Taha Akyol Üzülüyormuş(!)
Nihat Budan/ Basında takip ettiğim kadarıyla, Türk medyasının bazi köşe yazarları Kürdlerin, Türk devletinden ayrılmalarını istemiyorlar. Acaba neden? Biz kürdleri çok sevdiklerinden olsa gerek yoksa başka ne hesapları olabilir ki?
Örneğin, Taha Akyol Kürdlerin, Türk devletinden ayrılmalarına çok üzülüyor. Geçenlerde kaleme aldığı bir Makalesinde biz ayrılamayız, sebebini şöyle bir sıralamış. Kürdlerin ayrı bir statüye sahip olamamanın olmazlarını öyle bir acıklı verilerle açıklamaya çalışmış ki insanın yüreği parçalanıyor. Hani biz doğudan batıya gelmişiz ya, Taha beyin babasının tarlasına Çadırlarımızı kurmuşuz ya. Allah razı olsun kendilerinden, bizlere yer vermişler, çocuklarımıza aş yetiştirmişler.
Sonra çocuklarımıza yol yordam öğretmişler. Onların sayesinden dilimiz kültürümüz gelişmiş, mal mülk sahibi, şan asalet sahibi, hata ilim irfan sahibi olmuşuz. Birde bu mutluluğun samimiyetinde ve sıcaklığında Çocuklarımız birbirleriyle evlenmişler, yeğenlerimiz olmuş diyor. Bizlere bu asil davranışta bulunan aziz Türk halkına şükranlarımızı sunar ayrılmayı hayal etmek bile istemeyiz.
Böyle amel sahibi Kürdler olsa, ancak nankör olurlar.
Ah Taha, bey yemin ederim bende seninle aynı fikirdeyim.
Bu bazı aklı başında olmayan Kürdler var ya bunlardan olmasa Kardeşliğimiz cihana örnektir. Bu adamlar bölücü, şimdi biz nasıl ayrıştıracağız bu Torunlarımızı? Hele bir düşünelim, ayrıştırırsak eğer Torunlarımızı ve Toprağımızı nasıl Antalya’ya gelir de, denizde tatil ederiz diyorsun? Bak ne güzel memleketin doğusu batısı sizin, kim size burada olun veya olmayın diyebilir diyorsun değimli?
Şimdi farz edelim ki bir Kürd Federasyonu kuruldu, o zaman pasaport taşımamız lazım gelir değimli?
“Ne gerek sınıra ve pasaporta” diyorsun acı ifadende.
Ah Taha, bey ax, bu alay edişiniz var ya insanı çileden çıkarır.
Gerçekten ya siz bu Kürdleri aptal yerine koyar, böyle ağza alınmayacak lafları rahat etmektesiniz yada siz kendiniz aptalın hasısınız. Ben Kürdüm diyeler zaten ne doğuda nede batıda yaşayabiliyorlar, Denizin sefasına ne hacet.
Kürdlerin kendi ulusal toplumsal hakkına sahip olmakla evliliklerin ne bağlantısı var? Ya da, İstanbul’ da Kürdler yaşıyorlar diye dört parçaya bölünmüş halkımızın ortak acılarından vazmı geçelim?
Şimdi sekiz milyon Kürd İran’da, yedi milyon Irakta, İki milyon Suriye’de, yani bu insanlarımızın acısına kulaklarımızı mı tıkayalım.
Sen hiç düşündün mü? Akrabalarımızın önemli bir kısmı Muhabad’ta, Kamışlo’da Hewler’de. Tabi seni hiç ilgilendirmez bu kardeşlerinin, amca çocuklarının nasıl birbirlerini aradıklarını kavuşmak birleşmek istediklerini.
Peki, bunları ne yapacağız? “Eğer Kürtler ayrılırlarsa Antalya’a pasaportla gelecekler tehdidinde bulunuyorsunuz sürekli”.
Peki, ya bu ülkemizi dört parçaya bölüp sınırlarımızı tel örgüleriyle, mayınlarla geçilmez kılan bu vahşetin pasaportunu kimler başımıza bela etmişler.
Bak Taha bey sana bir karşılaştırma, örneğin siz Karabağ’a sahip çıkıyorsunuz ve bu eyleminizle de gurur duymaktasınız.
Peki sana göre, biz kardeşlerimizin acılarına ortak olmasak gurursuz olmuyor muyuz?
Bu sınırlarda aynı acının şarkısını söyleyip kurşunlarla can veren amca çocuklarımıza ne diyeceğiz?
Bayramda, seyranda, hastalıkta, ölümde bu sınırları geçilmez kılıp geçenleri makineli tüfeklerle tarandıklarına ne deriz?
Kaç kişi sınırlara döşenmiş mayınlarla parçalanmış!
Kaç kişi mahpuslarda çürümüş!
Yani sen diyorsun İstanbul’ a Kürdler gelip yerleşmiş, burada evlilikler olmuş bu sebepten kendi ulusal haklarından vazgeçsinler.
Bu hukukumuzdan ötürü ayrılmamızı istemiyor, tabirinle batıda yaşamamıza imkan sunuyorsunuz değil mi?
Şimdi sen kalkmış bana Anadolu’nun sahibi olduğunuzu söylüyor, Kürdlerinde bu güzel ülkeden ayrılmayıp beraber yaşayalım mı diyorsun? Umarım yanlış anlamıyorum söylediklerini değimli?
Yani şimdi, siz bu toprakların sahibi, bizde maciriyiz öğlemi?
Şimdi siz, topraklarınızda, bizlere yer verenler, aşınızı ekmeğinizi, bizlerle bölüşenlersiniz öğlemi?
Yani şimdi sen diyorsun Türk halkı, Kürd halkını o kadar seviyor ki
Allah göstermesin olası bir ayrılmada üzüntünün gözyaşları sel olur akar değimli!
Ah be ah Taha bey, Daha iki gün önce Hülya Avşar hanım babam Kürd dedi diye memleketin savcıları ayaklanmadı mı?
Bilmem bu güzel fıkrayı hiç duydun mu?
Tavşan demiş ki, avcıların beni vurmalarına üzülmem ama bu zalimlerin, pençemle cansız bedenimi tuzlamaları beni çileden çıkarıyor.
Büyük dediğin Türk devleti, Şefkatlı dediğin Türk milleti yılardır bu coğrafyada, elimizle yaralarımızı tuzladıklarını her halde inkar etmezsiniz. Ve birde en önemlisi bu kadar acılardan sonra böyle aydın adamlar edasıyla kalkıp hiçbir şey olmamış gibi teoriler öğreterek İnsanın yaralı haliyle alay etmek olduğunu taktir edersiniz.
Bence bu kandırma teorilerinden vaz geçin, Gerçekten ayıptır.
Memleketi bizlerle paylaşmayı bir kenara bırak, bu insanların kendi dilerini konuşmalarına teamül gösterilmiyor.
Örneğin kaç tane insanınız kalkmış, yahu yeter adımıza yapılan bu zulümlere bir son verin demiş.
Kaç insanınız zorbalıkla elde etiği ganimetin samimi itirafında bulunmuş. Hangi Türk insanı, Kürd dilinin kesini öğrenmiş?
Nasıl bir zorbalıkla gelip bu topraklara yerleştiğiniz gün gibi ortada.
Şimdi kalkmış diyorsun “Kürdler ayrılırlarsa bu ülkenin güzelliğinden istifade edemezler”. Ne istifadesi kardeşim, birçok insanımız zor bela keskin kılıçlarınızdan kurtulmak için, sürgün yerinde yaşlandılar, ne kadar insanımız şu an ülkesine gelemiyor.
Unutmayın ki bizlerle paylaşma cömertliğinde bulduğun toprakların sahiplerini tanıyoruz. Birde kalkmış Hun Atilla misali, başkalarının malıyla başkalarına iyilikte bulunuyorsunuz!
Unutmayın ki Allah bizlere de akıl idrak vermiş.
Neyse fazla konuyu uzatmadan neden Kürlerin ayrılmasına üzüldüğünüzü bu fıkrayla anlatmak daha anlamlı olur sanırım.
Şimdi zamanın bir vaktinde, adamın biri askere gitmiş.
Askere giden adamdan bir iki yıl ses çıkmayınca, Köydeki uyanık bir adam, askere giden adamın güzel karısına göz dikmiş.
Adam başlamış ince hesaplara, ne yapayım nasıl edeyim bu Köylüleri ikna edeyim de bu güzel kadını alayım.
Adam düşünmüş taşınmış, vurmuş şehre gitmiş planının gereği.
Ve birkaç gün sonra geri gelmiş.
Tabi, şehirden geldiğine göre, şehirde duyduğu havadisleri Köylülerine aktarırken, üzgün bir vaziyete gözüne kestirdiği kadının kocasının da öldüğü haberini duyduğunu bir biçimde anlatmaya çalışmış Köylülerine.
Ölüm haberi acı haberdir hemen duyulur.
Köyde herkes birkaç gün yaslıdır ancak ölenle ölünmez ya.
Tezgehdar adam, Kadını en kısa zamanda alır.
Alır kadını almasına da ama içine acayip bir korku girer.
Köyün o fıldır fıldır adamı gitmiş yerine dalgın bezgin bir adam gelmiş.
Köyde bu durumu birçok insan merak eder, normallında adamın mutlu olması lazımken bu hal niye.
Tabi kimse adamın bildiği hali bilmiyor. Adam kimselere de derdini anlatamıyor.
Ya gerçekten oydurduğum ölümün yalan haberi doğru çıkmasa? Ya adam çıksa gelse bu sorular adamı yiyip bitiriyor.
Yani kısaca Türk devletinin hali bu adamın haline benzemekte!
Tarla Ermeni’nin, sahil kenarındaki yalı Rum’un, hizmetinizi gören de Kürd. Bunun üzerine kurulan bir saltanat!
Ya bir gün bu durum tersine dönerse ne olur halimiz korkusu değimli bu kadar vahşeti uygulamanın sebebi?
Yalan dolanla işi idare etmenin hali.
Yakışır mı büyük devlet adabına? Bu talanı elde tutmak adına bu kadar vahşet değer mi? Sonra bu vahşeti gizlemek için ortalık yalancılardan, dolandırıcılardan, çetecilerden bak geçilmiyor.
Bu durum hepimizi huzursuz, tedirgin etmiyor mu?
Bu kadar kirletilmiş ve cahil bırakılmış insanlarla geleceğimiz mutlu olur mu?
Nereye kadar Taha bey nereye kadar, gelin hakkın, adaletin yolunda bu işin doğrusunu konuşalım ve anlaşalım.
Gerçekte bir kardeşlik açılımı olsun çabamızda ve feryadımızda.
Nihat Budan
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


