Benim Oyum Evet
Murat Dağdelen / Eğer, Oniki eylülde yapılacak anayasa değişiklikleri için oy verme imkanım olsaydı, benim oyum “EVET” olurdu.
Evet oyu vermek için kendime göre beni haklı kılan sebeplerim var.
Olan biteni tahlil etmeye çalışıyorum.
Kimler Evet oyu vermek istiyor.
Kimler Hayır cephesinde.
Sıralamaya çalışalım.
Hayır cephesi: Mhp, Chp, Ordu, Kemalist Ulusalcılar, Ergenekoncular, kimi solcular ve Pkk-Dtp
PKK dışındakilerin tümü mevcut statükonun değişmemesini istedikleri için karşı çıktıklarını açıkça söylüyor.
PKK içinde Kürtlerinde olduğu yeni bir anayasa istediği ve yapılan değişiklikleri yeterli bulmadığını deklere ederek, kendi taraftarlarından sandığa gitmemelerini ve referandumu boykot etmelerini istiyor. Bunun nedeni olarak yapılan anayasa değişikliğine Kürtlerin haklarının konulmamış olmasını gösteriyor.
Hayırcıların Türkiye’de hiç bir şeyin değişmemesini istemeleri anlaşılır birşey.
Çünkü, Türkiye’de 87 yıl önce oluşturulmuş sistemin değişmesi demek, adaletsiz düzenin giderek sorgulanmasına yol açabilir.
Bunlar, 87 yıldan bu yana bu sistem içinde kurdukları yönetsel mekanizmalarla siyasal, ekonomik, toplumsal, ve kültürel yaşam üzerinde tartışmasız bir hükümranlık sürdürüyorlar.
Örümcek ağları gibi sarıp sarmaladıkları toplumu, neredeyse bütün hücrelerine kadar egemenlikleri altında tutuyorlar.
Ekonomik faaliyetlerden, görsel ve yazınsal medya’ya, Ordu’dan, polise, anayasa mahkemesinden, barolara, kültürel kurumlardan, sinemalara, futbol’dan atletizm’e partilerden derneklere, kimi yasadışı örgütlerden legal derneklere, valiliklerden mahalle muhtarlarına, eroin tüccarlarından, gümrük kapılarına, iletişim araçlarından, taxi telsizlerine kimi alevi kurumlarından, diyanete, sağcılardan, solculara, orta yolculardan radikallere, kürtlerden, lazlara neredeyse anasının memelerinden süt emen bebe’den bir ayağı çukurdaki dede’ye kadar toplumun bütün nüvelerini yönlendiriyor, denetliyor, etkiliyor veya bizzat birinci elden yönetiyorlar.
Bunların, yani devlet dediğimiz oluşumun veya başkalarınca “Devleti vesayeti altında tutuyor“denilen gücün bütün bu imtiyazlarından vazgeçebileceğini sanmak aptallık olur.
Sistemin sahipleri, Türkiye’de sisteme yönelik her türlü girişimin baştan boğdurulması için amansız bir mücadele yürütecekler. Şimdi yapmaya çalıştıkları da bundan ibarettir.
Bu kesimler, üzerinde her türden hukuksuzluğu sürdürdükleri sistemde açılacak en küçük deliğin, sistemi bir anda parçalayabileceğini biliyorlar.
Bu tür sistemler barajlar gibidir. Suyu tutan baraj duvarında açılacak en küçük delik, suyun büyük baskısıyla önce duvarlarda çatlamaya, ardından yıkılmasına sebep olur. Bunlar sistemde en küçük deliğin açılmaması için, ölümcül bir mücadele yürütüyorlar. Bu nedenle sistemde küçük bir delik açabilecek Anayasa referanduma’na Hayır demeleri şaşırtıcı değil.
PKK ve BDP çevrelerinin referandum seçimini boykot etmeleri ise tamamen Öcalan’ın istemi doğrultusundadır. Öcalan “Hayır” derse hayır, “Evet” derse evet “Boykot” derse boykot ederler.
Tartışılması gereken Qandil veya BDP’lilerin tavrı değil, Öcalan’ın tavrı olmalıdır.
Öcalan, Anayasa’da yapılacak değişiklilere neden karşıdır bunun iyi anlaşılması gerekir.
Öcalan’ın siyaset tarzı her zaman yanıda bulunduğu gücün tercihlerine göre olmuştur. Bu bir Öcalan geleneğidir. Suriye’de iken Kemalizm en faşist ideolojidir, Türkiye’de ise Kürtler tarafından yanlış anlaşılmış en demokratik ideolojidir. Suriye’de bağımsız Kürt devleti ister, Türkiyedeyken Kürtlerin devlete ihtiyacı yoktur, devlet istemek gericiliktir. Suriye’de Türk devleti işgalci, sömürgeci, savaşılması gereken bir güçtür, Türkiye’deyken devlete hizmet etmek için gönüllüdür ve barış için herşeyi yapmaya hazırdır. Vs.
Öcalan, İmralıya getirildiğinden bu yana sistemin sahiplerinin fiili denetimindedir ve bu gücün ihtiyaçları doğrultusunda siyaset yapmaktadır.
Ordu/devlet, Öcalan’a “Kürtler seçimi boykot etsin” dediği için, Öcalan’da Kürtlere “Seçimi boykot edin” demektedir.
Öcalan’ın istemleri yeni şeyler değildir. İhtiyaca göre “Savaş” diyor ihtiyaca göre “Ateşkes” diyor
Sistemi devam ettirmek isteyen Kürt ve demokrasi düşmanlarının istemine göre, Kürtlerin gündemine habire bir şeyler taşıyor.
Onun siyaset ekseni içinde bulunan aklı evveller’de Öcalan’ın saçma sapan gündemlerini tartışarak kendilerince siyaset yapmış oluyor.
Koca koca adamlar “Niye savaşıyoruz” demiyor, “Niye eylemsizlik “ kararı alıyoruz demiyor dün bize “Demokratik konfederalizmi” tartıştıranlar şimdi neden “Demokratik Özerklik” tartıştırıyor demiyor.
Anayasa referandumunu red etme noktasında neden, MHP, CHP ve Ergenekon’cu Kürt düşmanlarıyla aynı siyasetin bir parçası oluyoruz? Sormuyorlar, tartışmıyorlar
Sadece onlardan isteneni yapıyorlar.
Bu nedenle bu arkadaşların tavrını siyaseten ciddiye almak gerekmiyor.
Onlara bu siyaseti tartış denir tartışırlar, bu siyaseti tartışma denir tartışmazlar.
Bugün boykot derler ve bunun en hızlı savunucusu olurlar, yarın Öcalan’ın tavrı değişir evet derse bu kez en hızlı “Evetçi” olular. İnsan üzülüyor ama maalesef durum bu.
Yukarıda ifade ettiğim gibi anlaşılması ve anlatılması gereken Öcalan’ın durumudur.
Öcalan denetim altındadır. Denetim altına alınmış Öcalan , denetim altına alınmış Kürt siyaseti, Qandil, BDP ve Kürt dinamiğidir. Bu böyle biline.
Dolayısıyla Kürtlerin en dinamik ve güçlü damarı vesayet altındadır.
Kürt dinamikleri bu vesayeti kırmadıkları, iradi ve vicdani olarak özgürleşmedikleri sürece benim için onların aldıkları hiç bir kararın hükmü yoktur geçersizdir.
Kürtler “Evet” demelidir. Her ne kadar, Kürtlerin özel durumları ile ilgili herhangi bir değişim veya onlara bir statü kazandıracak bir düzenleme olmazsa bile, genel olarak demokratik değişime yol açabileceği için, Kürtlerin çıkarları söz konusudur. Referandumda “Evet” çıkması sonrasında, süreç demokrasiye evrimlenebilir.Tartışmalar yapabilmek ve Kürtlerin ulusal demokratik hakları için örgütlenmek eskisinden daha fazla olanak sunabilir. Sivil, demokratik, barışçıl bir mücadelenin imkanları fazlalaşabilir. Türkiye’de Avrupa standartlarına yakın, demokratik bir sistemin kurulma imkanlarının oluşmasında en başta Kürtlerin çıkarları vardır. Kürtlere “Ya öl yada Türkleş” seçeneği dışında bir yol bırakmayan ergenekoncu devletin siyaset üstündeki vesayeti kırılabilir. Sorunların silahla çözülmeye çalışıldığı siyaset geleneği yerini diyaloğa bırakabilir. Toplum normalleşebilir. Ekonomik imkanlar artabilir Vs.
Bu sistem 87 yıldır Kürtler üzerinde vahşet uyguluyor. Öldürüyor, yakıyor, yıkıyor, sürgün ediyor. Kürtler, bunları devam ettirmek isteyen sistemin sahipleriyle aynı politikada buluşmamalılar. Kürtlerin yaşadıklarının sebebi bu sistem ve bu sistemi devam yaşatmak isteyenlerdir. Öyleyse onlar “Hayır” diyorlarsa ben “Evet” demeliyim bu kadar basit.
Referandum’a “Hayır” diyen bazı solcu arkadaşlara gelince bu arkadaşların tavırları her zaman olduğu gibi, klasikleşmiş görüşlerden kaynaklamaktadır. Onlar değişen ve hala değişmekte olan dünyayı, anlamalarını zorlaştıran dogmalardan hareket etmektedirler. Onlara göre Sosyalistlerin görevi Sosyalist devrim yapmaktır Burjuvazinin iktidar kavgalarına bulaşmaz, taraftar olmazlar. Bu sözler ilk bakışta güzel ve insanı etkileyen hoş sözler olarak görünür ama hepsi bu kadar. Yaşam karşısında kalıcı ve sonuca götüren bir karşılığı yoktur.
Bu arkadaşlara göre Sosyalist toplum en ideal toplum, en tercih edilir toplum olabilir ama eğer böyle bir imkan yoksa, insanların güvenlik içinde yaşayabilecekleri, düşüncelerinden dolayı tutuklanmayacağı, işkence görmeyeceği, özgürce örgütlenebilecekleri demokratik bir devlet tercih edebilecekleri bir devlet olabilir. Referandum tartışmalarının iki tarafında iki ayrı güç var. Bunlardan birisi geçmişte ve sistemin sürmesi durumunda gelecekte Sol hareketleri yasadışı ilan eden, mensuplarına kendilerini ifade edebilecekleri imkanları ortadan kaldıran, öldüren, işkence eden ve hapislerde süründüren faşist, militarist, ırkçı bir yapılanma, diğer tarafta sistemden kendiside zarar görmüş ve sistemin değişmesinin, Avrupa’nın demokratik standartlarına yakın bir düzeye ulaşmasının başta kendilerinin ve diğerlerinin yararına olabileceğine inananlar var. Buyrun tercihiniz yapın.
Bazı sol kesimlerde kemalist yapının dolaylı etkisi altındadır. İslam’a karşı taşıdıkları önyargılar Kemalistlerin bu çevreleri yönlendirmesini kolaylaştırmaktadır. Bu çevrelere Alevi kesimleri de katarsak onlara göre “Şimdiki sistem laiktir. Laik sistem içinde yaşamak daha kolaydır. İslamcılar iktidarı ellerine geçirirse bize yaşam hakkı tanımaz “ bu düşüncenin islamcı bir iktidardan kuşku duymak için haklı tarihsel ve toplumsal nedenleri olabilir ama, tek başına bu, karar vermek için yeterli bir görüş değildir.Bir tahminden ibarettir.
İkincisi, Türkiye’de islamcı bir devlet kurulmuyor. Kaldıki islamcı bir devlet kurulduğunda neler olabileceği konusunda pratik bir tecrübemiz yok ama mevcut sistemin ne olduğunu çok iyi biliyoruz.
Ayrıca, söz konusu olan referandum, Türkiye’de sistemin demokratikleşmesine yönelik, bir takım düzenlemeler yapmaktan ibarettir.
Türkiye’de farklı her görüşü, inancı, kültürü, dili yok sayan eritmeye, yok etmeye çalışan laik denilen mevcut sistemin kendisidir. Bu ülkede Kürt, Alevi, Solcu ve İnanç sahibi insanların kendi düşüncelerini söyleyemeleri ve inançlarına göre yaşayamamalarının sebebi bu devlettir. Kısacası bu kesimlerin korkuları kullanılmakta ve yönlendirilmektedir. Etki altına alınmakta ve manupüle edilmektedir.
Esasa gelirsek.
Ben “Evet” diyorum.
Çünkü Ordu, Ergenekoncular , Chp, Mhp, Öcalan “Hayır” diyor.
“Evet” demem için bundan daha iyi sebep olurmu? 26.Ağustos.2010
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


