Anasayfa Yazarlar M.Kobal Aryalı Dersim Jenosidi !

Dersim Jenosidi !

altM.Kobal Aryalı

 “Hedef doğrudan Dersim idi”...Elazığ’ın biraz uzağında Harput’un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayi aşkın çok özel görev yaptık. Okuyucularimizdan özür diliyor ve yaşantmın bu bölümünü anlatmaktan kaçiniyorum...” diye belirtmişti, Muhsin batur. Evet “1937 baharından
1938 baharına, Batur’un söylemi ile çok özel şeyler olmuştu...TC’nin arşivlerine göre Dersim“tenkil” edilmişti. Genelkurmay kaynaklarına göre ölenlerin sayısı 9 bin ile 13 bin arasındadır, Diğer kaynaklara göre ise 50 ile 90 bin arasında genç, yaşlı, çocuk kadın, karada top ve mitralyözlerle, havada uçaklarla bombalanmıstı. Kürt ulusun kanayan yarası ve son direniş kalesı Dersim sırtlan sürüsüne yenık düşmüştü...

Atatürk’ün manevi kızı olarak devşirilen Sabiha Gökçen; bombalamaları tam isabet ettirdiği için üstün başarı madalyalarıyla ödüllenmişti. Soykırım TC yönetımı tarafından bütün detaylarına kadar planlanmıştı. Atatürk’ün önerisiyle hazırlanan tenkil klavuz kitapçiğa göre, “...köyde eskıya araması bölümünün 6 maddesinde “silah atan köy yakılmalıdır” denilirken, 7.maddesinde bu işin nasıl yapılacağı anlatılıyordu: “...Damlar taş ve topraktan ibaret olup yalnız tavan direkleri ve ağaç dalları vardır. Bunları yakmak güçtür.Ancak dam üstünden bir kısım toprak atılarak ağaçlar meydana çıkarılır. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ateşe verilir. Oda kapısında içeriye odun yığarak ateşleme sureti ile genişletilir...”
Ayrıca silahları topladıktan sonra genelde damlarını ateşe vermek faydalıdır.” Genelkurmay belgelerınde Laç deresı katlıyamı şöyle anlatılır; Haydutların sığındığı, ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış mağaralar, cesur askerlerimiz tarafından kuşatılmış, top ve makineli tüfek ateşınden başka 25'inci Alay’dan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafından tahrip kalıpları atılmak suretiyle mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarıya fırlayanlar da ateşle imha edilerek 316 cesede ulaşılmıstır.”

Dersim’i kökten kazımanın yol haritası olan bu kitapçik,1937-38'de yapılacakların teorisi olduğu, krokilerle işaretlenen yerlerin bombalanmasıyla anlaşılır. Görgü tanıklarına göre, her tarafı et kokusu sarar, parçalanmış insan organları genış bir alanı kapsamış.
18 Kasım 1937'de Seyit Rıza,küçük oğlu Reşik Hüseyin,Yusufhan aşireti reisi Kamber, Kureyşan aşireti reisi Seyit Hüseyin’in de aralarında bulunduğu on kişilik ilk kafileyi yakaladıktan sonra vahşi bir yöntemle idam ederler.
1937' harekâtının sonuydu. Başbakan İsmet İnönü, idamlar dolayısyla yaptığı açıklamada, “Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik. Dersim müşkilesinden kurtulduk. Dersim’i her türlü askeri hareketlerle temizledik”diyordu. İsmet İnönü’nun kanlı dönemini 1938'de Celal Bayar alıyordu. 1937 ve 1938 dönemini yakınen izleyen gazeteci Naşit Uluğ olanların bir kısmını kitabında şöyle anlatır.” 1938 yaz tatiline girerken o zamanki Başbakan Celal Bayar, bu yıl Dersim denilen işi kat’i surette tasfiye etmek için devletin bir tedbiri daha olduğunu ve ordumuzun Dersim havalisinde vazife alacağını ve umumi bir tarama hareketiyle bu meseleyi kökünden söküp atacağını
söylemişti. Olağan üstü yetkilerle donanan, dönemin ünlü katillerinden dürdüncü genel müfetiş, korgeneral Abdullah Alpdoğan, uçaklarda atıkları bildirilerde; teslim olmazsanız Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz”diye belirtiyordu. 


Yanlış manipule edilen insanlara göre,Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün” 20/21 Mart 1937'de yakılması gerekçe gösterilerek Dersim jenosidi başlatılmıştı! “Avusturya veliahdının öldürülmesi Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasında” ne ölçüde inandırıcı bir etkense, köprünün yakılması’da Dersim soykırımın baslatılmasında o denli inandırıcı olmuştu.

Delilerin bile inanamayacağı bu uydurmasyon genelkurmayın arşivlerinde önemli bir delil olarak geniş anlatılmaktadır. Osmanlı’dan Cumhuriyet e, uzun zaman vergi, asker ve benzer bağımlılığı reddeden Dersim, sömürgecilerin karın sancısı ve  yüreklerine saplanmış paslı bir hançerdı.Halen sırrı çözülmeyen 1925 direnişi’de zamanından önce başlamıştı. Kürtlerin sarı hocası, güzel insan İsmail Beşikçi; Dersim’de yapılanları, (Tunceli Kanunu 1935 ve Dersim Jenosidi.) adlı kitabında bütün yanlarıyla anlatmaktadır. 

Türk cumhuriyeti, tarihinde ilk kez 10 Kasim 2009'da soykırım geleneğiyle “yüzleşmeyi” meclis oturumunda, “demokratik açılım” ve O. Öymen’in geleneksel savunu vakasıyla tartıştı. Öymen milli sefin soykırım siyaset mirasının takipçiliğinden ödün verilmeyeceğini;“Seyh Sait, Dersim vb. Kürt isyanlarından’da analar çok ağladı, ama kimse savaşı durduralım demedi” sözleriyle belirtmişti. Kimine göre pandoranın kapağı açılmıştı, çünkü sömürgeci meclis kurbanlarından bahs etmişti. Sanki 1938 jenosidinden sonra herşey donmuştu, sanki Kürtler öldürülmüyordu, Munzur vadisi, laç deresi, Ağrı, Gabar etekleri bombalanmıyordu. Sanki bilim adamı,İsmail Beşikçi sadece bu gerçekleri yazdığı için hayatı iskence ve hapishanede geçmemişti.
Aslında 1938 yirminci yüz yılın son Kürt jenosidi oldu, çünkü sömürgecilik o tarihten sonra bütün Kürdistan’da sistemleştı. Özellikle 1984'ten sonra onbinlerce insan öldürülmüş, sakat bırkakılmış, Milyonlarcası göçertilmiş, hapishaneler tıka basa doldurulmuştur. Aslında Kürt katillerin, binden birinin yakalanması ve doğru dürüst yargılanmaması bile mevcut tabloya işarettir. Türk meclisi, Başbakan’ı bir tarafta Dersim vahşetinden Söz ediyor diğer taraftan jenosid suçlusu Sabiha Gükçen havaalanın açılışını yapıyor.! Ayni hükümet, operasyon adı olan Tunceli ismini değiştirmeyeceğini belirterek nasıl inandırıcı olmaya çalışıyordu.

75 “Kürt milletvekiline sahip olduğunu belirten, hükümet; yedi yıllık iktidarında, Kürt toplumun hangi  kollektif hakkını yasalarla kabul etti ? Kürt milleti, ulusal hakları için yakın tarih itibarıyla bin sekizyüzlerden beri tartışıyor, mücadele ediyor. Son otuz yılda Dersim’ler, Koçgiri’ler, agrı’lar çoğalmış, elli bine yakın Kürt öldürülmüştür. Dünden farklı olarak örgütlü gerilla gurupların saldırı bahanelerine sığınılarak sömürgeciliğin zulmu sistemleştirilmiştir. Emperyalist dünya devletlerin savunduğu “demokrasinin” ilk basamağını çıkma iddiasiyla  bölgenin sayılı aktörü olma ödevine sahip olduğunuz biliniyor, ama bu Kürt ulusal haklarını kabul etmeyrek yapacağınız her hamle sonuçsuz kalacaktır.

Cünkü milli sefın potlaştirilması, korkuya dayalı hotzotçu dalevere siyaset kültürü, Kürtlerin direnişiyle deşifre edilmiştir. Başbakanı’nı asan, Genelkurmay’ını basçavuşuna tekmeleten, Cumhurbaşkanını zehirleyen, kaza ve çatışma susu ile general ve subaylarını öldüren, cuntalarla muhaliflerini boğazlayan, Kürt Ulusunu ve diğer azınlıkları potansiyel tehlike adeden, onlarca isyan, direnişleri kitlesel katliamlarla bastıran bu kirli gelenek değışmek zorundadır. Hiç süphesiz bu enkaz cumhuriyeti, kendi  mimar ve savunucularının üstüne oturarak ancak yenilenebilir.Cünkü Öymen’in yirminci yüzyılda gerçekleşen periyodik kürt katliamları ve Dersim jenosidini yirmibirinci yüzyılda savunması ve gelen tepkiler sonucu Atatürk’ün dokunulmazlığına sığınması bu durumu zorunlu kılmıştır. Başka türlü sekiller verilerek statökocu ve kanlı sürecın akıllı   bir açıklaması olmaz, inandırıcı bulunmaz.
Birinci ve ikinci dünya savaşın koşullarındaki bakış açısı ve  psikolojik ruh haliyla öngörülen yasalarla kurulan ve mevcut argümanlarla ciddi bir reforma ugramayarak 21.asra taşırılan bir yönetim veya yönetme anlayışı açık ki ne demokratiktir ve nede burjuva hukukuna uygun bir cumhuriyettir. Soğuk savaş dönemın koşullarında kurulan hiç bir devlet demokratik değildi. Daha sonraki yıllarda sömürgelerinden çekilmek zorunda bırakılarak, işgal ettikleri topraklarda kovularak, Ulusal, sınıfsal, kanlı, kansız iktidar mücadeleleriyle ve çeşitli reformlarla kendilerini değiştirerek, demokratikleşmeye çalışmışlardır. ZatenTürk cumhuriyeti, Ortadoğu islam cumhuriyetleri ve benzerlerinin dışında, hiç bir ülkede katliamlar, failli “meçhuller”, kitlesel çatışmalar, ulus ve inanç inkarcılığı bu denli pervasız ve uzun bir zamanı kapsamamıştır.
Dolayısıyla bu zemin, CHP, MHP örneğinde görüldügü gibi çatışma ve istikrarsızlığı tetikleyerek darbelere, ırkçılığa taban oluşturarak faşizan savaş partilerin palazlanmasına yaramıştır. Bu anlamda resmi sağ ve sol jargondan uzak yenilikçi demokrat düsüncelerin oluşması veya var olanların gelismesi yararlıdır insanlar nezdinde yeterli doyurucu

bulunmazsada bu tür çağ dışı zihniyetlere karşı burjuva demokrasisinden yana tavır alınması,yeni tartışmalarla birlikte daha ilerici yapıların oluşmasına yarayabilir.21. Asra denk gelen bu anlayış çok gecikmişte olsa başarılmasını önemsiyorum, Bizim için  baş ve esas çelişki olan Kürt Ulusal meselesine yaklaşım tayin edici olacaktır.Ve doğal olarak türk devlet
yöneticilerin genel anlamda Kürdlerin özgürlük istemlerine ve bu nedenle gerçekleşen isyanların periyodik soykırıma tabii tutulma siyasetine bakışları belirleyici olacaktır.

Türk cumhuriyetin kendisiyle yüzleşmesini, Kürt millet haklarının kurumsallaşmasından geçtiğine inanıyoruz. Koçgiri, Dersim, Ağrı ve benzer katliamlarının tarih, sosyolojik, politik, felsefik, duygu ve benzer boyutlarıyla bir tarih olduğunu ve bu tarihi sembolize eden instituler, muzeler, araştırma merkezleri kurularak ancak geçmişle yüzleşmek mümkün olabilir. Geçmişimizi unuturarak olmaz. “Sömürge halkının tarihindeki, en önemli kişiler, yabancı işgaline karşı ulusal direnişe önderlik etmiş kişilerdir.”

Bu tarihi kişilere ait ne bulunursa bu tür kurumlarda toplanarak anıları yaşatılmalıdır.Özellikle Seyit Rıza ile sembolleşen ve savunmaya geçmek zorunda bırakılan 1938 Dersim katliamı. Povakasıyona getirilen ve Şeyh Sait ile sembolleşen 1925 harekatı. 1921 Koçgiri. 1930 Ağrı vb.ulusal hereketlerın vahşice bastırılması mağaralara ve vadilere sığınmak zorunda kalan, genç yaşlı, kadın çocuk top yekun imhaya tabii tutulan insanlarımıza sömürgeci bakış açıları ve son otuz yıllık sivil katliam ve  imha siyaset geleneklerini sorgulayarak mümkün olacaktır.

Özellikle sömürgeci ilişkilerden dolayı Kürdistan Ulusal Hareketlerin Felsefesi her bölgenin özgün konumuna uygun, farklı inanç biçimleriyle renkli bir zenginlik almıştır. TC, Kürtlerin farklı dil, lehçe, inanç ve kültür zenginliğini birbirlerinden farklı uluslarmış gibi gösterme gayreti yeni değildir. Tabii Ayni tc, diline, fizyolojisine, kültürüne,gelenek göreneklerine hatta yeme içmesi ile bile hiç bir benzerliği olmayan, kırgızistan, Azerbaycan,Türkmenistan, Özbekistan vs. milletleri türk dünyasının birer parçası olarak görmektedir !

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir                                                          04/12/2009            

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile