Anasayfa Yazarlar Aysel Çürükkaya Sessizdi Temmuz

Sessizdi Temmuz

altAysel Çürükkaya / Bu gün sıcak bir temmuz günü.
Rüzgarın esmediği, dallardaki yaprakların kımıldamadığı,kuşların sessizleştiği, karşıdaki damda güvercinlerin görünmediği, bir zamandı.
Tutsak edildiğimden beri güvercin ve kuşlar hep düşlerim oldular.
Bu gün onları görmeyince, aşırı bir sıcak  hisedince, takvim yapraklarıda 14 Temmuzu gösterince o günlere gittim.

O günlerin ilk kahramanı M.Hayri Durmuş’tu. Önce onu anlatmam lazımdır.
Onu ilk olarak 1978 yılında bir sonbahar ayında, Hüseyin Durmuş’un düğünü için gittiğimiz Kumik köyünde tanımıştım.

Halay kolunda oynuyordum, uzun boylu, yakışıklı çelebi bir genç  koluma girerek bizimle birlikte oynadı, sonra benimle konuştu ve ben M.Hayri Durmuş’ u burada tanımış oldum.

Sonraki günlerde onu daha yakından tanıdım.
Yumuşak başlı, karşıdaki insanları dinleyen, söylenenler üzerinde düşünen, sakin, hemen parlamayan, kararlı, hiç kimsenin kalbini kırmayan bir bilgeydi.

Ben 1979 yılında tutuklanmadan önce Bingöl mıntıkasında benimle görüşmek istemişti. İkimizde illegal olduğumuzdan görüşme imkanına kavuşmadan kaldığımız bölgeyi terk etmiştik. Bir müddet sonra ben Urfa Mardin karayolunda, o ise Kızıltepe’ de bir evde tutsak düştü.

Ben soruşturmada gördüğüm işkencelerden dolayı dengemi yitirmiştim.

Cezaevinin kadınlar koğuşunda kendimi dünyama dalarak yaşıyordum.
Erkeklerden  tutuklanan serbest bırakılanlar hakkında hiçbir bilgi sahibi değildim.

Daha doğrusu cezaevinde olan bitenler beni ilgilendirmiyordu.

Biz kadınların kaldığı koğuş ile erkeklerin kaldığı çocuk koğuşu arasında demir parmaklıklar vardı zaman zaman buradan Mazlum Doğan’ la sohbet ederdim.

bir gün bana dediki: “Bak senin yüzünden Hayri bize fırçea atmış,  senin halini görmüş ve ağlamış, diyorki siz arkadaşla ilgilenmemişsiniz, neden hala iyileşememiş?” Ben o zman öğrendim Hayri’ nin de tutuklandığını.

Sonraki günlerde ziyaretçileri ve avukatları  geldiğinde benide görüş yerine kendisiyle birlikte götürür, işkencede gördüklerimi ve o anda içinde bulunduğum şuur kaybımın nedenlerini onlara anlatır. Kamuoyuna durumumun iletilmesi için çabalar harcadı.

Bir gün geldi, geldiler, koğuşumuzu bastılar ve ilk olarak biz kadın koğuşunda kalan tutsakları “ring” denilen askeri araçlara doldurarak, yeni cezaevine yolladılar.

Hayri’yi artık göremez oldum

Aramıza betondan duvarlar, demirden kapılar, korkunç koridorlar, zalim işkenceciler girmişti.

Aynı davada yargılanıyorduk, aynı mahkeme sıralarında birlikte oturuyorduk.
Onlara öylesine kötü işkenceler yapılmış, aç sussuz bırakılmışlardı ki, birde saç ve sakalları zorla kökten kestirildiğinde tanımakta çoğu zaman zorlanıyordum. Gerçi mahkemede bakışmak suçtu, ama bakma, bakmamaktan daha zordu!

Bir gün ben ifadeye kaldırılmıştım, soruşturma ifademi mahkemdede tekrarlıyordum, yani benim PKK ilie harhangi bir ilişkim yoktur diye diretiyordum.

Herhalde duruşma hakimi Emrallah Kaya anlattıklarıma pek inanmak istemeyince, bir el havaya kalktı.
Emrullah Kaya: “Buyrun hayri bir şey mi söylemek istersin?” dedi.
Hayri: “Evet diyerek yerinden kalktı, Aysel’ in söyledikleri doğrudur. Ben PKK nin Merkez Komite üyesiyim, bundan dolayı kimlerin partinin üyesi olup olmadığını bilirim. Aysel’ in bizim örgütle bir ilişkisi yoktur, Ama şöyle bir ilişkisi vardır. Bizim örgütümüzün bir üyesi olan Selim Çürükkaya’nın eşidir. bu yüzden bizim sempatizan ailelere gidip geldiğini duymuştum.“

Hayri burada yine koruyuculuğunu göstermiş, bir an önce bu işkencelerden kurtulup gitmemi istemişti.

Artık göremdim Hayri’yi ve hiç kimseyi!
Havalar yine sıcak olmuştu

Rüzgar yine esmiyordu.

Duvarlar koridorlar suskundu
Kuşlar yine görünmüyordu, güvercinler yine sessizdi
Yine Temmuzdu
Kadınlar koğuşu erkeklerinkinden tecritti.

Ve temmuz acayip sessizdi.
Biz bu sessizliğin anlamı üzerine konuşuyorduk.
Meğerki Hayri Durmuş ölüm orucu çağrısını mahkemede Urfa gurubunun yargılanması sırasında yapmıştı.

Kimseler bize haber vermemişiti

Aylardan eylüldü, bir gün, evet bir gün!
Hayri nin Ali’ nin Kemali’in ve Akif’in
Ölüm orucunda yaşamlarını yitirdiklerini duydum.
Sanki üzerimden bir tren geçmiş gibi oldum.
Hiçbir şey konuşamadım, hıçkırıklarım boğazıma düğümlendi, dudaklarım titredi, sinir damarlarım tektek koptu sanki, kendimi kimsesiz, korumasız, kanatları kırılmış, akbabaların arasına düşmüş bir güvercin gibi hissetim.

Çok sonraları duydum ki Hayri ölmeden önce, ölüm orucundaki arkadaşlarına: “Biz öldükten sonra savunma yapma hakkını kabul ederlerse, başka arkadaşlar ölmesin” demiş.

Evet onlar, ardlarında destan yaratarak beynimizdeki bilincimiz, yüreğimizdeki inancımız ve cesaretimiz oldular. Savunma hakkı kabul edilince diğer arkadaşlar Hayri’ nin vasiyetine uyarak eylemi sona erdirdiler ve Hayri’ nin çok önem verdiği siyasi savunmaları yazılı olarak hazırlayıp mahkemelere sundular.


Aradan tam olarak 28 yıl geçti o binlerce sayfadan oluşan savunmalar hala piyasada yok!
Oysa Hayri:  “Görüşlerimiz kamuoyu tarafından bilinsin” diye ölüme yatmıştı.
Bana göre 14 Temmuzun 28. Yıl dönümünün en önemli sorusu: “Diyarbakır sıkıyönetim mahkemelerinde yapılan savunmalar nerede?” olmalıdır.
Bu sorunun yanıtında sır vardır bu sır çözülmediyse, Hayri ve arkadaşlarının kemikleri mezarda sızlamaya devam edecektir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile