Beni af et ŞENER!
Bu haftakı yazım biraz gecikmeli oldu.
Çünkü, günlük yaşamın sorunları, ana olmanın sorumluluklarıyla uğraşırken,bir yandanda bu haftaki yazımı yazmalıyım diye düşünüyordum.
Hangi konuyu yazayım diyerek düşünce yürüyüşüne çıkmışken, Kürdıstan -Aktülede yapılan anosta Mehmet Şener'in ölüm yıl dönümü olduğunu hatırladım.
Ve bu konuda bildiklerimi gördüklerimi kamuoyula paylaşmanın doğru olacağı kanısına vardım.
Mehmet Cahit Şener ile uzun bir süre aynı cezaevinde kalmama, aynı gardiyanlardan dayak yememe, aynı mahkemelerde yargılamama rağmen kendisi ile görüşme imkânım olmadı.
Mehmet Şener‘ i ilk kez güney Kürdistan‘ da Pkk‘ nın dördüncü kongeresinin hazırlıkları sırasında gördüm.
Ben dürdüncü kongreye katılmak için D. Bakır-dan Bingöl‘ e, Bingöl'den Dersim‘e buradan Doğu Kürdiatan'a, oradanda uzun bir Kürdistan yürüyüşünün ardından Güney kürdistandaki Haftanin bölgesine ulaştım. Binlerce kilometre yol tepmiştim.
Yaz aylarında yola çıkmıştım. Kongrenin toplandığı alana vardığımda kış olmuştu.
Yolda başıma gelenleri anlatsam bir roman tutar.
Haftanın alanına yaklaşık olarak beşyüz kişi kadar toplanmıştı.
Kürdistanın bütün bölgelerindeki gerilla komutanları buradaydı.
Bize anlatıldığına göre 4. Kongre yapılacaktı.
Biz oraya varır varmaz Apo‘ nun hazırladığı ve adına çözümleme denilen yazıları toplu olarak okumaya başladık.
Gerçi bölgelerden gelen gerilla komutanları kendi alanlarında toplantılar yapmış, kendi durumlarını değerlendirmiş raporlarını birlikte getirmişti.
Ama Apo'nun çözümlemeleri bölgede hazırlanan bütün raporları yok sayıyor, Pratikten gelen bütün gerillaları mahküm ediyor ve açıkça „Sizler kontrgerilla pratiği sergilemişsiniz" diyordu.
Zaten daha kongre başlamadan bir çok arkadaşımız sudan bahanelerle tutuklanmıştı.
Hayatları boyunca Kuzey Kürdistan da tek mermi patlatmayan; Apo'nun infaz memurları ortalığa korku salmış, kimseler tek bir kelimeyle bile olsun kendisini savunamıyordu.
Kongre toplantısı öncesi estirilen terörle herkese adeta „sizler buraya kendinizi suçlamaya ve size söylenenleri onaylamaya gelmişsiniz" deniliyordu.
İşte böyle bir ortamda ben dışarda bir çadırın önünde karların üzerinde ayakta durmuş, sigaramı tüttürmüş, başım üzerindeki dumanların halkalarında dalmıştım.
Ayak seslerinden birinin yanıma yaklaştığını görünce düşlerimden uyandım.
Bir baktım ki Mehmet Cahit Şener'dir.
Dönüp ona baktığımda, yanıma geldi .
„Merhaba Aysel" dedi.
Bende Merhaba karşılığını verdim.
Elini uzatınca tokalaştık, halhatır sorduk.
Dalgın ve düşünceli yüzüme baktı, kendiside telaşlıydı.
Bana „Aysel sen cezevinde yattın, zülüme işkenceye maruz kaldın.
Ve sen bunlara karşı çıktın, boyun eğmedin, bunu bıiliyorum.
Ama bu gün senin yanında arkadaşlarına işkence yapılıyor.
Karşı çıkmadığın gibi sessiz kalıp onaylıyorsun, bu doğru değil!
Senin konumunda olanların tavrı bu olmamalıdır,"dedi.
Sarfettiği bu doğru sözler karşısında gözlerim doldu.
Biraz düşündüm, kendimi toparladım ve şu sözlerle cevap verdim:
Mehmet, buraya gelene kadar neler yasadığımı bilmiyorsun, eğer bu gün olan bitenler karşısında sessiz ve tavırsız kalıyorsam bunun nedenleri vardır...
Başımdan geçenleri kısada olasa ona anlatmaya başlamıştım, ardımızdan gelen ayak seslerinden dolayı konuyu değiştirmek zorunda kaldık
Düşünebiliyormusunuz cezaevinde zulüme karşı, ölüm oruçlarında omuz omuza mücadele veren, Kürdistan dağlarında yıllardır savaşan bizler kendimiz olarak bildiğimiz partimizin kongresinde dışarda bile bildiklerimizi birbirimize anlatamıyoruz bize doğru gelen başka arkadaşlarımızın ayak seslerinden dolayı kanuştuğumuzun konuyu değiştiriyoruz.
Ve Mehmet başka bir zaman konuşuruz deyip benden uzaklaşıyor.
Mehmet‘ in bana neler anlatmak istediği üzerinde düşündüm.
Kendikendime ; Mehmet bu günkü Pkk eski Pkk değil.
O partiden eser yok artık, kendimizi onunla özgür hissettiğimiz parti hapisahanemize dönüşmüş, bunu bende biliyorum, ama ne yapacağız?
Gün boyunca Mehmet‘ in söyledikleri sözler üzerinde düşündüm.
Kendi kurduğumuz tuzağa takılmıştık.
Kendi baltamızı kendi ayağımıza vurmuştuk.
İşin kötüsü halimizi anlatamazdık ve ben görünmez tuzağımda, görünmez yaralarımla topallayarak çadırıma doğru yürüdüm
Kimseyle tek bir kelime konuşmadan bataniyenin altına girerek bir daha uyanmamacasına uyumak istedim.
Devam edecek


