Anasayfa Yazarlar Hüseyin Yıldırım Yorgunum Dostlar 4

Yorgunum Dostlar 4

Av. Hüseyin Yıldırım / altAkademi alanında Öcalanla birlikte volta atıyoruz. ‘Sayın Başkan 1985 yılından beri sizinle her telefon görüşmemizde kimi pratiklerden rahatsız olduğumu, sizinle görüşmek istediğimi söyledim. Bu rahatsızlığımı yazılı olarakta size bildirdim.

Örgüt içi kimi sorunlar hakkında fikir beyan etmek istemiyorum. Beni üzen ve rahatsız eden, içte ve dışta yaşanan kanlı pıratiklerdir. Bu pıratiklerden PKK tabanı ve PKK dışındaki Kürt kesimleride ciddi rahatsızlık duyuyorlar.

Örneğin Özgürlük Yolunun ileri bir kadrosu olan Ali Hoca (Ramazan Adıgüzel) öldürüldü. Bu olaya en fazla Hanover' deki PKK kitlesi tepki gösterdi. Ali Hoca bir tarafa, bütün Kürt örgütleri bir tarafa.  Ali Hoca bir parmak işaretiyle Almanları ayağa kaldırıyor dediler. Bu düşüncelerini bizzat bana söylediler. Bana, başkanla konuşun, bu kanlı pıratiklere son verilsin dediler. Öcalan iki eli ceplerinde, yüzünü buruşturarak beni dinledi. ‘Bu pratikler zarar mı veriyor?’ dedi. ‘Hemde çok zarar Veriyor’ dedim. ‘Bundan sonra kadın kız meselesine getirip öldürteceğim’ dedi. Öcalanın bu sözleri benim için her şeyin sonu oldu. Ve bu sözler bana karşı da açık bir tepkiydi. Bu görüşmeden sonra mümkün oldukça Öcalandan uzak durmaya çalıştım.

              Burada bir parantez açmak istiyorum. Yıllardır, benim PKK nin Avrupa sorumlusu olduğum, PKK nin kanlı pıratiklerinde rölümün olduğunu, bilgi sahibi olduğumu insafsızca yazanlar, konuşanlar oldu. Avrupa' da PKK ile altı yıl süren birlikteliğim süresince, Kürdistan Komitenin çalışmalarına katıldım. Bu komitenin tüm faaliyetleri Avrupa kamuoyuna yönelikti. PKK nin örgütsel yapısına yönelik en küçük çalışması, faaliyeti olmamıştır. Çoğu zaman PKK de kimin Avrupa sorumlusu olduğunu bilmiyordum. Merakta etmiyordum. Bildiğim, Öcalan bilinçli olarak Avrupadaki parti yapısıyle oynuyor; sorun yaratıyordu. Sözde eğitim için Akademiye giden sıradan bir sempatizan, iki ay sonra merkezi kadro ve Avrupa sorumlusu olarak dönüyordu.

Öcalan bir kaç kez PKK de görev almamı dayattı. Her seferinde PKK de görev almıyacağımı söyledim. Bu durum, Öcalanın bana gönderdiği, bu sitede yayınlanan şişirme mektubundanda açıkça anlaşılıyor. Öcalan İmralı' da beni Olof Palmeyi öldürmekle suçlarken, bizim diş ilişkiler sorumlumuz diyor. Avrupa sorumlumuz demiyor. PKK yıllarca bana yönelik karalama kampanyası yürüttü. Ajan pravakator, Tük Genel Kurmayının adamı dediler.Ancak beni cinayetle suçlamadılar.

             PKK nin kanlı pıratiklerinden beni sorumlu tutanlara ciddi bir önerim var. Herkesin saygı duyduğu üç beş kişilik komisyon kurulsun. Beni suçlayanlar ellerindeki kanıtlarıyla gelsinler. Ben de geleceğim. PKK nin kanlı pıratiklerinde bırakın rölümü, bilgi sahibi dahi olduğum kanıtlanırsa, komisyon huzurunda harakiri yapacağıma söz veriyorum.

Aksi durumda beni suçlayanları Kürt kamuoyu önünde müfteri ilan edeceğim. 1985 baharında ben Apo' nun vekiliyim diyen biri şamdan geldi. ‘Bana üç goril bulun. Mahmut Bak' inin evinin ve Kürdistan Pıresin krokilerini getirin’ dedi. Kürdistan Komitede bir masaya oturmuş, yazı yazıyordum.. Yerimden kalktım, sert bir ifadeyle  ne yapmak istiyorsun. Otur oturduğun yerde. Aynı anda Öcalana telefon açtım. Şamdan gelenin adını vererek  bu arkadaş ne yapmak istiyor. Mahmut Baksiyi öldürmekle PKK ne kazanacak? Ben şimdi derhal İsveçe dönüp Mahmut Baksiyle görüşeceğim  dedim. ‘Tabi tabi git görüş. De ki alçak senin köyünde böyle böyle yaptık’ ve bir sürü şeyler sıraladı.

Aynı gün Kölnde trene bindim, İsveçe geldim. Birinci gün rahmetli Orhan Kotan' la görüştüm. Rahmetli bu konuyu gazetede, başka yerde açmak   istemedi. Bana,’ bu konuyu tartışmaya açarsam sana zarar verirler. İkimizin arasında kalsın’ dedi. Kendisine büyük bir saygı duydum. Değerli bir Kürt aydını ve yurtseveriydi. Keşke daha önce tanısaydım. Ben PKK den ayrılınca da sık sık görüştük, telefonlaştık. Allah rahmet eylesin.

        İkinci gün Memo Yetkin kanalıyla bir kahvede Mahmut Baksi ile görüştüm. ‘Mahmut, PKK yi eleştirmeyin demiyorum eleştirin. Ama yerinde ve uygun zeminlerde eleştirin. İsveç Televiziyonlarında eleştirmeyin. İsveç sizin açıklamalarınıza dayanarak PKK yi terörist ilan etti’ dedim.

Mahmut Baksi ‘Televizyona çıkacağım, ben o açıklamayı yaparken sarhoştum diyeceğim’ dedi. ‘ Hayır kendini küçük düşürmene gerek yoktur. Bundan sonra dikkatli davran’ dedim.

Ellerime sarıldı ‘korkuyorum’ dedi. ‘korkmayın, ama dikkatli olun’ dedim. Bu görüşmeye tanık olan Memo Yetkin hayattadır. Rahmetli Mahmut Baksi sevdiğim bir insan değildi. Daldan dala konan biriydi. Şimdi somak istiyorum. Hemşehrim, kapı komşum, amcası sağdıcım, babası yıllarca dostum olan Çetin Güngörün öldürülmesinde bilgim oldu da engellemedim Öylemi?.  İnsaf derler insana!  Çetin Göngörün o gece öldürüleceğine dair en ufak bilgim olsaydı, hayatıma da mal olsaydı, bu cinayeti kesinlikle önlerdim.

         Komkar çevresinden bir arkadaş ‘1987 yılında PKK Avrupa sorumlusu olduğunuz dönemde, Komkar Derneklerine saldırılar oldu. Arkadaşlarımız öldürüldü, yaralandı. Bu konuyu açıklarmısınız.’ Diye bana soru yöneltti. Bu arkadaşlar beni hala PKK nin Avrupa Sorumlusu olarak görüyor. Bu, çok eskiden beri tekrarlanan bir nakarattır. 1987 yılında kimin PKK nin Avrupa sorumlusu olduğu, kanlı pıratikleri kimin organize ettiği, kimlerin tetik çektiğini körler gördü, sağırlar duydu. Bilmiyorsanız oturun oturduğunuz yerde. Bu sitede yayınlanan PKK neden terörist ilan edildi yazımı bir daha okuyun. PKK nin kanlı pıratiklerini organize edenler, tetik çekenler bir iki istisna hariç hiç biri PKK den kopmadı. Yaşama güvencesini PKK de gördüler. Bu kanlı pıratiklerin hesabını ben Öcalandan sordum. Nasnamede yayınlanan Öcalan' a açık mektubumda, ‘sen hagi cesaretle bu halkın evlatlarını biribirine vurduruyorsun. Sen, bu cesareti kimlerden alıyorsun’ diye yazmıştım. Bunun için PKK tetikçilerini üstüme saldı. Yirmi dokuz kurşununa hedef oldum.

          Evet dostlar, sizi merakta bırakmıyacağım. Zülfü gök, Enver Ata, Çetin Güngör, Ramazan Adıgüzel, Mahmut Bilgili ve Mürşidimin ailesinden olan Hüseyin Akagündüzün öldürülmelerini, kimlerin organize ettiğini, kimlerin tetikçilik yaptıklarını biliyorum. Benden başka PKK den kopan ve kopmayan bir çok kişi de biliyor. Bu yaşıma kadar muhbirlik yapmadım, yapmıyacağım.

Mahmut Bilgili' nin baş tetikçisi bana da yirmi dokuz kurşun sıktı. Gördüm ve tanıdım. Polis bana robot resmini gösterdiğinde "bilmiyorum, tanımıyorum" dedim. Şimdi Amsterdamda ticaretle uğraşıyor. Hollandalı bir gazeteci ve Mahmut Bilgili' nin cinayetini araştıran, sonradan emekli olan bir komiserle üç kez Stockholmde yanıma geldiler. Onlara da bilmiyorum konuşmıyacağım dedim.

Önüme Mahmut Bilgili' nin öldürülmesinde, örgütliyenle tetikçilerin isimleri yazılı bir liste koydular. Liste bir fazlasıyle doğruydu. Fazla olan Cemil Bayık' tı. Cemil Bayık' ın yazılı ismi üzerine bir çarpı işareti koydum. Bildiğim kadarıyla o tarihlerde bu şahıs dağdaydı, diğerlerini bilmiyorum dedim.

         Bu konuda bildiklerimi mezara götürecek değilim. Bir komisyon önünde, demokratik bir platformda, elimi vicdanıma koyarak, bildiklerimi açıklıyacağım. Dilerim bu komisyon veya platformda PKK de temsil edilsin. Bu bilgilere 1988 haziranında Bekaa vadisinde ulaştım. O tarihlerde Mahmut Bilgili' nin tetikçilerinden biri de oradaydı. Bu şahıs aynı zamanda Hüseyin Akagündüz' ün de tetikçisiydi. Pişmandı, ayakta dolaşan bir ölü gibiydi. PKK ile bağlarımı koparmaya karar vermiştim. Bu cinayetlerin faillerini bilmem gerekiyordu. Avrupadan Akademiye gelen güvendiğim arkadaşlarım bana yeterli bilgi verdiler. Şamda PKK arşivindeki raporları inceledim. Arkadaşlarımın bana verdiği bilgileri raporlar doğruluyordu.

                 Sevgili bir dost ‘sevapların çoktur. Günahlarını da açıkla’ diye  bir istekte bulunmuş.. Çok haklı ve yerinde bir istek. Saygı duyuyorum. Evet sevgili dost, bir halkın özgürlük mücadelesine katılan kişi değer yaratmak zorundadır. Katılma nedeni değer yaratmaktır. Ve hiç kimse yarattığı değerlerle övünemez. Övünenler davada samimi değildirler, sahtekardırlar. Uzun yıllardır bu sorunların içindeyim. Yapabileceklerimi görünmeden, sessizce yapmaya çalıştım. Övülmeden, pofpoflamadan nefret ederim.

Ancak sorunun can alıcı noktasında, kimselerin ön pilana çıkmaya cesaret etmediği zamanlarda, çok ağır bir bedel ödiyeceğimi bildiğim halde, ön plana çıkmada hiç teredüt etmedim. Diyarbakır duruşmaları bunun açık kanıtıdır. Diyarbakırın kışında günlerce lağamlarda tutuldum, sırtıma ateşler yakıldı, Af buyurun bağışlayın, cinsel organlarımdan makaraya çekildim. Onlarca defa ölümün sınırından döndüm. Davaya bağlılığın, yurtseverliğin gereği olarak en küçük bir taviz vermedim.

Hiç bir baskı görmeden, ‘anamda Türk, fırsat verilirse hizmet etmeye hazırım’ sözleri, bitişin ilanıdır. Devamı itiraf ve ihanettir. Che Guevera  Cemal Abdül Nasırla yaptığı bir sohbette, ‘bir insanın yaşamında en kıritik an, ölümle karşı karşıya geldiği andır. Ölümü göze alan, girişimi başarılı olsun veya olmasın, o insan bir kahramandır. Ölümden korkarsa basit bir politikacıdan başka bir şey değildir’ der. Chenin bu sözlerine katılmamak mümkünmü?.

               Bir halkın kurtuluş davası büyük ve ağır bir davadır. Böylesi bir dava için çalışanların hatasız, kusursuz olmaları mümkün değildir. Benim de  hatalarım, kusurlarım olmuştur. Bilerek hata ve kusur işlediğimi düşünmüyorum. Keşke kin ve ardniyetten uzak biri karşıma çıksa bilmeden işlediğim hata ve kusurlarımı yüzüme karşı sayabilse. Bilerek birine kem bir söz söylediğimi hatırlamıyorum. Çevremdeki arkadaşlarıma kendimden fazla değer verdim. Onlar hep önde, ben arkalarında yürüdüm. Evet sevgili dostum, benim en büyük günahım politikada saf ve dürüstçe davranmamdır. Saflığıma ve dürüstlüğüme duygusallığım da eklenince, kişisel olarak ağır bedeller ödedim.

Oysa Ortadoğu arenasında hangi dürüst politikacı yaşıyabildi? Bir örnek vermek istiyorum. İsmet İnönünün astığı astık, kestiği kestik bir dönemde, CHP Kurultayında o zaman CHP Genel Sekreteri olan Adıyamanlı Kamil Kırıkoğlu kürsüden ‘İsmet Paşa paşamıdır padişahmıdır’ diye haykırdı. Bu haykırış İsmet İnönü' yü yerinden etti. Kamil Kırıkoğlundan bir daha ses çıkmadı.Eceliylemi öldü, yoksa derin devlet mi öldürdü bilmiyorum. Mirasa da Ecevit kondu.

           Evet değerli dostum, bugün görünen tabloya baktığımda derin bir üzüntü duyuyorum. Kendi yaptıklarımdan dolayı vicdan huzuru içindeyim. Yaptıklarımdan dolayı hiç bir zaman pişmanlık duymadım. Bugün yeniden başlasam aynı şeyleri yaparım.

(***)Resim: Ramazan Adıgüzel: PSK nin Merkez Komite  üyesiydi. PKK Merkez Komite üyesi Mehmet Karasungur ile çok samimi arkadaştılar.  Ramazan, Güney Kürdistan da iken Mehmet Karasungur ile görüşüyorlardı. Bir müddet sonra Ramazan Adıgüzel Avrupa' ya geldi, Mehmet Karasungur Güney kürdistanda kaldı. Ve Ramazan Adıgüzel Karasungur' un ölüm haberini duyar duymaz, kendi çevresine: "Karasungur arkadaşın ölümünde Öcalan' ın parmağı verdır" dedi. Ve bu cümleden dolayı, Öcalan' ın talimatıyla Yurtsever dürüst, bildiği gerçekleri dobra dobra söyleyen Ramazan Adıgüzel Alman ya da katl edildi.

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile