Anasayfa Yazı Dizisi Gayri resmi tarih 29

Gayri resmi tarih 29

altSelim Çürükkaya / Bingöl’e bağlı Yeniköy’ e dönünce, beni derinden etkileyen bir olay olmuştu.
Çok sevdiğim arkadaşım Vahtettin Çelik, bir iş kazasında ölmüştü.
Bizim köyümüz Bingöl’ ün 17 kilometre yakınında, Çılkani olarak bilinen geniş bir ovanın üzerinde kurulmuştu.

Kurulmuştu diyorum, çünkü bu ova, 1968 yıllarına kadar boştu.
Bizim Murat vadisinde, Suveren istasyonunun karşısında, Genç ile Palu arasındaki köylerimizde toprak kayması olduğundan dolayı, üç köy için Çılkani ovasında yeni evler inşa edildi ve biz 1969 yılında yeni köye taşındık.


Yaklaşık olarak on kilmetre eninde beş kilometre boyundaki bu ova sussuzdu.
Ve biz köyümüze yerleştiğimizde yalınızca içme suyu getirilmişti.
Böylesine geniş bir ovanın o tarihlere kadar sussuz kalması aklın alacağı iş değildi, ama olmuştu işte.

Bir gün bizim köy dahil, ovayı çevreleyen bütün  köylere bir haber ulaştı
“Göynük suyu üzerine sulama barajı yapılacak ve Çılkani ovası sulancak”

Gerçekten bir müddet sonra barajın ihalesi Ankara’ da yapıldı
Ve Özdemir Sutunç isimli bir muhendis barajın ihalesini aldı.
Bizim köy ile Solhan’ a giden asfalt yolun yol çatısında barajı yapacak olan firmanın barakaları inşa edilmeye başlandı.
Haci çayır, Kadimadrag, Tarbasan, Dere nazik, Dik, Kurık, Çılkani, hatta İbreman ve Xeraba köyleri sevinmişti
Hem arazileri sulanacak, hemde barajın inşaatında iş bulup çalışacaklardı.
Nitekim iki veya üç ay sonra köylere arabalar gelmiş, çalışmak isteyen köylüleri  baraj gölünün yapılacağı yere taşımıştı.
 Yüzlerce işçi sabah saat sekizde işbaşı yapıyor, akşamüzeri evlerine geri dönüyorlardı.
Çalıştıkları ağır işlerdi
Toprak kazıyor, beton yapıp döküyorlardı.
Hiç birisi sigortalı değildi, hiç birisinin iş güvencesi bulunmuyordu.

Vahtettin Çelik’ in yaşamını yitirmesiyle her şeyi fark ettik!
Baraj gölü yapıldıktan sonra kanal boyunca bir araba yolu yapmak istiyorlar.
Yolun toprağı kazılıyor, toprağın bastırılması için keçi ayağı denilen ağır bir silindir traktörün arkasına bağlanıp çekiliyor.
Arkadaşım Vahdettin traktör ile silindir arasındaki bağlantının üzerinde ayakta duruyor.
Bir ara dengesini yitiriyor, tonlarca ağırlıktaki silindir üzeriden geçiyor.
Vücudu dümdüz olarak yere yapışıyor

İşte bu haberi duyunca sanki kalbimden vuruldum.
Daktilomun başına geçtim ve bildiriyi yazmaya başladım.
“En ağır işlerde çelışıyorsunuz, emeğinizin karşılığını alamıyorsunuz.
Hiç birinizin iş güvenliği yoktur.
Vahtetin Çelik örneğinde görüyorsunuz.
Aslan gibi gençti, henüz yeni evliydi, bir de oğlu vardı.
İş kazasında öldü, şantiye şefi tazminat olarak ailesine hiçbir ödeme yapmadı.
Çünkü sigortasız olarak çalıştırılıyordu
Eğer silindirin altında, bir koyun kalmış olasaydı, işveren koyunun fiatı kadar parayı sahibine öderdi.
Düşünün ki sizin bir koyun kadar bile değeriniz yoktur bu iş yerinde!”

Bu cümlelerin içinde olduğu bildiriyi hazırlayıp Bingöl’ de çoğaltınca, arkadaşım Nihat Özsoy ile birlikte iş yerine gittik, kanal boyunca çalışan bütün işçilere dağıttık. Okuma yazması olamayanlara da bizzat okuduk.

Bir gün sonra Bingöl’ e uğradık. Rehmetli Zeki Atsız o zaman orada sendika başkanıydı.
Onunla konuştuk, arkadaşımın ölüm durumunu anlattık.
Bütün işçilerin sendikalı olması için neler yapmamız gerektiği konusunda kendisine danıştık.
Bizi bilgilendirince köye döndük, işçileri ikna etmek için, ben ile Nihat şantiyeye gidip  çalışmak amacıyla adımızı yazdırdık.
Bizde çalışmak istiyoruz” dedik.
İşe alınca, Ben, Nihat, Lütfü ve Ekrem, işçileri ikna etme propağandasına başladık.
Ekrem şantiye şefinin puantörüydü
Yani şirkete gelip çalışan kişilerin adlarını soyadlarını ve kaç saat çalıştıklarını yazıyordu.
Daima şantiye şefiyle birlikte dolaşıyor, onunla aynı odada yan yana konulmuş masalarda çalışıyordu.
Kısa bir zaman sonra şef,  bizim işçileri greve hazırladığımızı ve sendikalı yapmak istediğimizi anlıyor.
Baş ustası Selim’ i yanına çağırıyor ve ona:  “Selim usta bu Selim Çürükkaya’ nın adı yazılsın, maaşı verilsin, ama kendisi iş yerine gelmesin” diyor.
Selim usta  Şefine: “Şefim olur mu öyle şey, çalışmayana maaş verilir mi?” deyince;
Şef : “Selim usta bu iş yerinin sahibi benim ve senin hiçbir şeyden haberin yok. Nelerin olduğunu bilmiyorsun!” diyor, Selim ustayı susturuyor.

Bizim ile şef arasındaki kavga başlamıştı.
İşçileri ikna etmeye başladığımız sıralarda şef çavuş olarak bilinen kişilerin maaşlarını artırdı.
Ve bu çavuşlar, işçilere “sigortalı olamayın, olursanız şef sizi işten atar” dediler.
Bu propaganda işçileri teredüte düşürdü.
Ama üceretleri çok azdı, sigrtalı olmakta teredüt edince, onları greve gitme konusunda ikna etmeyi başardık.
Tek bir kaygıları vardı: başaka yerlerden yabancı işçi getirilseydi, ne yapacaktık?.
O konuda işçilere söz verdik, yabancı işçileri dövüp geri yollayacaktık.
Greve herkes tam olarak uydu
Üç gün hiç kimse iş yerine gitmedi.
İsteklerimiz dördüncü gün kabul edildi, kamyonlar köylerden şantiyeye işçi taşıdı.

Şef ile kavgamız devam ediyordu.

Devam edecek




 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile