Anasayfa Yazarlar Baran Gayri resmi tarih 7

Gayri resmi tarih 7

altŞener’in suskunluğu beni, Mazlum’un anlattıklarına götürdü. Anlatılanları, Şener’in açıklamalarıyla  yanyana getirdiğimde, doğal olarak bütün tutukluların dosyalarının yeniden incelemesi gerektiği kanısına vardım.  Ben, en kısa zamanda bunu yapacaktım.Ve yaptım.

Tutukluların çoğu okumuş kesimden geliyordu. Bunların arasında Üniversite ve Lise dengi okullardan gelenler çoğunluğu oluşturuyordu ve değişik sol veya Kürt örgütleri ile ilişki içindeydiler.Gelişen ulusal kurtuluş mucadelesinden etkilenerek harekete katılmışlardı. Vermiş oldukları ifadelerde hayal güçlerini zorladıkları belli oluyordu.

 
İşin en tuhaf yanı bu tutsakların hepsi, başta PKK Basını olmak üzere , İkibine Doğru Dergisinde de , Dünya  ve Kürt Kamuoyuna ’’ajan’’ olarak yansıtılmıştı. Olof Palme cinayeti ne  vurgu yapılan basın söyleşileri ile  dünya kamuoyunun da dikkatlerini bu tutsaklara çekmişti. Tutsakların saçma sapan ifadeleri hem kendi durumlarını güçleştirmişti, hem de Öcalan’ın elline olmadık propaganda olanakları sunmuştu. Bu durumu tersine çevirmenin böyle kolay olmayacağını idrak ediyordum.
İfadelerin içeriği; birçok yabancı istihbarat örgütlenmesiyle, PKK dışında ki, bir çok Kürt şahsiyetinin  ve Öcalan karşıtı muhalefet eden  eski PKK kadrolarının, PKK ve önderliğine dönük tasfiye faaliyetlerinin izahına dayanmaktaydı
Tutsakların itirafları, yukarıda ki paragrafda belirttiğimiz kurum, kuruluş ve kişilerle, ortak toplantılar yaptıkları, bu toplantılarda alınan kararlar gereği akademiye gönderildiklerinin hayali senaryolarıyla doluydu..İtiraflarda öne çıkan isimler arasında Zeki Adsız, İbrahim Güclü , Kemal Burkay,  Avukat Hüseyin Yıldırım vb gibi. Kürt şahsiyetleri vardı. Kendilerinin açıkladığı rivayete  göre; Avrupa ve Doğu Bloku İstihbarat Örgütleri, bahsedilen şahsiyetlerle birlikte PKK ve önderliğini tasfiye etmeye çalışıyordu!
Açıkçası işim zordu.
Gerek dosyalarının incelenmesi, gerekse tek tek tutuklularla diyaloğ sonucu, kişi olarak  gerçeğe ulaşmıştım. Ancak bu yetmiyordu. Bunu tutuklularında teyit etmesi gerekiyordu. İşin zor tarafı  tutukluların  büyük bölümü verdikleri ilk ifadelerde ısrar ediyordu. Çünkü; Şener’in kendilerine vermiş olduğu güvenden esinlenerek ifadelerin işkence yoluyla alındığını Şener’e söylemeleri ve ifadelerini değişmelerinin  acı faturasını, Öcalan tarfından gönderilen Murat Karayılan’ın müdahalesiyle ağır ödemişlerdi. Dolayısıyla, benim yaklaşımlarımında taktik olabileceğinin korkusunu yaşamaktaydılar. Herşeyden önce bu arkadaşların, bir güvene ihtiyaçları vardı.
Bu güveni vermek epey zamanımı aldı. Bu konuda, Mazlum Deniz’in de önemli yardımları oldu. Beni tanıdığından dolayı, yaklaşımlarımın taktik olmadığını, gerçekten kendilerine yardımcı olmak istediğimi, onlara izah etmişti. Nitekim zorda olsa girişimler sonuç verdi.Tutuklular gerçek durumlarının izahına gittiler ve böylece tutuklu arkadaşların ifadeleri yeni  baştan alındı.
Sadece tutukluların ifadeleri ile sınırlı kalmamıştım. Ayrıca tutuklu arkadaşlara tutuklandıkları günden bu yana karşılaştıkları insanlık dışı uygulamaları rapor halinde yazmalarını istemiş ve yazdırarak belgelemiştim.Yazılan raporlarda kimler tarafından ve  ne tür uygulamalara maruz kaldıkları geniş geniş izah edilmişti.(Bunlar eğer imha edilmedi ise hala PKK arşivinde bulunmaktadır.)
Anlattıkları bir olay yaşanan vahşetin boyutlarını izah adiyordu. Okuduğumda tüylerim diken diken oldu. İki kişi soruşturma amaclı flistinlilerin israil saldırılarına karşı yaptıkları muğaraya alınmışlar. Burada akıl almaz işkenceler sonrası baygın düşen tutuklular içerde hapsedilerek akademiye dönülüyor.
Nasıl oluyorsa burada unutuluyor. On yedi gün sonra hatırlanıyor ve muğaraya gidiliyor.  Ancak gördükleri ağır işkenceler sonrası zaten halsiz düşen tutuklulardan biri, açlığa ve susuzluğa daha fazla dayanamadığından ölüyor. Tabi rapor bununla bitmiyor. Sağ kalan tutuklu erken ölenin  baldırındaki eti kaparıp yeyerek ayakta kalmaya çalışıyor, neticede oda ölüyor.
Yazılan bu olay bile orada yaşanan vahşeti izah etmeye yetiyordu. Olayı gören tutukluların yaşadığı ruh halini artık siz düşünün.
Çalışmalarım sonucu tutklular üzerine düşüncelerim netleşmişti.
Vardığım sonucu yönetim ile günlük olarak paylaşmıştım.
Şunu hemen belirtmeliyimki o an Akademi yönetiminde bulunan arkadaşların hepsi bu konuda tutarlılıklarını göstermiş, vardığımız sonucu bizlerle bitrlikte sonuna kadar savunmuşlardı.
Olayı Öcalana açıklamak Onun Şiyar arkadaş ile akademiye gelişine denk düştü. Daha kendisine gelişmeleri izah etmeden ,O  kendinden emin bir tarzda Cihangirin durumunu sormuştu. Anlaşılan benden istediği cevabı alacağından emin gözüküyordu. "Yürüttüğüm soruşturma Şener i haklı çıkardı" dedim. "Cihangir ajan değil" diye ekledim. Bu beklenmedik cevap karşısında bir an afallıyan Öcalan, saldırıya geçmekte gecikmedi.
Öcalan' a göre duygusal davranıyordum. Onca yıl savaş pratiği içinde yaşamama rağmen duygusallığı aşamamıştım. Oysa yaşadıklarımın çelikten bir sinir sistemi oluşturması gerekiyormuş. Duygudan eser bırakmamalıymış.Tavrım partiye yeni katılmış ve partiden fazla  haberi olmayan bir amatörün tavrıymış.vs. vs.
Öcalan'ın eleştirileri uzadıkça uzadı. Eleştirileri ile vardığım sonuçtan vazgeçmemi sağlamaya çalışıyordu. Ben ise  vardığım sonuçta ısrarcıydım. Ancak Akademi yönetiminde bulunan diğer arkadaşlarında vardığım sonuca sahiplenmesi karşısında yapabileceği fazla bir şeyde kalmadığından  soruşturmayı derinleştirin diyerek tartışmayı sonuçlandırdı. Diğer tutukluların durumunu açma ortamı kalmadığından o an için açmayı gereksiz gördüm.
Rahatlamıştık.
Tutsaklar icin bir umut ışığı doğmuştu.
Bu arada Şiyar arkadaşın katılımı ile akademi yönetimi giderek güclenmişti.
Ve şiyarla birlikteligimiz çok eskilere dayandığından dahada rahatlamıştım.
Şiyarla her konuyu rahatlıkla hic bir endişeye kapılmaksızın tartışabilirdim.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
devam edecek
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile