Anasayfa Yazarlar Hüseyin Yıldırım Zoraki Sürgün -4

Zoraki Sürgün -4

altHüseyin Yildirim

"  1982 Temuzunda Diyarbakır Zindanından çıktıktan sonra, annemi görmek için bir günlüğüne Dersime gitmiştim. Kardeşim Orhan Velinin evindeydim. Annem mutfakta ‘zalımı lazemı werdo’ diyor ağlıyordu."

Zoraki Sürgün

Öğlen olmuştu. Ağustos sıcaklığı ortalığı kavuruyordu Asker Xeçin batısında yakın mesafede bulunan Heçik mezrasına doğru hareket etti. Seyit Mehmet elleri önde bağlı bir gurup asker arasında yürüyordu.  Heçik mezrasında Seyit Mehmeti çıplak bir tarlanın ortasında ayaklarını da bağlayıp yere oturttular. Asker tarlanın çevresindeki gögeliklere çekildi. Heçik mezrası da yakılmıştı. Evlerin duvarlarından koyu bir duman kalkıyordu.


                Bulunduğum tepenin aşağı doğru inen yamacı sık ormanla kaplıydı. Dikkatli bir şekilde tepeden aşağı doğru indim. Çıplak tarlaya yakın bir ağacın gövdesinin arkasına gizlendim. Subaylar tarlanın kenarındaki bir cevizin gölgesinde bağırıp oynuyorlardı. Subaylardan biri askerlere doğru anlamadığım bir şeyler söyledi. Dört asker ellerinde kocaman ağaç sopalarla gittiler Seyit Mehmeti rap rap dövmeye başladılar. Aralıklarla bu uğursuz anı dört defa tekrar ettiler. Rahmetliden tek bir ses çıkmadı.Her işkenceden sonra yüksek sesle ziyaretleri anarak dua etti. Son defa yine dört asker ellerinde süngü takılı tüfeklerle gittiler. Rahmetliyi sağdan soldan rast gele süngülediler. Bu defa rahmetli inlemeye başladı.Nihayet rahmetlinin sesi sedası kesildi. Askerlerden biri rahmetlinin bacağından tuttu, bir müdet yerlerde sürükledi. Gizlendiğim ağacın arkasında öldüm dirildim. Keşke midemin derisini sıyıran kurşun beynimi dağıtsaydı o uğursuz anı görmeseydim’ dedi sustu. Sindiğim yerden başımı uzattım babama baktım. Babam başını öne doğru eğmiş ağlıyordu. Bulunduğum yerde kıyameti kopardım. Çığlık çığlığa ağlamaya başladım. Babam ‘eyvah çocuk buradaymış dedi, geldi beni kucağına aldı. Saçlarımı okşıyarak ‘ağlama oğlum ağlama. Ben, çocuklarımın ağlamasını istemiyorum’ dedi. Ben rahmetli babamın yüzüne bağırarak, ozaman sen de ağlama dedim. O gece yatakta yorganın altında uzun süre ağladığımı hiç unutmadım. 1960 yılında lise son sınıftayken, bu hikayeyi bir kez daha babamdan dinlemiştim.
              1982 Temuzunda Diyarbakır Zindanından çıktıktan sonra, annemi görmek için bir günlüğüne Dersime gitmiştim. Kardeşim Orhan Velinin evindeydim. Annem mutfakta ‘zalımı lazemı werdo’ diyor ağlıyordu. Akşam olmuştu. Kapı vuruldu. Kalktım kapıyı açtım. Kapıda Eme tek ayağına dayanmış duruyordu. ‘Wuşe ez kedaye to bıjeri. Tı ama’ dedi, bana sarılarak ağlamaya başladı. Kolundan tuttum, bir koltuğa oturttum. Hal hatırdan sonra kalktım, Emenin sakat olan o masum elini öptüm. Bana başından geçenleri, hiçbir şey saklamadan anlat dedim. Eme, ‘ero wuso derdunemı terameke’ dedi ve ağlamaya başladı. Annem Emeye sarıldı, yanına oturdu. Eme bir müddet ağladıktan sonra anlatmaya başladı.
                  ‘ 1938 Ağustos ayıydı. Annem beni yıkamış, yeni bir fistan giydirmişti. Öğlen vaktiydi. Kapımızın önünde oynuyordum. Ağacın gölgesinde yatan köpeğimiz Sıço aşağı doğru koştu, havlamaya başladı. Babam, annem ve ağabeylerim dışarı çıktılar. Galbusan çayının karşı yakasında Kimi atlı, kimi yaya askerler insanları önüne katmış, bize doğru geliyorlardı. Komşumuz Seyit Bakıl evimizin yanından Zargovit ormanına doğru koştu. Babam ağabeylerime siz de kaçın dedi. Abilerim de Zargovit ormanına doğru kaçtılar. Babam yanımızda kaldı. Askerler geldi,evimizde ne varsa kırıp döktüler. Babamı döverek götürdüler. Babamı nereye götürüyorsunuz dedim, ağlıyarak peşinden koştum. Annem beni tuttu bırakmadı. Günlerce babamın geri gelmesini bekledik. Babam geri gelmedi. Beyaz Dağa götürülenler kurşuna dizilmişler  dediler. Annem ağlıyor saçını başını yoluyordu. Ben, babamın öldürüldüğünü duyunca çok korkmuştum. Korkudan ağlamayı unutmuştum.  

Hüseyin Yildirim

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile