İran Doğu Kürdistan ve ulusal birlik
Salih Aras / Sorun Kürdistan olunca, sömürgeci devletler kendi aralarındaki en derin çelişkileride bir kenara
bırakarak, güç birliği, ittifaklar ve hatta eylem birliği bile yaparlar. Kastrişirin'den beri devam
ediyor ve sonyüzyılda daha da yoğunlaştı. Bu gün bu ilişkiler daha sıkıdır. Türkiye, İran, Irak ve
Suriye arasında Kürt Halkı'na yönelik, çağdışı baskılar, sindirme yok etme eylemlerinde birbirlerine
sonsuz destek sunarlar. Irak'ın mevcut durumu biraz farklı görünsede, bu gerçek değişmiyor.
Bölgesel Kürt Yönetimine ve C. Talabani'in Cumhurbaşkanlığına rağmen, Irak'ın genel yönetiminde
etkili olan Arapların İstihbarat ve askeri alanlarda (gizlide olsa) Kürt sorunu hakkında diğer
sömürgeci devletlerle ilişki içinde omadıklarını düşünmek sadece saflık olur.
Kürdistan sorunu bu dört devletin en zayıf halkasıdır. Toplumsal-ulusal sorunlar en zayıf
halkadan kırılır, gelişmeler öyle başlar. Bu dört devlet, sadece kendi 'resmi' sınırları içerisinde ki
kürtlerle ilgili değiller, her biri diğerinin kürt sorununu kendi sorunu olarak kabul eder. Mudahale
ve yardımlaşmalarıda bu temel üzerindedir. Herbiri açısından, Diyarbakır, Mahabat, Hewler ve
Qamişlı aynı anlamı ifade eder. Çıkarlarını ve geleceklerini böyle düşünüyorlar.
İran'da Kürtlere yönelik çağdışı baskılara, diğer sömürgecilerde ortaklar. Acaba idam edilen
beş Kürt değilde, beş Azeri olmuş olsaydı, Türkiye'nin tavrı ne olurdu? Kuşku yok ki, Hükümet
ve Ordu alarma geçerdi. Filistin-İsrail sorunlarında hepsi duyarlı, tepkilerini anında en üst düzeyde
gösterirler. Filistin'lileri çok mu seviyorlar, ya da müslüman oldukları için mi? İkiside değil, burada
belirleyici olan çıkarlarıdır. İsrail'e karşı olan ve bağımsız bir devlet olmak isteyen Filistin'liler
çıkarlarına uygun geliyor. Çünkü İsrail'in etkinlik alanı daralıyor, bu da hepsinin işine geliyor.
Burada esas olan sömürgecilerin çıkar mantıklarıdır. Tabiki Filistin'lilerinde, Kürtlerinde bağımsız
devlet olma hakları tartışmasızdır.
İran'ın D. Kürdistan'da kürtler üzerine bu kadar acımasız gitmesinde diğer sömürgeci devletlerinde
tam payı vardır. Yoksa yapılanların, gelmiş-geçmiş faşist iktidarların hepsine rahmet okutacak türden
olduğunu hepsi çok iyi bilmektedir. Bölgesel düzeyde kısaca durum buyken, İran, ulaslar arası düyezde
de tam destek sahibidir.
'Anti-Amerika'ncılık İran'a kazandırıyor. İran budurumu çok iyi kullanıyor. İran'ın Dünya'ya meydan
okuması, kendi gücünden değil, güçlü devletlerin (ABD, Rusya, Çin ve Avrupa) çıkar çatışmalarında ki
korunmasından geliyor. 'Anti-Amerika'ncı olan İran, Rusya, Çin, Avrupa, Hindistan ve bir çok devlet
tarafındanda korunmaktadır. Bahsi edilen devletlerin, ABD'nin Dünya'daki hegemonyasını kırmak ve
kendilerini daha güçlü kılmak için, İran'a her türlü destekleri mevcuttur. İşte bölgesel ve uluslar
arası bu durumdan dolayı destek sahibi olan İran bu durumuda kullanarak, içerdeki sorunlarınıda
çözmek istemektedir. Kürtlere yönelik, çağdışı şiddeti rahatça kullanmasının nedeni budur. Herkes
çıkarlarının derdinde olduğu için, İran'da bu fırsatı sonsuz kullanıyor. 'Anti-Amerikan'cı olması,
diğer devletler tarafından, içerdeki vahşeti görülmek istenmiyor. Onlar için önemli olan, destek
sundukları İran'ın, ABD'ye karşı sürekli meydan okumasıdır. Bu onların çıkarlarına geliyor. İran'daki
nükler tesisleri ve pragramları geliştirenlerin en başta Rusya olduğu biliniyor.
Mahabat Kürt Cumhuriyet'ide Emperyalizmin ve Sosyalizmin çıkar, çelişkilerine feda edildi. Kimse
orada, 'Kürtlerin de hakları var' diye düşünmedi. Herkes maddi çıkarlarına mahküm oldu. Hz Musa
bile, Sina yarımadasındaki en yüksek tepeden Tanrı'nın huzuruna çıkınca, sadece kendi halkı için
Tanrı'yla pazarlık yaptı ve isteklerde bulundu. Açıkçası insanlık tarihinde her zaman çıkarlar
'hak'ların önüne geçmiş. Yine de hak bilmek en iyisidir. Ama önce güçlü olmak gerekiyor.
Biz çıkarlarımızın neresindeyiz, çıkarlarımız neyi gerektiriyor, gereklerini yerine getirebiliyormuyuz?
Ne yazık en büyük sorunumuz, başarılı deyiliz. Çıkarlarımızı bilmeyiz, başkalarının çıkarlarına destek
oluruz. Bunun adı bazen İslam, bazen sömürgecilik, bezen sosyalizim ve bazende emperyalizim olur.
Başkaları bu isimlerden çok kazandı, toprak, devlet ve cumhuriyet sahibi oldular. Biz hep kaybettik.
Artık kazanmak zorundayız, yada tükeneceğiz. Sömürgeciler, sürekli bize karşı birlik halindeler ve
öyle bir birlik ki, bütün kutsal değerlerin üzerindedir. Çünkü bağımsız bir şekilde varlık nedenimizi
kendi yokluk nedenleri olarak görüyorlar. Bu düşünceleri doğru değil, doğru olan, tabii olan herşeyin
yaşam hakkıdır.
Her düşünce inanç ve din, bir kesimin çıkarınadır. Artık anlaşılmalıki bizim de çıkarlarımız ulusal
düşüncemiz olmak zorunda. Çıkarlarımızı ve haklarımızı ancak böyle ifade edebiliriz. Bunun temeli
sevgidir, insanlarımız birbirini sevmeli, kabul etmeli, bu birliğe götürür, güç oluruz ve sorunlarımızı
çözme gücüne ulaşırız. Ne İslam, ne sosyalizim vede emperyalizim bizi bu güce ulaştıramadı.
Değişik dönemlerde hepsine güç verdik, çıkarlarına gelmeyincede, bizi boşluklarda bıraktılar.
Din yada düşüncelerle sorunum yok, sadece din ve düşünceleri herkes kendi çıkarına kullanıyor.
Kemalizim bir düşünce bile değil, Kürtleri yok etmenin adıdır. Kürtlük adına hem Kemalizmi savunmak
hemde ulusal birlikten bahsetme, kürtlerle alay etmedir. Burada samimiyet olamaz.
Uluslar arası güçler dengesin de, yeralmak ve çıkarlarımızı dayatıp, birşeyler kazanmak için, ulusal
birliğimizin olması şart. Aksi taktirde Kürdistan'daki farklı politik güçler, farklı cephelerden yer
aldıklarından, kazanımlarıda olmuyor. Şimdi herkes ulusal birlikten bahsediyor, doğru ancak
söylemekle olmuyor.
Saddam diktatörlüğü yıkıldığı dönem, eğer Kürdistan'lı politik güçler ortak, ulusal çıkarlarına
uygun hareket etmiş olsalardı, kazanımları daha güçlü olurdu. Bu gün Kürdistan bölgesel
yönetimine dahil olmayan Kerkük ve diğer sorunlu bölgeler olarak açıklanan yerler bölgesel
yönetime dahil olurdu. G. Kürdistan'lı güçler dışında bölgede örgütlü olan PKK, (1990'daki ilk
savaşta olduğu) D. Perinçek vari 'Anti-Amerika'ncı' tavırlarla Kürdistan'ı cephede yer almadı
karşı çıktı, hatta çıkan iç çatışmalarda yüzlerce Kürdistanlı savaşçı-peştmerge hayatını kaybetti.
Kürtler arasında birliğin istenilen düzeyde oluşmaması kazanımlarıda etkiledi.
Yani burada güçlü bir cephe yaratılmış olsaydı, ABD ve müttefikleri tarafından daha çok ciddiye
alınırdı, kazanımlarda fazla olurdu. Politika oyundur, iyi oynanmadımı kaybedilir. Saddam
diktatörlüğüne karşı, ABD'eyle ittifaka girilirmi, girilmez mi? Tartışması saflık değilse, art
niyettir.
ABD bölgeye çıkarları için müdahale ediyor. Bunun anlaşılmayacak bir yanı yok. Ancak hedef
Saddam diktatörlüğü olunca, Kürtlerinde çıkarları gündeme geliyor. ABD bunu çok iyi biliyor ve
Kürtlerin gücüne ihtiyacı var. Tabiki Kürtlerde ne kadar örgütlü ve güçlü bir şekilde katılırlarsa
kazanımları o denli fazla olur. Ve kazanımlar oldu ancak, daha fazla olabilirdi. Mevcut kazanımlar
Saddam dönemiyle kıyaslandığında, bu ittifakda Kürtler hayli kazaçlıdır. Kürdistan adına yola
çıkan bir hareket buna nasıl karşı olur? Bunlarında anlaşılması gerekiyor. Çünkü ulusal birliğin
önünde en büyük engeli bu anlayış oluşturuyor.
Ulusal birlik bizim en can alıcı sorunumuzdur. Bu birlik yaratılmadan başarıya gitmek mümkün
değildir. Sınıf kavramı bizi tüketti!!!. İllede bir yerlere benzemek zorunda değiliz. Kendi halk
gerçekliğimizi esas alarak, halkın tümüyle barışık olmak, ulusal birliği yaratır. Birde yaratmanın
önünde farklı engeller var. Diğer parçalara müdahale etme (olumsuz temelde) ve oralardaki
yönetimlerle gizli ilişkiler kurma, birliğin önünde en büyük engel oluyor. Oradaki Kürtler
tümden savunmasız kalıyor. Düşmanlara adeta olanaklar sunuluyor.
devam edecek 21 05.10
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


