Anasayfa Yazı Dizisi Gayri resmi tarih gibi 27

Gayri resmi tarih gibi 27

altSelim Çürükkaya / Seminer çalışmalarını küçümsememek lazım.
Bir seminerin hazırlanması için, araştırma yapmak gerekiyordu.

Diyelim ki Kürt tarihi ile ilgili bir seminer hazırlanacak
Önce konuyla ilgili kitaplar temin ediliyordu
Millattan önce Kürtlerin ataları ve eski Mezopotamya tarihi
Medler, Kasitler; Gutiler, Huriler......
Orta çağda Kürdistan’ ın durumu
İslamiyet ve Kürtler...
Türkler’ in Anadoluya gelişi...
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürtler....
İsyanlar, başkaldırılar, Kürdistan’ını Parçalanması
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı, Serv antlaşması
Lozan ve yeniden parçalanan Kürdistan!



Koçgiri halk ayaklanması, Palu genç Hani başkaldırısı....
Ağrı dağı isyanı

Ve 1938 Desim baş kaldırısı, isyan ve bastırmalar...
Katliam, göç ve kalanları asimilasyona tabi tutma.

1946 Mahabad Kürt Cumhuriyetinin kuruluşu
Bir yıl sonra çarü çıra meydanında dört dar ağacı....
Bozgun, yenilgi ve kaçış....

General Barzani’ nin uzun yürüyüşü
Rusya’ da  sürgün günleri,  geri dönüş....
Ve Baas iktidarına karşı başkaldırı.
İsyan....
Dağların doruklarında özgür bir yaşam
Dostlarını ve düşmanlarını yanlış seçme
Cezayir anlaşması ve Şah' ın arkadan bıçaklaması…

Ve yenilgi….
Bütün bu konular hakkında bilgi veren kitaplar okunur
Alıntılar bir deftere kayıt edilir
Ardından seminer konusu elle yazılırdı
Seminerleri bazen tek kişi, bazende bir grup hazırlardı.

1976 Yılının ilk baharında artık “Kürdistan devrimcileri” adını kullanıyorduk
Yani artık bir gruptuk
Ama bu ismi nasıl almıştık?
Veya kim, kimler tarafından bu isim bize verilmişti, orasını bilmiyorum!
Acaba birileri oturdu, bu isim işi üzerinde tartıştı, kararlaştırdı, sonunda  bize kabul mu ettirdi?
Sanmıyorum.
Ne o günlerde, nede bu günlere kadar “Kürdistan Devrimcileri”  adının bir karala alındığını duymadım.
Ülkemizin adı “Kürdistan” dı.
Bu isim yasaktı ve biz korkusuzca, ısrarla her yerde kullanıyorduk.
Birde kendimize “Devrimciler” diyorduk
Bu iki kelimenin birleşiminden adımız doğmuştu
Kürdistan devrimcileri”
Henüz bir proğramımız veya tüzüğümüz yoktu.
Grubumuzun ideolojiside sistemli olarak oluşmamıştı:
Araştırma, tartışma evresini yaşıyorduk.
Abdullah Öcalan diye birisini henüz tanımıyorduk, bu ismi duymamıştık.
Ankara’ da okuyan Dersim’li arkadaşlarımızdan kimse de ondan söz etmemişti.
Ali Haydar Kaytan; Şahin Dönmez, D. Ali Küçük’ten bir kez dahi olsun Öcalan hakkında tek bir söz sarf ettiklerini duymadım.
Bingöl’ de Resul Altınok, Zeki Yıldız, Mehmet Hayri Durmuş, Şalvar Mahmut, Kısmet abi, Kalkapazarlı Hasan’ı tanırdım.
 Bu arkadaşların bir kısmı Ankara' da okuyor bir kısmı orada çalışıyordu.
Hiç birisi Abdullah Öcalan’ dan bir kez dahi olsun söz etmedi.

Hiç kuşkusuz yukarıda adlarını sıraladığım arkadaşlar, Öcalan’ı tanırdı.
Ama o tarihlerde Öcalan’ ın anlatılacak bir meziyeti olmadığı için, Kürdistan'da kimseler tarafından tanınmazdı.
Zan edersem Bizim Tunceli öğretmen okuluna dışardan gelenlerden birisi kemal Pir’ di.
Türk kökenli olması ve Kürdistan' ın bağımsızlığını savunması bizi etkilemişti.
Birde Ankara’ da üniversitelerde okuyan öğrencileri kendimizden daha bilinçli görür, onlara hürmet ederdik.

Ankaradan gelip kürdistanda bizlerle ilişki kuran öğrencilerin üç konuda bizleri etkilediğini düşünüyorum:
Birinci konu; Sovyetler birliğindeki rejimin “sosyalist” değil, “revizyonist” bir rejim olduğu,
İkinci konu, Türkiyeli bütün sol grupların, son tahlilde “inkarcı” ve “sosyal şöven” oldukları,
Üçüncü konu, bizim dışımızdaki bütün Kürt sol guruplarının ise  “teslimiyetçi küçük burjuva milliyetçileri” olduklarıydı.

Doğrusunu söylemem gerekirse; o günkü koşullarda bu tanımlamaları bende doğru olarak görüyordum. Türkiye solu, Kürdistan’ ı Misaki Milli sınırları içinde değerlendirdiği ve ülkemize Doğu ve Güneydoğu Anadolu dediği, Ülkemizin kurtuluşunu Türkiye devrimine endekslediği için, birde sosyalist olduklarını söylediklerinden  “sosyal şöven” tanımı yapılarına tam olarak uygundu.  Kürt olmalarına rağmen Türk sol gruplarının içinde yer alanları ise “ulusal inkarcı” olarak damgalamıştık.

Ankara’da okuyan öğrenciler bu konularda bizi ikna etmede zan etmiyorumki fazla zorlandılar.
Zira sol kitaplarda “Sosyal şövenizm,” ”ulusal inkarcılık”teslimiyetçilik ve küçük burjuva milliyetçilği” konusunda bolca meteryal vardı.

Biz bunları okudukça bu gruplara karşı bileniyorduk.
Henüz aramızda, çatışmalar başlamamıştı
Ama kıran kırana bir tartışma vardı.
Görüş ayrılıklarımız hemen her konuda derinleşiyordu.
Her grup kendi savunduklarının doğru olduğuna inanıyordu.
Bizleri hem küçümsüyor, hem alaya alıyor, hem de dıştalamaya çalışıyorlardı.
Türkiye soluna göre biz “ulusalcı milliyetçiydik”
Kürdistan sol guruplara göre ise biz “goşist veya maceracıydık”
Biz ise kendimizi çok ciddi görüyorduk.
Yaptığımız işin en azından bir oyun olmadığını biliyorduk

 Devam edecek



Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile