Yazarlar
Aysel Çürükkaya
Kördüğüm Nasıl Çözülür?
Kördüğüm Nasıl Çözülür?
Aysel Çürükkaya / Geçen haftadan beri Türkiye'de Kürt açılımı, demaokratik açılım; kardeşlik projesi adları altında bir tartışma süreci başlamıştır. Bu süreçle ilgili bende görüşlerimi yazma ihtiyacı hissettim. Zan edersem büyük acılar yaşamış birisi olarak benimde bu konuda söz söyleme hakkım vardır.
Kürt sorunu ile ilgili bir tartışmanın başlaması bile olumlu bir gelişmedir. Bunu baştan söylemek istiyorum. Bu sorunun çözümü konusunda umutlu gibiyim, ama "acaba" diyecek kaygılarımda vardır.
Basından izlediğim kadarıyla Kürt sorununun çözümüyle ilgili bazı toplantılar ve görüşmeler yapılıyor. Bakanlar Kurulu, Milli güvenlik konseyinin toplantıları yapıldı. Henüz sorunun nasıl çözülebileceği konusunda bir fikir veya plan olmamasına rağmen devletin bazı önemli kurumlarının ortak hareket edeceği seziliyor.
Türk tarafı, Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Konseyi ve partiler, bir taraf olarak hareket ediyorlar. Fakat başka bir tarafı teşkil etmesi gereken Kürtlerde bir birlik görülmemektedir. Her şeyden önce Türk devleti veya mevcut hükümet, Kürtleri bir taraf olarak görmek ve kabul etmek istememektedir. Zaten mevcut anayasa ve kanunlara göre Kürtler yok sayılmaktadır. Yok olarak sayılanları bir taraf olarak görmek biraz zordur. Buna Kürtler arası itifaksızlık, dağınıklık, şaşkınlık ve PKK nin düştüğü handikap da eklenince, durum daha da anlaşılır olur.
Kürt sorununun kalıcı bir çözüme ulaşması için öncelikle Kürt tarafının toparlanması, organize olması, taleplerini netleştirmesi gerekiyor. Eğer Türk devleti Kürt sorununu çözme konusunda samimi ise; öncelikle Kürtleri bir halk olarak resmen tanımalıdır ki; onun temsilcileri, organizasyonları, partileri açıkça ortaya çıkabilsin ve bu sürece katılabilsin. Bu süreçle birlikte Kürt politikacıları, aydınları, yurtseverleri talapleri somutlaştırmalı ve makul bir çözümün zeminini hazırlamalıdır.
Şunu burada açık söyleyeyim ki; silahlı mücadele uzun yıllardan beri Kürt halkının haklı davasına zarar veriyordur ve derhal son bulmalıdır. Türk devleti ve onun yetkilileride Kürt halkının bütün haklarını vermedikleri müddetçe; biz istesekte istemesekte daha büyük sorunların çıkacağını artık bilmelidir. Cumhuriyet kurulduğundan bu güne kadar Kürdistanda savaşlar, sıkıyönetimler, olağanüstü haller varsa, bu Kürt halkının varlığının inkar edilmesinden ve halkın haklarının gasp edilmesinden dolayıdır.
Sorunun çözümü konusunda henüz net görüşler ortada yokken, ben bu sorunun çok ağır bir sorun olduğu bilincinde olan birsi olarak , bu günden sadece başlangıçlar yapılabileceğine inanıyorum. Ve bana göre başlangıç Kürt halkının varlığını tanımak ve anayasal güvenceye kavuşturmakla yapılabilinir. Mademki İsmet İnünü Lozanda “Ben Kürtler ile Türklerin temsilcisi olarak buradayım” demişti vee yine mademki devletin önemli yetkilileri "Kürtler azınlık değil, kurucu unsurlardır" demiştir. O zaman Kürtlerin ve Türklerin kurucu unsurlukları resmen kabul görsün. Ve anayasa tarafından bu iki halkın eşitlği garanti altına alınsın.
Bu adım atıldıktan sonra, sorunun kördüğümünün çözüleceğine, diğer sorunların kavga, çatışma ve huzursuzluk çıkmadan medeni bir şekilde hal edileceğine inanıyorum.
Basından izleyebildiğim kadarıyla Türk yetkililer Kürtlerin varlıklarını rasmen kabul etmemek için bir fikir birliği oluşturmuşlardır. Basının önemli kalemleri de durmadan bu konuda teori üretmektedir. Bazıları kürt kelimesi anayasada geçerse kıyamet kopar , bazıları başka bir kimliği kendi elimizle yaratırsak gelecekte çatışmaların tohumunu atmış oluruz , bazıları da Türkiyede yetmiş iki millet var, Kürtlerin varlığını anayasayla garinti altına alırsak diğerleri aynı şeyleri istemeye kalkarlar demktedir.
Bütün bu argumanlar, Kürtlerin varlığını inkar etmek için üretiliyor, üretilmiştir. Bu argumanları üretenlerin argumanları Kıbrısta Rumlar ile Türkler için geçerli değildir. Onlara göre Türkler Kıbrısta bir ulustur ve bağımsız devletten aşağı haklara sahip olmamaları gerekir. Yüzaltmış bin kişilik Kıbrıs Türkü ile yirmi milyon kürdü aynı kefede bile görmeyenlerin viacdansızlığını bir tarafta tutarak gerçek barış ortamının sağlanması, çatışmaların ve acıların durması için yok sayılan ama gerçekte var olan bir halkın varlığının kabul edilmesi anayasal güvenceye bağlanması kadar insani bir talep tasvur etmek mümkün değildir.
Bu talep hayatidir ve ben burada Kürt aydınlarına, politikacılarına, belediye başkanlarına, yurt dışındaki mültecilerine ve diğer bütün kurumlarına seslenmek istiyorum: . Önce kedi aramızda bir barış süreci yaşamalıyız. Daha sonra ortak taleplerimizi tesbit etmeli ve bir barış heyeti oluşturmalıyız. Bu barış heyetine koardinatörlük yapacak bir şahısı buradan önermek istiyorum. Bu kişi Sayın İsmail Beşikçi dir. Çünkü O Bir Türk olmasına rağmen 49 yıldır Kürtler için düşünmüş, acı çekmiş, tutuklanmış ama bir türlü yolundan şaşmamıştır. hem biz Kürtlerin teşekür, hemde utançlarını silebilecek tek kişi olamsından dolayı Türklerin özür borcu vardır. Onun adaletli davranacağına ve bu koordinasyonu en iyi yapacağına canı gönülden inanıyorum.
Bu konudaki düşüncelerimi yazdıktan sonra acılarımın ve sancılarımın merkezi Diyarbakır cezaevi ile ilgili birkaç satır yazmadan geçemeyeceğim.
Kürt kökenli AKP li bakan oranın okul olacağını söylemiş.
Veya haberlerden öğrendiğime göre yıkılacakmış o bina?
Ortaya çıkmış suçları hasır altı etmek için binayı ortadan kaldıracaksınız
Ve kürtlerin gözünü boyamak için onun yerinde okul açacaksınız.
Bu ne kardeşliğe sığar nede insanlığa
Eğer zulümün payidar olmasını istemiyorsanız
Zulümü teşhir ediniz. Ve bu işi bir müze ile yapınız ve orada acı çeken kurbanlar için bir insanlık anıtı dikiniz.
Bütün pislikleri kedi gibi saklamaya kalkmayın, çünkü o pislikler saklandığı yerden de kokar ve insanlığı rahatsız eder.
| Yorumlar |
|
|
|
|
|
Son Güncelleme (Pazartesi, 24 Ağustos 2009 11:00)



Öner, paylaş