Anasayfa Yazarlar Nihat Budan Fakirliğimizde vurdular bir bahar vaktinde

Fakirliğimizde vurdular bir bahar vaktinde

alt

Nihat Budan/
Ağır bir kış’ı atlamıştık
Unumuz, şekerimiz bitmiş
günlüğü kolu komşudan temin ediyorduk.
Her kalktığımızda sabah,
Anam bakardı sofraya öyle mahcup öyle utangaç
baharın gelmesini parmakla sayardık.
Baharı güzel olur, Makine yolu geçmez
Köy’ümüzden.

Küçücük bir dağ köy’ünde
müjdeyi Kargadan beklerdik
Gelenimiz de yoktu ya, bizimkisi bir teselli.
 
Kaçakçıydı Babam, bir kış boyu susmuştu
Aslında yaman adamdı
Atına her baktığında
yürekten bir ah çeker ve gözleri dolardı.
 Hak etmemişti bu fakirliği, utanır sıkılırdı.
Acaba neydi fakirliğine sebep?
Bir kış boyu erimesini beklediği kar,
yoksa sınırlarımıza dizilmiş, Panzerler miydi?
 
 
Güneş´ten önce kalkardık her sabah
işimiz rast gitsin diye.
Böyle öğrenmiştik gün geçirmiş
büyüklerimizden
Düşünür, uzaklara bakar düşünürdü
bu utanası fakirliği anlamaya çalışırdı.
Toprak yeniden canlanmış
bahar rüzgarı ağır eser
kardelenler açmış.
 
Kalktık bir sabah, asırlık dut ağacında
yuva yapmış leylek, yuvasına geri gelmiş.
Babam ilk gülüyordu
ve ben ilk gördüm, Anamı öptüğünü.
Bir heyecan sarmıştı
At’ıyla konuşuyordu
öyle içten öyle derin derdi
ben, ben olayım ben bu günleri göreyim
Çığlık çığlığaydı tıraş olmalıyım
aynayı komşudan getirdik.

Anam üzgündü ve ben anlamıyordum
kardeşi vurulmuş, bu sınır geçişlerinde
Panzere karşı kaçakçı ustalığın kar etmez
Adetti kaçakçılar cuma günleri
çıkarlar yola.
Babamın can dostu, Şerif amca
At’ını zapt etmede zorlanıyordu
 Ve Babam, Babam, da At’ına bindiğinde
yel gibi Tendürek dağını
göz kapayıp açana kadar uçup gittiler.
 
Aileden sayardık
Bahçemize hep gelip konan ama hiç ötmeyen
kuyruksuz Karga, kendini parçalarcasına
ötüyordu.
Su gibi gitsinler, su gibi gelsinler diye
Arkalarında, Anam bir kova su dökmüştü
Kovası elinde gözünde yaş
endişeli bir sesle, Karga ötüşüne
qela xér qela xér diyordu.
 
Güneş batmak üzereydi
Ben, yuvasını yeniden yapan Leylek’i seyir ediyordum,
Köy’de bir koşuşma, geliyorlar sesleri yükseldi
Tendürek tepesinde bir panzer göründü,
Anam ilkin, bir kitap sakladı
ve sonra ve sonra hep ölümü getiren
Panzere koştuk
İki ceset çıkardılar
biri Şerif amca biri Babamdı.
 
Anam hiç ağlamadı, sadece sustu
Kendini geçmişinde arar gibi baktı
O tanımadığımız üniformalı adamlar,
yine o bilmediğimiz dilden konuştular.
“Tanır mısınız bu adamları” susmuştu her kes
Şerif amcanın gözleri açık, yüzü gülüyordu.
Bu sınırlar varlığımızın birer parçası
bir yanımız Hewler, Muhabad
bir yanımız da Amed, Kamışlo
vurulmaya sebep varlığımızdandır
ne bir paket çay ve nede kaçakçı oluşumuz der gibi
 bakardı gözleri, o esmer küçük çocuklara.
Nihat Budan
Suwaro9@ hotmail.com

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile