Anasayfa Yazarlar Salih Aras Şeyh said mi Mustafa kemal mi?

Şeyh said mi Mustafa kemal mi?

Salih Aras /On yılı aşkın süredir sık sık iki isimden bahsedilir, biri onurlandırılır, biri suçlanır.
Hep dikkatimi çekti, İmralı'nınönüne bu görev mi konulmuş?
1990'lı yıllarla birlikte açık bir biçimde Kürt Ulusal Hareketlerine ve Onların
önderlerine, A. Öcalan tarafından hep saldırılar olmuştur. İmralı süreciyle birlikte bu durumda oldukça bir
yoğunlaşma görüldüğü gibi, süreklide devam ediyor. İki hafta önceki avukat görüşmelerinde yine gündem
konusuydu; M. Kemal'e övgüler, Şehy Said'e suçlamalar...
 
Geçmiş yüzyılda ve bir bütün tarihimizde, tartışmasız görkemli yerleri olan, Şehy Mahmut Berzenci, Şeyh Said,
Seyit Rıza, Qadi Muhammed ve Genaral Mustafa Barzani ilk akla gelen ulusal değerlerimiz ve önderlerimizdir.
Herbirinin Kürdistan genelinde etkileri toplumumuzun derinliklerine işlemiştir.

Yaşam mücadele ve görkemli duruşlarıyla halkımızın umudu gruru ve onuru olmasınıda bilmişlerdir. Dağlarda, sömürgeci mahkemelerde ve
idam sehpalarında haklı davalarını yüreklice savunmuş ve düşman karşısında bir anlık bile yılgınlık, pişmanlık
göstermemişlerdir. Hepsininde son sözleri hesaplaşmanın bitmediği ve mücadelenin devam edeceği, kararı
üzerinedir.
 
Hiçbiri canını kurtarmak için, düşmanlarından özür dilemedi, 'beni affedin, imkan verin hizmete hazırım' demedi.
Şimdi, apaçık söylenen ve savunulan bir M. Kemal var. Bunun anlamı artık anlaşılmalı. Bir ayrım
çizgisindeyiz. Bunu genel için söylemiyorum. Buna hakkım da yok. Eğer K. Kürdistan açısından bakarsak, 'iradem
A. Öcalan'dır'
diyenleredir. Sayıları  1- 2 milyon arasında gösteriliyor. Sizler irade olarak A. Öcalan'ı kabul
ediyorsunuz. Şunu sormak istiyorum; Sizler A. Öcalan'ın, Şeyh Said'e yönelik suçlamaları ve M. Kemal'e yönelik
övgüleride kabul ediyormusunuz? İmkanım olsa sizlere bir oylama yaptırmak isterim.
 
Kürdistan'ın kuzeyinden, doğuya, güneye ve küçük güneye geçildiğinde oradaki insanlarımızla ilk karşılaşmada
Şehy Said ve Seyit Rıza anılır; 'Onların takipçileri ve torunları geldi' denilir. Aktif politikayla ilişkileri olsun olmasın
halkın yaklaşımı böyledir. Bunu bende yaşadım. Çok gurur verici, insana muazzam bir manevi güç veriyor.
 
Kuzeyde de aynı durum var, Kürt halkı kendi ulusal değerlerine sonsuz bir biçimde bağlıdır. Şeyh Said'e ve
O'nun şahsında tüm değerlerimize saldırının nedeni budur. Bu bağlılık bilindiği için yok edilmek isteniyor.
Bunun zıddı olarak M. Kemal 'sevgisi' aşılanmak isteniyor. İşte; 'Dersim katliamı M. Kemal'den habersiz yapıldı'
Yine , 'M. Kemal Kürtlerin hakkını verecektide, İngilizler  desteğinde Şeyh Said isyanı başladı' Yani 'suçlu' Şeyh Said oluyor.
M. Kemal ise 'pir u pak'.
 
Bu düşünceler yeni değil. 'Cumhuriyet'in tarihinden bile eskidir. TKP ve bir bütün Türk solu devam ettirdi. Kürtler
adına bir haktan bahsedildimi, hemen 'Emperyalizmin oyunu' diye karşı çıkıldı. Bunun en büyük bayraktarlığını
hastalık düzeyinde D. Perinçek yaptı. Kendileri görüştüklerinde, diploması, politika ve uluslararası görüşme
oluyor. Kürtler yapsada-yapmasada haklarını gündeme getirdiklerinde 'emperyalistlerin oyunu' oluyor. Bu
biliniyordu. PKK ve tüm Kürt örgütleride buna şiddetle karşı çıkıyorlardı. Şimdi ise, sadece PKK bu görüşünü
değiştirdi. Onların düşünmesi gerekiyor!!!  'İradem' demekle olmuyor, düşünmek ve anlamak gerekiyor!!!
 
Büyük düşünür ve devrimci Semir,  (Çetin Güngör) Rayberlik ve Kemalizmle suçlanırdı. Özellikle 1984-85
yıllarında, A. Öcalan'ın en güçlü ajitatörlerinden, Edip (Kars'lı Muharrem) Zehra (Meral Kıdır) ve Kasım
(Salman Ömürcan) binlerce yurtseverin katıldığı gecelerde haykırıyorlardı; 'Şeyh Said'in, Seyit Rıza'nın
torunları, ihanete, Kemalizme ve Rayberliğe karşı  önderlik etrafında birleşin'
diyorlardı. Şimdi ne oldu?
İllede M. Kemal, aradan asırlar geçmedi ve herşey kanıtlı. Suçlanılan Kemalizim günlük olarak savunuluyor,
bu neden ihanet olmuyor? Kemalizm değişmedi sadece kabul edilmek isteniyor.
 
M. Kemal'de zamanında Cemilzadeleri ve Bedirhanları hedef aldı, Onları yabancı  (emperyalist) güçlerle
işbirliği yapmakla suçladı. Bu durumlar hep devam etti. Şimdi M. Kemal ve Türk Sol'unun görevini A. Öcalan ve
PKK'si devam ettiriyor. Şeyh Said'e, Barzanilere  ve Dersim'e sürekli saldırı var. Barzanilerin Kürdistan
tarihindeki yeri ve önemi çok görkemlidir. Bunun tartışılacak bir yanı yok. Genaral M. Barzani bütün Kürt halkının
yüreğinde bir sevgidir, gururdur, onurdur.  A. Öcalan, Y. Küçük,  D. Perinçek vb. sürekli olarak Barzani ailesine
saldırdılar. Hatta Kürt olmadıklarını, Yahudi olduklarını bile söylemekten çekinmediler. Türk ırkıçılığına göre
Yahudi, Ermeni, Kürt olmak hep suç görülmüştür. Döneme göre birine öncelik verilir.
 
'Cumhuriyet'in Ordu'su kadar önemli olan yargı kurumları, DTP'yi kapattı,  yerine BDP'yi açtılar. BDP, HEP'ten
DTP'ye kadar devam eden partilerden tümüyle farklıdır. BDP'de Kürtlük tümüyle törpülendi ve Türklük  açık bir
biçimde öne çıktı, Kemalizim daha açık savunulur hale geldi ve 'Cumhuriyet' kurumlarına sahip çıkıldı. Bu bir
ilktir. Bu kurumlar Özel olarak Kürt halkına karşı oluşturulmuştur. Şehy Said, Seyit Rıza ve Ağrı direnişinin
önderleri  binlerce belkide onbinlerce Kürt bu kurumlarda yargılandı. 12 Eylül faşizmide bu kurumlarla
kürtleri yargıladı. Ama BDP'nin  ısmarlama başkanı  Selahattin Demirbaş ve yardımcısı 'görev'e geldiklerinden
beri, ısrarla 'Cumhuriye'tin yargı kurumlarını savunuyorlar. Hatta S. Demirtaş bu kurumlara 'Bağımsız' kurumlar
demektende çekinmiyor. Bu kurumların AKP'ye karşı korunması gerektiğinide belirtiyor. Ne diyelim, PKK'de
yıllarca Türkiyede asıl iktidar, 'Ordu' demişti. Hükümetlerin sadece Ordu'nun emrinde olduğunu belirtiyorlardı.
Mücadelenin asıl olarak Ordu' karşı yapılması gerektiğini savunuyorlardı. Ama herşey değişti. Savaş, hükümete
(veya hükümetlere) olmalı, Başta Ordu olmak üzere Cumhuriyet'in tüm kurumlarıda korunmalı. Korumakda yeterli
değil, birde Kürt Halkı bu kurumları sevmeli. Kendi kurumları olarak görmeli ve sahip çıkmalı. (Tabiki kürtlüğünüde
unutarak)  S. Demirtaş ilklere imza atmaya devam ediyor. İlk defa bir Newroz (19.03.10 Kars) kutlamasında
Çanakkale Şehitleri anıldı!  Ne demek?  Çanakkale savaşı bize ne kazandırdı? Hangi kürt O Savaş'a gönüllü gitti?
Sadece  Hamidiye alayları (belki gönüllü) gitti. En büyük felaketlerde Çanakkale savaşı sonrası başlamadı mı?
 
Aslında düşündürücü bir durum görülüyor, acaba Hamidiye Alayları Çanakkale savaşına Kürtler için mi gitti?
Eğer bunu demek istiyorsanız, Mevcup Köy Koruyucularına ve  PKK yönetiminede açık izahlar getirmeniz gerekiyor.
Hamidiye Alayları Kürtlerden oluşuyordu, haklısınız savaşada katıldılar. Sonuçda Kürtler birşey kazanmadı.
Bir benzerlik görülüyor. Köy Korucularıda tümüyle Kürtlerden oluşuyor. Yıllardan beri 'Türkiyenin bölünmez
bütünlüğü içİn' savaşıyorlar. Artık sizde (yönetim) olarak siyasi köy koruyucusu olmuşsunuz, 'Türkiye'nin birlik
ve bütünlüğünü' esas alıyorsunuz. Devletle ortak düşmanınız , başta kendi kitleniz ve kürt halkının
tümüdür. Ben böyle anlıyorum. Eğer başarırsanız sonuç Çanakkale Savaşı gibi olacak. Yani Çanakkale savaşına
Hamidiye Alaylarının katılımını doğru buluyorsanız, o zaman Köy Koruyucularınıda savunuyorsunuz demektir.
Sadece düşman farklıdır. Hamidiye Alaylarıyla, Köy Koruyucularının ve PKK yönetiminin tarihsel rolleri
tam tamına çakışıyor. 'Misaki Milli bölünmez bir bütündür' Buda Kürdistan'ın inkarıdır. Sizin dayattığınız çözüm,
arabesk müziğinin kürtçede söylenmesi,  Ötesi yok. Ama Kürt Mafiası yıllar önce bu 'kazanımı başarmıştı' gittikleri
barlarda söyletiyorlardı. Yani 'zahmet' etmeğin bu 'hak' alınmış!!!
 
 
 
İlgiçtir, Ermeni Soykırım Tasarısı'na BDP'dende tepki geldi, Demirtaş'ın ortağı Kaşınak, 'Türkiye'nin iç sorunudur'
diyerek tepkisini gösterdi. Yani Ermeni Soykırımı'na karşı 'Cumhuriyet'i koruma görevinide üstlenmişler. Maşallah
diğelim, 'Türkten daha çok, Türkçü olmak' bu olsa gerek. Mübarek olsun. Çokça karşı çıktıkları Hükümet'lede bu
konuda aynı cephedeler. Türklüğe tabi olundumu, ırkçılık en üst düzeyde savunulmak zorunda. T. Erdoğan'ın da
tepkisi aynı, 'Yüz bin Ermeniyi sınır dışı ederiz' Türtlük budur. Bir kez devşirildin mi, artık iflah olmazsın. Ermeni
soykırımını inkar etmek, T. C'nin Kürdistan'daki bütün katliamlarını  haklı görmek demektir. Ermeni Soykırımı'nda
en duyarlı halk biz olmak zorundayız. Türk ırkçılığı kendi gerçekliğiyle yüzleşmek zorunda, soykırımına uğrattıkları
halklardan özür dilemeleri (başlangıçda) gerekiyor.
 
'Bu vatan hepimizindir' deniliyor. A. Öcalan, G. Kürdistan'ı Kastederek, 'küçük bir Kürdistan istemiyoruz' ve
'Ermenilerede aynısı yapıldı' diyor. Biraz dolaylı olarak Ermenilerde suçlanıyor. Sanki Ermeniler kendi istekleriyle
Türkiye ve Kürdistan'ı terk etmişler, hiç bir şey olmamış, işte 'emperyalistlerin oyununa gelmişler' (Kürler gibi)
Yoksa Türkiye onlarında vatanıydı demek istiyor, 'Şimdi küçük bir Ermenistan'a sığınmışlar'. Ermeniler zorla ve
katliamlarla sürüldü, herşeylerine el konuldu. Bu tarihsel gerçekleri geçmişde en çokda PKK işledi. Şimdi inkar
ediliyor. Anlaşılan A. Öcalan'ın küçük bir Ermenistan ve Kürdistan'a bile tahammülü yok. Türk ırkçılığı budur...
 
Sözüm ona Kürtleri uyarıyor.'Türkiye hepimizindir, aman küçük bir parçaya sığınmayın' uyarısında bulunuyor!
Peki yıllardır, Batı'da kürtler sistemli ve planlı saldıralara uğruyor, malları talan ediliyor linç ediliyorlar.
Hükümet'de, Ordu'da hep seyirci kalıyor. Üstelik mahkemelerde de (Cumhuriyetin Yargı Kurumlarında) haksız
çıkıyorlar. 'Türkiye hepimizindir' güvencesi bu mu? Hükümek ve Ordu desteğinde çeteler kışkırtılıyor, sizde
adeta 'devletin kestiği parmak acımaz' dercesine katlanın diyorsunuz. Sizin dedikleriniz yüzyıllardır söyleniyor,
çok bayat şeyler.
 
Saygı değer Kürt politıkacısı ve Şeyh Said'în torunu, büyüğümüz, saygıyla anıyorum A. Melik Fırat, vefatından
bir kaç gün önce. A. Öcalan tarafından kendisine küfürlü saldırılar yapıldı. 'Alçak' denildi. Aslında bu tür saldırılarla
Kürtler 'alçak'lığa alıştırılmak isteniyor. Şehy Said ailesi ulusal düzeyde sembol bir ailedir. Aileye yönelik hakaretlerin
bütün kürtleri rahatsız edeceği biliniyor. Ama ısrarla yapılıyor. Yani A. Melik Fırat'ın şahsında ailesine ve bütün
kürtlere hakaret ediliyor ve toplumun manevi yargı değerleri tüketilerek dirençsiz ve çaresiz durumlara düşürülmek
isteniyor. Toplum bu değerlerinden koparıldımı, hiçleştirme daha kolay olur.
 
A. Öcalan açıktan açığa M. Kemal'in yolunda olduğunu belirtiyor. Şeyh Said'e düşmanlığıda budur. İmkanları
çoktur, bir halk oylaması (K Kürdistan'da) yaptırsınlar. Halk tavrını belirlesin, Şeyh Said'mi, M. Kemal'mi?
Ben Şeyh Said'in kanını taşıyorum, canımla kanımla ölüme  kadar O'nun yolundayım...

 
 
                                  05.04.10                               Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile