DERSIM’DE MUNZUR BARAJLARI VURUN!
Dr Ali KILIC
/DERSIM’DE MUNZUR BARAJLARI VURUN!
Emperyalist sömürgeci TC devleti ,tarihimizin zenginlik kaynaklarını 42 milyon yıllık Dersim Doğasını kutsal mekanlarımızı, binlerce tür hayvan ve bitkinin ortadan kalkmasını gerçekleştiriken PKK sustu ve « HPG Dersim Saha Komutanlığı, kadın ve uyuşturucu ticareti yapanları sert bir şekilde uyaran bildiriler dağıttı. Çok sayıda ismin de yer aldığı bildirilerde uyuşturucu ticareti yapanlar ve birahanelerde kadın çalıştırma adıyla fuhuş yaptıranlar “son kez” uyarıldı » ğı bildirildi.
Bu konuda yazar Elif Orhan Kürdistan Aktüel’de şunları dile getirdi.
« PKK tarihinde Dersimli devrimciler Apo eliyle-talimatıyla yok edildiler…Tutuklandılar..Taş altı edildiler..Hakaretlere maruz kaldilar..Bunlar bilinen gercekler..
Apo her ağzını açtığında Dersim insanına „Dersim kişiliği-kışla kültürü“ tanımlamasını yaparak akla-hayale gelmiyecek karalama-iftira çamur attığı cözümleme denilen deli saçması yazılarında mevcuttur..Hal buyken her avukat görüsmesinde mutlaka Dersim’e dair bir talimat veriyor..Önce Dersim celadi M.Kemal’i Dersimlilere sevdirmeye kalktı, baktı tutmiyor, sonra Dersim’i yok sayan Ihanetci olarak bilinen Diyap Ağa’yi örnek olarak sundu..»
Ilkin sorulacak soru HPG Dersim Saha Komutanlığı Dersim de « kadın ve uyuşturucu ticareti yapanları»n emperyalist sömürgeci TC devleti ve onun kurumları, askeri birimleri gizli servislerinin olup olmadığı sorusudur? Bu durum karşısında HPG Dersim Saha Komutanlığının TC emperyalist sömürgeci TC güçlerine karşı askeri ve startejik saldırların temel hedefleri nelerdir? HPG niçin baraj projelerini, TC askeri űslerini, Fabrikalarını, askeri garnizonlarını bombalamıyor? Bunlar işgalci askeri sömürgeci seks tüketicileri tüccarları değil mi? Bunlar niçin toptan imha edilmiyor?
Tarihsel gerçek şu ki Çin’de olduğu kadar Vietnam’da emperyalist sömürgecilerin uyuşturucu ticareti pratiği ile TC emperyalist devletinin Kürdistan’daki fuhuş politikası aynı politikadır. Dersim’de « uyuşturucu ticareti yapanlar ve birahanelerde kadın »çalıştıranlar TC Genel Kurmay, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğüdür. TC emperyalist Ordusunun bu gerçek bölgedeki varlığıdır.Dersim’de « kadın ve uyuşturucu ticareti » emperyalist sömürgeci TC devletinin Dersime yönelik politikasıdır. Dolaysıyla HPG Dersim Saha Komutanlığı hedefi startejik olarak TC fasist sömürgeci askeri birliklerinin bu bölgeden çıkartılması ve bunun için bütün TC askeri işgal güçlerini hedef almasıdır.Bütün silah depoları, düşmanın askeri üsleri bombalanmalıdır. Düşmanın askeri konvoyalarının geçtiği köprüler dinamitlenmelidir.Düşman askererinin subay evlerine giden su şebekeleri tahrip edilmelidir. Düsman askeri güçlerinin akar yakıt depoları, petrol rafinerileri ateşe verilmelidir. Düsman askeri gemilerine, komando egitim merkezlerin Orduya Subay yetistiten Okullara Genel Kurmaya, Jandarma Genel Komutanligina, Emniyet Genel Müdürlüğűne, TBMM sine askeri ve stratejik saldilar düzenlenmeli, OYAK askeri Fabrikalari düsman için askeri uretim yapan tüm fabrikalar NATO üsleri bombalanmalıdır. Bu denenmeyince, ne Dersim’de ne diger bölgelerde Kesin bir askeri üstünlük sağlanmaz. Stratejik askeri saldırı esas çeliskiyi temel olarak almalıdır. Aksi bir yönelim düşmanın yenilgisine olanak hazırlamaz. Düşmana elverişsiz olan koşullar yaratmak demek , onun işgalci varlık şarlarını ortadan kaldırmaktır. Bunun ön koşulu da metropoldeki 15 milyon kürdü stratejik işkollarında örgütlemek, genel grevleri gerçekleştirmek, düşmana ağır ekonomik darbe vurmaktir.
HPG Dersim Saha Komutanlığı Karşı-saldırı aşamasında düşman kıtalarını toptan ortadan kaldırma amacıyla sonuçlu savaş ve imha savaşına baş vurmalıdır. HPG Dersim Saha Komutanlığı gerilla birliklerini kuvvetli oldukları belirli yerlerdeki küçük düşman birliklerini ve kukla kuvvetleri sistematik olarak ezmek ya da söküp atmak, için halktan kendisini tecrit edecek pratiklerden uzak durmalı, ama kitleleri emperyalist sömürgeci TC güçlerine karşı ayaklandırmak, boşlukları doldurmak, eğitmek ve yeni gerilla birlikleri örgütlemeyi esas hedef yapmalıdır. HPG Dersim Saha Komutanlığı bunu yapmazsa « gerillalara ve üs bölgelerine karşı duyulan nefret büyür, onların başlarının ezilmesi için hazırlıklar yoğunlaşır». Her ne kadar bildiri de « HPG gerillaları olarak Dersim halkımızın varlığına, kimliğine, kültürüne sosyal özgür yaşamına tüm değerlerine yönelen saldırılara karşı görevimiz gereği cevap vereceğiz.» diyorsa da, bu görevin hedefi esas olarak işaglci emperyalist TC ordularına karşı askeri saldırı olmalıdır. HPG Dersim Saha Komutanlığı hedefini ters yüz etmemesi esastır. Emperyalist sömürgeci TC ordularını Dersim’den söküp atmadan, tali çeliskiyi esas çeliskinin yerine koymak en büyük askeri ve siyasi hata olacaktır. Bu önerilerimizin aksine, HPG Dersim Saha Komutanlığı, Emperyalist sömürgeci TC sistemi ortadan kaldırmayı değil, onunla uzlaşma yollarını arayan Abdullah öcalan’ın anti kommünist, anti marksist tezlerini bile bile uygulamaktadır.. HPG Dersim Saha Komutanlığı bilmeli ki, Öcalan, Kürdistan devletini kurmadan vazgeçtigi gibi emperyalist karşı devrimin marxizm leninizme karşı saldılarını gözardı ederek marxist leninist bilgi teorisine saldırıyor. Bir yandan « Hegel ve Marx uzmanı değilim. Pek, okumadım da. Haklarında anafikir dışında biligili değilim » diyor, öte yandan « Eleştirdiğim temel nokta tam Hegel’i eleştirdikleri noktadir. O da neden devlete ve hukuka öncelik tanıdığıdır. Hegel bence en gerekli noktadan düşűncelerini geliştiriyor. Başlanması gereken yerden başlıyor. Tarihi hata yapan Marx’la Engels’in kendileridir» öcalan daha ileri giderek« bilimsel sosyalizmin iflas etmesinde de “nesnel” bilimsel yöntemin belirleyici bir rolu vardır» demekte. Öcalan’a göre« marxist leninist gelenek kapitalizme azımsanmıyacak düzeyde materyal ve anlam hediye etmiştir» Öcalan’nin bu görüşleri temenden yanlıştır. Çünkü, Marx'ın felsefesinin dayanak noktası insanın doğası ve toplum içindeki yeridir. Hegelci diyalektiğini yardımıyla insan doğasının değişmezliği kavramını reddeder. Burada kastedilen insan doğası, fizyolojik ihtiyaçlar değil insanın toplum içinde yarattığı hareket ve davranış biçimidir. Bunu da "tarihsel süreç" ve "doğa" kavramlarını bir arada ele alarak yapar. Sosyal koşulların davranışı belirlemesi, doğanın insanın davranışını belirlemesinden önce gelir. Ama bu insan doğasının varlığını reddetmez, yabancılaşma teorisi bunun üstüne kurulur. İnsan emeği kaçınılmaz olarak doğal bir kapasite gerektirir ama bu da insan bilincinin aktif rolüne sıkıca bağlıdır:
“-Örümcek, işini dokumacıya benzer şekilde gördüğü gibi, arı da peteğini yapmada pek çok mimarı utandırır. Ne var ki, en kötü mimarı en iyi arıdan ayıran şey, mimarın, yapısını gerçekte kurmadan önce, onu hayalinde kurabilmesidir.-„
Marx'ın tarih analizi, tarım toplumlarında toprak ve kürek, sanayi toplumunda madenler ve fabrikalar olarak sayılabilen yani bir malın üretimi için doğrudan gerekli üretici güçler ve bu üretim araçlarını kullanan insanların kurduğu sosyal ve teknolojik ilişkileri tanımlayan üretim ilişkileri arasındaki ayrıma dayanır. Bu ayrım ve bağ üretim biçimini oluşturur. Marx, Avrupa'da üretim biçiminin değişmesiyle birlikte feodalizmden kapitalist üretim biçimine geçildiğini söyler. Marx üretici güçlerin, üretim ilişkileriden daha önce geldiğini ve daha hızlı değiştiğini söyler. Felsefenin Sefaleti çalışmasında bu durum şöyle yer alır:[15]
“-Toplumsal ilişkiler, üretici güçlere sıkı sıkıya bağlıdırlar. Yeni üretici güçler sağlamak için insanlar kendi üretim biçimlerini değiştirirler; kendi üretim biçimlerini değiştirmek, yaşamlarını kazanma yollarını değiştirmek için de bütün toplumsal ilişkilerini değiştirirler. Yeldeğirmeni size feodal beyli toplumu verir; buharlı değirmen ise, sınai kapitalistli toplumu.-”
Marx toplumdaki sınıfların bu üretim biçimlerine bağlı olarak oluştuğunu söyler. Bir sınıfı oluşturan insanlar kendi istekleri yahut bilinçleriyle bir araya gelmiş değildir. Her sınıfın da kendi çıkarına farklı bir isteği vardır, bu da toplumda çatışmaya yol açar. İnsanlık tarihinin en kalıtımsal özelliği sosyal sınıfların çatışmasıdır:
“-Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir.-”
Marx insanların kendi emek gücü ve bunla olan ilişkisiyle de ilgilenmiştir; yabancılaşma sorunu özellikle Genç Marx ‘ın ilgilendiği bir alandır. Kapitalist sistemde insan kendi doğasına yabancılaşmasıyla, hem kendi emeğine hem üretim sürecine hem de sosyal ilişkilerine karşı yabancılaşır. Kapital'de yerini daha ayrıntılı biçimde tanımladığı meta fetişizmine bırakır.
Yanlış bilinç de Marksist terminoloji içinde önemli bir yere sahiptir. İdeoloji kavramıyla oldukça yakından bağlantılıdır ve onu olumsuzlar. Üretim araçlarına sahip sınıf, aynı zamanda kendi dünya görüşünü de alt sınıflara pompalar. Böylece proletarya kendi çıkarının nerede olduğunu göremez, düzeni değiştirme şansının olmadığını düşünür. Olayları devrimci bir düşünceden uzak olan din veya insan çerçevesinden görür. Marx, Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı'da şöyle der;
“-Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, manevi olanın dışlandığı toplumsal koşulların maneviyatını oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor .
Marx'ın tarihsel materyalizm kuramı toplumun her zaman temel olarak -üretim ilişkileri ve buna bağlı olarak ekonominin sistemin dinamiği olduğu- maddi koşullara göre belirlendiğini öne sürer. İnsanlar öncelikle "yaşamlarını sürdürmek gayesiyle içmek, yemek, barınmak ve giyinmek" gibi gereksinmeleri karşılamak için ilişkiye girer.[17] Marx ve Engels, Batı toplumlarının gelişmesini ve geleceğini, birbirini takip eden ilk dört döneme ayırır ve beşinci olarak gelecekte yaşanacağını varsaydıkları komünizm dönemini öngörür:
• İlkel komünizm: Avcı ve toplayıcı dönemde, paylaşılan mülkiyete ve ilkel demokrasiye dayanan kooperatif aşiretler, kabileler.
• Kölelik: Toplumun kabileden şehir devlete geçtiği, köleliğin, özel mülkiyetin ve aristokrasinin doğduğu, tarımın yaygın olduğu dönem.
• Feodalizm: Kralın da dahil olduğu aristokrasinin yönetici sınıf haline geldiği, dinin önemli bir yer tuttuğu üçüncü dönem.
• Kapitalizm: Burjuva sınıfının yönetici, proletaryanın da ezilen sınıf olduğu, parlamenter demokrasinin yaygın politik sistem, piyasa ekonomisinin işlediği ve üretim araçlarına ağırlıkla özel mülkiyetin sahip olduğu dönem.
• Komünizm: İşçilerin devrim yaparak kapitalistleri kovduğu ve devletsiz, sınıfsız, mülkiyetsiz bir toplumun yarattıkları beşinci dönem.
Marx'a göre, insanın kendi emeğine yabancılaşması (meta fetişizmine dönüşen süreç), kapitalizmin en belirgin niteliğinden biridir. Kapitalizmden önce, Avrupa'da var olan piyasalarda üreticiler ve tüccarlar mal alıp satardı. Kapitalist üretim tarzının gelişmesiyle birlikte emeğin kendisi bir mal (meta) halini almıştır. İnsan artık yaptığı ürünü değil, kendi emek gücünü belirli bir ücret karşılığında anlaşarak satmaktadır. Emek gücü, insanın zanaatçılığından farklılaşarak sistemin devamlılığını sağlayan, tamamıyla alınıp satılabilen bir araç haline gelmiştir. Emek gücünü satmak zorunda olanlara proletarya, bu emek gücünü satın alan, genellikle mülk ve üretim teknolojisine sahip gruba da burjuva denir. Proleterler, kapitalistlerden sayıca ve kaçınılmaz olarak fazladır.
Marx, endüstriyel kapitalistlerin tüccar kapitalistlerden ayrıldığını söyler. Tüccar bir piyasadan bir malı alır ve diğer bir piyasada, piyasadaki arz ve talep kanunlarına bağlı olarak, daha yüksek bir fiyattan satar. Böylece bir arbitraj oluşturur. Öte yandan kapitalistler, üretilen maldan bağımsız olarak emek piyasası ile piyasa arasındaki farklılıktan yararlanır. Marx, her başarılı endüstrinin birim maliyeti girdisi ile birim fiyatı çıkışı arasında fark bulunduğunu söyler. Bu farklılık artı değer olarak adlandırılır ve bu artı değer kaynağını işçinin ürettiği artı emekten alır, bu el konulan artı değer kapitalist kazancın esas bölümünü oluşturur.
Marx ve Engels, Komünist Manifesto'da burjuvanin tarihte daha önceden görülmemiş devrimci bir rol oynadığını söyler, ama bu kapitalist üretim sürecinin yaşayacağı krizleri bütünüyle engelleyebilecek güçte olduklarını göstermez. Teknolojinin sürekli gelişmesi, ekonominin büyümeye endeksli olması ve kârın arttırılması gerekliliği kapitalizmi periyodik krizlere mahkum eder. Bu büyüme, kriz ve tekrar büyüme süreci sonunda her defasında bir öncekinden daha ciddi bir krize yol açacaktır. Aynı zamanda bu süreçte kapitalist sürekli zenginleşmeye çalışacak, işçi de gittikçe güçsüzleşecektir, çünkü artı değeri oluşturan artı emektir. Sonunda proletarya üretim araçlarına el koyacak ve herkese eşit biçimde dağıtacaktır. Uzlaşmak ihtimali mümkün değildir, çünkü kapitalist sistemde bu uzlaşmanın sınıf farklılığını ortadan kaldırma şansı yoktur. Aksine kapitalistler önceki avantajlı durumunu devam ettirmek için şiddete başvuracaktır. Bu geçiş sürecinde iyi organize olmuş devrimci bir gücün ortaya çıkıp idareyi ele alması gerekir. Marx, Gotha Programı'nın Eleştirisi'nde şöyle yazar:
“-Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden ötekine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna da bir siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki, burada devlet, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz .[
Karl Marx üzerinde etkili olanlar kısaca şöyle sıralanabilir:
• Hegel diyalektik metodu ve tarih anlayışı, (Alman felsefesi).
• Adam Smith ve David Ricardo politik ekonomisi, (İngiliz iktisadı).
• Rousseau başta olmak üzere Fransız eşitlikçi ve sosyalist düşüncesi, (Fransız politikası).
Marx tarih ve toplumun bilimsel bir metodla birlikte ele alınması gerektiğine inanır. Marx'ın tarih anlayışı, tarihsel materyalizm olarak tanımlanır Engels ve Lenin de bunu diyalektik materyalizm olarak ele alır, Hegel'in "gerçeklik ve tarihin diyalektik biçimde ele alınması" gerektiği düşüncesinden oldukça etkilenmiştir. Fakat Hegel'in düşüncesi bu diyalektiğin temeline idealizmi oturttuğundan dolayı, Marx tarafından eleştirilmiştir, Engels Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı 'da Marx'a atıfla şöyle yazar:
“-Tarihte bir iç gelişme, zincirleme bir iç bağlantı olduğunu tanıtlamayı deneyen ilk adam Hegel'dir, ve onun tarih felsefesindeki birçok şey, bugün bize ne kadar tuhaf gelirse gelsin, onu izleyenleri, hatta ondan sonra tarih üzerinde genel muhakemeler yürütmeye kalkışanları kendisiyle kıyasladığımızda, temel anlayışının yüce niteliği bugün de hayranlığa layıktır. Phénoménologie'sinde, Estetik'inde, Felsefe Tarihi'nde, her yere tarihin bu yüce anlayışı girer, ve her yerde konu, tarihsel tarzda, "soyut olarak baş aşağı edilmiş" olsa da, tarih ile belirli ilişkisi içinde incelenir .
Popüler ifadeyle Marx, baş aşağı duran Hegel'i ayakları üstüne koyar. Marx'ın Hegel'in idealizmini reddetmesinde ve materyalist diyalektiği benimsemesinde Feuerbach da etkili olmuştur. Feuerbach ve arkadaşları, Tanrı'nın insan icadı olduğunu söyler ve diyalektik metodu teolojik boyutundan kopararak dini ve politikayı analiz etmekte kullanır. Marx da bu dünyanın insanlardan herhangi bir "gerçek" şeyi sakladığına katılmaz, aksine din ve idealizm tarihsel ve sosyal olarak insanların kendi gerçek konumlarını açıkça görmesini engeller. Genç Hegelciler 'den koptuktan sonra Feuerbach'ı eleştirmiş olsa da, ondan bir ölçüde etkilenmiştir.
Marx, her ne kadar Rousseau'ya nadir göndermelerde bulunsa da, Rousseau özel mülkiyete ciddi biçimde ilk saldırıyı yapan ve eşitlikçi düşünceye katkıda bulunan önemli bir filozoftur ve bu konularda Marx'ın düşüncesini oluşturmasında etki sahibidir. Marx ütopik olarak nitelendirmesine rağmen Charles Fourier ve Saint-Simon gibi sosyalist düşünürlerin görüşlerinin önemini de reddetmez: "Ama bu sosyalist ve komünist yayınlar, eleştirel bir öğe de içerirler. Bunlar mevcut toplumun bütün ilkelerine saldırırlar. Bu yüzden işçi sınıfını aydınlatacak en değerli malzemelerle doludurlar." (Komünist Manifesto'dan) Genel olarak, Marksist sözü Marx'ın kavramsal dilini ("üretim biçimi", "sınıf savaşı", "meta fetişizmi gibi) kapitalist ve diğer toplumları anlamak için kullanan ya da işçi devriminin komünist topluma geçişi sağlayan tek araç olduğuna inanan kişiler için sarfedilir. Marx'ın kuramının genelini ya da bir kısmını kabul edip bütün akıl yürütmelerini kabul etmeyen kişilerin nasıl adlandırılacağı da tartışma konusudur.
Vladimir I. Lenin önderliğinde Marksist Bolşevikler in Ekim Devrimi ile Rusya'da iktidarı ele alması dünya çapında büyük bir yankı yarattı. Moskova da Mart 1919'da kurulan "Üçüncü Enternasyonalin amacı tüm dünyada Komünist partilerin kurularak uluslararası proleter devrimine yahut dünya devrimine yardım etmeleriydi.
Şimdi gerilla eğitiminde idéalist felsefe derslerinin neden verildiğini çok da daha iyi anlıyoruz. HPG Dersim Saha Komutanlığı hedefini bu idealist anlayışın askeri bir hata olarak Dersim alanına emperyalist sömürgeci TC ordularına dokunmadan yaklaşmasıdır. Bunlar öcalan’nın dűşünce babalari olan ve kendi kitabinda göklere çikarttığı Francfort CIA Okulu yönetici Adorno ile Paris EHESS CIA ajani Emmanuel Walerstein ( Yeniözgürpolitika ‘nin yorum yazari) lara taparcasına göklere çıkartmasını HPG Dersim Saha Komutanlığı bilmeli ve bu konu üstüne gerilla komutanlarını dűşűnmesi gerekir. Bu anlamda aslında « düşmanla işbirliği içerisinde» olan « bilinçlice »yürüten Abdullah öcalan’in gerilla tarafindan « en sert şekilde» eleştirilmesi cezalandırılması gereklidir. Zira gerilla saflarında yer alan bayanlarla « Fuhuş yapan » Abdullah Öcalan ile Osman hakkında sorgulanma yapılmalıdır her iki kardes hakkında soruşturma açılmalıdır. Parti Hukuk Komisyonu bu konuda cesurca davranmalı ve öclanların devrime ve partiye verdikleri zararlar halka anlatılmalı bu konuda bayan gerillalar dinlenmelidir. Abdullah Öcalan partiden atılmalıdır.
“Zazacılık” sorununa gelince, bunu yapan, bu konuda ilk kitapları yazan, Alişer’i Ozel Timlerin Rayver Koop’a Zeynel’e diğer uşaklarına öldürtten, TC Genel Kurmay Başkanlığıdır.Onun Bölge Müffetişleri Abdullah Alpdogan ile Albay Nazmi Sevgen’dir. Devlettir.TC Genel Kurmay’ının hazırladığı tezlere göre “zazalar “ türktür tezi ile Ermenistan devletinin “zazalar” ermenidir tezleri aynı tezlerdir. Kaldı ki Kürdistan halkının bir parçası “zaza sunni kürd” halkımızın istemleri ile Dersim Koçgiri Kîrmanclarının istemleri haklıdır ve bunlara doğru yaklaşmak gerekli. Bu konudaki PKK nin görüşleri yanlış gőrűşlerdir Zira “Her dönemde egemen sınıfların fikirleri egemen fikirlerdir; yani toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda toplumun egemen entellektüel gücüdür. Maddi üretim araçlarını kendi tasarrufu altında tutan sınıf, buna bağlı olarak düşünce üretim araçlarını da denetiminde tutar, öyle ki düşünce üretim araçlarından yoksun olan fikirler tümüyle buna tabidir. Egemen fikirler, salt maddi ilişkilerin düşünsel ifadesinden başka birşey değildir .... Egemen sınıfı oluşturan bireyler, diğer şeyler arasında, bilinç ve dolayısıyla düşünce sahibidirler. Bu yüzden onlar egemen oldukları sürece bir sınıftırlar ve bir tarihsel çağın içeriğini ve süresini belirlerler; kendiliğinden görülüyor ki, onlar, bunu tüm uzanımları içinde yaparlar, bundan dolayı diğer şeylerin yanında düşün adamı olarak, düşünce üreticileri olarak egemendirler ve kendi çağlarının düşüncelerinin üretim ve dağıtımını da düzenlerler. " Bu anlayışı temel Koçgiri Ulusal Kurtuluş Hareketi liderinin Kürdistan Geçici Hükûmeti bildirisinin enternasyonalist niteliğini kavramayan PKK nin anti marxist ulusal sorun anlayışı Dersim ve Koçgiri Bolge haklarına uygulanamaz. Biz Koçgiri ve Dersim Ulusal Federe devlerini, Bağımsız Meclislerini, Ulusal dilimizin őzgűrce kullanilmasini ulusal ekonomi ve Ordumuzun kurulmasi, devletsel kurumlarını istiyoruz.Emperyalist TC sömürgecilerinin ülkemizden çıkıp gitmelerini istiyoruz. Biz Kürdistan ulusu ve halkının tam hak eşitliıği kendi devletlerinin kurulmasını istiyoruz. Bu konuda HPG Dersim Saha Komutanlığı gençleri « gerillaya katılmaya » davet ederken, emperyalist ve sömürgeci TC Ordusunun ûlkemizden çıkarılmasının Bağımsız Birleşik Kürdistan Demokratik Halk Cumhuriyetini kurma perspektifinin olmadığına tanık oluyoruz. Bu açıdan HPG nin askeri ve siyasi siayasetinin teslimiyetçi,işbirlikçi niteligini ilhakları meşru gösteren anti marxist tavrından vazgeçmeye çağırıyoruz.
Dr Ali KILIC, Paris 22 Eylül 2009


