Centilmenlik Anlaşması
M.Kobal Aryalı/ “Kürt Halkı demokratik Türk Ulusun bir parçasıdır” tesbiti Abdullah Öcalan vasıtasıyla Kandil’e benimsetilip devlet açılımın ana çözüm maddesi haline getirildi. İşkence altında, Kürtlerin cinsel organlarına elektirik kablusu bağlanarak kabul ettirilemeyen bu madde nin yirmi yıl sonra APO’nun demokratik cumhuriyet projesinin ana unsuru olacağını gerçekten düşünememiştim. Artık Kürtler, bundan böyle önlerine bakarak bu maddeyi hatırlayacaklar.
Bütün Dünya biliyor ki; Kürt Halkı. ne sömürgeci türk ulusun ve nede “Demokratik türk ulusun “bir parçasıdır. Kürt halkı bütün katmanlarıyla Kürt Ulusun kendisidir.
Öcalan, günümüzün Ziya Gökalp’ı olmak istiyorsa ona o rolu becertirmeyecekler. A. Öcalan’nın ruh halini kullanarak Kürtlere binenler, son şanslarını kullanırlar. Zira Kürt Ulusunun bağımsızlık için ödediği bedeller biliniyor. Talepleri de biliniyor, bunları çarpıtmak yeni bir şans tanıtmaz. Şimdi yeni bir tiyatro sahneleniyor. Ancak bu oyunda kimler rol alacak, kaç sahneden oluşacak, esas oyuncuları, aktörleri fügüranları kimler olacak ve nasıl bir seyirci kitleye hitap edecek, ne kadar beğeni alacak, nasıl bir seyir izliyecek bütün bunlar ve tabii perde arkası henüz belli değildir.
Dokuz ekim’de avukatlarıyla görüşen Öcalan, Türk devletin “demokratik açılım” sürecini kolaylaştırmak için emredilen üç gurubun teslimini istedi. Kandil yönetimi bu istek doğrultusunda Sekiz Gerilla kandil’de yirmi altı kişi Maxmur kampında, olmak üzere otuz dört kişilik “barış” grubunu askeri bir merasimle, 19/10/2009 tarihinde günderdi. Ve üçüncü grup ise yirmi sekiz Ekimde istanbul’da olacağı açıklandı.
Onbinlerce insan giden grubu, Gerillayı saygı ve sevgi ile karşıladı, kucakladı, bağrına bastı. Bu Kürt halkının özlem sevinci ve kurtuluş arzusudur. Kürtler; gençlerinin ne için dağa çıktığını biliyor ve onları özgürlük umuduyla karşılamak, morallerini yüksek tutmakla sömürgecilerin canını sıkmış, belkide planlarını bozmuştur. Asıl eleştirilmesi gereken Öcalan’nın MİT le centilmenlik anlaşmasıdır. Apo, Mit le centilmenlik anlaşmasında; “Kürt halkı, demokratik türk ulusun bir parçasıdır” belirlemesi türk ulusu ve ordunun moralini yüksek tutmştur. Öcalan bu duruşunu sürdürerek Kürtler adına konuşma hakkına sahip değildir.
Eğer bugün otuz yıllık Ulusal Kurtuluş Mücadelesi; BM, ve Uluslararası platformlara taşınamamışsa sebebi Öcalan’ın bencil, oportonist ve anti Kürdistan politikasidir. Öcalan, kendini güvende tutmak için her şeyi feda etmeye hazır olduğunu daha uçaktayken belirtmişti. Bütün bu yanlışları olmamış gibi kabul etmek, birbirine karşı uyarıcı olmamak son derece tehlikeli bir aşamaya gelmiştir. Hiç süphesiz Bağımsızlık Mücadelesi Tarihsel bir süreçtir. Bu sürece biçim vermeme, içerik kazandırmama boşluğu mutlaka giderilecektir. Kürt siyasetçileri, Aydınları, iç hastalıklarından kurtularak gelecekleri üzerine fikir yürütmekteler ve çembere alınmış coğrafyalarına kollektif bir akılla sahip çıkıyorlar.
TC ÖLDÜRMEKTEN VAZ GECER Mİ ?
Türk devlet yönetimi, Kürt ulusal meselesini kendine göre "çözme",veya yönetme yöntemini kolaylaştırmak ve kuzey Kürdistan coğrafyasında işgalci niteliğini tartışmaya açmak mecburiyetinde kalmıştır. Baykal, Devletbahçeli ve türevlerinin iktidar rantı için Savaşa ihtiyaç duymaları, Kürdistan coğrafyasında silinmiş olmalarıdır. Baykal'ın CHP si, Devletbahçeli'nin MHP si normal yollarla iktidar olamayacaklarına emin bir hırçınlıkla ırkçılığı tırmandırmalarının nedeni budur. Şimdilik MGK’nin etkisiz silahları durumundalar.
AKP'nin dışında bütün sömürgeci partiler Kuzey Kürdistan'da silinmiştir. Türk ordusu ve cellat başları her Kürt için bir korku hayaletidir. AKP Türk Cumhuriyet sistemi için tek ve son şans olmuştur. Devlet, AKP iktidarıyla yeniden kürtlere nufuz etme,yabancılığını giderme ve Kürtlerin-de devleti olduğunu dolayısıyla demokratik açılım adıyla mevcut süreci yönetme niyetindedir.Türk devletin bu konuma gelmesini iyi niyet veya düzelmiş sümürgeci siyasetin bir yansıması olarak değerlendirmek doğru değildir. Sömürgecilik çıplak bir şiddettir ve ancak daha büyük bir şiddetle karşılaştığında boyun eğer.
Türk Kemalist cumhuriyeti Kürtlere ilişkin her türlü katliam, şiddet,kaçırtma,sürgün ve asimilasyon politikaları uygulayarak, "demokratik açılım" siyasetine zorunlu kalmıştır. “Demokratik açılım” Kuzey Kürdistan’da toptan sökülmenin, kovulmanın değişimidir. Kürt Milleti; sömürgecileri geldikleri yere kovabileceğini keşf etmiştir. Kürtleri potansiyel düşman ilan ederek ağır bedeller ödeten bu devlet, döktüğü kanın izlerini silme girişimi, bölge ve uluslararası koşulların zorlamasıdır. Türk devlet yöneticileri için kürt öldürmek, coğrafyasını ceheneme çevirmek, talan etmek bir başarı sayılacaksa bunu fazlasıyla başardılar.
Sözkonusu dönemin sömürgesizleştirme sürecine evrilmesi muhtemel olduğu kadar terside mümkündür. Çünkü Kürtler üzerinde elde ettikleri ganimeti bırakmak istemiyorlar. Kürtlerin, kendi kendilerini yönetmeyi tehlikeli bulmalarının nedeni budur, yani sömürgeciliğin devam isteğidir. TC bütün bu uygulamaları dünya emperyalist sistemin mali,askeri, diplomasi desteğiyle başarıyor. Dünya'daki etnik, ulusal kurtuluş mücadelelere karşı müdahaleci ve hasas olan, Birleşmiş Milletler, AK,AP, AB ve ABD Devletleri, Kürtleri işgalcileriyle başbaşa bırakması bir soru işareti olmaya devam etti. Kürdistan haritası üzerine pazarlık devam ediyor. Kürt çelişkisine binerek bölge devletlerini istedikleri gibi kullanma siyaseti Uluslararası emperyalizmin bölge politikası olmuştur. Çıkar eksenli bu politikanın en mağdur tarafı daima Kürtler olmuştur.
TC, Posası çıkmış Süriye, İran devletlerin sözcülüğünü üstlenerek Kürt açılımıyla klasik sömürge niteliğini gizleme ve Kürtler üzerinde daha çok söz hakkına sahip olmak istemektedir. İran, süriye rejimlerin tecrit konumlarından hareketle bölgesel aktörlüğe soyunmak, Federal Kürdistan, Irak arasındaki çelişkileri kullanarak yönetmek, Kürt şehri Kerkuk'u Federal Kürdistan devletinin nufuz alanından çıkarmak gibi sinsi politikalar yürütmektedir.İran, süriye ve diğer bazı arap devletleride dahil uluslararası planda yoğun bir lobi çalışması yaptığı bilinen bir durumdur.
Özgür Kürdistan öncesi,yani Saddamlı yıllarda; dört sömürgeci devletin ortak konsepti Kürtlerin devletleşmesini engellemek sınırların dokunulmazlığını korumaktı, içişleri bakanları düzeyinde sürekli bir araya gelerek Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesini dayanışma içinde sürekli bastırdılar. Kürt Ulusun'a zamana yaydırılmış bir plan çerçevesinde ve çok yönlü bir jenosit uyguladılar. Kürt halkına unutulması mümkün olmyan acılar,travmalar yaşattılar. Bütün suçlarına rağmen kürtlerin devletleşmemesi için her yolu denediler, deniyecekler.
TC dünya'da devletleşmelerine karşı çıktığı tek millet Kürtlerdir.Tüyler ürpertici bu kin, ve ırkçılığın bir açıklaması, üstünlük paranoyası sona ermedikçe güvenli, ortak bir gelecek nasıl mümkün olacak? Çünkü sömürgecilik bütün kurumlarıyla devam ediyor. Şimdi TC nin önderliğinde mevcut sınırların sunni sınırlar olduduğunu belirterek güçlerini birleştirme, ve tekrar birlikte hereket etme planını esas alıyorlar. Birbirlerini kardeş ilan eden bu devletler, üzerinde el sıkıştıkları, pazarlık yaptıkları sınırlar,Kürt coğrafyasını birbirine bağlayan alanlardır. Hiç şüphesiz mevcut sınırların resmi sömürgeci makamlarca sunni sınırlar olarak belirtilmesi elbette önemlidir, doğrudur. Fakat o sınırlarda Kürtlerin iradesi olmadan yeni bir açılım veya kapanmanın yaşanması, yeni bir felaketin habercisi olacaktır.TC yöneticileri ya bu gerçekleri bilmiyorlar, yada çok daha sinsi, uğursuz bir planın temel taşlarını döşüyorlar.
Kürtlerin üstüne çullanıp gelişi güzel vurarak zulmun sonuna geliniyorsa, Kürtlerin Bağımsızlık arzularını kanla bastırma tehditlerinden vaz geçilmelidir. Oysa Erdogan Hükükümetinin, demokratik açılım barış sürecı beyanı, Ordu başların avlamaya devam edeceği tekerrürü savaşsız bir gelecegi işaret etmiyor. Çünkü sömürgecilik, Kürt milleti ve direnişçilerinin suçsuzluğunu ıspatlamya tahammül etmiyor. Bir grup gerilla’nın planınız doğrultusunda sürdürülen silahsızlandırma sürecine katılmasını, barış şenlikleriyle karşılayan halkın bir günlük sevincine bile katlanamayacak kadar barbarsiniz...
Peki Kürtlerin bir asırlık sömürgeci vahşetinizin devamına katlanmasını ne hakla bekliyorsunuz ? Bir asırdır şiddet uyguluyorsunuz, Kürdistan coğrafyasını altüstettiniz. Zengin kaynaklariyla servet edindiniz. Kandiriyorsunuz, öldüryorsunuz, yönetiyorsunuz. Sömürgeci ulusun temsilcileri olarak kendinize üstünlük payesi çıkarıyorsunuz. Ortak akla davet eden Kürt Milletin çınarlarını dinlemeyerek ölümlerimizi, acılarımızı çoğaltınız ama sömürgesizleştirme yürüyüşünü engelleyemiyeceksiniz...
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


