Anasayfa Yazarlar Aysel Çürükkaya Annemin Seyidi

Annemin Seyidi

Son bir haftadır Dersim katliamıyla ilgil çok şey okudum ve duydum
Gösteriler etkinlikler yürüyüşler var.

Ben de o topraklar üzerinde doğdum.
 O toprakların suyunu içtim.
İlk ninilerini annem orada kulaklarıma fısıldadı.


Ninemin bana anlattığı korkunç masallarla hayal dünyam oralarda genişledi.
Nehirlerin, Dağların ve ateşin  kutsal olduklarını orada öğrendim.
Sevgiyi hoş görüyü dürüst olmayı orada belledim.
Ve Kutu Deresini daha genç yaşımda gördüm
Katliamın yapıldığı yerleri birbir gezdim
Annem Kureşan aşireti mensubuydu
Ve katliamdan sonra idam edilmek için Elazığ’a  götürülen
seyit Hüseyin'in başı için yemin ederdi
Hiç bir zaman unutamayacağım şu öyküsünü anlatırdı bana
Derdi ki;
Askerler köyüne gelmiş onu atına bindirmiş götürüyorlardı.
 Köy mezarlığının yanından geçerken zabitten izin istemiş,
 'Müsaade edinde son kez atalarımın mezarını ziyaret edeyim' demiş.
Gerekli izini alınca önce  babasının mezarının yanına varmış.
Mezar taşına kapanarak ağlamış.
Babasından iki yıl sonra hastalanarak ölen annesinin simasını hayal meyal hatırlar gibi olmuş.
 Onun için de dualar ederek, cebinden bir mendil çıkarmış.
 Yerden aldığı bir avuç toprağı bu mendile doldurarak cebine koyunca mezarlığın orta yerine doğru yürümüş.
 Bir noktada durup çevresine uzaklara köylere, dağlara, ovaya bakmış:
 Onu bekleyen Zabit tercüman aracılığıyla Seyit Hüseyin' e:
 'Zamanımız doluyor biraz acele etsin' demiş.
Seyit Hüseyin: zabite yanaşımış.
 Zabit: Bu insanlar seni neden çok seviyorlar, yollara dökülmüş senin için neden ağlıyorlar?“ diye  sormuş.

Seyit Hüseyin de ona şu cevabı vermiş:

"Bak, bu Pulo Sur, burası Gımdor, burası Gome reş, burası Kemere bele, burası da Derik mezrasıdır.
 Bu mezralarda oturanların hepsi akrabalarım ve dostlarımdır.
Onlarla sohbetlerim, cemlerim olmuştur.
Birlikte Semah dönmüşüz.
 Zor koşullarda bir parça ekmeğimizi bölüşmüşüz.
Ömrüm bu dağlarda bu yaylalarda ve mezralarda geçmiştir.
Kimseye kötü bir söz söylemedim, kem gözle bakmadım.
 Hak yolundan ayrılmadım.
 Mazlumun hakkını yemedim, zalimin zulmüne boyun eğmedim.
Malı mülkü hiç sevmedim.
 Koca aşiret reisi olmama rağmen zorla kimseye hüküm etmedim.
İşte Zabit beg, bu kadar insanın bu yollara dökülmesi, kadınların ağlaması bundandır.
Benim gideceğimi ve gidip dönmiyeceğimi, adaletin bozulacağını,
bozkurtlarm ovaya ineceğini, yiğidin namerde boyun eğeceğini biliyorlar, bundan dolayı ağlıyorlar"
demiş.
 Ve binmiş atına gitmiş ölüme doğru.

Annemin seyidinden  Kırk üç yıl sonra bende zulüme baş kaldırmıştım
Yüzelli hanelik bir köyde kalıyordum
Ve zalim bir zabit bir manga askerle beni tutuklamıştı
Köyün bütün kadınları erkekleri ve çocukları toplanmıştı
Ve büyük bir kısmı gözyaşı döküyordu benim için
Köylülerin düşmanca bakışlarından ürken zabit bana:
Bu köylüler neden senin için ağlıyorlar,
Yoksa seni bir kahraman gibi mi görüyorlar?“
diye sormuştu.
Haksız yere zindana düştüğümü
Orada zülme boyun eğmediğimi
Adalet ve eşitlik istediğimi ve bundan asla vaz geçmiyeceğimi biliyorlar.
Biliyorda bundan dolayı ağlıyorlar demiştim.

Annemin Seyidi ata bindirilip götürülmüş bir daha dönmemişti
Yarım asırdan Fazla zaman geçti
değişen bir şey yok

Katliam devam ediyor
Tayareler dağlarımızı hala bombalıyor
Munzur hala dertli akıyor
Jel dağı hala ürkek
Ve Seyit Hüseyin’ in ağıdı hala söyleniyor.



 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile