Kürtsüz Kürt Açılımı Sömürgecilikte Isrardır!
M.Kobal Aryali /Dünya'da zulüm ve katliam rekorlarını kıranlar, tek tanrı, tek vatandan ısrar eden kurulu paranoyak devletler ollduğu biliniyor. Irksal ilhamlı Türk yöneticilerin asıl beslenme ve uzun yaşam kaynağı bu oldu, terk etmeleri sanıldığı gibi kolay olmayacaktır. Dünyaları cüppeleri gibi kara, insan sevgisine kapalı, orta çağ kafalı İran Mollalar rejimi, Süriye Baas rejimi ile birlikte Kürtlerin özgürleşmesini, devletleşmesini engellemek için tarihi çelişkilerini şimdilik talli plana almışlar gibi görünüyorlar. TC devletı Saddam'ı da yalnız bırakmamişti ama sonuç değişmedı. İnsanlık dünyasına büyük kötülükler yapan bu klasik sümürgeci hırsızlar, Kürdistan coğrafyasıyla birbirlerine bağlanmış olmaları ulusal esaretimiz olmuştur.
Marx, « eski vehçeler yeni biçimler ve görüntüler altında kendilerini yepyeni bir şeymiş gibi sunlarlar, » demişti. Kürdistan coğrafyasini savaş ve ateş poligonuna çeviren Ortadoğunun lanetlileri bölgenin aktörü olma iddiasiyla ve tabi işgal ve soykırım suçlarını örtbas etmek için dünya devletlerine şantaj ve yoklama çekiyorlar. İran despotizmi belucin, azeri ve diğer muhalif seslerı şimdilik susturmuştur. İran'ı tek ses tek renk misali bir hapisaneye çevirmesine rağmen Kürdistan özgürlük mücadelesini susturamiyor.Türkiye ise Kıbris işgalı, Ermeni jenosidi Kürt soykırımı gibi uluslararası meselelerı haletmiş gibi ortdoğu aktörü olma narası atıyor. Dolayısıyla bu iki kardeş sömgürgeci devlet ortak kararla, Kürt köylerini havada karada bombalaması ve Filstin'e özgürlük riyakarlığıyla, dünya'kamuoyuna barışçı görünmelerı kimi inandirabilir?
Kürdistan milleti ulusal direniş geleneğiyle, dünyanın dört bir tarafına savrulmuş sürgün ve yetimleriyle haklılığını dünyaya anlatarak, savaşarak bu esarete son vermek mecburiyettindedir. Bu üç işgal imanlı, islamcı devletin, Filistine özgürlük, Kürtlere kölelik parolasıyla birbirlerine arka çıkmaları ortak tekbirde bütünleşmeleri nin sebebi Muhammedin ümmetine daha vahşice bağlanmaları değildir, asıl amaçları Kürtleri kendilerine benzetmek, ulusal devletleşme yürüyüşünü engellemektir.
En uzun mücadele tarihine sahip Kürtler; dünyanın en uzun tarihli sömürgesidir. Sömürgeci ve sömürge ilişkisi bütün insanlığın,medeni dünyanın ortak utancı olduğu biliniyor, ancak halen ne bir devlet nede bir din Kürtlerden yana tavır almadı. Çünkü Kürdistan tarihi sömürgeciliğe, kaleşliğe karşı bir mücadele tarihidir. Kürtler nerede ve ne pahasına olursa olsun,sömürgeciliğin beynine ateş etmeye devam etmelidir. Kürt halkı, bayrağını, dilini, kimliğini, bütün ulusal,sosyal değerlerini kendisine yasaklamayı reva görenlere toplu bir ders vermeye hazırlanmalıdır. Sömürgeci partiler, tarih boyunca kürtleri iktidar emelleri için kullandı, duyguları dini inancı ve ulusal belleğiyle oynadı. Bayrağiyla, ulusal sembolleriyle tanınmasına imkan vermedı, direnişçilerine hep öfkeyle baktı, uslu köle kürt portresini sürekli beyinlere işledı.
Türk Başbakan'ı Tayyip Erdoğan, geçmiş iktidarlardan farklı bir şey vermedi kürtlere, islam sentezin zihni retoriği Kürtleri hiçe sayarak, Kürdistan coğrafyasında enternasyonalize amacındadır. «ya sev ya terk et », türk ırkçı söylemini, « tek vatan, tek bayrak, tek millet » biçiminde sloganlaştıran Türk başbakan'ı, aslında din kisvesi altında Türk islam sentezin dozajına ideolojik katkıda bulunmuştur. Bu sinsi, tehlikeli siyaset projesi, her yanıyla miyadını doldurmuş kanlı, kirli Türk Cumhuriyetini yaşatma gayretidir. Çünkü Kürtsüz Kürt açılımını esas aldıkları gelinen aşamada bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.
Kürt direnişçilerin kökünü kazımaktan söz eden,Türk Başbakan, özellikle son yıllarda Hizbullah ve Hammas adına İsrail, ABD ve AB devletleriyle pazarlığa tutuşmuştur. TC'nin Kürt açılım manipulasyonu osmanlı yayılmacılğı ekseninde bir Hammas, Hizbullah açılımına evrilmiştir. Erdoğan,bir taraftan Kürtleri manipule ediyor, diğer taraftan PKK'yi bahane göstererek Kürt meselesine ilişkin olmlu adımların atılmayacağını yakın çevresiyle paylaşıyor. Bu edepsiz,riyakâr siyasetle, Kürtlerı sürekli oyaladilar, kandırdılar.
AKP'nin anayasa değişimi ve Kürt « açılım » programı, türk milli menfaatler projesinin güne uyarlanmış yeni bir biçimi olduğunu defalarca belirtimiştim. Şimdi türk islam sentezi ile, « laik » kemalist sentezin iktidar dalaşında Kürt milletin bir menfaati varmı? Açıktırki, her ikiside kürt inkarından, ırkçılığından rüştünü ispatlamışlardır. Anayasa değişiminde yana olan islamcılarla sözde karşı olan kemalistlerin asıl çelişkileri ve korkuları Kürtlerin hak sahibi olacağı telaşıdır. Yoksa birbirleriyle hiç bir ciddi sorunları yoktur. Bütün meseleleri Kürtleri içten bölmek, özgürlük dinamiklerinden uzaklaştırmak, türk islam, hizbullah sentizinin kürdistan kolunu oluşturarak halkı sürüleştirmektir.
Failli meçhuller diyarı,Kuzey Kürdistan ve başkentı Diyarbekir'in, onbinlerce islamcının gövde gösterisine sahne edildiği gün, İran islam cumhuriyetin uluslararası katil Mollalar rejimi Kürt direnişçilerini vinçlerle asmaya devam ediyordu. Söz konusu vahşeti görmezlikten gelen bu islamcı kalabalık, Kürdistan harabeye çevirilirken Allahlarıyla tatile mi çıkmişlardı?.Geri, cahil veya dindar Kürtlere Türk işgalını iyi, İsrail işgalını ise kötü gösterme çabası içinde olan sahtekârların kimliği deşifre edilmelidir. Aslında Katleden, idam eden zalimlerle, idam edilen, öldürülen mazlumların aynı Allaha tapmaları bile bir paradokstur. Sömürgecilerle sömürgelerin tanrısı aynı olmamalıdır. Ankara, Tahran, Şam yönetimleri, askeri zorla Kürdistan'ı parçalamış, çevrelemişler, isyan eden Kürtlerin kayıtsız şartsız öldürülmesini kararlaştırmışlar.
Son bir yılda yüzlerce Kürt direnisçisi öldürüldü, onlarcası İran Mollaların vahşi karekterist öfkesiyle boyunlarına ip geçirilip vinçlerin ucuna bağlanarak idam ediliyorlar. İran mollaları bütün tanrılara meydan okuyorlar. Bence Kürtler artık Allaha bile karşılıksız hizmet etmemelidir. Kamuoyunda Kürt açılımı olarak ifade edilen, daha sonra demokratik açılım ve daha sonrası milli birlik açılımı olarak asıl hedefine oturarak AKP'nin damardan zehirleme, sinsi sömürgeci devlet siyaseti sekizinci yılını ve belkide Kuzey Kürdistan'da son nefesini verecektir. Kürtler bu sekiz yılda olup bitenleri çok iyi bir analize tabii tutmak zorundadır. Dikkat edilirse Kürtler, mümkün mertebede ve esas olarak AKP 'ye ciddi bir engel çıkarmadılar, hata bir çok çevre açıktan destek verdiler, açıktan destek vermeyen örgütlü legal ve illegal sillahlı güçleri bile ciddi bir engel çıkarmadılar gelinen aşamada. Ama ona rağmen TC 'nin tasfiye etme hedefinden kurtulamiyorlar. Hiç bir devrimci, yurtsever Kürt ve Kürdistanli; TC hükümetin bu alçak politikasina kanmamali ve alet omamalidir.
Devşirilenlerden, devşiren bir cumhuriyete dönüşen türk sömürge sistemi, kendi kendisini zehirlemeye başlamıştır. Bu gidişata katkıda bulunmak için örgütlü bir birliktenlik yeterli olacaktır. TC kürtlere korku, iskence ve ölümden başka bir şey vermedi. Tabii Kürtler'de bu siyasete karşılık en temel insani haklarını kullanabilirler; mesela vergi vermeyebilirler, askere gitmeyebilirler, türk partilerine artık oy vermeye bilirler, köy, kasaba, şehir işleyişlerine katılmayarak işlevsizleştirebilirler. Bütün bu saydıklarım her yurtseverin, vatandaşın yapması gereken en temel ve doğal haklarıdır. Toplumsal hakların inkarı bazında vatandaş olarak görüldüğü bile şüpheli olan Kürtler; bu haklara fazlasıyla sahiptirler.
Şunu açıkça belirtmeyi gerekli görüyorum; BDP ve PKK'nin bütünüyle Kürt ulusallığını esas almayan yanlış siyasetlerine rağmen, AKP ve benzer sömürgeci güçlerin tasfiye girişimlerinden kurtulamiyorlar. Zira çokça sözü edilen açılım projesinde anayasal hak, hukuk bazında Kürt ulusal, demokratik haklarına ilişkin hiç bir olumlu düzenleme mevcut yasalarda belirtilmedi genel geçişlerle Kürtler sadece oyalandırıldı.
Bu süreç devam etmeketedir. AKP hükümeti sekiz yıllık iktidarını Kürtlerin kanı, gövdesi, inancı ve duygu sömürüsü pazarlığı üzerine sürdürdü. Denize düşen yılana sarılır misali bu duruma şükreden zavalı kürtlerde oldu. AKP 'nin yanında saf tutan bu günün dünden daha iyi olduğunu belirten « kürt » vekilleri ve malum utangaç savunucu yazarlarını'da iyi not etmek gerekir. Kürtler olarak 21. asrın ilk çeyreğinde olmamıza rağmen halen kuzey Kürdistan ın bağımsızlık veya Federatif stratejisine uygun ulusal sembollerimizle temsil edilmememiz bir basari mi sayiliyor?
Türk işgalı parçalı kürt siyaseti üzerinde besleniyor. Sömürgeci siysatini sömrge halkına sevdirmeye çalışan AKP, bu kulvarda epey bir mesafe almıştır. TC' yönetimin Kürt düşmanlığı ve Kürdistan sembollerinden nefret politikasindan milim azalma olmamıştır. TC yönetimi, Diplomatik kuralları bile ırkçı felsefesine uygun bir vahşilikle uygulamaktadir. Federal Kürdistan Başkanı Sayin Mesud BARZANİ'yı davet eden türk devlet başları; BARZANİ'nın Kürdistan Bayrağiyla temsiline taahamul etmemesi çarpıcı bir örnektir.
Federal Kürdistan Bölgesi şahsında Kürtlerin aşağılanması olarak okunan bu diplomatik skandal, sayın BARZANİ ve Bölge yönetimi için ciddiyetle değerlendirilmelidir. Federal Kürdistan Bölgesi, Kindar türk devletinin pervasız öfkesine katlanmak mecburiyetinde değildir. Mevcut gidişat Kürtlerin, Kürdistan'in özgürlüğüne işaret etmiyor. İnsanlarımızın yüzde seksenını kurtarmak için kendini feda etmeye hazır yüzde onluk bir kapasite ise doğru yönlendirilemeyince sömürgecilik için caydırıcı bir potansiyel oluşturamiyor.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


