Yorgunum Dostlar 7
Av.Hüseyin Yildirim / Kıbrıs`a gitmek için Kıbrıs Rum kesiminin Atina`daki elçiliğinden vize almam gerekiyordu. Kıbrıs Rum elçiliği: "Siz tanınıyorsunu, sorun çıkar" diye bana vize vermedi. Kıbrıs Rum kesiminin görüşme isteyip istemediğini bilmiyorum. Bana göre Kıbrıs Rum kesimi ile görüşme bir bahaneydi.
Ben, daha önce Kıbrıs Rum kesimi Kominist Parti başkanı ve parlamento başkanı Lisarides ile Atinada görüşmüştüm.
Çok defa Yunanlı bakanlarla görüştüm. Her iki tarafında Türkiye ile olan sorunlarından dolayı yaklaşımları çıkarcı ve kışkırtıcıydı. Bu düşüncemi Yunanlı yetkilerinin yüzlerine karşı da söyledim. Yine bu düşüncemi telefon konuşmalarımızda Öcalana`da söyledim. Atinada yapılacak, görüşülecek işimiz kamamıştı. Arkadaşım Yılmaz ile birlikte uçakla Köln`e döndük.
Köln`e vardığımızda işler yine karışmıştı. Dostların Fransa daki çiftliğinde yapılan toplantıdan ben ayrıldıktan sonra, Cafer, (Ali Çetiner) Edip (Karslı Muharem) ve Cemil (Suruçlu) haklarında ölüm kararı alıyorlar. Her üçünü bir çadıra kapatıyorlar ve çadırın kapısına nöbetçi dikiyorlar. Ormanlık bir yamaçta her üçü için mezar kazıyorlar. Mezar Kazma işi tamamlanmadan ara veriyorlar. Salih Aras öldürme kararına karşıdır. Ancak bu düşüncesini tekbaşına açıklıyamıyor. Mezarları kazmaya ara verilince, Salih Aras gizlice kazma ve kürekleri ormanlık bir alana saklıyor. Tekrar mezar kazmaya gidenler kazma ve kürekleri görmeyince, Çiftlik sahipleri olayı farketti, kazma kürekleri aldı düşüncesiyle infazı erteliyorlar. Ölüm kararı alınanların bu gelişmelerden haberleri yoktur. Ancak tutuldukları çadırın kapısından kendilerine kazma kürek gösteriyorlar. Daha önce kendilerine pılastik bardakta çay verilirken, Bu defa büyükçe kırmızı bir demliği önlerine koyuyorlar. Ali Çetiner bu ölüm işaretidir. Ben çay içmem diyor. Edip sıcak demlenmiş çayını içtikten sonra, muhafızlar eşliğinde tuvalete gidiyor. Alanda sorumlular dahil bazı arkadaşlar voleybol oynuyorlar. Muhafızlar Edip`i unutmuş, voleybol oynıyanları seyre dalmışlar. Edip bu fırsatı kaçırmıyor. Bir solukta çiftlik sahipleri Longo Mainin merkez binasına kaçıyor. Binanın ikinci katında bir odada Gardolabın içine giriyor. Odanın sahibi İsviçreli pilot Albert kardolabını açınca, saçı sakalı birbirine karışmış hortlağa benzeyen Edip`i görüyor. Korku ile birlikte "eeeh" diyor, sırtüstü yere düşüyor.
Bizimkiler Edip`in kaçtığını anlayınca, ormanda tepelerde Edip`i arıyorlar. Merkez binanın mutfağında nöbetçi olan arkadaşlar. Edipin merkez binaya kaçtığını görüyorlar. Edip`i ormanlık tepelerde arıyanlara haber veriyorlar.Fuat, Abbas, Mahir ve Kara Ömer Longo Mainin Başkanı Remiye "Edip´i bize verin!" diyorlar. Hepsi birlikte bir masada oturuyorlar. Longo Mai başkanı Remi yaşlı ve tecrübeli birididir. "Hata yapıyorsunuz. Bu hareketlerinizle Avrupa polisine davetiye çıkarıyorsunuz. Arkadaşınız kendi rızasıyle geliyorsa, alın götürün.Gelmek istemiyorsa bırakın yanımda kalsın. Size zararı olamaz. Gerekirse Latin Amerikaya Costa Ricadaki çiftliğimize göndereceğim" diyor. Bu arada Edip Remi`ye "beni verme, verirse, beni öldürürler" diyor. Öcalan`la olan telefon görüşmesinden sonra, bizimkiler, toplantı da bittiği için, Edip``i çiftlikte bırakıp ayrılıyorlar.
Ben, Atina`dan Köln`e geldiğimde Fuat bir hayli tedirgindi. Öcalan "gidin Edip`i ikna edin getirin" diye habire telefon ediyormuş. Ne varki Edip`in kaçışından sonra, bizimkiler zaten Longo Maiyi ajan örgüt olarak ilan etmişlerdi. Oysa o güne kadar bu insanlar çeşitli çevrelerle ilişki kurmamızda bize yardımcı olmuş, Avrupadaki üst düzey politikacılarla görüsmemizi sağlamışlardı. Arkadaşlarımız defalarca guruplar halinde bu dostların çiftliğinde yatıp kalkmış, yemiş içmiş, teorik eğitim görmüşlerdi.
PKK yi dünyadan izole eden bu mantıktır. Arkadaşlara: "Hangi kanıtlara dayanarak dost olarak bildiğimiz bu insanlara ajan diyorsunuz" diye sordum. Aldigim yanitlar: "Bir, Stalini sevmiyorlar. İki, Edipi örgüte tercih ettiler. Üç, biz Kürt sorununu avukattan öğrendik diyorlar"
İleri sürdükleri üç husus hem gülünç, hem de acıydı.. "Peki arkadaşlar şimdi ben size soruyorum. Biz Avrupada ne yapıyoruz, ne istiyoruz? Mücadelemize Avrupa kamuoyunun, siyasi çevrelerin, Basın ve demokrat çevrelerin desteğini almaya çalışıyoruz. Değilmi? O zaman Sizler Avrupada Stalini seven bir parti, bir grubu gösterebilirmisiniz.? Hayır gösteremezsiniz. Longo Mainin Stalini sevmediğini bende biliyorum. Ancak yüzümüze karşı böyle bir şey söylemediler. Edip kaçıp bu insanlara sığınmış. Beni vermeyin beni öldürürler diye bu insanlara yalvarıyor. Peki bu insanlar buyrun alın götürün öldürün mü diyeceklerdi. Bu insanlarla ben tanıştım, Bu insanlara Kürdistandaki gelişmeleri defalarca ben anlattım. Bu insanların PKK ile dayanışmaya ben aracı oldum." Dedim. Maşallah Öztürk: "Abe başkan öyle diyorsa öyledir" dedi.
O gün bu gün PKK de bu mantık değişmedi. PKKyi dünyadan izole eden bu mantıktır. Buna rağmen Longo Mai hiç bir zaman PKK ye düşmanlık etmedi. Dayanışmasını sürdürdü. Longo mainin başkanı Remi, Kiürt Halkının, PKK nin haklı davasını savunan bir yazı yazdı. Düseldorf davasında tanık olaran dinlenecek biri ile gönderdi. Bu yazı mahkeme salonunda okundu ve dinleyiciler tarafında alkışlandı.
Fuat ısrarla bana: "Git Edib`i ikna et, bir gün sonra da ben geleceğim" dedi. Bulunduğumuz evden Longo Maiye telefon ettim. Edip`i telefona çağırdım. "Nasılsın Edip arkadaş" dedim. Edip ağlamklı bir tonuyla bana: "Abi şimdi biri geldi, gel polis olarak kendini açıkla" diyor dedi.
Meğer Öcalan sıkıştırınca, rahmet li Mizgin Paris`ten bir arkadaşı Edipe göndermiş. "Gel politik olarak kendini açıkla!" demiş. Giden arkadaş "politik" kelimesini "polis" olarak anlamış. Fuat,telefonla bir yanlışlık olduğuna dair Edip`i iknaya çalıştı.
Edip`in bulunduğu Fransa daki dosların çiftliğine gittim. Edip`le bir masaya oturduk. Edip adeta içini döktü. Bana: "Ben Kürt değilim. Ancak Kürtlerin mücadelesine saygım var. Bu mücadeleye yıllarca emek verdim. Sanmaki burda olan bitenler Fuat ile Kara Ömer`in kendi uygulamalarıdır. Öcalan söylemeden onlar bir yerden bir yere adım atamazlar. Halk seni seviyor. Tavır geliştir. Siz bu politikayla yarın halktan günde onbin kişiyi kurşuna dizersiniz.Meral (Meral Kıdır) Fatma`ya (Kesire) bir komplo yapmıştı. Öcalan bana ve Fuat`a gidin Fatmayı öldürün dedi. Ebu Bekir (Halil Ataç) engelledi ...." dedi.
İkinci gün Fuat geldi. Edip ile birlikte Paris`e gittik. Sonra ne oldu?
Etme bulursun sözü Edip`inşahsında gerçekleşti. Istambulda boğduruldu, bir çöplüğe atıldı. 1983 yılı ile1986 yılı üçüncü kongre arifesine kadar Avrupadaki kanlı pratiklerin tetikçileri hepsi belli oldu. Edip tetikçileri yalnız başına mı yönlendirdi? Talimat Şamdan geliyordu. Edip`in yakın çevresinde, Hasan Hayri Güler, Selman Ömürcan, Hüsnü Altun, Suruçlu Mahmut ve rahmetli Sadun (İsmet Doğru) vardı. Bu kişilerin kanlı pratiklerdeki rölleri gün gelir açığa çıkar. Burada parantezi kapatarak 1988 deki PKK den ayrılmamla ilgili konulara dönüyorum.
Öcalan, gelişmeler karşısında idam fermanımı Avrupaya ulaştırmiştı. "Uygun bir yöntemle ortadan kaldırın" diyordu. Bir insanın yaşamına son verme uygun yöntemi, Öcalanın bir buluşudur. İsviçre`den bir arabayla Fransa`daki dostlarımın çiftliğine gittikten sonra, beni ilk ziyaret eden Kara Ömer oldu.Gördüklerimi, mevcut gelişmeleri uzun uzun anlattım. Ömer sessizce beni dinledi. Ben, kanlı pratiklerden bahsedince, Ömer: "Abi bu tür olaylara istemiyerek ben de bulaştım" deyince, bulaşmışsan hesabını da vereceksin dedim. Görüşmenin sonunda Ömere ne düşünüyorsun? Dedim. "Ben Salih arkadaş ne yaparsa onunla beraberim" dedi. Ömer ikinci defa hemşehrim Veli (Adnan) ile birlikte yanıma geldiler. Aynı konuları konuştum. Ömer yine sessizdi. Duruşunda, hareketlerinde bir değişiklik yoktu. Hemşehrim Adnanın bakışları, hareketleri hiç hoşuma gitmedi.
Ömer ve Adnan ayrıldıktan sonra. Nadire Hollandadan bana telefon etti. "Ömer`le görüşme. Samimi değildir. Bilgi almak için seninle görüşüyor" dedi. Nadire`ye, "ilişki kurabilirsen, Kesireye söyle kendine dikkat etsin. Bu gelişmelerden dolayı onu öldürebilirier" dedim.
Aradan iki gün geçmeden Ömer üçüncü defa yanıma geldi, kısa görüştük. Bana: "Ben sen ve Salih Aras İsviçre`de buluşalım. Ne yapacağımıza orda karar veririz" dedi. Birlikte beş yüz metre ileride Asım Güzel`in sorumluluğunda teorik eğitim gören gruba doğru, ormanlık bir yolda yürüdük. Gruba yaklaşacağımız sırada, Ömer bana: "Abi sen burdan dön. İkimizi bir aradagörmesinler. Gelişmelerden burdaki gurubun haberi olmasın" dedi. Ben olduğum yerde durdum. Ömer iki üç adım yürüdü. Eğildi yerden bir çöp alınca, belindeki kocaman tabancayı gördüm. "Ömer sen beni öldürmeyemi geldin?" Dedim. Ömer yere çöktü, çocuk gibi ağlamaya başladı. Hırsla girtlaktan cikan bir sesle: "Git burdan ab,i git burdan! dedi. Geriye doğru iki adım yürüdüm. Ömer ağır bir bulanım içindeydi.Yine duygusallığım ağır basmıştı. Ömer`e acıdım. Geri döndüm Ömer`e yaklaştım. "Ömer beni vur, amma Şam`a gitme. Seni yaşatmaz!" dedim ve ayrıldım.
Ömer üçlü toplantıyı neden önerdi diye düşündüm. Beni ve Salih Aras`ı ortadan kaldırmanın bir planımıyd? Bilemiyorum! Ömer`in bunalımda olduğunu, çıkmazda olduğunu görüyordum. Politik bilinci tam olarak gelişmeden, genç yaşta istenmeyen olaylara bulaşmıştı. Öcalan`ın ne yapmak istediğini biliyordu.Geçmişte bulaştığı kirli pratikleri düşünmek istemiyordu. Pişmandı. Yeni bir yaşamın arayışı içindeydi. Belki bir bayan arkadaşı ile bir yerlere kaçmak istiyordu. Sonradan aldığım bilgilere göre Şam`a gitmek için defalarca biletini erteliyor. İki kez Paris Hava alanından dönüyor. Burada bir anımı aktarmak istiyorum. Rahmetli Mehmet Şener ile olan telefon görüşmelerimizin birinde, Şener bana: "Ömer`in sizinle bir birlikteliği oldumu?" Diye sordu. Bana göre başlangıçta bizimle birlikteydi. Sonra korktu geri adım attı dedim. Şener devamla, Ömer soruşturmaya alınmıştı. Bana güveniyordu. Kendisine "senin avukatla birbirlikteliğin oldu mu? Diye sordum. Bana uzun uzun baktıktan sonra, düşüncede beraberdim. Pratiğe uygulayamadım. Çok pişmanım" dedi.
Şener devamla,"soruşturmadaydı, silahsızdı. Yaralı olarak sömürgecilerin eline geçti. Amnestye, insan hakları kuruluşlara baş vur, mutlaka ilgilensinler" dedi. Amnestynin Londradaki genel merkezinde görevli sorumluları tanıyordum. Onlara telefonederek, ilgilenmeleri için rica ettim. Sonuç almak için hemen hemen her gün telefon ediyordum. Sömürgeci basın, Kara Ömer için Bota canavarı ölü ele geçirildi diye mahşet attığını duydum. Sonuçta Amnesty de bana verdiği cevapta ölü ele geçmiş dendi.
Dostların çiftliğinde bir gurup PKK sempatizanlarına teorik eğitim veren Karslı Asın Güzel yanıma geldi. Birikimli, kararlı genç bir arkadaştı. Daha önce Libya`dabulunmuş, Osman Öcalan`la sorunlar yaşamıştı. Düşücelerimi bu arkadaşa daanlattım. Yüzü gülüyordu. Sana anlattıklarımı, başka kimseye anlatma. Sana zarar verirler dedim. Asım Güzel, bütün samimiyetiyle iki eliyle elimi tutarak,abi benden yana hiç şüphen olmasın dedi. Apocu çete, Karsın bu yiğit evladını Paris`te boğarak cesedini ormana attılar. Evet, devrim çocuklarını yemeye devam ediyordu.
Fransa`dan tekrar İsviçreye geçtim. Burada yanıma hemşehrim Veli (Adnan)geldi. Benim de çelişkilerim var. Amma böyle olmaz dedi. Nasıl olur bir yolgöster. Çelişkilerin varsa nasıl yürüyebiliyorsun? Dilaver Yıldırım senin akrabandı. Hesabinı neden sormuyorsun dedim. Bu hemşehrimi yıllar önce Hollanda`da tanımıştım. Sessiz, ağıbaşlı bir arkadaştı. Böbreklerinden rahatsız olduğunu söyliyordu. Mehmet Hayri Durmuşun amcasının oğlu ile birlikte, Fransa daki dostlarımızın yanında altı ay radyo kursu görmüştü. Daha sonra Akademiye gittiğini öğrendim. Öcalan`a telefon ettim. Adnan`ın böbreklerinden rahatsız olduğunu, gerilaya gönderirseniz yük olacağını, Avrupa`da çalışmasının daha uygun olacağını söyledim. Öcalan "olur" dedi ve hemşehrim Adnan Avrupa ya döndü.Dostların çiftliğinde yapılan toplantıda PKK Avrupa merkez üyeliğine seçilmişti. Sevgili hemşehrim ne olduğunun delisi olmuştu. Bana karşı çıkmış diye PKK Avrupa sorumluluğuna getirildi. Polise teslim olan Hasan Doğan ı dövüp,yüzünü gözünü şişirmekten bir müddet Almanyada hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra, PKK taraftarı bir bayanla evlendi. Bu evliliğe karşı olan Öcalan,Adnan ın ölüm fermanını Avrupa ya uçurdu. Kafasına Kurşun sıktılar. Uzun süre komada kaldıktan sonra kurtulabildi.
İsviçrede son olarak Kara Ömer bana telefon ederek görüşmek istediğini söyledi. Seninle görüşmek istemiyorum dedim. "Abi üstümü arasınlar, mutlaka seninle görüşmek istiyorum" dedi. Ömer seninle çok görüştüm. Daha fazla görüşmeye gerek yoktur dedim. Ömer sert bir ifadeyle "bir kurtulursun, iki kurtulursun, üçüncüde kurtulamazsın" dedi. Tehditmi ediyorsun? Dedim. "Yanlış anlama. Sen bu adamı tanımıyorsun. Seni yaşatmaz" dedi. Omurumda değil dedim, telefonu kapattım. Ömerin son olarak neden görüşmek istediğini, hala anlamış değilim.
Devam edecek


