Anasayfa Yazarlar Hüseyin Yıldırım Yorgunum Dostlar 2

Yorgunum Dostlar 2

altAv. Hüseyin Yıldırım / Beni üzen, huzursuz  eden iki  konu vardı. Birincisi, içte ve dışta işlenen cinayetler, Kirdistanlı diğer parti ve guruplarına yönelik ağır söylemler. İkincisi, Merkezi kadrolardan  yerel kadrolara kadar herkesin Öcalan' ı tekrar etmesiydi. Beni en çok ilgilendiren birinci konuydu. İkinci konu benden ziyade PKK kadrolarını ilgilendiriyordu. Tanıdığım PKK kadrolarında, Ocalan' la bu sorunu tartışacak cesareti göremiyordum. Bu nedenle her iki konuyu Öcalan' la  tartışacaktım. Olumlu bir sonuç almadığım takdirde, PKK ile bağlarımı koparacaktım. Şam’a varmadan, daha uçakta iken bu yönlü bir karar almıştım.

                   Şam Hava Alanında Hamza (Hasan Bindal) bizi karşıladı. Başkanın Akademide olduğunu, ertesi gün Akademiye gideceğimiz söylendi. M. Ali Birant ve yanında getirdiği fotoğrafçı, Şam' da lüks bir  otele yerleştiler. Beni Öcalan' ın kaldığı eve götürdüler. O gece Öcalan' ın şöförüyle birlikte bu evde kaldım.

Öcalanın şöförü o gece PKK'  nin önde gelen tüm kadrolarına ağza alınmadık küfürler savurdu. "Arkadaş, sen hangi hakla arkadaşlara hakaret ediyorsun. Seni dinlemek istemiyorum" dedim. Sustu. Ben PKK ile bağlarımı koparınca, Öcalan' ın bu şöförü Almanya' ya geldi. Frankfurt çevresinde yakın akrabalarımla ilişki kurdu. Kendisinin de Öcalan' a karşı çıktığını, beni haklı gördüğünü, benimle görüşmek istediğini söylemiş. Aslında beni öldürmek için Avrupa' ya gönderilmişti. Akrabalarımı uyardım. Bir taraftanda gizli gizli PKK nin Frankfurt Derneğine gidip geliyormuş.

                           Ertesi gün Mardinli bir vatandaşın kullandığı eski model bir Mersedes arabayla yola çıktık. Bir müddet sonra Hamza arabadan indi, bir tepeyi tIrmanarak Akademiye gitti. Biz Lübnan üzeri Akademiye gidecektik. Lübnan girişinde bir hayli bekletildikten sonra, yola devam ettik. Akademiye yaklaştığımızda, eğitim gören silahlı gurupları gören M. Ali Birand tedirgin oldu. "Hüseyin Bey ben sana güvenerek buraya geldim" dedi. ‘Tedirgin olma rahat ol’ dedim. ‘Ben de Öcalan’a başkanım diyebilirmiyim?’ dedi. ‘Nasıl istersen’ dedim.

                         Akademi alanına girişte, bizler daha arabada iken, arkasında korumaları Öcalan bizi karşıladı. Birand ve fotoğrafçıya sarılarak öptü, höş geldiniz dedi. Sıra bana gelince elimi sıkarken ‘avukat arkadaş sen Avrupalılaşmışsın’ dedi. Doğrusu Öcalanın bu sözlerini bastırma hareketi olarak algıladım. ‘Avrupalılaşmak için Avrupaya gitmedim’ dedim. Eğitim gören arkadaşlardan biri yanıma gelerek yavaş bir ses tonuyla: "Abi biz bu fotoğrafçıyı Beyrutta vurmak için günlerce uğraştık. Bu fotoğrafçı çok tehlikeli bir ajandır. Şimdi başkan sarılmış öpüyor. Bu nasıl iş?" dedi. Gülümsedim, cevap vermedim.

                      Akademi binasında çeşit çeşit meyvelerle donatılmış bir  masaya oturduk. Öcalan, köy ağaları gibi habire elimize meyve tutuşturdu. Kurt gazeteci M. Ali Birant havayı iyi koklamış fırsatı kaçırmak istemiyordu. Teybini açarak, ‘Apdullah Bey, ben ülkemi çok seviyorum. Ülkemin bölünmesini istemiyorum. Sizin bir çok söylem ve pratiklerinize de katılmıyorum. Ama ben bir gazeteciyim. Söylediklerinizi gazete kapsamı ve kanunların elverdiği ölçüde çarpıtmadan yayınlıyacağım’ dedi. Öcalan  gözlerini tavana dikerek, ‘biz yanlış anlaşıldık. Bağımsızlık diye bir istemimiz yoktur’ dedi.

Birandın gözleri parladı. Sevinçle ‘Aptullah Bey bu bir sıtrateji değişikliğidir. Merkez Komitenizden, Polit Büronuzdan onay aldınızmı?’ dedi. Öcalan bir kahkaha atarak : "Merkez Komite, Polit Büro diye bir yapılanmamız yoktur. Oluşturmaya çalıştık, yürümedi. PKK benim yönetimimde gelişen bir harekettir. Kürtlerden adam çıkmıyor. Ben söyliyorum uygulayan adam yoktur’ dedi.

Başladı anasını babasını anlatmaya. Yedi Yaşında nasıl devrimci olduğunu, güvercinin kanatlarını nasıl yolduğunu, köpeği nasıl taşladığını anlattı. ‘Anam hep intikamımızı al diyordu. İntikamla neyi kurtarabilirsin’ dedi. M.Birand: "peki Aptullah Bey çözüm nedir’ dedi. Öcalan başka konulara girerek bu soruya cevap vermek istemiyordu. Birand ısrar edince, Öcalan, "çeşitli çözüm yolları vardır" dedi.

               Bu başlangıç, Öcalan' ın bu sözleri tüm hayallerimi yerlebir etmişti. Sanki Bekaa vadisi üstüme çökmüştü. M. Birand ikide bir dönüp bana bakıyordu. Benim rahatsız olduğumu farketmişti. Bir ara bana dönerek ‘Hüseyin Bey siz ne düşünüyorsunz?’ dedi. ‘ Mehmet Ali Bey başkanla görüşüyorsunuz’ dedim ve masadan kalktım.

Dışarda duvarın dibinde yere oturdum. Sigara üstüne sıgara içtim. Başımı iki elim arasına aldım, Acaba Öcalan taktikmi yapıyor  diye düşünüyorum, kendimi avutmaya çalışıyorum. Tekrar içeri girip yerime oturuyorum.

               Öcalan çok neşeli bir şekilde anlatmaya devam ediyordu. ‘Ben Tapu Kadasro Okulunda iken, Harp Okulundan bir subay edebiyat dersimize geliyordu. Benim kompozisiyonlarımı çok beğeniyordu. Getirip profesörlere okutuyordu. Beni özel doktoruna götürüyordu’ dedi. Birad, ‘geçmiş olsun. Ne gibi bir rahatsızlığınız vardı’ dedi. ‘Hiç bir rahatsızlığım yoktu. Cesaret verici, yüceltici haplar  veriliyordu’ dedi.

Necip Fazıl Kısakürek başta olmak üzere MHP nin ileri gelenlerin tek tek ismini belirterek, bunların seminer ve toplantılarını hiç kaçırmadığını, Ankaraya ilk gelişinde Ulusta Atatürkün heykelini görünce, vay be ne büyük insan dediğini, hayranlıkla seyrettiğini, subay olmak istediğini, yaş durumunun engel olduğunu Anlattı. Tapu Kadasro memuru olarak Diyarbakır' da görev yaparken, onbin lira rüşvet aldığını söyledi. Öcalanın görüşmenin başında niyet ve amacını açığa çıkaran girişten sonra, öğlen yemek saatine kadar  anne babasını, kendi yaşamını övünerek göklere çıkararak anlattı.

                   Mehmet Ali Birandın neşesine diyecek yoktu. Sanki hazine bulmuştu. Yolda bana ‘Öcalan' a ben de başkanım diyebilirmiyim’ diyen Birant, Öcalanın karşısında ayak ayak üstüne atmış, yahu Aptullah Bey diye hitabediyordu. Öğlen yemeğinden sonra, Öcalan amacını gizlemeden açıkça ortaya koyuyordu. ‘Ben, PKK yi Çubuk Barajında o ağacın altında kurdum’ dedi. Birand, ‘ O toplantıda olanlardan şimdi kim var yanınızda?’ dedi.

Öcalan:‘kimse yoktur. Zaten onlar bu davanın adamları değildi’ dedi. Peki bu davanın adamı olmıyanların, PKK yi kurduğunu iddia ettiği Çubuk Barajındaki o toplantıda ne işi vardı? Açıklanmıyan bu karanlık kişiler kimlerdi?. Öcalan, ‘gurubumuzun içinde Pilot Necati diye biri vardı. Her işimize koşuyor, bize parasal destek sağlıyordu. MİT in adamı olduğunu biliyordum. Kemal Pir gibi kimi arkadaşlarımız bu Pilot Necati'ye yönelmek istediler. Bırakmadım. Çünkü ona dokunsaydık polis bize yönelirdi. Kürdistanda bir geziye çıktım. Büyük gelişmeler sağlandı’ dedi.

Burada bir parantez açmak istiyorum. Öcalan 1978 yılında ülkeye dağılmış faaliyet yürüten bütün kadroları Ankaraya toplantıya çağırıyor. Bu toplantı nerde yapılmış biliyormusunuz?. Pilot Necatinin Ankara' daki evinde. Büyük gelişmeler sağlandı dediği Kürdistan gezisinde, sağ yanında yine Pilot Necati vardır.

                 Ben, Şam' a gitmeden önce, Şam' dan Avrupaya gönderilen bir video kaset seyretmiştim. Öcalan, savaşa giden sekiz kişilik guruba yaptığı konuşmada ‘siz isteseniz TC nin altını üstüne getirirsiniz’ diyordu. M. Ali Biranda da; ‘biz Türk Ordusunu yenemeyiz. Ama zarar verdiriyoruz’ diyebiliyordu. Peki sormazlarmı, sen gencecik halk çocuklarını TC ye zarar verdirmek için mi ölüme gönderiyorsun?. Mazlum' lar Hayri' ler TC ye zarar vermek içinmi Diyarbakır Zindanında yaşamını feda ettiler? Dünyada bunun bir başka örneği var mıdır?. Öcalan: ‘Ben gidersem, TC karşısında kırk tane PKK gücünü bulur’ dedi. Yani benimle anlaşın, PKK yi bitireyim. Beni yerimden alaşağı ederlerse, Kürtlerin önü açılır, bütün Kürtler birleşir. O zaman vay TC nin haline demek istiyordu.

Devam edecek

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile