Anasayfa Yazarlar Baran Gayri resmi tarih 14

Gayri resmi tarih 14

altBaran / Xaqurk üzeri Çukurca ya doğru yol alıyoruz. Yol güzergâhındaki tüm köyler viraneye dönmüş durumda. Sağa sola saçılan eşyalardan, köy sakinlerinin panik içinde köylerini terk ettikleri anlaşılıyordu. Köyler, sokak ve yıkıntılar arasında dolanan yabanileşmiş bir kaç kedi ve sağa sola saçılmış eşyaların yarattığı renk cümbüşü dışında hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu.

Bu köyler bazı istisnalar dışında PKK ye en aktif desteği veren köylerdi. İşin ilginci devletin baskılarından çok Bekaadaki kongrede çıkarılan askerlik yasası ve benzeri zorunlu uygulamaların kurbanı olmuşlardı..

Devlet baskılarına yabancı değillerdi. Onu kendilerinden görmemişlerdi. Kendi iradelerini hiçe sayan bu güce sadece öfke duymuşlardı. Yaşadıkları acıları, haksızlıkları, aşağılamaları içe atmış öfkeye dönüştürmüşlerdi. Bu açıdan bu ceberut devletlere baş kaldıran herkese kucak açmışlardı. Güney, kuzey, doğu ayrımı yapmamışlardı. Yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmişlerdi. Gerektiğinde silah kuşanmışlardı. Onlara bizim çocuklarımız demişlerdi. Birine bir şey oluğunda acısını ta yüreklerinde hissetmiş, kendilerinden kopan bir parça olarak algılamışlardı.

Ya şimdi!.

Bizimkiler dedikleri ne kadarda çok düşmanlarına benzemişti.

Bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorlardı.

Kol kanat gerdikleri, sahip çıktıkları yapı, kendilerinden uzaklaşmıştı. Köylerini basıyor çocuklarını askerlik yasası adı altında zorlan evlerinden alarak dağa çıkarıyordu. Eskiden asker geldiğinde kaçanlar, şimdi devrimciler geldiğinde kaçar duruma düşmüşlerdi.

Tüm itirazları tehdit ve azarlamalarla susturuluyordu. Vergilendirme sistemi zaten kendilerini aşmıştı. Devletin baskıları yetmemiş gibi, birde bizimkiler dedikleri insanların baskılarına maruz kalmışlardı.

İlkin bunda bir terslik var diyerek konuyu parti ile tartışmak istemişlerdi. Dilleri döndükçe zorla bu işlerin olmayacağını anlatmaya çalışmış, duydukları rahatsızlıkları ifade etmişlerdi.

Mücadeleye karşı değillerdi.

Bunu içtenlikle istiyorlardı.

Çok şey kabullenebilirlerdi. Ancak gözlerinin önünde her gün köy basarak gençlerinin alınmasını kabullenemezlerdi.

Buna birde alınan gençlerden bazılarının kaçma teşebbüsü içerisinde vurulması eklenince çareyi doğup büyüdükleri köylerini terk ederek, kısmen daha korunaklı alanlara, akrabalarının yanına sığınmada buldular.

Böylece kırsal kesimde dağınık halde bulunan ve devletin kontrolde zorlandığı irili ufaklı onlarca köy boşaldı. Bu aslında T.C. nin isteyip de bulamadığı bir fırsattı. Çünkü kontrol edemediği yerleşim birimlerinden kurtulmuştu. Aynı zamanda bunları belli alanlarda toplayarak denetim imkânına kavuşuyordu. Stratejik köy denilen uygulamada bu dönemde gündeme getirildi.

Geçim kaynakları ellerinden alınan bu kesim ne yazık ki devletin örgütlemek istediği çeteciliğin de zeminini oluşturdu. Alandaki işbirlikçilerini harekete geçiren devlet, yerlerinden yurtlarından edilen bu insanları silahlandırmakta zorlanmadı. Geçim ve korunma içgüdüsünün yarattığı çaresizlik içinde kıvranan bu kesim sonuçta devletin dayatmalarına daha fazla dayanamayarak silah aldı.

İşte şimdi içinde geçtiğimiz köyler bu köylerdi.

Eskiden bize kucak açan kol kanat geren köyler.

Hiç birisi bunu hak etmemişti.

Onları bu duruma iten uygulamalarımızdı.

Birazda biz itmiştik onları düşmana.

Her birimizin onlarca anısı vardı bu köylerde. Her karşılaştığımız köy bu anıları depreştiriyordu.Öfke ve hüzün seline dönüşen duygular içerisinde bu köyleri aşarak  Şemdinli gurubu ile buluştuk

Kışı Çukurca da  geçiren gurubun hali içler acısı idi.

Kış boyu süren ağır uygulamalardan geçmiş çoğu sindirilmişti.

Kendilerine olan güvenlerini yitirmişlerdi. Ve şimdi yanlış yönelimler sonucu zehirlenerek düşmana itilen bir zeminde pratiğe giriyorlardı.

Gurupta bir tedirginlik yaşanıyordu.

Haksız değillerdi.

Çoğunun yakından tanıdığı ve yıllarca birlikte kaldıkları bazı arkadaşları onların gözleri önünde ajan olarak yargılanmış, infaz edilmişlerdi.

Onların ajan olmadıklarını ve haklarında ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığını biliyorlardı. Ama karşı çıkamamışlardı. Ve bunun vicdani rahatsızlığını yaşıyorlardı.

Kitleye yönelik sekter tutumların yarattığı tahribatların şahitleri idiler.
Bu politikanın sonucu olarak onlarca köy boşalmıştı. Bu köylerin çoğunu tanıyorlardı.

Hogır' ın sorumluluğunda gerçekleştirdikleri İki yaka (Sate) katliamı ise  işin tuzu biberi olmuştu.  Ve bunların hepsinin birleşimi ruhlarında derin yaraların açılmasına yol açmıştı. Kolay kolay da bunu atlatacağa benzemiyorlardı.

Konferans kararları üzerine uzun değerlendirme ve sohbetlerimiz oldu.

Amacım birazda olsa yapının rahatlamasını sağlamaktı.

Konferans kararları zaten mevcut  pratiği mahkum ediyordu. Bu biraz alan özgülüne indirgendi. Değerlendirmeler geliştikçe arkadaşlar yaşadıkları  pratiğin kendilerinde yarattığı sarsıntıyı çarpıcı ifadelerle anlatmaya başladılar.

Anlatımlardan ortaya çıkan Lübnan'da ki Akademi uygulamalarının çok daha çarpık bir tarzda alanda uygulanması idi.  Burada da onlarca kadro tutuklanarak uygulamalardan geçirilmiş, 20 dolayında insan ajan olarak katledilmişti. Katledilenlerin ağırlıklı bölümü, mücadeleye  yeni katılan üniversite gençliği  idi.

Her kes herkesten şüphelenir duruma getirilmiş, yoldaşlık bağı önemli oranda öldürülmüştü.

Sistem küçük Öcalan'lar oluşturmuştu.

Sohbet ve tartışmalar içerisinde Şırnak'lı Delil ' in  anlattıkları insanı ürpertiyordu.''İç infazlara, tutuklanmalara alışmıştık. Ancak bir olay var ki hiç bir zaman aklımdan çıkmıyor'' diyordu.

Bahsettiği olay Sate  (İki yaka) katliamıydı.

Küçük bir eylem birliğinin sorumlusu olarak katliamda  yer almıştı.

''Bize hiç kimse sağ bırakılmamalı  diye talimat verildi'' diyordu. ''Öyle bir süreç yaşamıştık ki bu talimata karşı çıkma gücünü kendimizde bulamadık.Önümüze ne çıktıysa vurduk. Kadın, çocuk demedik. Ortalık tam bir kan gölüne dönmüştü. İşte bu kan gölü içerisinde fırlayan bir çocuk kaçarken yanlışlıkla  eylem birliğinin içine girdi'' diyerek gözlerinden yanaklarına yaşlar süzüldü.

Çaresizlik içerisinde kıvranan gözlerle bana bakıyordu.
Gerisini anlatamadı. Benden bir şeyler söylememi bekliyordu.
O an kendisini teselli edecek bir kelime bulamadım.
O ise kafası önünde büyük bir suçluluk psikolojisi içerisinde suskunluğa büründü.

Delilin yaşadığı ruh hali gurubun ağırlıklı kesiminde mevcuttu.

Ben bu hikayeleri Dersim katliamını anlatan yaşlı Dersim' lilerden çok duymuştum.
Ama bunları barbarlıkları ile ünlü bir devlet yapmıştı. Bu  olayı ise halk adına yola çıkan bir hareket kendi halkına reva görmüştü..

Delil bu olayın vicdanı muhasebesi içinde ne yaptı bilmiyorum. Çünkü yaşadıklarının oluşturduğu  ruh hali, var olan yaşam arzusunu alıp götürmüştü. Sürekli rüyalarına giren o manzaraya uzun süre dayanabileceğini sanmıyorum.
Ancak suçlu kesinlikle Delil'ler  değildi.

Onlar saf ve temiz duygularla dağa çıkmışlardı.
İçine girdikleri sistemin kurbanı olmuşlardı.
Sistemin dayattığı çizgi  suç üretmişti.

Kısacası eğer bir suçlu varsa onu  sistem ve o sistemin yarattığı çizgide  aramak gerekiyordu. Bireyde değil. O açıdan olay ve olguları değerlendirirken ağırlıklı sistem ve o sistemin oluşturduğu mantığa yüklendim.

Bu yaklaşım kısmenda olsa onları içine düştükleri ruh halinden kurtarmıştı.

Gurupla bir haftaya yakın kaldım. Konferans  kararları ve yaklaşımlarım  yapıda olumlu bir hava yaratı. Bir güven tazelemesi oluştu. Ancak zorlu bir alanda pratiğe giriyorlardı. Şemdinli düşman örgütlülüğünün zirvede olduğu bir bölgeydi. Bu açıdan yeni takviye ve desteğe ihtiyaçları vardı.

Mevcut planlamaya göre Harun arkadaş, Xaqurk üzeri kendileri ile birleşecekti. Bu durumda alan gücü teknik donanım bileşim ve kadro olarak yeterliydi. Ancak alanda barınma ve lojistik destek alanları yaratana kadar Çukurca üzeri desteğe ihtiyaçları vardı. Gerekli bağlantıların oluşturulması gerekiyordu. Bunun için konuyla ilgili bir birim  oluşturuldu. Birimin  görevi alanda gerekli alt yapı hazırlanana kadar lojistik destek ve Çukurca birimi ile bağlantıyı sağlamaktı.

Böylece  İran ve çukurca üzeri desteklenecek çalışmalarla alan tekrar mücadeleye açılmaya çalışılacaktı.

Tüm bu hazırlıklar yapılarak alan faaliyetlerinin planlanması sonrası Çukurca alanına geçtim. Zaman sınırlıydı ve daha ulaşmam gereken epey alan vardı.

Çukurca'da uzun yıllar kalmıştım.

Her alanını karış karış biliyordum.

Faaliyetler içerisinde  gitmediğim uğramadığım köy kalmamıştı.

Birlikte geçirdiğimiz bu yıllar halkla aramızda bir güven duygusunun  oluşmasına yol açmıştı.

Tüm köyler partiye açık ve önemli oranda destek sunmaktaydılar.

Devletin tüm dayatmalarına karşılık cüzi bir yapının dışında kimse silah almamıştı.

Alanlar da devlet baskılarına dayanamayarak silah almış, ama partiye karşı kullanmamışlardı.

Büyük bir bölümü ile ilişkilerimiz vardı. Her türlü bilgi ve desteği bunlardan alabiliyorduk.

Ancak 89 kışındaki uygulamalar bu alanı da zehirlemişti.

Zora dayalı yasalar bu alanda da uygulamaya konmuş  tepki toplamıştı. 

Yasalar  bizim diyebileceğimiz köylerde sanki özellikle uygulanmıştı. Zorla gençlerin alınması , vergilendirme ,keyfi tutuklama ve uygulamaları kitleler kaldıramamış, süreç içerisinde köylerini terk ederek karakolların olduğu yakın köylerde toplanmışlardı. Sınır kesimi önemli oranda boşalmıştı.

Bu T.C. nin arayıp bulamadığı bir fırsattı. Bunu iyi  değerlendirmiş denetlemekte zorlandığı alanları da güvenlik gerekçeleri ileri sürerek kendisi boşaltmıştı. Alan önemli oranda insansızlaştırılmıştı.(Ne yazık ki bu uygulama sonraki süreçlerde genelleştirilerek devam ettirildi. Kürdistan'ın kırsal kesimi önemli oranda insansızlaştırıldı)

Xaqurk ve Şemdinli' de yaptığımız değerlendirmelerde alanda önemli bir tahribatın yaşandığını biliyordum ancak Çukurca ya vardığımda karşılaştığım manzara beklediğimden de kötü çıktı.

Küçük yerleşim birimleri kaldırılmış halk denetimi daha kolay alanlarda toplanmıştı. Devlet politikalarının bunda önemli bir yeri olsa da sekter yaklaşımlarımızın  rolü belirgindi. Özellikle Rekani ve Nirve köylerinden geçerken öfke duymamak elden değildi. Daha düne kadar bizimle olan ve bize verdikleri destekten dolayı defalarca devlet baskınlarına maruz kalan bu köyler bizim sekter yaklaşımlarımız sonucu boşalmışlardı.

Oysa hepsi doğal milis durumunda idiler. Pinyaniş  ve kaşuri alanlarındaki durumda bundan farklı değildi.

Halk şaşkındı. Partiden ürkmüş biraz uzaklaşmış ama yurtseverliklerinden dolayı tümden kopmuş değillerdi. Araya mesafe koymuşlardı. Eski ilişki düzeyinin yakalanması zaman alacağa benziyordu. Eskiden beri kendilerini tanıyor olmam bir avantajdı ve bunu kullanacaktım.

İlk etapta halen telafisi mümkün bazı haksız uygulamaların önüne geçerek işe koyulduk. Bunun için  sudan sebeplerle yakalanan köylüleri serbest bırakmakla  başladık. El konulan 150 dolayında büyük baş hayvanı bu köylüler aracılığı ile sahiplerine gönderdik.

Yine askerlik yasası ile alınan ancak kış sürecinde ajan diye yakalanarak mahkum edilen iki arkadaşı serbest bırakarak istemleri sonucu ailelerine gönderdik.

Katledilenleri geri getiremezdik. Tek yapabileceğimiz itibar iadesi idi ve onu yaptık.

Bunlardan üç kişinin durumu içler acısı idi (Çukurca merkezden Ahmet, Biyadere köyünden Abdulsemet ile Reşit).

Çukurca'nın  yerlisi olan bu arkadaşlar alanda silahlı mücadelenin gelişmesi ile milis düzeyinde mücadeleye katılan ilk insanlardı.

Yerel birim ile  birlikte bir sürü eylemin içinde yer almışlardı. Hüseyin Tilki' nin yakalanması ile deşifre oldular. Bu onlar açısında bir göçebe hayatının başlangıcı oldu. İlkin güney Kürdistan'a yenilgi sonrası ise İran'a göç ettiler. Ailelerini oraya yerleştirerek tekrar mücadele saflarına döndüler.   Kendilerinin bildiği ve KDP nin  bıraktığı bazı ağır silahları (Uçaksavar) partiye verdiler. Kışa doğru Iran'a dönme hazırlıkları içerisinde  iken yakalanarak katlediliyorlar.

Gerekçe çok basittir. Silahların yerini biliyorlar. Silahların yerini değişmektense yerini bilen insanları ortadan kaldır. Mantık bu. Bu olay bile tek başına 89 kışında alanda yaşananları izah etmeye yetiyordu.

İtibar iadesi ile ailelerinden özür dilemenin dışında elimizden bir şey gelmedi.

Haksızlıkların kısmen de olsa  telafisine yönelik attığımız adım etkisini gösterdi. Alana gelişimi duyan köylüler birer ikişer yanımıza gelmeye başladılar. Hak etmedikleri uygulamalarla karşılaşmışlardı ve bunların nedenlerini öğrenmek istiyorlardı. Köylülerin yaptığı eleştirilere katılmamak elden değildi. Söyleyecek fazla bir şey bulamıyorduk. Sadece bu tür uygulamaların bir daha tekrarlanmayacağını Partinin de uygulamalardan rahatsız olduğunu aynı durumların tekrarlanmaması için önemli kararların alındığını vurgulamakla yetindik.

Çalışmalar  ve yaklaşımlar Nirve, Rekani, Ertuş ve Pinyanış alanlarında olumlu etki yaratmıştı.Yaralar yavaş yavaş sarılıyordu. Ancak Kaşuri ve Jirikiler de durum ciddiyetini koruyordu.

Burada Jiriki'lerin durumunu biraz açmak istiyorum.

Bu yapılanma eskiden beri T.C. ile fazla barışık değildi. Ağırlıklı bölümü silahlı idi. Çoğu yetişkin erkek askerlik yapmamıştı. Gerek askerlikten gerekse değişik nedenlerden dolayı kabarık bir mahkum kitlesine sahipti. Hepsi silahlı ve gafil avlanmamak için köylerinde nöbet tutuyorlardı. Çoğu devlete yabancı ve Türkçeyi bilmiyordu. Eskiden KDP ye Peşmerg'lik yapmış halende kendilerini KDP li olarak görüyorlardı. Güney parçası ile sıkı diyalogları vardı .Aşiret reisleri olan Tahir Adıyaman'ın kendisi jandarma öldürmekten mahkumdu. Bu açıdan doğal müttefik durumunda idiler.

İlk etaplarda kendileri ile ilişkilerimiz iyiydi.

Mücadelenin gelişimine bağlı olarak devlet bunlara el attı. Silah almaya karşılık kendilerine önemli tavizler veriyordu. Uzun süredir yaşadıkları mahkum hayatı kendilerine zor geldiğinden devletle uzlaşma o aşamada işlerine geldi. Silah alma karşılığı kendilerini legalleştirdiler. Mahkum konumunda olanlar hiç bir soruşturmaya tabi tutulmadan var olan silahları ile birlikte köy korucusu olarak kayıtlara geçti.

Silah aldıktan sonrada partiye karşı tavırları değişmedi. El altından ilişkilerini sürdürmekten yana bir tavır sergilediler.Ancak süreç içinde çeteciliğe karşı mücadelenin tırmandırılması ile birlikte tedirginlik yaşamaya başladılar. Parti ile karşı karşıya gelmek istemiyorlardı. İlişki yolları aramaya başladılar.

Devam edecek.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile