'ANLAYAMADIK' 'KENAN EVREN YARGILANMASIN!!!'
Salih Aras "Kendi çıkarlarını ve kanunları
esas alırlar. Kim dedi'ye düşmezler, ne dedi onlar için daha önemlidir. Farkımız budur.
Abdullah dediyse doğrudur gerisi yalan, Abdullah ne diyor; Anayasa'da yapılmak istenen kısmı değişikliklerin biride,
12 Eylül genarallerine ve Ergenekona sivil yargı yolunun açılmasıdır ve
Abdullah buna karşı çıkıyor,bu ne anlama geliyor?
'Cumhuriyet'in, M. Kemal'in Ordu'suna dokunamazsınız!!!"
'ANLAYAMADIK'
'KENAN EVREN YARGILANMASIN!!!'
Anayasa'da yapılmak istenen kısmi değişiklikler ve BDP'nin tavrı, Türkiye ve Kürdistan'da nasıl etkiler
bırakır? Doğrusu bunu kestiremiyorum. Bizde kim dedi önemlidir, ne dedi önemli değildir. İsim ve kurum
belirtilmeden, denilseki; 12 Eylül genarelleri yargılansın mı? İnanıyorum ki Kürt Halkı'nın yüzde
doksanından fazlası evet diğecek. Yine Türk Halkı'nın çoğunluk kesimi de evet diğecek. Halkın, halkların
genel durumu buyken, örgütlü çevre ve kurumlarda durum farklıdır.
Bu çevrelerde kim dedi çok önemlidir ve belirleyicidir. Yani isimsiz olarak, yada başkaları tarafından
ortaya atılan düşünceler, doğru ve yararlıda olsa hiç bir önemi yoktur. Bağlı bulundukları kurum ve
kişiler (özellikle lider durumunda olan) yalan yanlışda bir şey söylese, kabul edilir, kendileride emin
olmadıkları halde, 'bir bildiği var ki öyle söylüyor' diyerek ikircikli bir şekilde yanlışa-suça ortak
olurlar ve güç verirler.
Çok açık bir örnek vermek istiyorum; PKK'den ayrılmış yada, diğer Kürt partilerine mensup biri
bir açıklama yaparak, deseki; 'ben kendim yada Parti'm adına, Kenan Evren'in yargılanmasını
istemiyorum' , PKK çevrelerinin tavrı ne olur? 'O zaten ajandı, provakatördü, devletin, MİT'in
Genel Kurmayın adamıydı' derler. Yanlış da bir tavır değil. Bende aynı şeyi söylerim. Peki A. Öcalan
ve kendisine bağlı 'kurum'lar; 'Kenan Evren yargılanmasın' dediğinde, aynı tepki gösterilemiyor.
İşte bu Özel Savaş'ın zaferidir. Çok detaylı açılması gereken bir konudur. Halkımız ve Kürt siyaseti
öyle bir hale getirilmişki, bütün renkler bir yana, ak ve kara'yı ayırt edemiyor. Evet BDP'nin, A. Öcalan
emriyle (O'nada emir verenler var) Anayasa değişikliğine karşı tavrı ve bunun pratikdeki yansıması ise;
'Kenan Evren yargılanmasın' bunun başka bir izahı yoktur. 12 Eylül Genarallerine yargı yolunun
açılmasına BDP karşı çıktı. Bunun anlamı, Diyarbakır Direnişi'nin inkarıdır. Yada hiç öyle bir şey
olmamış. '17 bin faali muçhul cinayeti unutabiliriz' diyen mantık, Diyarbakır'ı çoktan unutmuş
demektir. Bu gerçekleri unutturmaya çalışmak ise, 'izin verilirse devlete hizmet etmeye hazırım'
diyen mantığın ta kendisidir. AKP'ye karşı çıkmakla durumunuzu gizleyemezsiniz!!!
BDP'nin bu tavrı Avrupa'daki Kürt dostları tarafından da anlaşılamadı!!! Türkiye-AB Karma Parlamento
Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre; BDP'in bu tavrını halka anlatmakda zorlanacağını belirtti. Ve
BDP'nin tavrını 'anlayamadık' dedi. BDP bu tavrından dolayı Kürt Halkı karşısında zorlanır mı?
Ben iyimser değilim. Ordadoğu halklarıyla Avrupa halkları ne yazık ki aynı değildir. Genel
olarak Avrupa'lılar toplumsal ve ulusal sorunlarında oldukça duyarlılar. Kendi çıkarlarını ve kanunları
esas alırlar. Kim dedi'ye düşmezler, ne dedi onlar için daha önemlidir. Farkımız budur.
Abdullah dediyse doğrudur gerisi yalan, Abdullah ne diyor; Anayasa'da yapılmak istenen kısmı
değişikliklerin biride, 12 Eylül genarallerine ve Ergenekona sivil yargı yolunun açılmasıdır ve
Abdullah buna karşı çıkıyor,bu ne anlama geliyor?
'Cumhuriyet'in, M. Kemal'in Ordu'suna dokunamazsınız!!!
Bunu yaparkende, bahanesi AKP. AKP'ye İslamo-faşist, CHP ve MHP'yede (numaradan)
beyaz-faşizim' diyor, Geriye kalıyor 'çağdaş-devrimci' Türk ordusu. 21. yy'da bütün
bilimleri ve Marksizm'i 'aşan' Abdullah, kendisi gibi 'çağdaş' Türk Ordu'suyla bütünleşiyor.
Bunun farklı yorumunu yapanlar var; 'çok sinsi bir şekilde, 'kürtler eskisi gibi kandırılamıyor'
güya AKP anayasa değişikliklerinde BDP'yi 'kandıramamış' BDP'nin Anayasa'da yapılmak istenen
değişikliklere karşı çıkmasını 'zafer' olarak gösteriyorlar. Kürtler her dönem kandırılmış da, ama
bu dönem çok 'uyanıklarmış' demek isteniyor.
Kürtler bütün tarihleri boyunca hiç bu kadar oyuna gelmediler. Son otuz yılı aşkın süredir
kürtler öyle bir hale getirildiki, kendi gücüyle kendini tüketir hale gelmiş. Tüketme kelimesi bile
burada az kalıyor. Kürtler, düşmanlarını yormamak için adeta harakiri yapıyorlar. 'Zafer' bunun
neresinde?
12 Eylül genaralleri ve Ergenekon'u Kürdistan'ı tüketiyor-bitiriyor. Kürtlük adına onların
sivil mahkemelerde yargılanmasına nasıl karşı çıkılır? Bu mantık Saddam'ın ve Kimyasal
Ali'lerinde idamına karşı çıkıyordu. Bahane Amerika'ydı. Gerçek ise; azılı kürt düşmanlarını
korumaktır. Boşuna denilmiyor, 'bende kürt aşkı yoktur'
Batı Avrupa'lıların oturmuş kanunları vardır. Kişi ve kurumlar kanunlara bağlıdır, halklarıda siyasetçileride
dikkatli ve duyarlıdır. Kimse kanunları çiğneyip iki dudak arasındaki sözlerini kanun diye yutturamaz.
Bizde kanunları yapanlar gerektiğinde, yapmış oldukları kanunları bile rafa kaldırırlar ve dudakları arasında
çıkan sözler kanun olur.
Sayın Flautre, her ne kadar 'anlayamadık' desede aslında durumu ve yapılmak isteneni çok iyi
anlıyor. Avrupa'lı siyasetçiler sabırlıdırlar, bizim gibi son söylenmesi gereken sözü ilk söylemezler. Yine
'anlayamadık' sözünü esas alıyorum. Avrupa'lılar bizim gibi unutkanda değiller. Uzun bir süre BDP'nin bu
tavrını yüzlerine vuracaklar.
Ancak halkımızın, BDP'yi bu yanlış -ki Kürt Halkı'na karşı düşmanca bir tavırdır- tavrından dolayı
hesap sorar mı? Maalesef henüz hazır değil. Halkımızın yüzde sekseni, kendi ulusal ve toplumsal
çıkarları doğrultusunda, örgütsüzdür. Yaklaşık, yüzde yirmi 'örgütlü' olan kesim ise, kendi ulusal-toplumsal
çıkarlarına yabancılaşmış ve çıkarı diye düşmanına güç veriyor, hizmet ediyor. En büyük ulusal
çıkarlar; Abdullah'ın, kaşıntısı, akındısı, ölüm korkusu ve belli olmayan doğum günü için sokaklara dökülüp
düşman güçlere açık hedef olmadan ibarettir. Öyle bir hale getirilmişler ki, devrimin yolu, Abdullah'ın
akıntısı-kaşıntısı olmuş. Böyle bir durumda nasıl hesap sorulacak ki?
Biz toplum olarak söylenen sözlerin, ulusal-toplumsal çıkarlarımıza ne kadar uyup-uymadığ konusunda
analizler yapmada oldukça yetersiziz. Bunları görenleride koruyamadık, şimdi bunun acısını çekiyoruz.
Düşünmeden yarattığımız bir 'tanrı' ya esir olunmuş. Her gün O'na dua etmekle, bütün sorunlar
çözülecek ve 'cennet'in kapıları açılacak diye düşünülüyor. Bu traji-komik halimizi anlamada zorlanan
dostlar haklı olarak. 'anlayamadık' demektedirler.
Yazımı yine Fransız olan, şu an hayatta olmayan çok değerli bir Kürt dostunun, A. Öcalan'ın bir istemine
karşı, tavrını açıklayarak bitiriyorum:
Yıl 1987 sonları, Fransa'dayız, değerli dostumuzun misafirleriyiz. Çoğu Avrupa Parti Merkezi'nden 6-7
arkadaşız. Dostumuz çok birikimli biriydi. Cezayir Ulusal Kurtuluş Hareketi'nde, Fransızlara karşı
mücadele eder.Tüm Dünya'daki Ulusal Kurtuluş Hareketleri'ne dostdu ve her zamanda destek sunardı.
Örgütlülerdi, imkan ve olanaklarada sahiplerdi. A. Öcalan bunu biliyordu. Demek, Kürt Halkı'na
böyle dostlar layık görmediği için, bozmak istiyordu; bir arkadaşa telefonla, 'O'na yada onlara söyleyin
bize bazı teknik araç-gereçler bulsunlar.' Hepimiz bir masanın etrafındayız. Dostumuzunda bir arkadaşı
yanında. Bir arkadaşımız bu isteyi belirtirken, dostumuz başlangıçda 'olur' dedi 'temin ederiz'.
Hemen peşine şu soruyu sordu; 'A. Öcalan bu isteğini nasıl iletti?' Konuşan arkadaş; 'telefonla'
deyince, Dostumuz sert bir şekilde elini masara vurarak 'Sizin Önderiniz MİT'ir' dedi. (Dostumuz
Türkiye'deki bir çok kurumun adını türkçe talafuz ediyordu.)
Hepimiz şoke olmuştuk. Konuşmaya başladı, toplumsal olaylar, ulusal kurtuluş harekerleri ,örgütlülük
gizlilik ve ilişkiler üzerine, nedenlerinide koyarak saatlerce açıklamalarda bulundu. Biz sadece dinledik.
Ve son sözünü söyledi; 'böyle şeyler telefondan istenmez, bu bir pravakasyondur, hem size hemde
bize, Dikkatli olun sizin önderinizin MİT'le ilişkisi var.' 'Benim bu sözlerimi kendisinede iletin' dedi
İletilip, iletilmediğini bilmiyorum. Ancak 1988' de A. Öcalan'ın sayısız gazeteci ve davetliyle görüştüğü
bir dönemde, kendisiyle görüşmeye giden değerli Kürt dostu Fransız iki kez Şam Havaalanında geri çevrildi.
İşte bu dostumuzda farklı bir Fransız, kürtleri iyi tanımış olacak ki, çok açık ve dobra konuşma gereyi
duyuyordu. Ben bu dostumuzu hiç unutamıyorum, diğer arkadaşlarım unuttumu? bilemem. 'Anlayamadık'
diyip ince siyasete girmezdi. Belkide, Hindistan'da, D. Kürdistan'da ve Afrika'daki yaşamı ve
devrimci-enternasyonalist mücadelesi O'nu farklı bir Fransız yapmıştı.
Saygıyla anıyorum.
09.05.10
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


