kalkankarının yerleşririlmesi kararı ve İran dehditi, AKP’nin bölgede iradesiz bir güç olduğunu açıkça göstermektedir. Nerde kaldı ‘İslam ve ‘kardeş’likleri? AKP sadece İslam’ı istismar ediyor ve uluslar arası güç dengesinde İslam’ı kullanarak ırkçı politikalarına yer ve güvence arıyor.
Yine küresel güçlerin etkisiyle Kerbela olayları yıl dönümünde bölgedeki Şii nüfusu üzerinde hesaplar yaptılar! Sözde İran’ın Şii nufuzu üzerindeki etkisini kırma, azaltma polikasına girdiler. AKP çok amatörce davranıyor. Yüzyıllara dayanan derin çelişkilerin, sadece Yezid’i suçlamakla bölgedeki Şii nüfusunu etkilemeyi düşünme oldukça basit bir hesaptır. Şiilere göre günümüzün Yezid ve Yezidleri Sunni İslam ülkelerindeki Devlet başkanları ve yöneticilerdir. ‘Hz. Muaviye’ demeler ne çabukda unutulmuş! Özbe öz araptır, Halife Osman’ın en yakın adamıdır, Yezid’in de babasıdır. Düne kadar bilmem kaçıncı mezhep diyordunuz! Ne oldu? Irak’ın Şii Başbakanı ile son gerginlikler (bu durum İran’dan ayrı düşünülemez!) böyle bir politikanın ne kadar yersiz olduğunu göstermede yeterli. Çünkü tarih boyunca Sunni ve Şii çelişkisinin her zaman yoğun olduğu alan bü günkü Irak topraklarıdır. Dahada böyle devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Yani Türkiye’nin Şii nüfusu üzerindeki hesapları bir hayelden öteye gitmeyecektir.
ABD geçen yıl sonunda Irak’tan (büyük bir orandan) çekildi. İlk kendisini gösteren sorun, her zaman olduğu gibi, Sunnilik ve Şiilik oldu. Şii olan Başbakan Sunni olan Cumhurbaşkanı yardımcısını tutuklamak istedi, O’da şimdilik G. Kurdistan Bölgesel Yönetimi’ne sığınmış, sonuçları göreceğiz! Yani sunnilik ve şiilik çelişkisi bölgenin en tarihsel ve derin çelişkisidir. Yüzyıllardır kan davası biçiminde devam ediyor. Daha ne kadar devam edeceğini, kestirmek bile çok zor. AKP bu derin çelişkileri birden çözmek istiyor, en önemliside bölgedeki Şii nüfusunu etkisine almayı hesap edebiliyor! Olmadı!!! Şiiler Yezid’leri kabul etmezler, ve Sizleri Yezid olarak görüyorlar. Bu bir politikadır, herkes kendi çıkarına olan bir ‘İslam’ yaratarak ondan ısrar ediyor. Günümüzün ne sunni ve ne de şii islamı, İslam’ın özüne uygun değil, tümüyle bir çıkar politikasına dönüşmüş.
AKP aşitatif düzeyde Dünya’ya meydan okuyor ama real gücü buna hiç müsait değildir. Bu aşitatif faaliyetleri içe yöneliktir. İçerde de tüm Devlet Kurumlarına sahip oldular ve denetimlerine aldılar. Direkt denetimlerinde olmayan kurum kalmadı. Şimdi ise kendi iç sorunları, en önemli çelişkileri olmuş. AKP varlığını sürdürmek ve Cemaatler üstü bir konuma gelmek için Kemalist vari olmak zorunda. Bunun için toplumun tüm kesimleri susturuluyor. Bahane PKK ve Kürtler oluyor. Eski politikalar gibi, ‘vatan bölünecek’ tehdit ve oyunlarıyla toplum zaptu-rapt altına alınıyor. ‘TEK’lik hukuka ve yasalara göre yaratılamaz. Tutuklamalar, sindirmele, tehditlerle vb.vb yöntemlerle sağlanır. Osmanlı ve Cumhuriyet Tarihi bu konularda bolca örneklerle doludur.
AKP’nin oluşma biçimi resmi tarihiyle ibaret değildir. 12 Eylül Türk Irkçı-Faşizminin İslam’ını temsil ediyor. Bu Kemalist İslamdır, inanç değil, siyasal yönü belirgindir. Cemaatler biçiminde Devlet içerisinde örgütlenmelerine izin verildi, olanaklar sunuldu. Mevcut İslam’ı yaratan ve siyasal iktidara getirenler Ecevit, Demirel ve Kenan Evren’lerdir. Bunun en belirgin nedeni, İslam istismar edilerek Kurdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi engellenmek isteniyor. Bu oyun etkili oluyor, Kürtler ne kadar farkındalar? tartışmalı!
Kürtlere dayatılan İslam, biçimden ibarettir. Bu İslam’ın yüzde biri bile değildir. Sadece İslamın ve İmanın şartlarıyla meşkuller. En başta da namaz kılmak, Hac’a gitmek, Oruç tutmakla inançlı insanlar olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Bunlar İslam bütünlüğü içerisinde bireysel görevlerdir. Bunları yapıp-yapmama, gereklerini yerine getirme bireyin kendi görevidir. Yararıda zararıda kendisiyle sınırlıdır. Öyle bir duruma getirilmişki Kürt günlük olarak Kıble’yi arar duruma getirilmiş ve sürekli O’nunla meşkuldur.Kürt, Devlet İslamlığına mahküm edilmiş, İslam’dan anladığı tek şey sürekli namaz kılma, Devlet’e ve Ordu’suna günlük dua etmektir. İslamın siyasal yanıyla sürekli uğraşan Devlet, Kürtleri İslam’ın biçimleri ve bireysel görevleriyle meşkul ediyor.
İslam’ doğuşuyla birlikde siyasallaşması var, bir devlet gibi kurumsallaşıyor. Adeleti, hukuku, askeri, vergisi, talanı, ganimeti, yağması vb.vb. Devlet’lerde olan tüm özellikler mevcuttur. Gelen yöneticiler neyi nasıl kullanacaklarınıda kendileri karar verir. Çıkarlarına nasıl uygun geliyorsa, İslam öyle olur! Saddam Halepçe’de kimyasal silahlarla Kürtleri katledince, bunu İslami gerekçelere dayandırıyordu! Hiç bir ‘İslam’ ülkesi-devleti de karşı çıkmadı! Halkın büyük bir kesiminin müslüman olduğu Kurdistan’da neden Kürtler sadece İslam’ın biçimiyle meşkuller? Bu süreç 12 Eylül Faşizmiyle başladı, AKP iktidarıyla devam ediyor. Ama ne 12 Eylül Faşizmi, ne de Onun İslamik biçimi olan AKP iktidarı, İslamın biçimiyle fazla meşkul değil! İlgi alanları spordan istihbarata, sanattan ekomiye, askerden diplomasiye kadar geniş bir yelpazede yoğun ve sürekli bir faaliyetle devam ediyor.
İslam’ın hak-hukuk, özgürlük, siyaset, savaş-barış, yani bir bütün olarak toplumsal ve sosyal yönleri Kürtlere kapatılıyor. Sadece namaz kıl, kıbleyi doğru bul, dayatmalarıyla din kardeşliği ve oldukça dar bir İslam anlayışı sürekli olarak kabul ettirilmeye çalışılıyor. Ne yazık ki kabul de görüyor.
Yakın Tarihimizde Din ve İnanç önderleri Kurdistan Ulusal Kurtuluş Hareketinde önemli roller oynadılar. Enretnasyonalizim ve sosyalizim hastalığından dolayı bu etkili çevreler oldukça yıpratıldı. (Ayrı değerlendirilmesi gereken bir konudur) Fakat tüm olumsuzluklara rağme, Dinlerimizin ve İnançlarımızın bir gereği olarak da Ulusal çıkarlarımıza ve ona bağlı olarak geleceğimize sahip çıkmak zorundayız. Dinler ve İnançlar her kese kazandırırken Biz’e neden kaybettiriyor? Burda bir yanlışlık var, bir yol gerek, hep veren değil, almasınıda bilelim. Herkes bunu yapıyor. Bu namaz kılarak ve sürekli kıble arayarak olmuyor! Politikayla, daha da açıkçası oyun-entrikalarla oluyor. Neden bu çoğrafyaya en son gelenler, İslam’dan faydalanarak toprak, vatan sahibi olabiliyorda, yine bu çoğrafyanın en eski Halkı, var olan topraklarından oluyor? Biz İslam anlayışımızı sorgulamalıyız! İslam değil, Devletlerin ipoteğindeki ‘İslam’ (Şii yada Sunni) Biz’i sadece maddi çıkarlarına hizmet eden bir konuma getirmiş.
Dinlerin Tarihinde, Halk olarak önemli bir yerimiz var, hatta bazı Din adamlarımıza göre, ‘Biz (Kürtler) Hz. İbrahimin Kavmiyiz’ Yani Hz. İbrahim Kürt’tür. Hz İbrahimin Nemrut’a karşı mücadelesi var, Tanrı’yı arar. Bütün Dinler üzerinde etkisi var. İslam Tarihinde Salehattin Eyyübi gibi askeri deha ve Said’i Nursi gibi ilim adamı ve daha onlarca seçkin değerimiz varken, Devletler ipoteğindeki dinleri kabul etmek kendi gerçekliğimizi inkardır. Değerlerimize dayanarak Kendi İslamımızı meşrulaştırma en hak ve doğru yoldur. Yapması gerekenlerde Din adamlarımızdır. Bizde de Din Ulusal ve Sosyal Kurtuluşumuz olmalı, başkasına hizmet değil!
İnaçlarımız ve Dinlerimiz Bizim’de güç ve kazanç kaynaklarımız olmalı. Herkes gibi. Herkesin düşünmesi gereken bir konu var; 12 Eylül Faşizminin başı Kenan Evren neden Kurdistan’da Din’i eğitimlerin yoğunlaştırılmasını istedi? Kürtleri cennete göndermek için mi?
18.01.12
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


