Anasayfa Yazarlar Baran Gayri Resmi Tarih 10

Gayri Resmi Tarih 10

altAkademi yaşamı normale dönmüştü. Tutuklu arkadaşların serbest bırakılarak yapı içerisine alınması genelde olumlu karşılanmıştı.

Ancak bu arkadaşlar üzerine ifade veren insanlarda belli bir rahatsızlıkta yaratmamış değildi. Yönetime alet olmuş, yönetimin gözüne girmek için onların istediği şeyleri söylemişlerdi. Ve şimdi bunun öfke ve ezikliğini birlikte yaşıyorlardı. Bu bazen serbest bırakılan arkadaşlara karşı sekter yaklaşmalarına yol açabiliyordu.

 

Korkumuz bu yaklaşımlardan etkilenen tutuklulardan bazılarının kaçması idi. Aslında bu çok doğal idi . Yaşadıklarından sonra bunu rahatlıkla yapabilirlerdi. Ancak bu Öcalan’a aradığı fırsatı sunacağından bizleri korkutuyordu. Böylesi bir durumda, bu insanların, yaşadıklarının yarattığı güven erozyonundan kaçtıkları sonucundan ziyade,‘’bile bile ajanları serbest bıraktınız ‘’ savına sarılacak ve bırakılan arkadaşların yaşamlarını tekrar riske sokacaktı.

Bunun için sekter yaklaşımlar içerisine giren veya girmesi muhtemel arkadaşlarla konuştuk. Yaklaşımlarının kabul görmediğini kendilerine hissettirdik. Kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyordu.

Bu arada yıkılan hücrelerden arkaya kalan genişçe bir salon temizlenerek boyandı ve okul olarak düzenlendi. Böylece Türkçe ve Kürtçe olarak iki eğitim okulumuz olmuştu. Türkçe bilmeyenler bir işkenceden kurtulmuştu. Anladıkları dilde eğitim imkânına kavuşmuşlardı.

Ortam rahatlamış kaybolan güven ortamı kısmen yeniden oluşmuş ve insanlarımız daha canlı çalışmalara iştirak etmeye başlamışlardı.

Bu arada Öcalan tarafından Şam’a çağrıldım.

Çağrılmamın nedenini doğal olarak merak ediyordum.

Öcalan üç konu üzerinde durdu.

Birincisi Metin (Şahin Baliç)akademi faaliyetlerine geri gönderiliyordu. Kendisi ile uygulamaları konusunda tartışılmasını istemiyordu. Durum konferansta tartışılacaktı.

İkinci konu Şener idi. Öcalan Şener’in Avrupa’ya gönderilmesinden yanaydı. Bu konuda düşüncemi almaya ve beni ikna etmeye çalışıyordu. Konuyu Şener’e de açmış olacak ki Şama gitmeden önce böylesi bir sorun ile karşılaşabileceğim konusunda Şener beni uyarmıştı. Öcalan, Şener’in Avrupa’ya basın yayın faaliyetlerinin başına gönderilmesinden yanaydı. Şener’i gerillaya bulaştırmak istemiyordu.

Üçüncü konu ise KDP’ liler bizimle görüşmek istiyordu. Onlarla benim görüşmemi istiyordu.

Şahin konusunda bir şey söylemedim. Zaten sorun Şahin ile bitmiyordu. Sorun bir mantık idi ve bu mantığın mahkûm edilmesi gerekiyordu.

Şener’in ülkeye gelmesinden yanaydım. Çünkü ülkede Şener ve Şener gibilere ihtiyaç vardı. Zaten Şener’de bunu istiyor ve benden destek bekliyordu. Bu açıdan Öcalan’a, Şener’e ülkede daha fazla ihtiyaç olduğunu kendisinin de bunu istediğini söyledim. Basın yayın faaliyetlerine başka arkadaşlar gönderilebilirdi. Düşüncem Öcalan’ın fazla hoşuna gitmemişti ancak fazlada ısrarcı olmadı.

 KDP lilere gelince onlar ile Şam’da bir otel lobisinde görüştüm. Görüşmeye Hişar Zebari gelmişti. Görüşmenin ana konusu Kaşuri bölgesinde PKK tarafında yakalanan 6 KDP li idi. İsimlerini vererek insanlarının zarar görmeden serbest bırakılmasını istiyorlardı.

 Bahsedilen insanlar Doktor Baran tarafından yakalanmış ve infaz edilmişlerdi.. Bu konu ülkede de tartışılmıştı. Birçok arkadaş olayı öğrendiğinde tepki göstermişti.

Eleştirilere karşılık Doktor Baran, verilen talimatın gereklerini yerine getirdiğini belirtiyordu. (Bahsedilen talimat yenilgi sonrası KDP ile YNK ye yönelik Öcalan tarafında kaleme alınmıştı. Bu iki yapılanmanın alanda yarattığı tahribatlarına değinerek kesinlikle alana bir daha girmelerine müsaade edilmemesi isteniyordu. Doktor Baran’ın bahsettiği talimat buydu.) Tabi ki bu kendisini aklamıyordu. Kendisi dışında kimse bu talimatı uygulamamıştı. Ve şimdi bu olay Şam’da karşımıza çıkıyordu.

Hişyar  Zebari’ ye adamlarınız infaz edildi diyemedim. Sadece durumu Öcalan’a ileteceğimi, konuyu araştıracağımızı ve kendilerine bilgi vereceğimizi belirtmekle yetindim.

Haklı olarak tatmin olmamışlardı. Israrla Öcalan ile görüşmek istediklerini belirtiyorlardı.

Öcalan’a ileteceğimi belirterek ayrıldım.

Durumu Öcalan’a aktardım. KDP lilerin bizzat kendisi ile görüşmek istediğini belirttim.

Öcalan görüşmekten yana değildi. Zaten beni sadece ne istediklerini öğrenmem için göndermişti. KDP yi de KDP li peşmergeleri de önemsediği yoktu. Bizlerden cevap bekleyen KDP lilere cevap verme nezaketini dahi göstermedi.

Öcalan gece geç saatlere kadar konuştu. Dilaver Yıldırım, Kör Cemal, Fatma ve diğer tasfiye edilen arkadaşların durumuna değiniyordu. Muhalefetin içine düştüğü durumu izah ederek yarı açık tehdit ediyordu. Gecenin en ilginç cümlesi ise ‘’PKK’ yi ben yarattım. Bensiz olacak bir PKK yi gerekirse kibrit çakarak yakarım.  ‘’ olmuştu.’’Nerde muhalefet. Kemikleri bile kalmadı ‘’diyordu. Bizlere muhalefet etme durumunda yaşanacakları ima ederek gözdağı vermeye çalışıyordu. Bazen ‘‘Bunu yapmasa idim birliği koruyabilir miydim ‘’? Diyerek tasfiyeciliğini haklı çıkarmaya çalışıyordu. Bu konuşma yatsıya kadar sürdü.

Şam’da ki işim bittikten sonra akademiye döndüm. Durumu ve konuşmaları Şener, Şiyar ve Mahmut Tanrıkulu ile paylaştım. Konuşmaları Öcalan’ın sıkışmasına yorumladık. Mutlaka bu durumdan kurtulmanın yollarını arayacaktı. Ama nasıl?

Şahin Baliç’ in (Metin)akademiye gelmesi ile akademi yapısında kısmı bir tedirginlik belirmişti. Özellikle tutuklanarak insanlık dışı uygulamalardan geçen yapıda bir huzursuzluk seziliyordu. Metin’ le konuşmalıydık. En azında bu konuda sağduyulu davranarak gereksiz tartışmalara yer vermemeliydi. Geçmiş de yaşanılanlar, insanlar da tepkisel çıkışlara yol açabilirdi.

Şahin sadece dinledi. Öcalan’dan talimat aldığını bu konuda herhangi bir tartışmaya girmeyeceğini belirti. Söyleyecek bir şey kalmamıştı.

Akademi yapısı hızla ülke pratiğine hazırlanmalıydı. Bahar geliyordu. Fazla zaman kalmamıştı. Ülke sahası hızlı gelişmelere adaydı. Gerilla eylemliliği kitleler içinde yankısını bulmuş, yarattığı güven ortamı, küçük çaplı ayaklanmaların gelişebileceği sinyallerini veriyordu. Bu açıda çalışmalar hızlandırılmalıydı. Belli bir aşamaya getirilen eğitim çalışmaları daha da hızlandırıldı. Devrenin bitişine doğru Öcalan akademiye geldi. Bu Öcalan’ın günler sürecek bıktırıcı konuşmalarının da olacağı anlamına geliyordu.

Öcalan ağırlıklı olarak feodal komplocu mantık üzerine konuşuyordu. Aslında çözümlediği kendi pratiği ve mantığı idi. Ama o Öcalan demiyor Şemo veya Kör Cemal diyordu. Aslında o isimler kaldırılıp yerine Öcalan konsa daha gerçekçi bir değerlendirme ortaya çıkacaktı.

Bu arada askeri eğitim devresi tamamlanmıştı. Her devre sonrası yapıldığı gibi askeri bir tatbikat ile devre bitirilmeliydi.

Devre kalabalıktı. En doğrusu iki gurup şeklinde tatbikatların yapılması idi. Bunun için Türkçe ve Kürtçe gurupları olarak bir tasnife  gittik. Buna göre Türkçe gurubunun başında Şiyar,(Kazım Kullu) Kürtçe gurubunda ise Metin (Şahin Baliç) bulunacaktı.

Tatbikatı aynı anda fakat iki ayrı bölgede yapmayı planlamıştık. Bu doğrultuda guruplar oluşturulup planlama yapıldıktan sonra guruplar tatbikat alanlarına doğru yola çıkarıldı. Ben tatbikatlar konusunda Öcalan’ı bilgilendirdikten sonra yanıma Hamza (Hasan Bindal) ve küçük Agit’i de alarak iki gurubu da görebileceğimiz bir tepeye çıkarak tatbikatları izlemeye başladım. Bulunduğumuz nokta iki gurubunda tatbikat alanına egemendi.

Tatbikatlar planlandığı biçimi ile başladı. Bir terslik olmadan plan hedeflerine ulaşmışlardı. Silahlar susmuştu. Biz artık geriye dönmeye hazırlanırken bir silah sesi ile Hamza (Hasan Bindal )sendeledi.
Ne oldu yaralandın mı?” dediğimde acı içinde buruşan suratı ile evet işareti yaparak kucağıma yığıldı. Kısa bir şaşkınlık anı sonrası Ağit’ i arkadaşları çağırmaya gönderdim. İlk yanımıza gelenler Kürtçe eğitim gurubu oldu. Bu arada Hamza son nefesini veriyordu.

Kurşun sol taraftan girmiş iç organlarını parçalayarak sağdan çıkmıştı. Kurşun çıkışı küçük bir iz bırakmış ama giriş dikkatli bakılmadıkça gözükmüyordu. Dışa hiç kan akmamıştı. Hamza fazla yaşamadı. Orada can verdi.

Herkes şaşkındı! Nasıl olmuştu? Tatbikatın bitişinden dört beş dakika sonra bir silah sesi geldi ve Hamza vuruldu dediğimde Şahin adeta yıkıldı. Gayri ihtiyarı bir hareketle silahını ve raxtını oraya bırakarak “ o silahı ben sıktım” dedi.

 Şahin’in tatbikatın bitişinden birkaç dakika sonra gurubun toplanması için sıktığı kurşun gelip Hamza’yı bulmuştu. Yapılacak bir şey yoktu. Bir arkadaşımızı kaybetmiştik. Herkes bunun acısını yaşıyordu. Bu arada Türkçe eğitim gurubu ve araba da gelmişti. Cenazeyi arabaya koyarak guruplarla birlikte akademiye göndererek Şiyar’la birlikte Metin’e moral vermeye çalışarak akademiye yöneldik.

Şahin gerçekten çökmüştü. Kolay değildi. Bir arkadaşının ölümüne bilmeyerekten sebep olmuştu.

Bu arada Öcalan’da akademiye gidenlerden olayı öğrenmişti. Akademiye vardığımızda sahada bizi bekler bulduk. İlk sorduğu soru nasıl oldu olmuştu. Kaza sonucu bir arkadaşı kaybettiğimizi söyleyerek olayı olduğu gibi aktardım. İlk etapta bir tepki göstermedi. Raporlarını hazırlasınlar diyerek odasına çekildi.

Bu arada guruplar tatbikat değerlendirmelerini yaparak raporlarını hazırlamaya başladılar. Şahin de kendi bireysel raporunu hazırlamıştı.

Cenaze kalkana kadar olay tatbikat esnasında yaşanan bir kaza olarak kaldı. İşin gerçeği de buydu.

Ancak cenazenin defninden sonra Öcalan’ın tavrı değişmeye başladı. Kaza üzerine uzun uzun konuştuk.

Kendisi olayın kaza olmadığını, hedefinde Hamza olmadığını, hedefin ben (Baran) olduğumu çizdiği uzun senaryolarla bana kabul ettirmeye çalışıyordu.

Asalında Öcalan’ın düşündüğü Hamza veya Hamza’nın şahadeti değildi. O bir dönemin akademi pratiğinden kendisini aklamaya çalışıyordu. Bunun için bir günah keçisine ihtiyaç vardı ve o günah keçisini de bulmuştu.

Planı basitti. Akademide ki uygulamaları kendisinden bağımsız gelişmiş gibi ele alarak tüm sorumluluğu Şahin’e yükleyecek, kendisi ise Şahin’in şahsında bu mantığa yüklenerek parti içi olumsuzluklarda kurtarıcı rolü oynayacaktı.

Öcalan’a göre hedef Hamza değildi.’’Akademi pratiğini deşifre ettiğimden ötürü esas hedef bendim’’.”Şahin tarafından bilinçli bir tarzda hedeflenmiş ancak isabet ettiremediğinden Hamza arada gitmişti”.Buna daha farklı gerekçelerde katsa öz olarak senaryo buna dayandırılıyordu. Aslında yapılmak istenilen açıktı. Böylece Şahin günah keçisi olacak, Öcalan ise bu pratiğin sorumluluğundan kurtulacaktı. Şahin susturulacağından olay kapanacaktı.

Aramızdaki tartışma Şiyar ve Şener’inde katılımıyla iki gün sürdü. Biz kaza düşüncesinde dayatıcı olduk. Dayatmalarımız karsısında kendiside artik bir şey diyebilecek durumda değildi.

Biz olay kapandı diye düşünürken yeni bir gelişme oldu. Benim katılmadığım bir akademi oturumun da Suriyeli bir genç Öcalan’ın yönlendirmesiyle kendisinin ‘’ateş ederken Şahin’in yanında olduğunu, Şahin’in bilinçli bir tarzda nişan alarak ateş ettiğini gördüğünü” söylemişti. Tabi ki bu Öcalan için arayıp da bulamadığı bir fırsattı. Öcalan bunu iyi değerlendirir ve o oturumda Şahin tutuklanarak cezaevine konulur.

Devam edevek

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile