Dersim Ve Yüreğim

Elif ORHAN
¨Kıvırcık saçları karlarla yıldızlar üsüşmüş gibi beyazlaştı…
Karlar üzerine düşerken yavaşça gözleriyle bas eğmiyen Munzurlara tekrar baktı.. baktı.. tüm özlemini yarım saniye yerleştirerek.
Bir saniyenin yarısına sığınan zaman içinden tüm sevdikleri.. hafızasına işlenenler film şeridi gibi hızla gözlerin önüne.. unutamadığı yaşanan acı-tatlı ne varsa peş peşe görünüp kayboldular.¨¨
Yukarıdan bombalar yağıyordu…
Gelen anons sesinde onun ismini çağıryorlardı.
Teslim olmasını istiyen sesi tiksinerek dinledi.Diyorlardi ya „sahibinin de sesi kendisi gibi çirkin olur“doğru söz bu işte.
Kaç gündür bu açık arazide karlar içinde yukarda yağan bombalara karşı savaştığını unutmuştu.
Çatışarak geldikleri arazi açıktı.. Düşman onları ozellikle bu açık arazide pusuya düşürmüştü.. Amaç canlı ele geçirmek olduğu belliydi.. ancak gün geçtikce artık canlı ele geçirmiyeceğini anlayınca da ölümüne darbeler vuruyordu.
Günlerdir çatışıyorlardı.. arazi soğuktu.. Bazen kar, bazen de tipi yerdeki karları havaya savuruyordu. Göz gözü göremez duruma geliyordu.
Bomba, silah ve havan sesinden Munzurlar yankılanıyordu....düşen havan topları ve bombalar bazen çığ oluşmasına da neden oluyordu ki, bu ciddi ve tehlikeli bir durumdu. Daha önce çığ altında kalan yoldaşlarını hatırlayinca gözleri nemlendi.. daha bir hırsla elindeki silahın tetiğine bastı. Biri demişti ya;
” Bizim düşman çok alçaktır, bu da şansızlığımız, ilkesiz-kör bir düşman bu, düşmanda da kalite olmalıydı ki görsünler savaşta yiğitleri, ancak kuyu gibi her kötülüğü bağrında barındıran bu düşmanla savaşıyordular.“
Aralıksız yankı yapan silah sesleri kulakları rahatsiz edercesine tırmandırıyordu.. karsi dağdaki kayalıklarda çıkan yankı sesleri karışiyordu bazen. Nerden esti kimbilir aniden canı sigara çekti.. kaç gündür içmediğini yeni hatirladi...günlerdir yiyecek bir şeylerde yememişti.. arada bazen arkadaşın biri şeker dağıtıyordu.. bazen de ağzına kar atıyordu ki, olan susuzluğunu-yorgunluğunu azda olsa bastırsın.. güçlü olmak zorundaydı..zorundaydı...çünkü buna çok ihtiyacı vardı.. ..
Yukardan bombalar yağıyordu..hala...
Ateş çemberine alınmışlardı..
Bir grup arkadaşıyla beş gündür bu üç metreye yakın karın içinde dinlenmeden gökte yağan bombalara karşı savaşıyorlardı. Açlığı ve yorgunluğu unutmuştu.. arada yanındaki arkadaşlarına koşup mevzilerini değiştiriyordu.
Yukarıdan bombalar yağıyordu..
Buz gibi bir tipi başlamıştı.. yere düşen bomba ve havanlar karları tipi, yağmur haline çevirmişti, atılan kurşunların etkisiyle karlar eriyor, tuhaf bir koku ve sıcaklık getiriyordu.
Birden dudaklarından ölümle alay eden gülüşü belirdi.
Ha bu Munzurların kar- bombalarla alay eden ölüm kokusu olmalı.. belkide burada bir daha çıkışları olmıyacaktı!
Şimdiye kadar çok ölüm vakalarını atlatmıştı.. kaç defa yaralandığını kendisi artık saymaktan vazgeçmiş.. vücudunda kurşun değmiyen yeri neredeyse kalmamıştı..usulca ellini yüreğine götürdü… yokladı..yok.. yoktu pişmanlığın izi..
Birden fark etti kolunu bir sıcaklık sarmıştı.. sonrada sızı başladı.. elini gayri ihtiyarı götürdü, evet yaralanmıştı.. kan akıyordu.. sonra yan tarafına baktı...orda da aynı tuhaf sıcaklığı ve sızıyı his etti..evet bel kenarınıda delip geçen bir kurşun yarası almıştı. Hemen beline bağladığı şutuğundan bir parçayı bıçağıyla kesip koluna bağladı.. kan izi kar üzerinde tehlike yaratırdı, düşman kan izlerini izliyerek bulunduğu noktaya ulaşır. mevzilendikleri yer açık stratejik yanı yoksundu.
Yaklaşık on gün önce düşmanla ilk sıcak temas sağlanmıştı, bir ara pusuyu yardığını düşünüp stratejik mevziye ulaşmak için bu açık alandan geçmeye çalışırken , belirsiz bir şekilde aniden üzerlerine havadan ve karadan saldırmıştı.. anlaşılan kaldıkları noktayı bir şekliyle tespit etmiş olmalılar.Takipteydiler.. özelikle bu açık alana çekmeye çalışmış olmalıydı.
Sürekli belli yerlerdeki ses cihazlarından onun ismini tekrar anons eden düşman teslim olmasını istiyordu.Yani onun nerede, kim olduğunu haberini almıştı.
Yine dudaklarına dünyayla alay eden gülüşü yerleşti..sonra kararlı bir şekilde kaşlarını çatarak tok bir sesle;
_“ Sana asla teslim olmam.. beni asla canlı ele geçirmiyeceksin.. buraları senin başına yıkarım.. beni teslim almak kolay olmıyacak sana.. beni teslim alarak üstünlüğünü asla göstermiyeceğim.. bu zevki sana tattırmam.
Nenemin hala ağıtları kulağımda..
Sana asla teslim olmıyacağım..
Sana kaç kurşun atarsam nenemin ağıtlarına-acılarına bir nebze melhem olacak
Mağaralarda canlı yaktığın çocukların seslerine cevap olacak..
Terörüst diye vurduğunuz ergenlik dönemine girmiyen çocukların sızısı hafifler..
Vücudunda sayısız kurşun çıkarılan gencecik insanların, kulak kıkırdaklarından tespih-buncuk yaptığınız devrimcilerin anılarına intikamım olur..
Sana kaç kurşun atarsam binlerce köy-kom-yerleşim birimini enkaz haline getirmene cevap olacak…
Sana kaç kurşun atarsam yerinden yurdundan edindiğin insanların metrepol varoluşlarından bitmesine ve orada her türlü çaresizlikten dolayı gayri kirli işlere bulaşan insanların ve fuhuşa sürüklediğiniz, açlıktan-kimsesizlikten dolayı düşürdüğünüz insanların açılarına cevap olacak..
Sana kaç kurşun atarsam anaların gözyaşlarına derman olur.
Yukarıda giderek atılan bombaların hızı artırıldı… karada belirsiz yerlerdende gelen kurşunlardan sakınmaya çalışarak elindeki kurşunları idareli kulanmaya başladı. İçinden „Düsman erzağımızın, cephanemizin yok olduğunu anlamamali“ dedi..
Sonra…
Sonra…yer gök inledi…
Ansızın bir kurşun gelip iki kaşının arasına değdi…
Munzurlar… munzur olduğundan böyle acı duymadı…
Hani diyordular ya bir ezgi de ya da toprağa düşen için“alnında kırmızı güller açmış“
aynen öyle olmuştu belki de…
..ya da kan aktıkça nenesinin anlattığı insan kanında rengi değişen Munzur suyu olmuştu…
Bir yana döndü .
Yer gök inledi…
Sesiz bir çığlık koptu Munzurlardan… yankılandı Dersim diyarında….
Kimin çığlığıydı.. belirsiz uzak diyarlardan.. yakın diyarlardan yankılandı.. daha çok kadın çığlığına benziyordu..
ya da bir babanın, ananın, kardeşin yarin ve tümünün çığlığıydı…..
Dağınık duran tipinin izleri sildiği karların arasına usulca uzandı..
..A na kucağı gibi…
…Kıvırcık saçları karlarla yıldızlar üsüşmüş gibi beyazlaştı…
Karlar üzerine düşerken yavaşça gözleriyle bas eğmiyen Munzurlara tekrar baktı.. baktı.. tüm özlemini yarım saniye yerleştirerek.
Bir saniyenin yarısına sığınan zaman içinden tüm sevdikleri.. hafızasına işlenenler film şeridi gibi hızla gözlerin önüne.. unutamadığı yaşanan acı-tatlı ne varsa peş peşe görünüp kayboldular.
Kuşlar feryatı figan edip başlarını melül melül büktüler…ve gökyüzüne doğru süzülüp gözden kayboldular…
Sonra..
Yükselen börtü-böcek cıvıltılar kesildi.. derin bir sesizliğe gömüldüler …
Canlı ne varsa sıraya geçmişti…
….Secdeye durmak bu olmalıydı bas egmiyen munzur diyarinda..
Batmaktan olan güneş karların üzerine yansıttığı ışıklarıyla parlak hallini bırakti.. güneş koşarak karanlık bulutun arkasına sığındı.. gördügü manzaraya dayanamadı..
Puslu bulutun arkasına sığınan güneşin yokluğundan gökyüzüne doluşan yıldızlar biribirine göz kırparak ışıltılarına son vererek yol aça aça yeryüzüne doğru kaydılar…
…Canlı ne varsa secdeye durdu munzur diyarında…
Ve dağlar bu manzaraya dayanamadılar… eğilip secdeye katildı …
…. Yere düşen kurşunlar mağaralarda canlı yakılan Dersimli çocukların ağıtlarıyla birleşti..
..uzakta yaşlı bir adamın gözlerindeki yaşlar kendiliğinden aktı…aşağıya doğru yol alıp bıyıkların arasından süzüldü çenesine doğru…”benim güzel çocuğum” diye mıraldandı..
..Bu kez munzurların bir yerinde belirlenen yaşlı bir kadın, ellerini hep güneşe kaldırıp secdeye duran kadın gözlerinden yaşlarla diz çöktü.. başını karşıda görünen Qewere Düzgün’a çevirerek önce isyan etti…Sonra haykırdı…
“Çigeramin sakın ölmeeeeeee“…
Sonra…
Başka diyarda ona benzeyen biri daha ağladı.. sonra biri daha biri daha biri daha ağladı..çığlıklar Munzur diyarında yankılandı..
…Onlarin cığlıkları derinliklerden gelen Dersimli kadınların çığlıklarıyla birleşti…
Yükseldi…
Ve yabanı kuşların çığlıklarına katıldı ..
…Munzurlardan esen tipi rüzgarla feryat figan ettiler..
Güneşi gözleriyle emzirenin gözleri yavaşça kapandı…
..Kahredici bir suskunluk ortalığı sardı…sarmaladı…
…munzurların başı önüne eğildi..
Canlı ne varsa feryatı figanda durdu …
Sıyrılıp gelen mıj u duman sesizce kapladı Munzurların başını ….
..ani’den
Munzurlarin zirfesinden bir ana belirdi….haykırdı..
..süt verdiği memeleri sızladı…
haykırdı.. sesi munzurlardan yankılandı.. gidip geldi ses ve yankı;
“Çiğeramın ciğeramın sütüm sana helal olsun….'
..ve Dünyanin'ın başka bir yerinde başka bir zaman diliminde bir kadın doğum sancısıyla iki gündür kıvranıyordu.. birden yüzündeki terlerin arasında yüzü yumuşadı.. bir çocuk bağırması duyuldu.. beyaz gömlekliler çocuğu alıp kadının kucağına verdiler.
Çocuk günlerce ağladı.. ağladı..
…sonra..
ağlamayı bıraktı..
…gözlerini açıp çevresine baktı.. bir şeyler arıyordu…
birden…pencereden gelen güneşe takılıp kaldı..
bakışları sakinleşti…
Çocuk bir süre daha ağladı.. sonra ağlamayı bırakti.
Çocuğun gözlerinden bir damla yaş akıp gelip yanaklarından durdu…inci parcası gibi parladı…
Çocuğa bakanlar gördüler ki dudaklarından belirsiz bir gülüş belirdi..
bunu birisine benzettiler ..
Bu gülüşlü çocuğun gülüşünü…
Gözleriyle güneşi emzirdiğini de söylediler…
O müthiş masal kahramanına benzettiler…
Ve onu hiç unutmadılar…hep yüreklerinde yaşattılar…
İyiki doğdun bebek.
Iyiki doğdun yeniden…
Hoşgeldin ailene…
Bugün Yüreğimin Doğum Günü..
İyiki doğdun yüreğim..
İyiki doğdun..
Elif ORHAN
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
29 Aralik


