KEMALİZM BAĞRIMDA KANAYAN BİR YARADIR
Hüseyin Yıldırım
"AKP nin Kürt sorunu ile ilgili sık sık isim değiştiren açılımını, eksik ve yetersiz de olsa desteklemek gerekir. Daha dün Kürt Halkının varlığını inkar eden, Kürtleri Dağlı Türkler olarak dayatan Türk resmi politikası, gelinen aşamada iflas etmiştir. Kürt dil ve kültürüne bile karşı çıkan MHP, ordu ve çağ dışı gerici Kemalist kesimlerin tutumlarına karşılık, açılımla Kürt Halkını tatmin edici hakların verileceği beklenmemelidir. Politikanın zemini sabır ve zamandır. Torbanın ağzı açılmıştır. Süreç içinde Kürt Halkı haklarını bir bir alacaktır.Hiç kimse yazdıklarımı, siyasi konularda düşüncelerimi, bölgecilik yaptığıma, şu veya bu şahıslara kin ve husumet beslediğime bağlamasın."
Yetmiş yılı aşan ömrümde çektiğim acılara, karşılaştığım haksızlıklara rağmen, hiç kimseye kin ve husumet beslemedim. Bana yirmi dokuz kuşun sıkanları, hastanede yaralı halde yatarken afettim. Keskin sirkenin küpüne zarar verdiği gibi,Politikada da kin sahibini kemirir bitirir. Bir insan olarak ben de Öcalanın tahliye edilmesini istiyorum. Ancak halkımızın bağrında derin yaralar açan, Öcalanın kanlı pratiklerine, halkımızın tarihi değelerine saldıran, kafaları karıştıran, tahrifatlar yaratan söylemlerine şiddetle karşıyım. Öcalan bütün bunların hesabını vermek zorundadır.
Güncel olan, sıkça tartışılan Kürt sorununda Kürt cephesindeki dağınıklık ve politikasızlığın tek sorumlusu Öcalandır. Kandil beni temsil edemez, Ahmet Türk beni temsil edemez diyen, her şeyi kendisine bağlayan Öcalandır. Diğer taraftan kişisel çıkarlarını halkımızın çıkarlarının önüne koyan da Öcalandır. Her görüşmede, sağlık sorunlarını dile getiren, önüm açılsın diyen, kadınlara selam yollayan Öcalanın bu söylemlerinin politik bir değeri yoktur. Kişisel özlem ve endişelerini dile getirmektedir. Geçmiş ve günümüz bilim adamlarını, politikacılarını eleştiren, hepsini aştığını, dünyayı yüzyıl yönetecek bilgi ürettiğini söyleyen Öcalan buyursun Avrupa Birligini, ABD yi yönetsin. Kendisine başarılar diliyorum. Ancak Öcalan Kürt Halkının yakasından ellerini çekmelidir. Halkımızın bağrında açtığı derin yaraların hesabını vermelidir. Halkımızın tepesinde bir kıral ailesi türedi. Öcalan İmralıdan fetva üstüne fetva veriyor. Prens Osman Güney Kürdistandan Türk Devletini, Türk Ordusunu kutsayan mesajlar yolluyor. Göbeğinde Öcalan yazılı küçük prens Mehmet, DTP kongresinde herkese üstünlük taslıyor. Hava Bacı büyük bir gururla herkese el öptürüyor. Kürt politikacı ve Aydınları bu tabloya bakmalı, utanç duymalıdır. Bu durum böyle devam ederse, Öcalan yakında kendisini peygamber ilan edecektir.
Kapalı kapılar arkasında aylar önce verilen bir kararla, Öcalan barış gurupları gelsin dedi. Barış gurubu geldikten sonra da ‘geldiler bana bağlılıklarını gösterdiler. Yeni bir çağrı yapmıyacağım. Ben karışmıyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar’ dedi. Özgürlük için dağa çıkan halkımızın çocukları Öcalanın esiri değildirler. Öcalan halkımızın çocuklarını kendi ve başkalarının çıkarlarına alet edemez. Buradan Kandile sesleniyorum. Özgür iradenizi konuşturun. İmralı çizgisi, itiraftır, ihanettir, utançdır. Sizlere önerilen yol batakdır. Bu bataktan uzak durun.
Öcalan İmralı öncesi, yıllarca Kemalizmi faşişt diktatörlük olarak işledi. Bu konuda kitaplar yayınladı. Kürt Halkının önder kadrolarını Kemalistlikle suçlıyarak katletti. Öcalan Kemalizm ile ilgili söylemlerinde hiçbir zaman samimi değildi. Katliyamlarına gerekçe yapmak için işliyordu. Nitekim İmralıya gider gitmez, Kemalizme bağlılığını bildirdi, başlangıçta iyi bir Türk milliyetçisi olduğunu söyledi. Ardından Mustafa Kemali temize çıkarmanın, Kürt Halkına sevdirmenin yoğun çabası içine girdi. Öcalan yaşam tarzıyle, söylem ve pıratikleriyle hiçbir zaman sosyalist değildi. Eskiden beri Kemalizmi çok gerilerden takip eden biridir. Öcalan günümüzdeki söylem ve pıratikleriyle, zindan ve dağ şehitlerimize, katledilen Kürt aydın ve iş adalarımıza, Kuyulara atılan, fırınlarda yakılan insanlarımıza ihanet etmiştir.
Öcalan, Mustafa Kemali demokrat ve Kürtlerin dostu olduğunu ısrarla söylüyor. Öcalanın bu söylemine kargalar bile güler. Elleri ceplerinde mecliste komisyonları dolaşarak, ‘bu kanun bugün meclisten geçmelidir. Yoksa yarın çok kelleler kopacak’ diyen Mustafa Kema mı demokrat? ‘Ne mutlu Türküm diyene’ çağdışı milliyetçi söylemini sloganlaştırarak, Kürtleri,Ermenileri, Rum ve Süryanileri zorla Türkleştirmeye çalışan Mustafa Kemal mı demokrat? Şapka giymek istemiyen insanı asan Mustafa Kemal mı demokrat? Her akşam İngiliz Büyük Elçisiyle poker partileri düzenliyen, devleti poker ve içki masalarından yöneten Mustafa Kemal mı demokrat? Mustafa Kemal tartışmasız bir diktatördür. Hem de çok acımasız bir diktatördür. Tıpkı Öcalan gibi en kücük bir muhalefete tahammül etmemiştir.Göz boyamak için muhalefet partilerini kendisi kurmuş, kendisi kapatmıştır. Muhalefet edenlerden Tırabzon Mebusu Şükrü Beyi Topal Osmana öldürttü. Dersim Mebuslları Ferudun Fikri Düşünseli Heybeli Adaya sürdü.Hsan Hayriyi Elazığda sorgusuz sualsiz idam etti. Birçoklarını da adına İstiklal Mahkemeleri denilen adaletsiz mahkemeler eliyle ipe çekti. Bu gün dahi düşünce düzeyinde Kemalizmi eleştirenler hemen zindanlara konuluyor. Çünkü Kemalizmin cinayetleri açığa çıksın istemiyorlar. Bu gün Türkiyede düşünce özgürlünü sınırlayan mantığın temelinde bu korku vardır.
Öcalan, ‘Mustafa Kemalin etrafındaki İttihatçılar, Mustafa Kemali etkisizleştirdiler’ diyor. Kimlerdir bu İttihatçılar? Mustafa Kemalin kendisi İttihatçıların üçüncü dürdüncü derecede kadrosudur. Etrafındaki çoğunluk, kendisine çok yönlü çıkar temelinde bağlı Balkan kökenlilerdir.Kemalist ideoloji İttihatçı milliyetçiğin devamıdır. Balkanlardan, Kafkaslardan gelenler, (küçük ve demokrat bir azınlık hariç) Anadolu Halklarının başına bela kesildiler. Balkanlardan gelenler, politikanın, ekonominin başını tuttular. Kafkaslardan gelen Yusuf Akçora gibiler, bu günkü MHP Milliyetçiliğinin temelini attılar. Anadolu insanının önünü kestiler, söz hakkı tanımadılar. Öcalan, Mustafa Kemali sınırlayan İttihatçılardan bahsederken, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmağın adlarını veriyor. Topal Osmanı da bunlara ekliyor. Topal Osman acımasız bir katildir. Mustafa Kemalin Muhafız Alay Komutanıdır. Mustafa Kemal muhalifi Tırabzon Mebusu Şükrü Beyi Topal osman’a öldürtü. Sonra da Topal Osman’ı ortadan kaldırarak Şükrü Beyin katliyamı ile ilgili delilleri yok etti. İsmet İnönü Ve Fevzi Çakmak Mustafa Kemalin en sadık adamlarıdır. Mustafa Kemal her konuşmasında, her yazılı belgesinde, İsmet Paşa Hazretleri, Fevzi Paşa Hazretleri diyor, her ikisini göklere çıkarıyor. İsmet İnönüye Ankarada hediye edilen Pembe Köşk, Mustafa Kemale bağlılığın bir hediyesidir. Kürt Aşiret Beylerinin desteğiyle Mustafa Kemale yol açan, koruyan Kazım Karabekirdir. Mustafa Kemal Ankarada iktidar koltuğuna oturduktan sonra, düzmece İzmir suikastı ile ilgili olduğu iddiasıyle Kazım Karabekiri idam etmek istedi. Devreye İsmet İnönü girdi, idamı engelledi.
Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuranlar, üniformalı Balkan kökenli subaylardır. Hepsi de ikinci üçüncü derecede ittihatçı kadrolardır. Taraf Gazetesindeki söyleşide de belirttiği gibi, Milli Mücadeleyi başlatanlar, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Rafet Bele ve Ali Fuat Cebesoy gibi İttihatçı kadrolardır. Mustafa Kemal sonradan katılmıştır. Mustafa Kemal İttihatçı politikayı esas almıştır. İttihatçı politika zor ve şiddete dayalı bir politikadır. Başını Rauf Orbayın çektiği muhalif gurup, parlamenter sistemi, demokrasiyi savunmuştur. Muhalifleri karşısında zorlanan Mustafa Kemal, şiddet yoluyla muhaliflerini tasfiye etmiştir. Öcalan da muhaliflerine şiddet uyguladı. Bu yönüyle Öcalan Mustafa Kemalin küçük bir kopyasıdır. Gerçi Öcalan hiç kimseyle benzerlini kabul etmez. Bu benzerliği Şamda Öcalanın yüzüne söyleseydim, vay senmisin beni Mustafa Kemale benzeten der, gözlerime siyah bir bant bağlar kuşuna dizerdi. Öcalan daha Şamda iken, bir yağcısı kendisini Gandiye benzetmişti. Öcalan, vay sen nasıl beni Gandiye benzetirsin. Gandi bir küçük burjivadır’ der, yağcısını haşlar.
1980 öncesi Dersime gelen Öcalan, bugün hala yaşıyan tanıkların önünde, ‘Kürdistanın diğer bölgelerinde olan feodal ve diğer çelişkiler, Dersimde yoktur. Dersimde olan tek çelişki devletle olan çelişkidir’ diyor. Bu tespit doğrudur. Ancak Öcalan Şama yerleştikten sonra, Benimle olan bir telefon konuşmasında, ‘Dersimle ilgili sözlü bir değerlendirmemi Ali Haydar Kışla Kültürü adıyla yazılı hale getirdi. Okursunuz. Yararlı ve iyi bir broşür oldu’ dedi. Kışla Kültürü adlı broşür İsveç’te elime geçti. Broşürde Seyit Rıza, ‘zavallı, feodal bir ihtiyar’ olarak değerlendiriyor. Dersim Halkı da Kemalistlikle suçlanıyordu.. Gerek telefonla Öcalan’a, gerek Avrupadaki kadrolara, broşürde yazılanların doğru olmadığını, bu nedenle bu broşürü bir daha okumıyacağımı söyledim. 1987 yılında Fırankfurttaki bir kitle toplantısında, adını hatırlıyamadığım Dersimli yiğit bir genç, ayağa kalkarak, divanda oturan Ali Haydar Kaytana hitaben, ‘ben Dersimliyim. PKK li değilim. Kürt Halkının özgürlüğü için PKK ye parasal yardımlarda bulunuyorum. Kışla Kültürü broşürünüzü şiddetle reddediyorum. Bu broşürde Dersim hakkında yazılanlar onur kırıcıdır. Bu broşürü geri çekin. Aksi halde ben ve benim gibi Dersimli gençler olarak PKK den uzak duracağız’ dedi. Salonda homurdamalar olunca, divanda oturan Ali Haydar Kaytan, ‘durun arkadaş haklıdır’ dedi. Öcalanın sözlerini süsliyerek yazılı broşür hale getiren Ali Haydar Kaytanın bu tutumunu okuyucuların değerlendirmesine bırakıyorum.
Türk Devletinin 1938 den günümüze kadar Dersime bakış açısı hiç değişmedi. Dersimi devlete karşı potansiyel bir tehlike olarak gördü. Ben bu bakış açısının canlı tanığıyım. 1982 yılının Ekim ayında, Diyarbakırda polis soruşturmasındaydım. İşkence seansından yeni çıkmış, vucudum ateşler içinde, her tarafım titriyordu. Gözlerim pis kokan siyah bir bantla bağlıydı. Biri bileğimden tuttu, yan odaya götürüp bir sandalyeye oturttu. Karşımda yüksek düzeyde bir sorumlu olduğunu tahmin ettiğim biri, ‘merheba Hüseyin Bey’ dedi. Çok gergindim. ‘bir saat önce bana yavşak diye hitap ettiler. Şimdi bey mi oldum?’ dedim. Karşımdaki bir müddet sessiz kaldıktan sonra, ‘Hüseyin Bey siz Tunceliler neden bu kadar devlete düşmansınız?’ dedi. Ve ben, Türk Devletinin Dersim hakkındaki düşüncesini resmi ağızdan dinlemiştim. Dikkat edilirse, Dersimde askeri kışlalar,asimilasyon amaçlı okullar yollar, jandarma ve asker dışında, devletin varlığını işaret eden başkaca bir işaret yoktur.
Öcalan son dönemlerde, eskiden Dersim hakkında sölediklerinin tersine kimi tespitlerde bulunuyor. ‘Mustafa Kemal Seyit Rızayla görüşecekti. Mustafa Kemalin imzasını beklemeden Seyit Rızayı idam ettiler’ diyor. Öcalan yalan dolu torbayı sırtlamış, habire piyasaya sürüyor.
1) Verilen idam cezalarının infazı için Mustafa Kemalin imzasına ihtiyaç yoktur. Bütün yetkiler 1935 yılında çıkarılan Tunceli kanunuyla Umumi Müfetiş ve Vali General Aptullah Alpdoğana verilmişir. Nitekim Ankaradan giden cellat gurubu, verilecek idam cezalarının infazı için Dersim kasabı Aptullah Alpdoğandan imzalı boş bir kağıt alıyorlar. Bu imzalı boş kağıda Seyit Rıza ve arkadaşlarının isimlerini yazarak idam ediyorlar.
2) Mustafa Kemalin treni akşam saatlerinde Elazığa varmıştır. Seyit Rıza ve arkadaşları aynı gün gece yarısından sonra duruşma salonuna getirilmiştir. Dahası var. Arşivler açılsın belgeler konuşsun.
3) Cellat gurubunu Elazığa gönderen Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer kimdir? Mustafa Kemalin güvendiği has adamı değilmi? Mustafa Kemalin onayı ve talimatı olmadan, cellat gurubu bu katliyamı yapabilir mi?
4) General Aptullah Alpdoğan 1935 yılında çıkarılan Tunceli kanununda kendisine verilen yetkilere dayanarak Dersimde katliyam yaptı. Süleyman Demirelin bile reddettiği Tunceli Kanununda Mustafa Kemalin onay ve imzası yokmudur?
5) Mustafa Kemali temize çıkarmanın vebalini Öcalan sırtlamıştır. Öcalan bu vebalin altından kalkamıyacaktır. Şam saltanatı sona ermiş, zaman ve şartlar değişmiştir. Öcalan Kışla Kültürü broşürüyle, İmralıdan seslendirdiği düşünceleriyle, Dersim Halkına hakaret etmiştir. Öcalan her şeyden önce katlettiği önder kadroların hesabını vermelidir.
6) Kimse bana Mustafa Kemali sev diyemez. Buna hakkı yoktur. 1938 Dersim katliyamının bebeği, sonrasının tanığıyım. Çocukları torunları toplam onsekiz kişi katledilmiş, yüz yaşını aşmış dedemin sabit bir noktaya bakarak, sel gibi akıttığı göz yaşlarını unutamam.
7) Kemalizm her Dersimlinin bağrında kanayan bir yaradır.


