Anasayfa Yazarlar Hüseyin Yıldırım ZORAKİ SÜRGÜN 1

ZORAKİ SÜRGÜN 1

Av. Hüseyin Yıldırım/ Yaş 74. Ülkemin, doğduğum Pulo Sur Mezrasının karış karış toprağı, dağı taşı içimde kor ateş. Yüzlerine zülmün, acı ve yokluğun çizgileri oturmuş, başı dik, onurun abidesi insanlarımızı özledim. Avrupa başkentlerini, şehir ve köylerini, Alp ve Pirene dağlarını dolaştım. Hasret gidermeye,teselli olmaya çalıştım. Boş bir çaba. İçimdeki cennet çok uzaklarda. 30 yıllık hasrete son diyeceğim. İster kör bir kurşun, ister zindan beni karşılasın. Havalar ısınınca, Dersim otuz sekizi, Diyarbekir zülüm ve direnişlerini sırtlayıp ülkeme döneceğim.

Dersim 38 içimde kanayan bir yara.  Küçük yaşta tanık olduğum olaylar, yıllarca yaşlı Dersimlilerden dinlediğim acı anılar hafızamdan silinmedi. Diyarbakır Direniş ve zülmü, otuz yıldır yakamı bırakmadı. Zaman zaman yeter artık yakamı bırak diye isyan ediyorum. Hayrilerin,Mazlumların, Kemallerin, Ferhat ve Şenerlerin gencecik tertemiz yüzleri hayalimde canlanıyor. Haykıran sesleri kulaklaımda çınlıyor. Bir yanımda güller açıyor, diğer yanıma acı ve hasret doluyor. Sırtımda taşıdığım bu iki tarihi dönemi yazacağım. Önce Dersimden bir kesit. Sonra Diyarbakır. Dersimde herkes rahmetli Ema Lengeyi tanır.
Ema Lengenin hayat öyküsü Dersim 38 in aynasıdır.
Ema Lenge benim kuzenimdir.
Ema Lenge sır küpüydü.
Başından geçenleri kimseye anlatmazdı. Soranlara, titrer bağırırdı.
Dertleri deşmeyin derdi.
Ema Lengenin öyküsünün bir bölümünü rahmetli babamdan dinlemiştim.
1982 yılında Diyarbekir Zindanından çıktıktan sonra, rahmetli annemi görmek için bir günlüğüne Dersime gitmiştim.
Ema Lenge benim ziyaretime gelmişti. Öykünün geri kalanını ondan dinlemiştim.
Eme anlatırken, boşanırcasına ağlıyor titriyordu.
Emeyle birlikte rahmetli annem de ağlıyordu.
Yaratılan ortama dayanmak benim için çok zor oldu.
Anlatılanları kelime kelimesine not aldım.
1999 yılında Emenin yaşam öyküsünü Ema Lenge adıyle romanlaştırdım.
Kitap Türkçe, İsveççe ve Fıransızca olarak üç dilde yayınlandı.
İşte Ema Lengenin yaşam öyküsünün ilk  bölümünü rahmetli babamdan dinliyelim.
               
1940 ların başıydı. Ben, beş yaşındaydım.
Bir kış gecesi, çevre köylerden yaşlı insanlar bize misafirliğe gelmişti.
Ben evin bir köşesine gizlenmiş konuşulanları dinliyordum.
Yemekten sonra, misafirlerin ısrarı üzerine babam anlatmaya başladı.
‘1937 de kış bastırınca ordu Elazığ ve Erzincandaki karargahlara çekilmişti. 
Dersimde yeni inşa edilen jandarma karakolları kalmıştı.
Seyit Rıza, Seyit Hüseyin ve arkadaşları idam edilmişti.
Halk yastaydı. Kış boyu her taraftan ağlamalar, ağıtlar yükseliyordu.
1938 baharında, ordu iki koldan sel gibi Dersime aktı. Köyleri taradılar.
Yediden yetmişe erkekleri iki koldan Beyaz Dağın zirvesindeki platoda topladılar.

Dersimde köklü bir gelenek vardı. Kadın ve çocuklara dokunulmaz.
Bu nedenle kadın ve çocuklar köylerde kalmıştı.
Ben çevremdeki kadın ve çocukları topladım, Zargovit ormanına götürdüm.
Rahmetli babam yüz yaşını aşkındı.
Dinçti, beli bükülmemişti.
Beni yatağımda öldürsünler dedi, inat etti bizimle gelmedi.
Babam yoksul bir ailenin çoçuğu olan genç Süleymanı himayesine almıştı.
Süleymanı öz evladı gibi severdi.
Babam gelmeyince, Süleyman da inat etti, gelmek istemedi.
Ben dedenin yanında kalacağım dedi. Kolundan tuttum zorla götürdüm.

Bizden başka çevre köylerden çok insan Zargovit ormanına sığınmıştı.
Beyaz Dağa götürülenler arasında, ağabeyim ve kayın babam da vardı. Geri gelirler diye günlerce merak içinde bekledik. 
Asker bizim mezraya giriyor. 
Evimizin kapısını  kırıyor eve dalıyor.
Döşekleri yorganları parçalıyorlar.
Un ve zahire ambarlarını boşaltıyorlar.
Para ve kıymetli eşya arıyorlar. Başlarındaki subay içeri giriyor.
Büyükçe olan evimizin bir köşesinde yatağında bağdaş kurmuş babamı görüyor.
Çarçabuk askerleri evin dışına çıkarıyor.Babamın yanına gidip elini öpüyor.
Babamın yanına peksimet türü yiyecek bırakıp gidiyor.

Devam edecek
        

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile