Islak İmza
A.Kerim Saruxan / Susurluk olayı her ne kadar oldu bittiye getirilip, unutturulmaya çalışıldı ise de, yıldönümü olan geçtiğimiz günlerde Türkiyenin gündemine bir ıslak imza tartışması pat diye düştü.
Bir yandan sessizce ve utangaçça geçiştirmeler olurken,bir yandan açıktan sahiplenmeler oluyor. Adı geçen ve hararetli tartışmalara yol açan belge, olası bir darbe planını içeriyor.
Hem de darbelerin en şanslısını. Yani demokrasi adına yapılmasi planlanan bir darbeyi. Hep öyle olmadı mı sanki?
Türkiyedeki basın ve yayına bakılırsa,yine kimi çevreler utangaç bir biçimde karşı çıksa bile, büyük çoğunluğu geçmişte yapılan tüm darbeler gibi tıkanan demokrasinin önünü açacağı, demokrasi adına yapılacağı için doğrudur, haklıdır demektedirler. Olacağı da bu kadar tabi. Burası Türkiye; burada her şey, üzerlerinde uçan bir kuş dahi ordudan sorulur. Her şey ordunun insiyatıfinde gelişir. Yani,demokrasiyi de getirecek olan ordunun kendisidir. Ne kadar aymazlık, paradoks. Militarizm=Demokrasi.
Açıktır ki,her ne kadar ıslak imza ve olası darbe planlarında, AKP ve Fethullahcilar, yani sözüm ona "şeriatcilik" ön plana çıkarılmaya çalışiliyor ise de, sorunun en belirgin yanı ve uç noktası Kürdistan sorunudur. Daha açık ve net bir ifadeyle, politik dizayn ve güç dengeleri ve hesapları Kürtlere göre biçimlendiriliyor. Ancak yanliş hesap Bağdattan döner misali bu sefer sert kayaya çarptılar. Kürtler onları suçüstü yakaladı. Verilen sinyalleri anında aldi, değerlendirdi ve atilmasi gerekli olan adimlarin ilkini attı. Sıra yeni adimlarda. Yaptiklari ve yapacaklari burunlarindan gelecek. Çünkü; Ne Türkiyede nede Kürdistanda yaşayan halklar eskisi gibi dağınık ve örgütsüz değil.
Birazcik tarihi bilgisi olanlar ordunun devlet yönetimindeki yerini,çabalarini ve ağirligini bilirler. Öyle bir saltanati elbette kendı rızalariyla bırakmak istemezler. Elbette her türlü siyasi cambazliğa; hileye, oyun ve şantaja basvururlar. Elbette ıslak imzali darbeler ve darbe planlari çikar ortaya. Gerek osmanlıda, gerekse T.C nin kuruluşundan bu güne kadar ulusal ve toplumsal sorunlarin çözümlenememesi bu gücün siviller tarafindan atilan demokratikleşme adımlarının önünü tikamasindan kaynaklandi. Çünkü çözüm bu çevrelerin işine gelmezdi. Bu yüzden kurduklari tuzaklarla ülkenin yönetimini sürekli ellerinde tutmaya çaliştilar.
Bu eksikliklerin yaşanmasının büyük bir kısmı da sivil siyasetçilerden kaynaklaniyor. Öyleki, kendilerine yani ideolojik ve politik çizgilerine güvenmedikleri, güdük ve düşük performanslı olduklari için sirtlarını hep orduya, ya da ordudaki bir kesime dayayip iktidar olmaya çalışmışlardir. İşte militarizm de tam da bu tür zayıflıklardan yararlanmaya çalışıp toplumu yönetme arzusundan vazgeçmiyor. En ufak bir toplumsal olay yaşandığında sağcısından solcusuna kadar her kesim; bazi istisnalar hariç, başlarlar "ordu millet el ele" en büyük ordu bizim ordu, "halkımız sizinle gurur duyuyor" diye slogan atmaya. Bu da onlardaki hırsı daha da kamçılıyor. Onlar da en büyük vahşet uygulamalarını yapmakta hiçbir sakinca görmüyor.
Unutulmamali ki darbeler yaparak, insanların düşüncelerine ipotek koyarak,sömürü,talan,baski ve zulüm yaparak, inkar ve imha siyasetinin devam ettirilmesiyle demokrasi gelişmez. Halklarimiza karşı görev ve sorumluluk yerine getirilmek ve modern devletlerin düzeyine çııilmak isteniyorsa, ıslak imzalar hizaya çekilmelidir.
09.11.2009 A.Kerim Saruxan


