“ TOPLUMSAL SORUNLAR „
Salih Aras
“ TOPLUMSAL SORUNLAR „
Eğer 1960'lı yılları esas alırsak, yarım asırdır, 1970'li yılları esas alırsak 40 yıldır, K. Kürdistan'da UKM'si devam etmektedir. Geçmişe bakarsak, ödenen bedeller ve alınan sonuçların muhasebesi yapıldığında, kazanç hanesi boş, kayıp hanesi dopdoludur. Kayıplar sadece fiili değildir, birde bunun düşünsel boyutu vardır. Uygun bir örgütsel faaliyetle kayıplar telafi edilebilinir. Ancak düşünsel anlamda yaratılan tahribat örgütsel gelişmenin önünde en büyük engel olmuş. Geçmişten kurtulamıyoruz, geleceğe yönelemiyoruz!!!
Kuzey Kürdistan'da örgütlü olan, Devlet (tüm kurumlarıyla) ve PKK vardır. Sözde Kürt sorununu çözüyorlar. İlk sinyalleri 1988'de verildi, 'Devlet bir bekçisini göndersin görüşelim' denildi. 1993'den günümüze onlarca kez barış-savaş ve çözümler yaşandı. Ortada bir şey yok. İsteyen, ne istediğini bilmiyor, veren ne vereceğini bilmiyor. Doğrusu ne isteyen samimidir, ne de veren. İstenir mi, verilir mi?
Bunlarda tartışma konusu. Bir hak var ortada istenmez, sadece alınır.
Ortadoğu'da toplumsal sorunlar, rastgele yapılmış ve un ufak dokunmayla yıkılacak duvar gibidir.
Temeli bozuktur, taşlar yerli yerine konulmamış. İktidar gücünü eline geçiren, herşeyin tek sahibi oluyor. Dokunulmazdır, eleştirilmez.
Bir 'Cumhuriyet' kuruldu. Adına T.C denildi. İlanından bir gün önce, içki masasında, yönetim şeklinin'Cumhuriyet' olacağına karar verildi. Tamda içki masasına göre bir Cumhuriyet oldu. Bilimsel hiç bir gerçekliğe uymuyor. Sosyal sınıfsal dayanağı belli değil. Halktan kopuk halk düşmanı bir yapılanmadır.
Varlığı tarihsel olarak da talana dayalıdır.
1990'na kadar bu 'Cumhuriyet' Emperlalizim ve Sosyalizim arasındaki çelişkilerden dolayı yaşama şansı buldu.1990'lardan günümüze ise, yaşamakda zorlanıyor. Çağ dışıdır. Tarihsel ve ahlaki yapısı çağdaşlaşmaya en büyük engeldir. T.C bir Ordu Cumhuriyet'idir. Burada halk kesimi, hiç bir zaman bir hakka sahip olamadı. Sermaye kesimine ise, sınırlı ve kontrollu haklar verildi. Buna işletme hakkıda denilebilinir.
Çünkü herşeyin asıl sahibi Ordu'dur.
Devletin asıl kurumları Ordu'ya hizmet için şekillendirildi. İstiklal Mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi Danıştay, Yargıtay, DGM ve HSYK vb. tüm devlet kurumlarının görevi Ordu'yu korumak ve kollamaktır.
Sivil istihbabaratın ve hükümetlerinde görevleri bundan farklı değildi. Buna uymayan hükümetlere darbe yapıldı sorumluları darağaçlarına gönderildi.
Şimdi geçmişten farklı olarak bir değişim süreci yaşanıyor. Ordu iktidardaki hükümete istediği gibi söz geçiremiyor, çelişkileri sürekli derinleşiyor. Sonucu kestirmek şimdilik zor. Çelişkiler derinleşerek devam edecek. Ordu kendine bağlı devletin yargı organlarını hükümete karşı kullanıyor. Hükümet ise Ordu'ya bağlı kanun dışı ve karanlık örgütleri deşifre etmeye çalışıyor.Susurluk'dan Şemdinli'ye, Erzincan ve Erzurum'a kadar yaşanan olaylar bu çerçevededir. Ordu; 'ben dokunulmazım' demek istiyor, AKP Hükümeti ise dokunmaya devam ediyor.
Türk Ordu'su eskisi gibi dış desteğe sahip değil. Artık Komünizim tehlikesi yok. Mevcut durumuyla sorunları çözme bir yana, sorunların kaynağıdır. ABD ve Avrupa çıkarları gereği, enerji kaynaklarının güvenliği için, Türkiye'yi istikrarlı görmek istemektedirler. Zaten bölge sorunlarla dolu. Türkiye'nin istikrarlı olabilmesi içinde sorunlarını çözmesi gerekiyor. Bu çözüme en büyük engel Ordu'dur.
'Cumhuriyet Yasaları' gereği her şeyin tek sahibi olan Ordu, hükümete bağlı bir kurum olmayı
içine sindiremiyor. Hep ırkçı-faşist olan bu Ordu kendi dışında hiç kimseye hak-hukuk tanımak istemiyor.
Diğer taraftan bunları birazda olsa değiştirmek isteyen hükümet var. Bu hükümete
de defalarca darbeler yapılmak istendi, ancak, özellikle dış koşullar uygun olmadığı için başarılamadı.
Hükümet'de bu darbe girişimlerini deşifre ederek, Ordu'nun Halk neznindeki (Kürtler dışında, çünkü Kürtler hiç bir zaman bu Ordu'yu kabul etmedi) yapay itibarını ciddi anlamda sarstı ve dahada güçlendi.
Yani bu hükümetin diğer hükümetlerden farklı olarak aktif bir potansiyeli vardır. (Diğer
hükümetler derken CHP bunun dışındadır. Çünkü CHP, Ordu partisidir, siyasi kanadıdır.) Geçmişten farklı olarak dış destek Hükümet olan AKP'den yanadır.
Bu çelişkilerin derinleşmesi veya patlama noktasına gelmesinde Kürdistan Halkı ne kazanacak?
Hemen belirtmek gerekirse; Ordu'nun mevcut güç ve yetkisini kaybetmesi, Kürt Halkı'nın lehinedir.
(Çünkü geleneksel ve tarihsel olarak bu Ordu Kürt düşmanıdır.) Ancak burada önemli bir sorun var; Ya sonuçta Hükümet başarılı olursa, Kürt Halkı mevcut konumuyla yine bir şey kazanamıyor. Belki geçici bir süre baskılar azalabilir. Tekrar sorunlar başlayacak. Hükümetin bu ortamda Kürtlere ihtiyacı var, 'Açılım'dan bahsetti, 'Dersim'de yapılan katliamdır' demeleri esas olarak, bu çelişki ortamında Kürtlerin desteğini kazanmak içindir. Hükümet'de samimi değil, çünkü aynı tarihlerde Batıda Kürtlere
yönelik her türlü örgütlü çete saldırılarını desteklediler. Ama kurmayları Kürdistan'a geldiklerinde dostluk -kardeşlik mesajları vermektedirler.
Her islam ülkesinin kendine göre bir islam anlayışı vardır. Din ve inanç ötesinde, herkes kendi çıkarlarına göre bir Siyasal İslam yaratıyor. Din ve inançlarla sorunum yok. Ancak siyasal İslam bizim sorunlarımızı çözemez. Eğer kendi ulusal çıkarlarımızı esas alan bir siyasal islam (bunu bütün islam ülkeleri yapıyor) Kürdistan'da örgütlenirse buna diğeceğim yok. Ama egemen halkların islam anlayışından bir şeyler beklemeye karşıyım.
Çözüm olsaydı, yüzyıllardır çözülürdü.
Örgütlenme olanakları-ortamı olan Kürt-islam çevreleri ise, AKP'yle bütünleşmiş durumda,
AKP, sonuçta güçlü çıkarsa; 'hepimiz müslümanız kardeşiz' demeden öteye bir hak
tanımaz. İşte İran; 1979'da şahlık yıkıldı. Başlangıçta Mollalar herkese töleranslı davrandılar.
İran Solundan, Halkın Fedaileri, İran Komünist Partisi (TUDEH), D. Kürdistan'da İKDP ve
Komela. Hepside Tahran'da bürolar açtılar. Ancak çok kısa sürdü 1982'de hepsi yasa dışı ilan
edildiler. Devrimin tek sahibi Mollalar oldu. Kürt Halkı yine bir şey kazanamadı. Kürt örgütleri büyük kayıplar vererek yeniden illegaliteye çekildiler.
Şimdi Ordu ile Hükümet arasındaki bu çelişkilerde, görünürde Kürtler adına örgütlü olan PKK'dir.
PKK ise yönetim düzeyinde Ordu'ya bağlıdır. Cemil Bayık'ında son açıklamalarına bakıldığında; hedef olarak Ordu'nun emriyle, hükümet gösterilmektedir. Peki bu hükümet düşerse Kürtler ne kazanacak? C. Bayık bunu belirtmiyor. Bu hükümet düşerse, diyelim CHP geldi, yada Ordu kendisi bir hükümet adadı, kazanımlar ne olacak? Ordunun dokunulmazlığımı isteniyor?
DTP'yi Ordu'ya bağlı yargı kurumları kapattı. BDP'de onların izniyle açıldı. Daha DTP kapatılmadan eski MİT müsteşarlarının (M. Kaynak ve C. Öneş) açıklamaları var, Ahmet Türk'le olmaz diyorlar.
DTP'den onlarca yönetici tasfiye edildikten sonra, aynı yapı üzerinden BDP kuruldu. Demek
çıkarları bunu gerektiriyormuş!!! Ordu'nun PKK'ye oynattırdığı rol, M. Süphi'lerin katledilmesinden sonra TKP'ye oynattırılan roldur. Teslim alınan TKP'eyle, teslim alınan PKK'nin KUKM'ne yaklaşımı tamamen aynıdır. 1919 ve 1938 Kürt Halk hareketlerini 'emperyalizmin oyunu ve gerici hareketler' olarak değirlendirmektedirler. Bu gün PKK'ye biçilen rol, TKP ve CHP karışımı bir roldur. Buda Kürtlük adına herşeyin inkarıdır. Bu çelişki ortamında PKK yerini belirlemiş Ordu'dan yanadır.
Taktik olarak Hükümet'den yana olmak yanlış değil. Ancak örgütlü olmak gerekiyor. Kazanımlar ancak fiili olarak korunabilir. Bu durunda Kürt Halkı'nın çıkarlarını savunacak örgütlü bir oluşum mevcut değildir. Tekrar belirtmek gerekirse, potansiyel güç olan PKK Ordu'dan yana, güç olmaya oldukça müsait olan Kürt İslami çevrelerde AKP'den yanadır. Geriye kalıyor Kürt Ulusal çıkarlarını esas alacak güçler. Bunlarda oldukça örgütsüz ve dağınıklar. Bu kesimin örgütlenmesi zorunlu.
Yine PKK ayrılan binlerce insanın örgütlenmesi dengeleri etkiler. Kazanımlar olur. Özellikle PKK yönetiminin yarattığı kuşku ve şüphe ortamının kırılması şart. Ulasal çıkarları esas alan bütün kişi ve oluşumların ortak hareket etmesi, güç yaratacak. Bir başlangıç yapmak, kuşkulardan şüphelerden uzak. Yazımın başında belirttim, düşünsel tahribat örgütlenmemiz önünde en büyük engel olmuş, güven ortamı yaratma ancak herkesin ortak çaba ve fedakarlığıyla mümkün. İnsanlar arası ilişki olmadan bir güç yaratılamaz.
Bizdeki kuşku ortamını Devletin kendisi yarattı.
Taşeronu PKK yönetimi oldu. Başta tüm PKK yapısına bulaştırıldı, ordanda bütün
Kürt Halkına bulaştırıldı. Hastalığı biliyoruz. İnsan ilişkilerini bozuyor, güvensizlik ortamı yaratıyor.
Bunu hep birlikte kıralım ki gücümüz ortaya çıksın. Geşmişi yargılayalım, anılar kine ve nefrete dönüşmesin. İnsan ilişkilerimiz, halkımızın tabii kurallarına göre olsun. Dostlukda düşmanlıkda...
Bu Newroz bir başlangıç olsun. Hepimiz için.
Salih Aras
06.03.10
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


