Anasayfa Yazarlar Salih Aras GÜNDEM ENDİŞESİ...

GÜNDEM ENDİŞESİ...

  altSalih Aras

„O'nun derdi gündemden düşme korkusudur. İlk kez Diyarbakır Ulu Camide Şeh Said'in resimleri görülmeye başlandı, Dersim Katliamı farklı bir biçimde gündeme geldi, hesap sorma gücü ortaya çıktı. Yani gündem PKK ve sahiplerini denetiminden çıkmaya başladı. Bu Abdullah için ölüm demektir. Kürt Halkının üzerindeki etkisinin kırılması, O'nunda sonu olacaktır. O Zaman sahipleri 'Abdullah işin bitti' diyecekler. Bu korkulardan dolayı gündemi kaybetmek Abdullah için hayati bir sorundur.“
                                    
GÜNDEM ENDİŞESİ...

 Herkes herşeyin farkında, sorun olaylar karşısında alınması gereken tavırdır.
 Burada ölçü insan olup olmamadır. Kendilerine ve ailelerine zarar gelmesin diye, yıllardır inanmadıkları halde, özel savaşın emir erliğini yapan, PKK ve DTP yöneticileri mevcut konunlarıyla, binlerce yıllık tarimizin en iğrenç ihanetçileri rölünü oynamaya devam etmektedirler. Bazılarının görevli olduklarından şüphe yok, bir kesimide boyun egiyor ve basit günlük çıkarlarına halkın geleceğini feda ediyor.
 
Çok açık konuşma zamanıdır, geç bile kalındı. Daha 1990'lı yılların başlarında, HEP, DEP ve HADEP dönemlerinde Avrupa'ya etkinlikler için gelen  yöneticilerden Sırrı Sakık ve diğer bazı yöneticilerin Abdullah'ın şaibeli kişiliği hakkında yapılan özel görüşmelerde, kendileride kabul etmekteydiler. Zaman ve zemin kolladıklarını söylemekteydiler. Bu nasıl zaman?
Ne zamana kadar sabır?
Hiçmi vakti gelmeyecek? 20 yıla yaklaşıyor, her şey ayan-beyan ortaya çıktı, zatlar daha bekleme bir yana inanmadıkları Abdullah'ın  fedailiyini yapmaya devam etmekdedirler.
 
PKK yöneticilerinin sorumsuzca tutumu, binlerce insanın iç infazlarla  ve onbinlerce insanın
ulu-orta savaşa sürülmesiyle katledildiği bilinmektedir. Ancak DTP yöneticileri onlara rahmet okuttu.
Bu vahşet ortamını kat be kat artırdı. Şu an PKK bitmiş durumda. Ordu desteğiyle yaşatılmak isteniyor.
Aktif durumda olan DTP'dir. DTP yöneticileri halk tarafından tanınıyorlar. Sorumlu davrana bilirlerse etkileri olacak. Kenara çekilmeleri bile, halkımıza hizmet olur. Ancak çirkin ve karanlık tutumlar içindeler. Ahmet Türk defalarca G. Kürdistan'a gitti, Abdullah hakkında endişelerinin ve şüphelelerinin olduğunu söyledi. Peki ne bekliyor?
 
Can güvenliğiniz, aile ve aşiretinizin güvenliği, bu halkın kaderinden daha mı  önemli? Yarın başarırlarsa size ödül mü verecekler?
Sizleri halkın kaderinden ayırmayacaklardır. Size de sonunda acılar yaşatacaklardır.

'Zalime boyun eğiyorum, kendim ve ailemin güvenliği için' desenizde, sizde ateşin içindesiniz. Bu durumunuzu devam ettirirseniz en çok da siz yanacaksınız.
 
Kem-küm yapmayın, çıkın açık konuşun, yarın çok geç olacak. O zaman ayak altında gidersiniz.  Siz Sırrı Sakık, neden oğlunuzu diğer kürt gençleri gibi Abdullah için sokaklara salmıyorsunuz? Ama Cumhuriyet mitinglerine katılmasına ve özel arabasını türk bayraklarıyla doldurmasına izin veriyorsun!!! Sen hangi taraftansın? Oyunlarınız boyunuzu aştı, bu çirkin yaşam sizin idealiniz mi? Unutulacağını mı sanıyorsun?

Millet vekilliği, çok mu tatlı geldi? Yaşamından memnun gibisin!!! Ağzın hep kulaklarında, sanki altın yıllarını yaşıyor gibisin!!! Ayna Xanım, çok keyifli görünüyorsunuz, gülerek kameralar karşısında 'Açılım' bitti diyorsun. Çok mu hoşuna gitti??? Kürdistan bir Ülkedir dağları, nehirleri, ovaları, binlerce yııllık tarihi ve 40 milyon insanı vardır. Sen bunları biliyormusun? Kürdistan İmralı değildir!!! Sen bin kezde doğsan, her seferinde 100 yılda yaşasan hiç birşey anlamadan tekrar gidersin. Tuvalet kağıdı gibi kullanıldığının farkında bile değilsin. Onun için milletvekili seçildin. Abdullah dışında bildiğin bir şey varsa çok merak ediyorum!!!  Siz DTP'liler neden Türk Ordusuna çok saygılısınız?

Öcalan'mı emir veriyor? Her bayramda askerlerin elini öpmeye gidiyorsunuz, elinize bir şeker bile vermeden kovuluyorsunuz, hiç bir şey olmamış gibi, bir sonraki bayramı beklersiniz. Umarım bir bayramda elinize şeker verirler. O zaman Öcalan gibi 'adam' olduğunuzu anlarsınız. Sizi bunun için kınamıyorum, dersinizi Öcalan'dan alıyorsunuz, asıl iktidarın Ordu olduğunu çok iyi biliyorsunuz ve Ordu desteğinde hükümete çatmak hem kolay ve hemde rızikosuzdur, sadece kişilik
gider...
 
Şamar oğlana dönen Baydemir, Sizde diğer yöneticilerden farklı değilsiniz. Kiminiz, Duran Kalkan'ı kiminiz, Cemil Bayık'ı, kiminiz, A. Haydar Kaytan'ı ve Murat Karayılan'ı oynuyorsunuz. Onlardan farkınız sadece sürece 15 yıl geç katılmanızdır. Ama böyle devam ederse bu boşluğu kapatıp, onları
aşacaksınız... 

Bir halkın kaderiyle bu, kadar da oynanmaz, sonunuda düşünmek gerekiyor. Aylardır gündemi'Açılım', 'Yol haritası' ve 'Barış Gurupları' izledi. Devlet kurumlarının kendi içlerinde hesaplaşmaları var.

Kürt sorununu, birbirlerine karşı koz olarak kullanarak, herkes kendi cephesinde güçlenmek istedi.
Burada Kürt 'tarafı' olarak bilinen PKK, Genel Kurmayın elinde Hükümete karşı bir koz olarak kullanıldı. 'Açılım', 'ya sev, ya da terk et' sözlerinden sonra başladı. Yani 'samimi' gibi görünsede bu hükümet sorunu çözecek güçte ve yetenekde değildir. Sürekli Genel Kurmayın oyununa geliyor ve hayal kırıklığına uğrayarak, çaresiz kalıyor.
 
Mevcut hükümetin politikası Kürt sorununda,1990'lı yıllardaki Parlamento içi partilerden ( MHP hariç) geridir. O yıllardaki Erbakan'ın politikası düşünülürse; gerek Ordu'ya karşı duyarlılığı ve gereksede Kürt sorununa yaklaşımı daha ileriydi. Örneğin Karadenizdeki bir konuşmasında; 'Kanlıda olsa kansızda olsa'  başaracaklarından bahsediyordu. Yani Genel Kurmaya savaşacaklarını ima ediyordu. Yine Bingöl konuşmasında Türk ırkçılığını açık bir şekilde eleştirerek; 'Sen ne mutlu Türküm dersen, Kürtde ne mutlu  kürdüm der' Yani 0rdu'ya karşı tavrı ve Kürt sorununa yaklaşımı bu hükümetten çok ileriydi. Diğer Parlamento içi partilerinden durumu mevcut hükümet yaklaşımından geri değildi.

Hükümet 'Kürt Açılımı' diye başladı. Bir devlet politikası olarak yansıtıldı. Öyleydi de. Adımlar atmaya başlayan hükümet çok kısa bir süre sonra, belirleyici olan Ordu engeline takıldı. Kararlı bir politikası olmayan  Hükümet, Orduya ne oluyor diyemedi, hani birlikte karar almıştık ama şimdi engel çıkarıyorsunuz, deme cesareti gösteremedi. Daha 'Açılım'ın ilk haftalarında, 'bir tek terörist kalana kadar savaşa' devam denildi. 'Kürt Açılımı'nın adı defalarca değiştirilerek anlamsızlaştırıldı.

'Barış Gurupları'nın gelmesiyle şovlar yapıldı, Abdullah açıkladı; 'daha bana bağlılar' diyerek
sahiplerine güven tazeledi. Yani 'Barış Gruplarının' gelmesi, Abdullah'ın sözünün dinlenip-dinlenmediği içindir, başka bir amaç yok...
 
Hükümet çok sınırlıda olsa kısmi başarılar hayel ediyordu. Ordu'nun düğmeye basmasıyla, Mecliste ve İmralı'da Hükümete karşı sesler çıkmaya başladı. Ordu'nun meclisteki sözcülerinden, Onur Öymen, sorunun çözümü için, M, Kemal'den örnek vermeye başladı. Bunun anlamı, 'Kürt Açılımı'nın çözümü, Dersim katliami gibi olmalı. Bu sözler söylendikten bir kaç gün sonra, Türk Ordusu'nun Kürdistan'da hareketliliğinden belirgin düzeyde artışlar başladı. TBMM'inden yükselen daha çok Dersim Katliamları sesleriyle 'Açılım'da kısa ömrünü doldurdu. Onur Öymen'in sesi, Ordu'nun ve M. Kemal'in sesiydi. Direkt olarak son nokta konulmuştu.

Kürt Halkına sadece katliamlar layık görüldü. Tarihin kendiside budur.
 
İmralı'da boş durmadı,  Genel Kurmaydan aldığı emirler doğrultusundan Hükümete karşı saldıraya geçti, 'Yol Haritası' unutuldu ve TBMM'inden yükselen daha fazla Dersim Katliamları sesi hiç duyulmadı, (nede olsa M. Kemal'in emri karşı çıkılır mı?) kaldığı odaları gündem yapmaya  başladı. Şimdi TBMM'nde Yeniden Dersim katliamları planlanırken, genel anlamda PKK cephesinde bir tepki yok. Olamazda, çünkü Abdullah hep kürtlerin 'suç'lu olduğunu söyledi. Birden bire M. Kemal'ın ve Ordu'nun resmi sözcüsü, Onur Öymen'in Dersim Katliamı, M. Kemal'im emridir, anlamında söylenen sözlere nasıl karşı çıkabilirki? Çıkamaz, çünkü Baykal'da dahil hepsi derin devletin sözcüleridirler.
 
Meclisdeki konuşmalar Kürt Halkı'nın sabrını taşırdı, Dersim ve Diyarbakır'da güçlü tepkiler görülmeye başlandı ve süreç devam ediyor. Tepkiler gündemi etkiledi, ilk kez gündem  Devlet kurumları (PKK'de buna dahil) dışına taştı. Dersim Katliamının, M. Kemal emriyle yapıldığı, gerçeğinin, Onur Öymen tarafından açıklanması en çok çokda son Kemalist Abdullah'ı zor durumda bıraktı. Bu yönlü hiç bir tepkisi  olmazken, gündemden düşme
ve farklı biçimde tepkilerin görülmesiyle endişelere girmeye başladı.
 
Oyun ve entrikada bitirim Abdullah, sahiplerininde desteğini alarak Hükümeti hedef aldı. 'Açılım'ın bittiğini ilan ederek odasının küçük olduğunu, ulusal bir sorun gibi gündeme taşırmaya başladı. Oysa sorun bu değil.
Abdullah bir tutuklu değil bir paşa gibi yaşıyor. Doktorları, camisi, M. Kemal resimleri ve Türk bayraklarıyla donatılmış odaları vardır. Koruma desen, M. Kemal bile böyle korunmamıştı.
O'nun derdi gündemden düşme korkusudur. İlk kez Diyarbakır Ulu Camide Şeh Said'in resimleri görülmeye başlandı, Dersim Katliamı farklı bir biçimde gündeme geldi, hesap sorma gücü ortaya çıktı. Yani gündem PKK ve sahiplerini denetiminden çıkmaya başladı. Bu Abdullah için ölüm demektir. Kürt Halkının üzerindeki etkisinin kırılması, O'nunda sonu olacaktır. O Zaman sahipleri 'Abdullah işin bitti' diyecekler. Bu korkulardan dolayı gündemi kaybetmek Abdullah için hayati bir sorundur.

Sahipleri yalnız bırakmadı. İzinli olan Türk Medyası Gündeme Abdullah' hakim kılmak için görevlendirildi.
Ana haberlerde defalarca 20 dakikadan yarım saate kadar, Abdullah'ın odaları verildi. On Kasımlarda Cumhiriyet bayramlarında bile M. Kemal'den bu kadar bahsedilmez. Halk hipnotize edliyor, şu demek isteniyor; 'Kürt ve Kürdistan Abdullah'tır, O'nuda gözümüz gibi koruyoruz, daha ne istiyorsunuz?' der gibiler.
 
Başlanırdı, Dünya'daki son siyasi gelişmeler, Ordadoğu'da yoğunlaşma olurdu ve nokta konulurdu; Dünya'nın merkezi PKK olurdu. Zamanla buda yetmedi, gizli amaç net bir şekilde ortaya çıktı, meğer Dünya'nın kalbi, Abdullah'ın göğsünde atarmış. Aman O kalp korunmalı, durursa Dünya'nın sonu olur, bunu çok iyi bilen, Türk Genel Kurmayı, biricik Abdullah'ını Nairobi'den alırken, timle birlikte kardolog göndermeyide ihmal etmemşti.

Bu da Türk Genel Kurmayı'nın insanlığa olan 'saygı'sıydı; ya Dünya'nın kalbi durursa, sorumluluk Türklere ait olurdu. Bu sorumluluk gereği olacak ki, bu kalb bir varlık nedeni olarak korunuyor.
 
Yıl 1987,  mevsim ilkbahar, yer Bekaa, Abdullah konuşmasına her zamanki gibi, Dünya'daki son siyasi gelişmelerle başladı. Emperyalizm, Sosyalizm derken sıra Ortadoğuya geldi, biraz İsrail ve diğer arap ülkelerine değindikten sonra, değişmez kural olarak, Suriye'nin rolü e önemi belirtilip Hafız Esat'a gerekli övgüler yapıldıktan sonra, sonuç  bölümüne gelindi. Abdullah o zaman biraz 'mutevazi'ydi ben demezdi,
'Biz' yada 'Parti' derdi. Konuşmasının sonunda 'Dünya'ın kalbi burada atıyor' dedi. İlk aklıma gelen, abartılı gibi gelsede KUKM demek istiyor diye algılamıştım.
 
Aradan 3-4 yıl geçmişti anlamıştım, Abdullah'ın ne demek istediğini; 'Dünya'nın kalbi bende atıyor' demek istemişti. Ama 'nezaket' gereği bunu tam söylememişti. Gerisini biz anlamalıydık. Yoksa Bekaa'da bulunan 70-80 civarında yarı aç yarı çıplak biz Kürtlermi Dünya'nın kalbiydik? Değildik tabi, herşeyden önce Abdullah bunu kabul etmezdi. Geriye sadece bir 'gerçek' kaldı, O'da Abdullah'ın bahsettiği, Dünya'nın kalbi kendisiydi.
 
Adam ruh hastası, Devlet'in yeminli uşağı olması bir yana, bir de şizofrenik vakadır. Bunu ilk fark eden, Halkımızın, öngörülerle dolu ışığı Çetin Güngör'dü. (Semir) Diyarbakır cezaevindeki ilk direnişler başladığında dünya kamuoyuınun gündemimi etkiledi. Aynı tarihlerde İngiltere-Arjantin şavaşı çıktı, tabi du savaşta Dünya gündemini etkiledi, A. Öcalan bu savaşın  Emperyalistler tarafından, PKK'nin Dünya gündemindeki etkisini kırmak için çıkarıldığını söylemekteydi. O zaman da PKK derken kendini kastediyordu. Yine Mandela' nın tutuklu olduğu dönemlerde bazen Dünya basını Ondan bahsederdi, Abdullah bunuda çok kıskanırdı, 'bizde onlarca Mandela var, niye bizden bahsetmiyorlar' derdi. Yani sürekli gündemde olmak, onda bir hastalık düzeyindedir. Hele Türkiye ve Kürdistam gündeminden hiç düşmek istemiyor. Onun için farklılıkların ve farklı örgütlenmelerin oluşumu, kendi tükenişidir. Gündemin değişmesi ise bunun başlangıcıdır.
 
İşte oram-buram kaşınıyor, odam küçük, nefes alamıyorum, sokaklara dökülün telaşı gündemde etkin olmak içindir. Doğuştan ruh ve beden olarak hastadır. Denenmedik ilaç kalmadı, hiç biride yaramadı.

Yıllarca Almanya'dan çanta dolu ilaçlar gönderildi, akıntısı kaşıntısı durdurulamadı, buna çare bulacak doktorda tahmin edemiyorum. Birde bu hastalıkları ulasal sorun diye dayatıldımı, hiç bir zaman ilacı bulunmayacaktır.
 
 
                                       09.11.09
 
 
                                     Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile