Anasayfa Yazarlar Salih Aras KORKU....

KORKU....

 altSalih Aras

"Herkesin karşısında 'hiç'liklerini onaylarcasına ezilir, bükülür ve tamda hiçleşirler. Yüzlerinde çaresizlik belirir ve geleceye yönelik tüm umutlar yok olur. Artık sen bittin, Bu durumunu gören çocuğun sana baba demez, baban sana oğlum demez,  dostların artık sana güvenmez,
söyleselerde güvenselerde seni bu zavallı halinden kurtarmak için olduğunu anla!!!"

KORKU....
 
Bütün canlıların doğasında korku var. Ve her canlının savunma sistemi doğal olarak oluşur ve gelişir.
Eğer korkuya karşı savunma sistemini geliştiremiyorsan sen çoktan ölmüşsün.
Korkuya boyun eğmek ölümün en kötüsüdür.
Yutkunursun, gözlerin dışarıya fırlayacakmış gibi olur. Değer yargıların biter, her gün bir çeşit olursun, konsantre kalmaz, alzheimer olursun, gülünç ve komik durumlara düşersin, bazen ne olduğunu kendin unutursun, kendinden nefret edersin, ölümler ararsın onuda bulamazsın.
 
Korku şart, olması gerekiyor, yaksa savunma sistemini geliştiremezsin. Ölüm daha farklıdır, Onu düşünmeyeceksin. Zaten biz insanların genel seyri; doğarız, büyürüz ve yeri zamanı gelince de ölürüz. Bunu kabullenmek gerekiyor. Nerede ne zaman kendimiz karar veremeyiz. O nun için ölümü kabullenmek en doğru çözümdür. Bütün ölümler için vakitsiz denilsede, kural değişmiyor. Ölümü doğal olarak kabul edersek, korkuyu yenmiş olacağız. Çünkü topraklarımızda yüzyıllardan beri insanlarımız ölüm korkusuyla tehdit edilir.
 
Fazla genellemelere girmek istemiyorum, PKK ya da A. Öcalan'a karşı insanlarımız neden suskun?
En açık cevap, ölümle dehdit edilir.
Nedeni kendileride çok korkak ve bunun için dehdit yolunu seçiyorlar. Burada kural, kaide ve  değer yargıları sıfırlanır. Kim daha çok tehditkar olursa o kazanır.

A. Öcalan'ın 'başarı'sı burdan geliyor. Oysa herkes bir can taşır ve sevdiği canlar olur. Eğer korku burada çözümse diğecek bir sözüm yok. Ama çözüm değil, daha çok can  ve canlar kaybı demektir.

O zaman ölümü, doğal seyrine bırakmak gerekiyor, ( nerede ne zaman hiç önemli değil) korkuya karşı ise savunma yetilerimizi güçlendirmeliyiz. Burada kararlı olursak karşıdaki korkulara gömülür.
 
Bu topraklarda akıllıca düşünmek ve  delice yapmak en doğru çözümdür. Dinimizde bile var;
'kasasa kasas', hukukta da var; nefsi müdafaa. Yani insanın kendisini koruması en doğal hakkıdır.
Bir kaç gün önce Diyarbakır'da, O. Baydemir'in (büyük şehir belediye başkanı) organize ettiği bir toplantı gerçekleşiyor. Konum toplantının içeriği değildir. Davetli olanlar var, haberlere göre olumlu komuşma ve tartışmalarla geçiyor. Katılımcılar toplantıyı organize eden Baydemir'e, nezaket gereyi teşekkür ederler. Ama aniden ortaya çıkan bir  Öcalan temsilcisi, bir kaç cümlellik konuşmayla toplantının içine eder ve herkes sus pus olur yutkunmalar başlar. Toplantı anlamsızlaşır, orada konuşanların iradesiz ve bir hiç oldukları  bir kez daha kanıtlanır.
 
Birincisi, Öcalan'ın değişmes, olmazsa olmaz kuralıdır; olmadığı toplantıları provaka eder; harcanan zaman emek, değerleri hiçe sayar, alınan kararları anlamsız kılar, kendi apuk-sabuk düşüncelerini emirlerle kararlaştırır. Madem böyle olacaksa toplantı ve tartışmalara ne gerek var?
Herşeyi önderlik biliyor, verir talimatını, uygulanır. Toplantıların nedeni, düşünce geliştirme döneme uygun kararlar almak için değil, toplantıların tek nedeni (sıradan bir bölge toplantısından, dışilişkilere ve kongrelere kadar) Öcalan'ı 'tanrı'laştırmak içindir. Bunun dışında bir sorun olmaz!!!

İkincisi, Baydemir'in almış olduğu komplimentlerdir, burada yadırganacak birşey yok, komplimenterlerin uygun ve sade birşekilde yapılması insani ilişkileri güzelleştirir, yapılması yerindedir. Sorun burada sadece tüm güzelliklere ve iyiliklere, Öcalan'ın layık görülmesidir. Başka hiç kimse bu sıfatlara layık olamaz.


'O' da kim, sen de kim oluyorsun?' PKK mantığında yaygınca kullanılan bir cümledir. Sadece önderlik var herşeyi bilir ve  O yaratmış. Oradaki  Apocunun mudahale biçimi ilk cümlede herşeyi ele veriyor.

Diyorki; 'Siz kimsiniz ki?, Aldığınız her nefesi İmralı'ya borçlusunuz!!!
 
Yerküremizdeki oksijen, ne Öcalan'ın ne de ailesinin malıdır.
Gücü olsa diyecek ki, soluduğunuz hava benimdir, karşılığını verin. Aynen belediyelerin gönderdiği gaz-elektirik faturaları gibi, faturalar gönderir ve ödeyin der. Hedef alınanların başında Baydemir geliyor. Burada ne Baydemir'e vede diğerlerine yönelik düşünsel anlamda bir tepki yok. Sadece 'Siz kimsiniz ?' açıkçası ne konuşursanız konuşun hiç bir anlamı yok, son kararı Imralı verecek!!! Doğrumu? Çok doğru!!! Yıllardır yapılan budur. 'Yol Haritası' diyor, barış, savaş ve aklına ne esmişse veya ezberine ne verilmişse karar diye, hiç iradesi olmayan kurumlarına talimat biçimde verir. Haydi gerekeni yapın, der. Onlarda canla başla talimatları uygulamaya başlarlar, bunun için aktivitelerde bulunurlar, konuşmalar, tartışmalar. görüşmeler ve toplantılar yaparlar.
Herşey yolunda gidiyor gibi düşünürler, birden karşılarına birileri çıkar derki; 'Siz kim oluyorsunuz?'
 
Vay zavallılar vay zavallılar!!! Sesleri çıkmaz, diyemezler bile, 'Heval biz Önderliğin talimatını uyguluyoruz!!! Yutkunurlar, utanırlar, korkarlar ve yer yarılsında dibine gireyim derler o’da olmaz.

Herkesin karşısında 'hiç'liklerini onaylarcasına ezilir, bükülür ve tamda hiçleşirler. Yüzlerinde çaresizlik belirir ve geleceye yönelik tüm umutlar yok olur. Artık sen bittin, Bu durumunu gören çocuğun sana baba demez, baban sana oğlum demez,  dostların artık sana güvenmez,
söyleselerde güvenselerde seni bu zavallı halinden kurtarmak için olduğunu anla!!!
 
Nereye kadar?
Hangi canlı türü bu kadar akıl almaz baskılara on yıllarca boyun eğer?
Nasıl dayanıyorsunuz?
Canınızın, kanınızın, genlerinizin ham maddesi ne? Böyle yaşanmaz!!! Hele hele anladıktan sonra hiç mi hiç yaşanmaz.  İnsan bin  çeşit ölüme razı olur ama bir dakika böyle yaşamaya asla, burada ne ananın göz yaşı nede öksüz kalacak çocuklar düşünülür,insanın onuru gruru en büyük değerdir, bunlar kaybedildimi sen artık bir ölüsün, varlığın ve yokluğun belli değil, böyle yaşaman sevdiklerin için bir umut değil, bir utançtır.
 
Sen Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanısın ve 1.5 milyon insanın, birinci dereceden sorumlususun.
Eğer sen hiçsen, Diyarbakır'da hiçtir. Zaten denilmek istenen  bu . Hatta Kürdistan bile çoktan hiç oldu.
Bunu çok iyi anlıyorsunuz!!! Sadece yapmanız gereken, karşıdakine 'sen kimsin alçak' diyebilmektir.
Dedikten sonra gözlerini gözlerine dikeceksin, sende çılgınlaşacaksın, yeri zamanı değil demiyeceksin, kuralları gelenekleri bir kenara atacaksın, Orta Doğu bir şov arenasıdır, ilgili bütün güçler, ip üstündeki cambazlar gibi şov yaparlar, kimse kaide kural bilmez, sende aynısını yap, hatta daha ilgiç şovlar, bu topraklarda bu geçerli, sadece güç, ama akıllıca ve hesaplı düşün çılgınca yap, böyle başarılır.
 
Şimdiye kadar kim dene di?
Çok az, onlarda yalnız kaldı, bir çoğuda yetirince tanınmıyordu. Dal budak salmadan etkisiz hale getirildiler. Sizin öyle bir sorununuz yok, tanınıyorsunuz, başarma şansınız var, susarak değil karşı çıkarak başarabilirsiniz. Susmanın sonu, kullanılıp (canlı ya da cansız) çöpe atılmadır, karşı koymak ise gelecektir, onurdur ve gururdur.

Hiç kimse Öcalan'a boyun eğerek ve korkarak (bırakın aileyi ve çevreyi) kendini koruyamadı, Çok acı sonları oldu. Kimisi hayatıyla ödedi, kimisi sırra kadem bastı, kimisi devletin karanlık güçlerine sığındı.

Karşı koyanlar ise, çoğu hayatta olmasada, bir halkın gururu ve onuru olmasını bildiler. Ulusal önderlerimiz Şeğh Sait, Seyit Rıza idam sehbalarında boyun eğmediler ve ölüme meydan okudular, Tarihimizin en görkemli sayfalarına girdiler, Kürt Halkı'nın yüreğine ve bilincine sonsuza dek yerleştiler.

Gelecek onların adına olacak. Kürdistan'ın bir adı da da Şeğh Said'in, Seyit Rıza'nın Diyar'ı olacak.
 
Geleceği kurtarmak için ölümü sevmek zorundayız!!! Bizden öncekilerde böyle yaptı. Onlar bizi yaşatıyor.
Yoksa İmralı ihaneti değil.
 
Korkuyla, susmakla  Öcalan ve PKK'ye karşı kimse kendisini koruyamaz. Zaten varlık nedenleri yaratmış oldukları korkudur. Bunun aşılması durumunda,  uzatmaları oynayan  -ki bu devlet desteğinde- PKK ve Öcalan biter. Bu görev her duyarlı insanındır. Halen kampanyalar yürütüp paralar toplaya biliyorlar.

Sözüm, daha çok PKK'ye yardım eden çevreleredir. Hiç olmazsa sorun, yıllardır veriyoruz, nereye gidiyor bu paralar? Nerelerde harcıyorsunuz? 40 yıldır veriyoruz ne zaman alacağız? Sorular sorun. Yoksa işte, 'bin istediler, ben beşyüz verdim' diyerek uyanık geçinip kendizi kandırmayın. Sizin verdiğiniz emeklerin büyük bir bölümü Suriye'de kayboldu.  Bır kısmı geri Avrupa ve Amerika bankalarına döndü. Sıfırdan milyarder aileler ortaya çıktı. Çocukları için Avrupa'da özel okullar arıyorlar. Talimatlar İmralı'dan Avrupa sorumlusuna veriliyor. Birinci dercede yakını için 'ilgilenin yetenektir' deniliyor. Yetenekler sadece bu ailedenmi çıkar? Böyle devam ederse daha davamıda olacak. Osman boşuna 'PKK Öcalan ailesinin malıdır' demiyor. Yarın diyecekler "Kürdistan 'da Öcalan ailesinin malıdır, ama biz anamızın vasiyeti üzerine, dayılarımıza hediye ediyoruz."
 
Bu tür yazılar yazmamak dileğiyle, mensubu olduğum halk adına ve kendi adıma utanıyorum. Kabul edilecek bir durum değil. PKK'den korkmak için bir neden yok. Ama korkutmak için çok neden var. Onlar gırtlağına kadar suça bulaşmış, hesap sormak gerekiyor.

Her düzeyde ve çapta kararlıca karşılarına çıktın mı, kazanacağından çabuk emin olursun, kendine gelirsin, sen kendine geldikçe onların yok olduğunu göreceksin, işte o zaman hesap soracaksın.
Dünya küçük, kim hangi deliğe girse, kuyruğundan tutup çıkarmak zor olmayacak.

 
                                  Selam ve saygılarımla,  29.11.09
 
                                    Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile