Gayri Resmi Tarih 13
Baran / İran'a geçmeden önce Şam'da Şener ile birlikte iki gün kaldım. Öcalan ile aynı evde kalıyorduk. Şam’ı fazla tanımıyordum. Bu süreçte kısmen tanıma fırsatı buldum. Öcalan’ın rehberliğinde Şam'ın tarihi yerlerini gezdik.
Gezdirdiği yerleri tarihçeleri ile anlatmasından buralara yabancı olmadığını gösteriyordu. Tedirgin değildi. Çok rahat ve kendinden emin hareket ediyordu.Gündüz Şam gezileri akşamları ise Şener'le baş başa kalıyorduk. Şener düşüncelerinde açık net ve sadeydi.
Öcalan'ın örgüt içerisinde ki konumu ve sorunlardaki rolünü çok iyi kavramıştı. Düşüncelerini saklamıyordu. Eskiden tanıdığı tüm arkadaş yapısı ile sorunu açıktan tartışma taraftarıydı. Ve bunu yapacaktı.
Şener'e göre dile getirdiği düşünceler doğruydu. Tarih doğrudan yana olduğuna göre düşüncelerinin yaşam hakkı bulmaması için hiç bir neden yoktu.
Öcalan tarafından yürütülen ve bilinçli bir tarzda sistemleştirilerek genel bir uygulamaya dönüştürülen kişilik çözümlemelerinin yaratmış olduğu erozyonu yeterince göremiyor veya inanmak istemiyordu. O hala 78 lerde bıraktığı arkadaşlık yoldaşlık ruhunu arıyordu. Oysa o ruh çoktan öldürülmüştü!
Şu bir gerçekti. Kişilik çözümlemeleri adı altında sürdürülen çalışma özünde kişiliksizliğin geliştirilmesi çalışması idi. Kişinin kendisini ve yakın çevresini inkâr temelinde sürdürülen bu çalışma kendisinde hiç bir olumlu yan bırakmamak üzere yerle bir ediliyordu. Kişi inanmadığı şeylere zorlanıyor, süreç içinde bu kanıksanıyor ve kişi kendisi olmaktan çıkıyordu. Kısacası yapılan, kişilik çözümlemesi adı altında, kişiliğin olumsuzluklardan arındırılması değil, kişiliğin öldürülmesi, diğer bir deyişle kişiliksizliğin geliştirilmesi idi. Ve bu önemli oranda başarılmıştı.
Öcalan'ın kendi yakın çalışma arkadaşlarından başlayarak geliştirdiği bu politika, ne yazık ki yakın çevresi ile sınırlı kalmamış kadrolara, oradan da kitlelere yansıtılarak topluma mal edilmişti. Düşünmeyen, düşünce üretmeyen, inanmadığı şeylere inanmış gibi gözüken, kendisine karşı öz güvenini yitirmiş, aslında çıkış koşulları ile çelişerek temel insani değerlerden uzaklaşan bir sistem ve bu sistemin oluşturduğu garip bir yapı oluşmuştu.
Buna geniş bir bakar körler ve sağırlar katmanı da eklenmişti. Bu ciddi bir tehlike idi ve işimizi zorlaştırıyordu. Konuştuğunda senin gibi düşünen ve sana destek veren insanlar çok rahatlıkla sana karşı bir tavır geliştirildiğinde tam tersi düşünceler ile sana karşı olabiliyor; yada kör bir sessizliğe bürünebiliyordu.
Şener' le bu konuları çok tartıştık.
Hemen hemen tüm konularda hemfikirdik.
Birilerinin duruma müdahale etmesi gerekiyordu ve biz kararımızı vermiştik.
Özünden boşaltılarak öldürülen parti ruhunun yeniden dirilişi için birbirimizle ilişki içerisinde birlikte hareket edecektik.
Tüm hazırlıklarımı tamamlamıştım. İran’a geçmeden önce Öcalan son bir durum değerlendirmesi için beni çağırdı. Elinde Osman Öcalan 'ın gönderdiği bir rapor vardı. Rapora göre İran'da yenilgi sonrası IKDP bünyesinde çok sayıda insan partiye katılmak istiyorlardı. Bunların kısmi ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu. Bunun için kabataslak bir bütçe oluşturulmuştu ve para istiyordu.
Yazılanlar fazla inandırıcı olmamakla birlikte yinede hatırı sayılır bir meblağla (bir buçuk milyon mark)Şamdan ayrıldım.
İran üzeri Xakurk alanına geçerek serhat ve Zagros güçleri ile buluştum. Amacım konferans kararlarının yapıya özümsetilerek kararlar temelinde yeni dönem pratiğinin planlanmasıydı. Planlamalar sonrası güçler zaman kaybetmeden alanlara aktarılacaktı.
Bu alanda yürütülen değerlendirme toplantılarında İran faaliyetlerine ilişkin ilginç durumlarla karşılaştım. Diğer alanlarda üç aşağı beş yukarı yaşanan sorunlar aynı mantığın ürünüydü. Buna yabacı değildim. Konferans kararları bunların aşılmasına yönelikti. Ancak İran devleti ile olan ilişkinin niteliği içler acısıydı. İranlılar Osman aracılığı ile bir nevi örgütü esir almışlardı.
Osman’dan PKK hakkında öğrenmek istedikleri her şeyi düzenli raporlar aracılığı ile elde etmişlerdi.
Buna göre;
Parti merkez komite üyeleri, Eyaletler, Eyalet sorumluları ve İran’a girip çıkan tüm kadro yapılanması gerçek kimlik ve öz geçmişleri ile İran’a verilmişti. Ayrıca ileriye yönelik yapılan planlamalar, bölge ve eyaletlerin durumu ve partinin yönelimleri üzerine kapsamlı raporlar sunulmuştu.
Osman yapılanları o kadar rahat anlatıyordu ki; şaşırıp kalmıştık. Adam sanki İran değil de Partinin bir üst birimine rapor vermiş gibi anlatıyordu. İran da faaliyet yürütmenin zorluklarından bahsediyordu. Anlatımları ile buna mecburdum demeğe getiriyordu.
Ne kadar zor koşullarda mücadele ettiğini ifade ederken anlattığı bir olay utanç verici idi. İranlılar görüşmelerin birinde ‘’dediklerimizi yaparsan yap, yapmazsan seni istenmez adam ilan ederiz’’ diyerek işi tehdide kadar vardırmışlar. Adamlar Osman’ın zaafını iyi yakalamış ve değerlendirmişlerdi. İstenmez adam ilan edersek ülkeye gönderilirsin demeye getirerek bunun kendisi için kısa sürede ölüm demek olduğunu vurgulamışlardı. Ve Osman utanmadan bunu bize anlatıyordu. Bir devrimci için bundan daha büyük onur kırıcı bir şey olabilir mi bilmiyorum?
Dinledikçe insan içten içe tepki duyuyordu. Nitekim Harun (Şehmuz Yiğit) dayanamayarak patladı. ‘’Ya adamlar resmen sana korkak diyor ve korkaklığından hareketle senden her şeyi almaya çalışıyor, sen hala ilişki ilişki diyorsun. Lanet olsun bu ilişkiye’’ diyerek tepkisini dile getirdi.
Kararımızı vermiştik. Osman’ı İran faaliyetlerinden alacaktık. Yerine geçici olarak Ahmet’ i (Şemsettin Aktaş) atayacak ve görünürdeki güçlerimizi çekerek birimi daraltacaktık.
Zaten Irak Kürtleri üzerinde geliştirmek istediği paralı askerlik sistemini tartışmaya dahi değer görmeden ret etmiştik. Adam burnunun dibindeki alana Şemdinli’ye müdahale gücünü kendinde bulamıyor ama Irak Kürtlerinin ekonomik sıkıntılarından yararlanmanın hesabını yapabiliyordu.
Toplantılar on güne yakın bir zamanımızı aldı. Faaliyetler değerlendirilmiş, Konferans kararları temelinde yeni dönem yönelimleri izah edilerek, Eyalet faaliyetlerinin pratik planlanması yapılmış ve alanlara dağılmaya hazırlanırken İran üzerinden yeni bir problemle karşılaştık.
İran var olan evlerimizin hepsine eşzamanlı olarak baskın düzenlemiş ve tüm arkadaşları tutuklamıştı. Osman’ı istiyorlardı. Söyledikleri şuydu. Ya Osman ya da bu ilişki biter. Osman’ın dışında bir temsilci istemiyorlardı.
Haber erken ulaşmıştı ve İranlılar adamına sahip çıkıyordu. Buna İran üzeri Şam’dan gelen bir telefon bağlantısı eklenince elimiz kolumuz bağlandı. ‘’İran ilişkisi önemli kaybedilmemeli, güçlendirilerek sürdürülmeli’’.Bu bir talimattı. Osman’ın İran’da ki pratiği bilinmesine rağmen, verilen bu talimat karşısında yapacak bir şeyimiz kalmamıştı ve Osman’ı istemeye istemeye tekrar İran’a göndermek zorunda kaldık. Osman İran’a hizmetlerinin karşılığını alıyordu.
Osman ve beraberinde Serhat gücü ayrılınca; Harun (Şehmuz Yiğit ) ile baş başa kaldık. İkimizde birbirimizi çok iyi tanıyorduk. Lübnan, ülkeye dönüş ve sonrası gelişen savaş pratiğinde uzun süre birlikte kalmıştık. Aynı birlik içerisinde yer almış, aynı acıları aynı zorlukları paylaşmış aynı sevinçleri yaşamıştık. Birbirimizi tam anlamı ile tanıdığımıza inanıyorduk. Ancak Çukurca pratiğini değerlendirirken oldukça zorlanmıştım. O pratiğin sahibi Harun olamazdı.
Bu arkadaş örgüt içi tutuklamalara karşıydı. Köy katliamlarına karşıydı. 85 de çocuk ve kadınları hedefleyen Sıpivyan olayı olduğunda ‘’bu alçaklıktır’’ diye tepki gösteren tek arkadaştı.(Olayda beş çocuk dört kadın ölmüştü )Fatma’nın ‘’Bu Agit arkadaşın eylemi, sen nasıl bunu söyleyebiliyorsun’’ demesine ‘’Kim yaparsa yapsın alçaklıktır’’ diyerek tavrını sürdürmüştü.
Ardından Serxwebun dergisinde ‘’Uludere’de vahşet kontra gene vurdu’’ başlığını görünce ‘’Serxwebun alçaklık yapıyor, eylem bizimdir sahip çıkılmalı eğer yanlışsa özeleştirisi verilmeli’’ diyerek tepkisini dile getirmişti. Kongre kararlarına rağmen ‘’askerlik yasasına inanmıyorum’’ diyerek uygulamayan gene bu arkadaştı.
Zorunlu uygulamalara karşıydı. Ve aynı arkadaş karşı çıktığı, alçaklık olarak değerlendirdiği bu pratiklerden daha ağır bir pratiğin sorumlusu olarak ortaya çıkıyordu. Ben bunu anlamakta zorlanıyordum.
Arkadaşın sorumluluğu altında Karslı Mahir ve Hogır’dan oluşan komite aracılığı ile Çukurca alanında akademi uygulamalarını aratmayacak uygulamalar gerçekleşmişti.
20 dolayında Savaşçı işkenceli uygulamalardan geçirilerek katledilmişti. Bunların önemli bir bölümü üniversite örgencilerinden oluşmaktaydı. Dört kişiyi şahsen tanıyordum. Hakkâri bölgesinden olan bu arkadaşlar, yıllarca milis olarak görev yapmış deşifre olunca, gerillaya katılmışlardı. Katledilenler arasında bunlarda vardı.
PKK tarihinin kara lekelerinden biri olan İkiyaka (Sate) katliamı bu dönemde gelişmişti. (Hogır’ ın sorumluluğunda) Üstelik katledilenler köyde silah almayı ret eden ailelerdi. Bundan dolayı silah alanlarla sorun yaşamaktaydılar. Evleri kısmen köyün dışında olan bu aileler hedeflenmişti.
Garê dağında yakalanan Oramar’ lı günahsız beş çobanın katledilmesi aynı dönemin pratiğiydi. (Karslı Mahir’ in sorumluluğunda) Tek günahları akrabalarının silah alması idi.
Kitlelere yönelik sekter yaklaşımlar sonucu birçok köy boşalmıştı. Bu köylerin önemli bir kesimi, mücadeleye yıllarca destek veren köylerdi.
Her ne kadar olaylarda Hogır ve Karslı Mahirin sorumlulukları olsa da bunların kendileri Harun’un sorumluluğu altındaydı. Harun istese bu olayların hiç birisi yaşanmayabilirdi.
Harun bu pratiğin izahını yapmakta zorlanıyordu.
Toplantılar bittikten sonrada Harun’ la aynı minval üzeri sohbetimiz devam etti.
Uzun süre düşünen Harun başı önünde ‘’ Biliyormusun’’ dedi. ‘’Biz kendi insanlığımızla çeliştik. Yola çıkış ilkelerimiz ile çeliştik. Kendimizle çeliştik’’ diyerek kafasını kaldırdı. ‘’Biz biz olmaktan çıktık’’ dedi. Gözlerimin içine bakarak ‘’Akademide çok önemli bir fırsat yakalamışsınız. Değerlendirmeliydiniz ‘’ diyerek gülümsedi ve ‘’elini çabuk tut, bu yaz ölmeye bak’’ dedi. Aynı şeyi kendisi içinde söylüyordu. ve devam etti.
’’Yoksa bir ajan provokatör olarak değerlendirilip öldürülmemiz işten değil.’’
Harun’un söyledikleri karşısında şaşırmıştım, neden diye sorduğumda ‘’nedeni mi var? Yola çıkış ilkelerimizle çelişmişiz. Kendi insanlığımızla çelişmişiz, kendimizle çelişerek biz biz olmaktan çıkmışız. Bununla da kalmamış bunca yıl savaş içerisinde yer almakla birlikte ölmemişiz. Yapı tarafında seviliyor ve kitlelerce tanınıyoruz. Bütün bu nedenler sana bir şeyler anlatmıyor mu?” diyerek konuyu kapattı.
Aslında Harun bizdeki gerçekliği çok kısa cümlelerle net ve açık bir tarzda ortaya koymuştu. Sisteme vurgu yapıyordu. Oluşturulan sistemin, tertemiz duygularla mücadeleye katılan insanları, süreç içerisinde kendi kendisi ile çeliştirerek nasıl zıttına dönüştürdüğünü vurguluyordu. İsim yapmanın, ön plana çıkmanın sistemde potansiyel bir tehlike olarak algılandığını ifade ediyordu.
O söyleyeceğini söylemişti. Harun’ un ne söylemek istediğini anlamıştım. Birbirimize bakarak güldük.
Ne yazık ki; bu arkadaş dediğini yaptı. Şemdinli de hiç girmemesi gereken bir ortamda yanındaki gücün niteliğine bakmadan tesadüfen karşılaştıkları çetelere karşı gerçekleştirdiği bir pusu eyleminde çok sevdiği ve yanında hiç ayırmadığı çocuk bir savaşçısının silahından çıkan kurşunlarla yaralandı.
Gurup eylem gurubu değildir. Ağırlıklı 13-17 arası portatifler diye adlandırdığı çocuk savaşçılardan oluşan küçük bir guruptur. Çeteler tarafından fark edilmemişlerdir. Kısacası kendileri istemese çatışmaya girmeyebilir. Ancak o çatışmayı seçiyor.
Yaralandıktan sonra tüm gurubu toplayarak olayın bir kaza olduğunu, bu olaydan dolayı kesinlikle kimsenin suçlanmaması gerektiğini vurguluyor. Kendisinin yaralanmasına yol açan savaşçısının Parti tarafından her türlü destek sunularak eğitilmesini partiye ve arkadaşlara bir vasiyet olarak belirterek gurubu olay yerinden uzaklaştırıyor. Ancak ağır yaralanmıştır.
Grup olay yerinden uzaklaştıktan kısa bir süre sonra şehit düşüyor.
Harun Diyarbakır’da parti ile tanışmıştı. Hilvan Siverek mücadelesi içinde pişmişti. Lübnan sonrası ülkeye dönüşün ilk kadrolarındandı..15 Ağustos Şemdinli baskının da yer almıştı. Hakkâri ,Botan,Garzan, Diyarbakır ve Bingöl de savaşın en ön saflarda idi.Onlarca kez ölümden dönmüştü.
Devam edecek
barandersımı@live.se


