Anasayfa Yazarlar Baran Gayri resmi tarih 3

Gayri resmi tarih 3

Söz konusu bu çalışmamız ve bunları rapora aktarma işlemi, iki haftaya yakın bir zamanımızı almıştı.
 

Öcalanın sınırlarını çizdiği talimatta ilginç bir durum vardı.
Pratik faaliyetin sorunlarından üç arkadaş sorumlu tutulmakta idi.
Bunlardan ikisinin durumunu anlamak mümkündü.


 Şemo ve Hogır faaliyet alanlarında uygulamalarıyla  
telafisi zor tahribatlara yol açmışlardı.
Ama Şiyar arkadaşın  bu iki isimle anılması garipsenmişti.
Çünkü o dönem başarılı bir pratik sürecin sahibiydi arkadaş.
Ağırlıklı Cudi' de faaliyet yürütmüş ve T.C. Ordusunun
Cudi' ye yönelik tüm saldırılarına karşı geliştirdiği direniş ile Cudi' yi
Türkiye basınınada taşımıştı. Bu durum kendisi ile tartışıldı.
Sonuç itibarı ile Öcalan' ın düşünceleri değişmemekle
birlikte, eğitim amaçlı akademiye çekilmesine karar verildi.

Çalışmalarımız bittikten sonra,
Öcalan'ın da katıldığı bir toplantı yapıldı.
Bu toplantı da, birde yeni akademi yönetimi oluştu. 
Yeni yönetimin koordinatörlüğüne ben atanmıştım.
Benim sorumluluğumun altında,
sırasıyla Mahmut Tanrıkulu, Mehmet Şener,
Ahmet Bayık, Ali Toprak, Küçük Elif ve
Orhan lakaplı arkadaşlar da yönetimde bulunmaktaydılar.
Öcalan, sadece yönetim sorumluluğunu değil,
bir de güvenlik sorumluluğunu  üstlenmemi istemişti.
Nedenini ise cezaevinden gelen arkadaşların yaşadıklarından
dolayı duygusallaştıklarına, bununda güvenlik zaafına yol açmasına bağlamıştı.

Toplantının sonunda Öcalan'la başbaşa kaldığımızda
önemli bir konuyu daha gündeme getirdi.
Kamp  cezaevinde 28 dolayında tutuklunun bulunduğunu,
bunların mahkemelerinin yapılarak cezalarının onaylandığını
ancak bir kişi hakkında Şener'in sorun yarattığını belirtti.
Aslında sorunun kendisi açısında net olduğunu ama
Şener' in ikna olması açısında  belirtilen kişi  hakkında
soruşturmanın yeni baştan  yapılmasını söylemişti.
Diğerleri açısından zaten verilmiş cezalar vardı ve uygulanmalıydı.

Şorusturulmasının yeni başta yapılmasını istediği kişi
Cihangir Şenal' dı.
Şener, bu arkadaşı uzun süre sözlü olarak
savunmuş ancak sonuç alamayınca durumu rapora dökmüştü.
Cihangir' in  konumuyla ilgili kaleme aldığı raporda,
arkadaşın ajan olmadığını, soruşturmasının yeni baştan yapılmasını,
eğer ajan çıkarsa kendisininde bu arkadaşla birlikte yargılanmaya hazır olduğunu yazmıştı.
Nitekim bu girişimi sonuç verdi.

Şener'in kendi yargılanmasını göze alarak kaleme aldığı bu rapor,
sadece; Cihangir Şenal Arkadaşın soruşturmasının yeniden
yapılması ile sınırlı kalmayacak, diğer mahkumlarında
durumunu kapsıyacak tarzda genişletilerek
bu insanların hayatlarının kurtulmasına yol acacaktı.

Yönetimin belirlenmesi ve yapılan iş bölümü sonrası
Şahin Baliç'i  de yanına alan Öcalan Şam' a gitti.
Artık akademi ve akademi faaliyetleri ile başbaşa kalmıştık.
Ve tabiki önceliği o sürecin en önemli konusu olan güvenlik sorununa verdik.
İlk etapta cezaevindeki mahkumların sorununlarının
çözüme kavuşturulması gerekiyordu.
Bu açıdan M. Cahit Şener' i de yanıma alarak cezaevi olarak kullanılan binaya gittim.

Cezaevi olarak kullanılan bu bina iki kattan oluşmuştu.
Binanın zemin katı tamamen toprağa gömülmüş durumdaydı.
İkinci kat rehabilite ve güvenlik birimi için koğuş olarak düzenlenmişti.
Zemin kat ise cezaevi olarak kullanılmaktaydı.
Bu kata her biri  bir metre genişliğinde ve 1,5 metre
uzunluğunda, 6 küçük hücre inşa edilmişti.
Söz konusu tutuklular bahsedilen hücrelerde tutulmaktaydılar.
Hücreler dış dünyadan tümden tecrit edilmişti.
Penceresiz olduklarından ve herhangi bir
aydınlatma aracıda olmadığından karanlık bir ini anımsatmaktaydı.
Cezaevinde tam bir ölüm sessizliği eğemendi.
Aylardır yıkanmaktan uzak tutulan
tutukluların kokusuna ağır bir küf kokusu da eklenmişti

Önümdeki manzara karşısında,  Cihangir Şenal'ı unutmuştum bile
Karşılaştığım manzara beni on yıl geriye götürmüştü.
Cunta öncesi yakalanarak iki kez sorgudan geçtiğim
Elazığ' ın meşhur 1800 evlerindeki sorgu evini anımsatmıştı.
Güvenlik birimine verdiğim bir komutla,
mahkumlardan herhangi birisinin yukarıya çıkartılmasını istedim.
Karşıma ilk hücrenin, kapısı önünde duran, mahkumu getirdiler. 
Mahkum parçalanmış  kıyafeti  içerisinde, bir deri, bir kemik kalmış,
adeta bir korkuluğu andırıyordu, uzun boyluydu.
Yüzünü benden yana değil, duvara yöneltmesi tuhafıma gitmişti.
Konulan kural gereği, sırtı  komutana dönük tekmil veriyordu.
Bunu daha sonra, sorgulamalar zarfında mahkumların açıklamalarıyla öğrendim.

Ben, bu zaman zarfında karşılaştığım insanlık dışı
manzaranın şokunu henüz üzerimden atamamıştım ki  birden, 
'' Mazlum Deniz, emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım'' cümlesiyle irkildim.
Telaffuz edilen isim bana yabancı gelmemişti.
Mahkumun yüzünü bana döndermesini istediğimde,
karşılaştığım yüz, anımsamamı doğrulamıştı.
Karşımdaki kişi, Dersim'li bir hemşehrimdi.  
Dev-Sol'cu olarak bölgemizde tanınan bu insan, Mazlum Deniz'di.

Hayatım boyunca unutamayacağım bu manzara,
çok ızdırap dolu bir an olarak hafızamda kalacaktı.
Mazlum, beni karşısında gördüğünde büyük bir şaşkınlık yaşamış,
gözlerinin içi yaşlarla dolmuştu.
Yaşadığı bu kısa şaşkınlık anından sonra,
birden dizlerinin üstüne çömelerek yere yığıldı.
Şener bu manzara karşısında derin bir şaşkınlık yaşadı.
Bir bana, bir yere yığılmış mahkuma bakıyordu.
Birden Mazlum'a doğru yürüyüp, kollarından tutarak,
iskemleye oturması için yardımcı oldu.
Kısa bir aradan sonra Şener, kendisine bir çay
getirtilmesi için yanındaki gardiyana seslendi. 
Mazlun'a  uzattığım sigarayı kabul etmediğini gördüğümde,
bir sigara alması için epey zorlamıştım.
Titreyen parmakları arasına bir sigara tutup,
dudaklarının arasına götürmüştü.
Gözlerindeki yaş halen dinmek bilmiyordu.
Bu manzara karşısında yüreğim sızlayıp, daralıyordu.

Gardiyan arkadaşın bizlere getirdiği çaylarımızı yavaş yavaş yudumlarken,
Mazlum başından geçenleri anlatmaya başladı...

Mazlum Deniz kimdi?
Ve neden böylesi insanlık dışı uygulamalara maruz kalmıştı?
Dev-sol militanı olarak siyasal faaliyetine başlayan Mazlum Deniz,
sıkıyönetim döneminde bir karakol baskınına iştirak eder,
bu olaydan sonra aranır durumuna düşer,
Zamanla bu ve benzeri olaylaradan aranır durumda
olan arkadaşları yakalanır ve ağır cezalara mahkum olurlar.
O ise, kendi aile ve akraba olanaklarıyla kendini korur.
PKK'nin geliştirdiği savaşa ilgi duymaya başlar.
Zamanla bir cephe üyesi olarak faaliyetlere katılım gösterir.
PKK'ye bir yandan bu yönlü katkılar yaparken,
diğer yandan aranır durumda olması,
O'nu yurtdışına çıkma olanaklarını araştırmaya iter.
Kendi olanaklarıyla Yunanistan'a çıkar.
Burada da PKK'yle ilişkilerini sürdürmeye devam eder.
PKK'yle sürdürdüğü bu ilişkiler sayesinde Lübnan'a gelir.

Akademiye gelirken kural gereği yemin törenine oda tabi tutulur.
Dersimli olduğunu, Türk sol hareketinden geldiğini,
PKK nin zorlu bir  savaş yürüttüğünü,
bir devrimci olarak buna kayıtsız kalamıyacağını bu açıdan
bir cephe üyesi olarak savaşa katılmak istediğini
belirterek bu temelde bir söz verir.

Bu söz veriş biçimi, Mazlum hakkında
fitne kazanının kaynamasınında başlangıcı oluyor.
Çünkü alışık olunmayan bir söz veriş tarzıdır bu.
Türk sol hareketinden gelmiş olması,
Dersim' li oluşu, olay ve olgulara eleştirisel
yaklaşımları, verdiği yeminle birleşince tutuklanmasına karar  verilir

Devam edecek

 

Yorum ekle