Zaraki sürgün 3
Av. Hüseyin Yıldırım / Katıra yine iki yorgan sardım, Seyit Mehmetle birlikte gece vakti yola düştük.
Beyaz dağın zirvesine yakın Xeç köyüne vardık. Köy yakılmıştı.
Yakılan evlerin duvarlarından duman kalkıyordu.
Gecenin karanlığında cesedleri seçemeyiz diye şafağın sökmesini bekledik.
Köyün alt tarafındaki bostanın çitine katırı bağladım, bostana girdik.
Kuzenim Seyit Mehmet bana kaç gecedir uyku gözüme girmedi.
Biraz uyumak istiyorum. Şafak sökünce beni uyandır dedi, yere uzandı.
Bostanın çitine bağladığım katır, ikide bir fır diyor, ayağını yere vuruyordu.
Kalktım katırın yanına gittim, etrafa baktım. Her tarafta içilen sıgara ateşini görüyordum.
Asker bizi çembere almıştı. Döndüm Seyit Mehmete kalk asker dedim.
Rahmetli ihtimal vermedi. Kalktı etrafa bakındı, elini dizine vurdu, eyvah dedi.
Hafiften şafak sökmüştü. Silahsızdık. Silahımı kadın ve çocukların güvenliği için ormanda nöbetçiye vermiştim.
Seyit Mehmet bana, Heso bizi sağ yakalarlarsa eziyet ve işkenceyle öldürürler.
Dağa doğru kaçalım kurşunla ölelim dedi.
Dağa doğru kaçmak için yakılan köyün içinden geçmemiz lazım.
Bostanın çitine bağlı katırın zincirini sıyırdım, Seyit Mehmet önde, ben onun arkasında köye daldık.
Köyün hangi sokağına giriyorsak, küfürle birlikte kaçma diyen askerle karşılaşıyoruz. Üç defa yön değiştirdik.
Üçüncüde önde koşan Seyit Mehmet yakalandı.
Rahmetli bir taraftan askerle boğuşurken, bir taraftan da Heso Kaç diye bana bağırıyordu. Köyün alt tarafına doğru yön değiştirdim.
Can simidim olacak zavallı katır, hiç zorluk çıkarmadan, zinciri elimde peşimden koşuyordu.
Karşılıklı birbirilerini vurabilirler diye bana ateş edemiyorlardı.
Bostanın alt tarafındaki askerler köyün içinde yakalandığımızı düşünerek, bostanın sağından solundan yukarıya doğru koşunca, çember açılmıştı. Bostanın alt tarafındaki küçük düzlüğe girince tarama başladı.Kurşunlar sağımdan solumdan cıv cıv diye geçiyordu.
Bir kurşun midemin derisini sıyırdı.Kurşunlar peşimde koşan zavallı katıra isabet ediyordu.
Hayvancağız bana siper olmuştu.
Dere Golün uçurumunun başına vardığımda, peşimde koşan katır sendelendi bana çarptı, yere yuvarlandı.
Kendimi Dere golün uçurumuna bıraktım.
Uçurumda düşe kalka dereye indim.
Başım bir kaç yerde kırılmıştı. Yüzüm gözüm, ellerim bacaklarım kan içindeydi.
Kendimi yokladım, bereket versin kemiklerim kırılmamıştı.
Başımdan devamlı yüzüme gözüme kan akıyordu. Gömleğimi çıkardım başıma sardım.
Derede akan su ile yüzümü gözümü yıkadım.
Dünyam kararmıştı.
Bir tarafımda iki ablam kan gölü içinde yerde yatıyorlardı, diğer yanımda çok sevdiğim amcam oğlu Seyit Mehmeti asker yakalamıştı.
Ciğerlerim dağlanıyordu. Kendi kendime dayan, hadi kalk diye moral veriyorum.
Yerimden kalktım, karşı yamacı tırmandım, bir tepeye çıktım. Xeç köyündeki askerleri görüyordum.
Belki Seyit mehmeti bırakırlar diye umutlanıyorum.
Devam edecek


