Anasayfa Yazarlar Salih Aras BEKAA VAHŞETİ(11)

BEKAA VAHŞETİ(11)

altM. Ömürcan ve grubu ülkeye girişten kısa bir süre sonra şehit oldular. Geriye bir kaç hafta önce 'Önderlik'le çekilen resimler kaldı.

Koskoca T. C'nin GAP'ni 'alt üst' edeceklerdi!!!, ama alana ulaşmadan imha edildiler.

 

Yıllarca mücadele içerisinde aktif faaliyet yürütmüş, onlarca çatışmaya fiili katılmış, deney ve tecrübe sahibi M. Ömürcan nasıl olurda grubuyla birlikte böyle erken imha olurlar? Bu savaştır her şey beklenilebilinir, denilsede önemli nedenler var; savaşta morelsiz olmak başlı başına imhaya davetiyedir, çünkü kontsantre olamıyorsun. Çatışma alanlarında bir anlık dalgınlık (özellikle komutanlarda) bile grupların imhasına  rahatlıkla neden olabilir.
 
M. Ömürcan karma karışık kafayla savaşa gönderildi. Bu imha edilmeleri için yeterliydi. A. Öcalan gidecek grupların imha edileceğini çok iyi biliyordu. Zaten Bekaa'daki eğitim sistemi tümüyle imhaya yönelikti. Sadece 'Önderliği' kavrama  ve hayata geçirme  adı altında yapılan çözümlemeler, savaş gerçeğinden çok uzaktı. Düşmanın silah üstünlüğü ve gücü hiç bir zaman tartışılmadı. Haklılık doğruluk yetmiyor, savaş güç ve taktik olayıdır. Düşman güç olarak daha gelişkin ve elindeki teknik olanaklar daha fazla. En azından mevcut maddi olanaklarımızla, düşmanın  savaş araçlarına karşı, hangi savaş araçlarına bizde sahip olabiliriz? konuları tartışılmak istenmedi. Örneğin, Türk Ordu'sunun helikopterleri var, biz hemen   bu araca sahip olacak güçte ve durumda değiliz ama helikoptere karşı etkin olacak silahlara sahip olabilecek gücümüz var. Savaş içinde kalmış arkadaşlar anlatıyordu; ilk yıllarda, 1984'den 1990'lara kadar helikopterlere karşı etkin olarak kullanılacak füzeler 3000 Dolar, her grupta bulunabilir ve taşınması oldukça kolay. Ortadoğu'daki silah pazarlarında bu silahlara sahip olmak mümkünken neden bunun için para harcanmıyor? Ama yüzbin dolarları geçen hediyeler için para var!!!
 
Gruplar demoralize edilerek teknik donanımsız bir biçimde savaşa gönderiliyor. Bu da imha demektir. Açıkçası düşmanla karşı karşıya gelinince, 'biji Serok' demek kurtarmıyor, elinde gücün tekniğin, taktiğin ve güçlü birmorelin olacak ancak böyle başarırsın. Döneme uygun savaş araçları bir yana, bir çok arkadaşın geldiği bölgelerde kendilerine hediye olarak verilen radyo, bıçak, pusula, ayakkabı elbise vb. ihtiyaç maddelerinede el konularak Şam pazarlarında satılıyordu. Alınan hediyeler bile savaşçı adaylarına layık görülmüyordu. Bunun anlamı ne? Açıkcası kaybettirmek için ne gerekiyorsa fazlasıyla yapılıyordu.

Açık ihbara gerek kalmıyordu, grupların hazırlanış ve gönderilme biçimleri zaten ihbara gerek kalmadan imhaya gönderilme biçimindeydi. Komutanlar bunun farkındaydı. Ancak çözüm bulamıyorlardı. Teslim olmuş bir M.K vardı. Kimi tutuklu, kimi boyun eğmiş, kimi görevini yaparak!,  komutanları yalnız bırakıyorlardı. M. K'nin çaresizliği yıllarca savaş içinde kalmış komutanlarıda çözümsüz bırakıyordu. Sürekli kendilerini suçlamaları, 'Önderliğe yük oluyorlarmış' aldatmacaları ve bu temeldeki özeleştirileri tümüyle sürecin siyasal anlamda
önünü kapatıyorlardı.

Bu durum komutanları etkiliyor ve tartışma olanaklarını yok ediyordu. M. K en üst
kurum olarak çaresiz kalınca, komutanlarda 'hiç' oluyordu.
 
Sürece komutanlar müdahale etmek istiyorlardı ama Bekaa'da oluşturulan ortam buna fırsat vermiyordu.
Yıllardır savaşın  pratiği içinde olan komutanlar, II. ve III. Kogreler arası süreçte Parti'nin uğradığı
dönüşümüde anlamakta zorlanıyorlardı.  Komutanların hepsini Bakaa'da tanımıştım. Tepkilerini açıkça
belirten Abdullah Avcı ve Veli Teyhani'iydi. Bu durum A. Öcalan'ın katıldığı toplantılara kadar yansıyordu.
Yapıya sorunların ne olduğu açıklanmıyordu. Kapalı tarışmalar oluyordu. 1987 baharıydı, akşam karanlık
çökmüştü bir grup arkadaş (8-10 arkadaştık) konuşuyorduk. Aramızda Saleh'de (Abdullah Avcı) vardı,
birden A. Haydar Kaytan içeri girdi ve elindeki kaleşnikovu ansızın Saleh'in sırtına dayadı ve 'yürü' dedi,
Saleh gülümseyerek, 'ne oluyor?' dedi ve elinde silahı PKK MK üyesi A. Haydar Kaytan, yılardır silahlı
mücadele içinde olan  komutan Saleh'i tutukluyordu. Hepimiz şaşkındık, hiç konuşmadık ve
herkes bir kenara çekildi. Sorun neydi? ne konuştular? tam anlayamadık. Ertesi gün A. Öcalan'ın çözümleme toplantıları devam ediyordu, Saleh'de vardı toplantıda. O'nu gördüğümüzde sevinmiştik, en arka sıralarda oturuyordu, oldukça gergin ve sinirliydi. Toplantılarda sadece Öcalan konuşurdu, soru sormak görüş belirlemek zaten yasaktı. Ancak kendisi bazen istediklerine soru sorardı ve cevap kısa olurdu, o cevabıda beklemeden kendisi cevaplardı, peşinede 'öyle değil mi?' derdi, karşıdakine, O'nada ancak kafa işaretiyle 'evet' onaylaması kalırdı.

Toplantıya daha yeni başlamıştık, A. Öcalan; 'Saleh sen farklı düşüyormuşsun Kemal'de (V. Teyhani)
öyle düşünüyormuş' dedikten sonra Saleh ayağa kalktı, 'bazı sorunların tartışılması gerekiyor' dedi.
Ancak, A. Öcalan; 'yok yok tartışılacak bir şey yok pratiğiniz ortada' diyerek konuşmayı kesti ve
Saleh yerine oturdu. Öcalan çözümlemelerine devam etti.
 
Sorun tam olarak neydi? öğrenemezdik. Saleh ve Kemal gruplarda eğitim veriyorlardı. Onların eğitim
gruplarından değildim. Acaba kendi aralarında mı, yoksa grup eğitimlerinden mi. bir şeyler konuşmuşlar?
bilemiyorum. Ama belliki silahlı mücadele ve örgüt üzerine farklı tartışmalar olmuş, detayları öğrenmek
olanaksızdı. Saleh'in tutuklandığı akşam Kemal'e yönelikde ayni girişim oldumu? bunuda öğrenemedim.
 
Komutanlardan, M. Emin Aslan, Abdurrahman Motor ve Hasan Dağtekin tepkilerini fazla belitmiyorlardı.
Ancak M. Emin Aslan hep düşünceliydi. 1988'de şehit olduğunda, A. Öcalan şehit kabul etmeyeceğini
belirtiyordu. İhtiharvari bir eyleme gitiğini söylüyordu.
 
Ben Bakaa'dayken giden ikinci grup A. Motor grubuydu. Grup Şam'a gidip ordan yola devam edecekti. Grubun bir gün sonra gideceğini biliyorduk. Akşam üzeriydi BBC'den haberler dinliyorduk, A. Motor'un o zaman gerçek adını bilmiyordum.
Haberde A. Motor grubunun Mardin'e girdiği söyleniyordu. Birden A. Motor;
'bunlar nerden biliyor' deyince hepimiz gülmüştük, sensin demiştik. O'da şaşkın gülümsedi.
Bekaa'dan Dünya'nın hiç bir yeriyle ilişkimiz yoktu ve olamazdı?  Tek ilişkimiz Şam'dı ve kontrolda A.
Öcalan'daydı. Haber BBC'ye nasıl uçtu? Hayra yorumlamak hiçde mümkün değil! Haberi uçuranlar
belliydi. Ve grup bir-iki köy baskınından sonra imha edildi.
 
Komutanlar içinde yine en fazla ilişkim Şiar'la oldu. Bu görev gereğiydi. Saatler hesabıylada olsa
konuşabildim. Diğer komutanlarla konuşma olanaklarım olmadı, olamazdı. Sadece tesadüfler sonucu
kısa konuşmalarımız oluyordu. Buda tanımak için yetmiyordu. İnsan ilişkilerinin bozulduğu, güvensizliğin
hakim olduğu bir alanda zaten sağlıklı ilişki kurmak mümkün değil. Saleh ve Kemal yoldaşların sürekli
gergin ve sinirli olmalarını anlayamıyordum. Her şey kapalı kutuydu. Ortama yansıyan kısmı
tartışmalardan, sürece yönelik farklı görüşlerin olduğu anlaşılıyordu. Konuşma tartışma ortamı olmadığı için farklılıklar sır gibi kalıyordu. Herkesin kafasında soru işaretleri!!! Bu da savaşa gitmenin motivesi oluyordu!
 
Tüm sorunlarına ve çelişkilerine rağmen komutanlar arkadaş yapısıyla oldukça iyi ilgileniyorlardı. Parti'nin önemli militanları ve önder kadroları olmalarına rağmen onlarda özgür değillerdi. Konuşma ve tartışmalara sürekli dikkat ediyorlardı. Anlatmak istediklerini hiç bir zaman istedikleri gibi anlatamadılar. Hiçde inanmadıkları çözümlemelerin sözcüleri olmak zorunda kaldılar. Bekaa'ya hazırlıksız ve ansız düştüler. Her şeyden habersiz yeni bir savaşçı yapı ve teslim olmuş bir Merkez Komite onlara engel teşkil ediyordu.
 
Bekaa'ayken 1987 yazına kadar iki grup ayrıldı. M. Ömürcan ve A. Motor gruplarıydı. Sonraki süreçte diğer komutanlar gruplarıyla girdiler. 1988 yazına kadar hepsi şehit oldu. Bekaa buydu, kürtleri maddi ve
manevi olarak donanımsız bir biçimde , hazırlanmış düşmanın önüne sürmenin adıydı.

 
 
 
                                   devam edecek 31.01.10
 
                                   Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
  
  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile