Anasayfa Yazarlar Baran Gayri resmi tarih 15

Gayri resmi tarih 15

altBaran /89 Baharında Çukurca köylerini esas alarak yürüttüğümüz silahsızlandırma çalışmaları sonrası Hakkâri merkeze doğru açılmış ve Jiriki köylerine uğramıştık. Bu köyler ile eskiden beri ilişki içerisinde idik. Köylerde önemli bir sempatizan kitlemiz mevcuttu. Ancak silah almışlardı  

Çukurca da başlattığımız silahsızlandırma veya silahları geri vermeye ikna temelindeki toplantıları bu alanda da geliştirmek istiyorduk.

Jiriki’ler burada önemli bir halka idi.

Onların takınacağı tavır diğer yapılar üzerinde etkili olacaktı.

Köylerde ciddi hiç bir sorunla karşılaşmadan toplantılarımızı gerçekleştirdik.

Toplantılar ağırlıklı devletin çetecilik politikasının teşhiri temelinde yürütülüyordu. Yakın tarihimizden örnekler veriyor, çeteciliğin mücadele karşısında oynadığı olumsuz rolden hareketle silahlarını bırakmaya ikna etmeye çalışıyorduk.

Köy köy yürütülen bu çalışmalar sonunda ürününü verdi. Silah alırken de ikircikli davranan belirli bir kesim silah bırakmaya ikna oldu. Ancak korkuyorlardı. Bu girişim kendilerini devletle karşı karşıya getirecekti. Kendilerine yönelimi hafifletmek için kendileri dışında ki diğer yapıların da ikna edilmesini istiyorlardı. Böylece yük paylaşılacaktı.

Gelinen nokta önemliydi. Eğer doğru değerlendirilebilinir ise toplu silah bırakmalar gündemleşebilir çetecilik çözülebilirdi. Bu acıda sonuç almak için çalışmalarımıza hız vermiştik.

Bu çalışma içerisinde Tahir Adıyaman devreye koyduğu bir aracı ile bizimle ilişki kurdu.

Tahir uzlaşmak istiyordu.Aracı kısa ve net cümleler ile Tahir’in ifade ettiklerini bize aktardı.

Öz itibarı ile ‘’mücadeleye karşı olmadıklarını, Kürt olduklarını ve mücadelenin başarıya ulaşmasını istediklerini, zorunluluktan dolayı silah aldıklarını,  silahları ulusal kurtuluş hareketine karşı kullanmayacaklarını’’, belirterek bizlerle anlaşmak istiyordu.

Aracı olan kişiyi tanıyordum. Jiriki aşiretinin ocak büyüklerinden biri idi ve uzun süreden beri kendisi ile ilişkimiz vardı.

Jiriki’ler alanda önemli bir güç idi.

Tarafsız kalmaları bile mücadele acısında önemliydi.

Takındıkları tutum diğer aşiretleri etkileyebilirdi. Bu acıda değerlendirilmesi gerekiyordu.

Tahir’ Adıyaman’ın istemleri kabul edilemeyecek istemler değildi. Bunlar bir kaç başlık altından toplanabilirdi.

1-Silahlar kendilerinde kalmalı.(Mahkûmluk statüsünden kurtulmaları için bu gerekliydi)

2- Zorunlu askerlik ve vergi sistemi alanlarında uygulanmamalı.

3-Kendilerini devletle karşı karşıya getirecek direk davranışlardan kaçınılmalı.

Tahir’in istemleri öz itibarı ile bu üç başlık altında toplanıyordu.

Buna karşılık;

Köyleri partiye açık olacak.

Kendi istemleri ile partiye katılmak isteyen gençlere engel olmayacaklar.

Silah almaktan dolayı devletten aldıkları paranın önemli bir kesimini partiye verecekler.

Her türlü lojistik destek kendileri tarafından yapılacak.

Gizli kalması ve partinin üstlenmesi koşulu ile partinin göstereceği hedeflere eylem dâhil her şeye hazır olduklarını belirtiyordu.

M.R. ile konuşmamız epey uzun sürdü. Biz Tahir Adıyaman’ın gerçek niyetini çözmeye çalışıyorduk. Yaklaşımında samimi olup olmadığı bizler acısından önemliydi.

M.R. nin konuşmalarında Tahir ile konu üzerine uzun uzun konuştukları anlaşılıyordu Uzun süreden beri Parti ile yaşadığı ilişkinin yarattığı güven ortamında bizleri Tahir’in samimiyeti konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Eğer olumlu cevap verilirse Tahir’in yakın bir zamanda bizlerler direk görüşebileceği belirtiliyordu.

Konuşmaların bizlerde yarattığı intiba olumlu idi. Değerlendirecektik. Ancak bu konuda merkezin de bilgilendirilmesi ve onlarında onayının alınması gerekiyordu. Bu, alanda bulunan diğer birimlerin bilgilendirilmesi ve sekter yaklaşımlardan kaçınılması için de gerekliydi.

M.R. ile konuşmamız sonrası Hakkâri merkeze gönderdiğimiz bir arkadaş aracılığı ile İran üzeri Öcalan ile ilişki kurduk. Cevap gelmede gecikmedi. Görüşmelere yaklaşım olumluydu. Ancak ilişkilerde komplo ihtimalini de dikkate alarak tedbiri elden bırakmamamız isteniyordu. Ayrıca bulunduğu alanda yakında sorumlu düzeyde bir gurubun geleceğini, Konunun bu arkadaşlarla konuşulacağını belirtiyordu.

Öcalan ile kurulan ilişki sonrası M.R ile tekrar bir araya geldik. Merkezle ilişki kurduğumuzu yaklaşımların olumlu olduğunu en kısa zamanda Tahir ile direk görüşebileceğimizi belirtik.

Merkez alan birimi ile ilişki kuracak ve durumlar hakkında kendilerini bilgilendirecekti. Bu ilişki sağlanana kadar dikkatli olmalarını ve ters yaklaşımlara girmemelerini istedik.

M.R. Rahatlamıştı. Ancak alan biriminden ziyade bizlen ilişkileri sürdürmek istiyordu. Alan birimi ile bir güven sorunu yaşamakta idi ve bunu açıkça ifade ediyordu. Konu netleşene kadar bunu üstlenebileceğimizi belirterek ayrıldık. Tahir ile direk görüşmeyi arkadaşların gelişine bırakmıştık.

Yaz ortalarına kadar çalışmalar belirtilen minval üzeri devam etti.

Alanda çok olumlu bir hava yakalamıştık.

Kırsal kesim önemli oranda partiye açılmıştı.

Devletin kırsal kesim üzerinde kontrolü kayboluyordu.

Köy korucularına güvenini yitirmişti.

Bazı kesimlerden silahlarını toplamaya başlamıştı.

Gerillaya olan ilgi artmış yoğun katılımlar başlamıştı.

Devlet belli merkezlere hapsolmuş durumdaydı.

Devletin askeri hareketliliği on ile beş arasına sıkışmıştı. Bu saatler içinde yürütülen askeri hareket büyük konvoylar halinde ve helikopter desteği ile yapılabiliyordu. Belirtilen saatlerin dışında kesinlikle hareket edilmiyordu.

Sürdürülen gerilla savaşı halk kitlelerinde yankısını bulmuş kitle desteği ete kemiğe bürünmüştü.

Devlet otoritesi yavaş yavaş kayboluyordu. İnisiyatif önemli oranda elimize geçmişti.

Haziran da nihayet beklenen arkadaşlar geldi. Gurup sorumlusu Harun (Şehmuz Yiğit) arkadaştı. Akademide Önemli yetkilerle donatılmıştı. Ülke içi merkez sorumlusu olarak atanmıştı. Yol güzergâhında zorunlu askerlik yasasını uyguladığından 20 dolayında gerillanın dışındaki güç yeniydi.

82-85 süreçlerinde birlikte olduğumuz bizim zaza Şexo gitmiş yerine bambaşka biri gelmişti.

Gurupla Jiriki köylerinden olan Valto’da karşılaştık. Harun kısa bir sohbet sonrası hemen konuya girdi. Aşağıdan (Beka) geldiğini önemli karar ve planlamaların olduğunu bu acıda uygun bir yere çekilerek durum değerlendirmesi yapmamız gerektiğini belirtti. Bunu zaten bekliyorduk. Zaman kaybetmeden Semedar yaylalarına çekilerek toplantılarımızı gerçekleştirdik.

Alınan kararlar ve planlama beklentimizin tam tersi çıkmıştı. Ulusal uzlaşmayı esas alan bir politika ile kitleleri kucaklamaktan uzaktı. Çeteciliğe yaklaşım kazanımdan ziyade direk yönelimlerle tasfiyeyi hedefliyordu. Bu köy katliamları tarzında gelişebilecek bazı eylemlere de zemin sunuyordu. Zorunlu askerlik ve vergi sistemi yeniden gündemleştirilmişti. Hatta bu karşılaştığımız Jiriki köyünden de uygulanmak istenmiş ancak tavır koymam üzerine son anda uygulamadan kaldırılmıştı. Plan hedefleri oldukça abartılı idi. Kısacası 87 sürecinde yaşadıklarımızın kötü bir kopyası yine yeni dönem planlaması ve politikaları olarak karşımıza çıkıyordu.

En önemlisi ise ‘’Aşiret otoriteleri tasfiye edilerek yerine parti otoritesi oturtulmalı ‘’ tarzında formüle edilen ve aşiret ileri gelenlerinin zor kullanılarak tasfiyesine  yönelik geliştirilen politika idi. Beka’da formüle edilen bu talimat’a  göre Pinyanış aşiretinden Macit Pirozbeyoğlu,Jiriki aşiretinden Tahir Adıyaman,Mamxura’lar dan Hüsnü ağa Alan ve Yezdinan’lar dan Sadun ağa ve benzerleri hedef durumunda idiler.Bu Mantığa göre bunlar aşiret yapıları üzerinde etkili idiler ve parti otoritesinin gelişimini istemiyorlardı.Bu açıda tasfiye edilmeliydiler. Kısacası dışımızda bize hizmet bile etse farklı bir güç, otorite istenmiyordu. Aşiret liderleri ile başlayan liste giderek aşiret üzerinde etkili olan isimlerle genişliyordu.

İnsanın aklı almıyordu. Mevcut politikanın uygulanması alanda bulunan aşiret yapıları ile direk karşı karşıya gelme anlamına geliyordu ki T.C.ye isteyip bulamadığı bir fırsatı kendi ellerimizle sunuyorduk.

Kaldı ki belirtilen insanlar mücadeleye karşı değillerdi. Alandaki mücadelemizde bunlardan önemli destekler almıştık. Çoğunun KDP ile direk ilişkileri vardı ve geçmişte güney hareketi içerisinde direk yer almışlardı. Bu konuda epey bedel ödemişlerdi.

Durumun kabul edilebilir hiçbir yanı yoktu.

Harun’un sorumluluğunda başlatılan toplantılar üç gün sürdü. Planlama zaten abartılıydı. Ağırlıklı tartışmalarımız zorunluluklu politikalar ve aşiret otoritelerine yönelik tavır üzerine gelişiyordu. Mücadele sahasında olan bizlerdik ve dayatılan politikaların yarattığı tahribatları III. Kongre sonrası alana yapılan müdahale ile yaşamıştık. Aynı sonuçları bir kez daha kaldıramazdık. Bu açıda tartışmalar epey uzun sürdü.

Sonuçta Planlama alan özgülü dikkate alınarak yeni başta düzenlendi.

Zorunluluklu uygulamalar anlamsızdı. Yarattığı tahribatlar bir yana bıraksak bile katılım sorunu yaşamıyorduk. Katılımlar zaten yoğundu ve alt yapımız gönüllü katılımları bile kaldırabilecek durumda değildi.

Zora dayalı aşiret otoritelerinin tasfiyesi tarzındaki talimat kesin bir dille ret edildi.

Böylece Macit Pirozbey başta olmak üzere alanda eylem hedeflerine konulan bazı isimler kurtulmuş oldu. Ancak bu sorunu çözmüyordu. Çünkü Hakkâri’nin belirli bir bölgesi ile sınırlı kalacaktı. Diğer alanlara ulaşmak gerekiyordu. Sombahardan önce bir araya gelme imkânımız olmadığından bu zor gözüküyordu. Durum artık birimlerin vicdanına kalmıştı.

Bu talimatın sonucu olarak;

Alan ve Yezdinan alanında belirtilen politika hayata geçirildi. Sadun Ağa’nın çocukları görüşme adı altında çağrılarak katledildi. Bizim ile yakın ilişki içinde her türlü desteği veren bu insanların katledilmesi Van bölgesi başta olmak üzere çevre bölgeler üzerinde telafisi zor sorunlarla karşı karşıya kalmamıza yol açtı. Ayrıca görüşmeye çağrılarak görüşmede katledilmeleri ayrı bir çirkefliği ortaya koyuyordu. Bu olay sonradan mevcut talimattan bağımsız ele alınıp Hogır’a mal edildi. Oysa bu alan biriminin önüne görev olarak konulmuştu. Hogır sadece önüne konulan görevi tartışma ihtiyacı his etmeden yerine getirmişti. (Hogır hakkında çok şey söylendi çok şey yazıldı. PKK içinde iken söylenenlerin büyük bölümünün gerçeği ifade etmediğini biliyorum. Bunu başka bir yazımda açmayı düşünüyorum)

Mamxura aşiret reisi Hüsnü ağa tamamen bir tesadüf sonucu kurtuldu. Harun arkadaşın gelişinden 15-20 gün sonra gelen bir kurye gurubu ile ikimiz Besta bölgesine isteniyorduk. Gelen talimatta Aşağıdan arkadaşların geldiği önemli gelişmelerin olduğu ve zaman kaybetmeden gelen arkadaşlara ulaşmamız isteniyordu. Bu Hüsnü ağanın hayatının kurtulmasının da vesilesi oldu.

Besta bölgesine giderken tesadüfen Mezra köyü kırsalında Dr.Baran ile karşılaştık. Doktor aldığı talimat sonucu Hüsnü ağaya yönelik eylem için gurubu ile birlikte Mezra köyüne gidiyordu. Kısa bir sohbet sonrası durumu izah etti. Kendisinin Hüsnü ağa hakkında düşünceleri olumsuz değildi. Olayın Mamxura’lar üzerinde çok olumsuz bir etki yaratacağını bilerek gidiyordu. Vicdanını dinlediğinde yapılmamalı diyor ancak talimatı da görmemezlikten gelemiyordu. İkisi arasında gidip geliyordu. Doktor’u dinledikten sonra sorumluluğunu üstlenerek eylemi iptal ettik. Fukara Doktor ağır bir yükten kurtulmuş gibi hafiflemişti. Hüsnü ağa ise hiç bir şeyden habersiz gönderilen haber üzerine köyde cellâdını bekliyordu.

Bu aynı zamanda Tahir Adıyaman ile başlatılan görüşme sürecinin de sonu oldu.

Biz Tahir ile başlatılan uzlaşma sürecinin derinleştirilerek sonuca bağlanmasının beklentisi içerisinde iken Bekada bahsedilen talimat sonucu Tahir ve aşiret önde gelenlerinin tasfiyesine yönelik eylem planlamaları yapılmıştı.

Ne yazık ki Beka kaynaklı bu talimat alanda uygulanmıştı.

Guruplara ulaştığımızda başlattığımız diyalog sürecini sabote eden iki olayla karşılaştık. Bunlardan ilki Jiriki’lere ait Kıter köyünde gerçekleşmişti. Köye giren gurup uzlaşma sürecinin yarattığı kısmı gevşemeden de yararlanarak dokuz köylüyü yanlarına alarak köyden çıkıyor. Biraz uzaklaştıktan sonra içlerinden altı kişiyi alıkoyan gurup diğerlerine  ‘’üç gün içerisinde alınan silahlar bırakılmazsa tuttukları altı kişiyi kurşuna dizeceklerini’’ belirterek serbest bırakıyorlar. Üç gün sonrada altı köylü kurşuna diziliyor.

İkinci olay ise Direk Tahir Adıyaman’ın sürüsünü hedeflemişti. Olayda çok sayıda hayvan telef olmuştu.

Yaşanan iki olay yaratılmak istenen uzlaşma sürecini yerle bir etmeye yetmişti. Uzlaşma arayışlarına şiddetle karşılık verilmişti.tabi ki karşılığı gecikmedi.Tahir Adıyaman gönderdiği haberde haklı olarak ‘’kendisinin oyuna getirildiğini PKK ile aralarında artık kan davasının olduğunu’’ belirtiyordu. Bahsedilen iki olay Tahir Adıyaman’ın devletle tümden bütünleşmesinin zeminini oluşturdu. Tahir,  artık devletin vurucu timi idi.

Şunu açıkça ifade etmeliyim ki bölgede çeteciliğin yaygınlaşarak aktifleşmesinde aşiret yapılarına karşı uygulamaya konulan bu politika ile zorunluluklu yasalar belirleyici rol oynadı. Bu aynı zamanda yaz ortalarında yakaladığımız olumlu havanında giderek gerilediği bir sürecinde başlangıcı oldu.

89-90  kışı ise sürecin  tuzu biberi olmuştu

Ve şimdi II. Ulusal Konferans sonrası geldiğim ülke zemininde oluşan bu tahribatların bertaraf edilmesinin mücadelesini veriyorduk. İşimiz zordu.

 Devam edecek.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile