Anasayfa Yazarlar Salih Aras İRAN, D. KÜRDİSTAN ve ULUSAL BİRLİK (Son

İRAN, D. KÜRDİSTAN ve ULUSAL BİRLİK (Son

altSalih Aras
“ Sanki PAK' le (Partiya Azadiya Kurdistan) güneyde devrime gidecekmiş havaları yarattı.
Oysa bu dönem en çok da Irak istihbaratıyla(Saddam dönemi) ilişki içindeler. PDK, YNK ve o dönem PKK'nin örgütsel faaliyetleri içinde olup, ayrılanlar
bu durumu çok iyi biliyor ve belgeler mevcuttur. PKK, PAK'le amacına ulşamayınca, şimdi PÇDK'le oyunlarını oynamaya devam ediyor. PKK Güney Kürdistan'da ciddi zararlar verdi, ancak Suriye ve İran ve Türkiye'deki 'başarılarına' ulaşamadılar!!!. Buda PDK ve YNK'nin başarısıdır.  
İran yönetimi, geleceği düşünerek Kürtlere sınırsız bir vahşet uyguluyor.“

 


                                         İRAN, D. KÜRDİSTAN  ve ULUSAL BİRLİK   (Son bölüm)
 
 
D. Kürdistan'da ulusal birlik, en çok Şah'lık diktatörlüğünün yıkıldığı,  (1979) yerine Molla diktatörlüğünün geçtiği dönemde yara aldı . Bu dönem yapılan ciddi yanlışlar halen aşılmış değildir. Halkın birliği zedelendi, düşman tanınmadı, süreç içinde örgütlü yapıların tümü tasfiye edildi, halk savunmasız bir duruma düşürüldü.
Eğer bu gün İran, Kürtlere yönelik her türlü çağ dışı uygulamayı rahatlıkla yapabiliyorsa, Doğu Kürtlerinin yeterli bir örgütlülüğe kavuşmamasıda önemli bir nedendir.
 
Burada iki ciddi yanlışlık yapıldı; 'İslam Devrimi'nin, anti- emperyalist görülmesi en büyük hataydı, Bu İran solunu bitirdi.
Halkın Fedaileri, ikiye bölündü, bir kısmı 'İslam Devrimi'nin anti-emperyalist görmelerinden dolayı, Irak'la devam eden savaşta desteklenmesi gerektiğini belirterek savaşa bile katıldılar.
Komünist Partisi (TUDEH) Sovyetlerinde genel politikası gereyi pasif kaldı. Yani Kürt örgütleri ve sol, İslam Devrimini dost gördü, hepside Tahran'da legal bürolar açtılar. Aradan 1-2 yıl geçmeden İslam Devrimi hepsine yöneldi, idamlar başladı, bir bütün etkisiz hale getirildiler. Oysa hepside İslam Devrim'ine katılmışlardı.

Doğu Kürdistan'da İslam Devrimi'ne kadar, İ-KDP ve KOMELA ( Marksist-Leninist ve Mao'cu çizgide olduğunu belirten bir örgüt.) illegal faaliyet içindeydiler. Şah'lığın yıkılmasıyla birlikte ortaya çıkan boşlukta her iki harekette büyük bir güce ulaştı. İ-KDP 30 binden fazla peştmergeye,  KOMELA'da on binden fazla peştmergeye kavuştu. Bütün D. Kürdistan'ın il ve ilçeleri (Urmiye dışında) Kürtlerin denetimine geçti. D.Kürdistan'da Kürtler il ve İlçeleri kontrol altında tutarken, İslam Devrimi'nin  muhafızları (Pastarlar) Dağları-vadileri, ana yolları ve önemli köprüleri kontrollerinde tutuyorlardı. Yaklaşık iki yıl sonra, İl ve ilçeleri ablukaya aldılar, bu alanları yeniden denetimlerine almaları zor olmadı.

 
Halkın tam desteği vardı, ancak ikinci ciddi hata diyebileceğim, durumdan dolayı, kazanımlar korunamadı.
Başlangıçda İslam Devrimi dost görüldü, ama Kürtler birbirini  dost göremediler. Gerekli ilişki-ittifak ve güç birliğine gidilmedi. Düşman tanınmadı, tanınmadığı içinde gerekli örgütsel yapı ve buna bağlı olarak, taktik ve strateji belirlenemedi. Daha çok bir birleriyle uğraştılar. Bu uğraşda etkisiz olmalarına neden oldu. Kazanan
düşman oldu.
 
'Sınıf kavramı'ndan hareketle Komela, elliden fazla toprak ağasını öldürdü, burda Kürt halkının birliği, derinden yara aldı.
Çünkü bu toprak ağalarının çoğu potansiyel güçtü, herbirinin kendine bağlı yüzlerce- binlerce silahlı adamları vardı.
Çoğunluk olarak Kürdistan'ı eğilimlilerdi, mücadelenin ulusal karakteri düşünüldüğünde, bu kesimlede ittifak yapmak en doğrusuydu, yapılmadı. Yine İ-KDP ve KOMELA süreki gerginlik içindeydiler, çatışmalara varan durumlarda oluyordu.
 
Toprak ağalarının öldürülmesi, halk tarafından doğru görülmedi, bu durumdan da faydalanan İran, bir çok kesimi yanına aldı, ya da tarafsız olmalarına bile razı oldu.
1982'den sonra Kürt hareketleri giderek güç kaybetti. Sekiz- dokuz yıl (1980-88) süren İran-İrak savaşının yarattığı ortamdan bile faydalanamadılar.
Şah'lığın yıkılmasından hemen bir yıl sonra, İran Kürtlerin önemli liderlerine yöneldi, 1980'de KOMELA'nın lideri Dr. Fuat bir pusuda,  (D. Kürdistan'da)  1989 Viyana'da İ-KDP'nin  lideri Dr. A. Kasımlo, yine1992'de Berlin'de İ- KDP'nin genel sekreteri Dr. Şerefkendi katledildiler. Ne yazık ki D. Kürdistanlı liderler İran'ın oyun ve entrikalarıyla baş edemediler. Tüm bu durumlardan dolayı D. Kürdistan yeterli bir örgütlülüğe kavuşamadı. Yurtsever-ulusal duygularla dopdolu D. Kürdistan halkı ilgisini başka parçalara yöneltti. Nerden bilecekler bu ilgi onları, farklı felaketlere götürecek!!!
 
1980 öncesi Kuzey Kürt  örgüt ve partilerinin yaklaşık olarak ortak bir görüşleri vardı; Kürdistan'ın her parçası kendi özgül koşullarına göre örgütlenmeli, (bu doğru, halende öyle olması gerekiyor) parçalardaki örgütsel yapılar hem kendi içinde ve hemde diğer parçalarla ilişki ve ittifak içinde olmalı.  Ancak 1980
sonrası (pratikde)  durum değişti. Bu gerçeği ihlal eden tek örgüt PKK'dir.
 
PKK'nin kuruluşundan (1978) kısa bir süre sonra Suriye'ye kaçan (yada kaçırılan) A. Öcalan, ilk iş olarak El Muxabarat'la  (Suriye Gizli Servisi) ilişkiye geçti, onların denetimine girdi ve 20 yıl Şam'da ikamet etti. Hiç bir sömürgeci devlet, nedensiz olarak Kürdistan'ın diğer bir parçasından gelen bir
Parti başkanına buyur burda gönlünce kal demez!!!
Hele birde bu süre yirmi yılsa hiç  kabul edilmez.
Demek ciddi bir faydaları var, bunun hayra yorumlanacak bir yanı yoktur. Aynı şekilde 1986'da İran'a gönderdiği Kardeşi Osman'da orada 16-17 yıl kaldı. Osman'da kaldığı bu uzun sürede günlük olarak Pastarların  (Devrim Muhafızları) denetimindeydi. Kendi içindeki Kürtlere nefes aldırmayan sömürgeciler neden Abdullah ve Osman'ı yıllarca korudular. Osman İran Kürtlerine, Abdullah Suriye kürtlerine ne kazandırdı? Bu süre içinde İran ve Suriye yönetimleri baş tacı ediliyordu. Şimdi İran'ı sözüm ona eleştiriyor. Suriye hakkında da henüz sessiz.

PKK artık Öcalan kardeşlerin  'malı' olmuştu, (halende öyle), kürtlere değil sömürgecilere hizmet esastır. Suriye'deki bütün Kürt ulusal dinamikleri zamanla tasfiye edildi.
Bu parçanında kendi özgül koşulları var, kendi örgütlerini geliştirmeli, gerçeği hiç görülmek istenmedi. Parça, PKK'nin arka bahçesi olarak değerlendirildi, karşı çıkan ve çıkabilecekler, Suriye yönetimiyle ortak bir şekilde tasfiye edildi. Suriye yönetimi 'kendi' kürtlerine adres olarak PKK'yi gösterdi. İlginçtir diyemem, nedenleri açık, dört sömürgeci devlette, (Irak'da Saddam dönemi) 'Kürtlerine' adres olrak PKK'yi göstermektedirler. PKK ise mevcut
yönetimlere iman etmeyi dayatır.
 
PKK Suriye'de, yönetimin izni ve denetimiyle kürtleri örgütledi, onları daha çok, Suriye dışına yönlendirdi, sanki Suriye'de Kürt sorunu yokmuş gibi. Suriye'de bu şekilde kendi Kürtleriyle çok 'barışıktı' ne zaman ki  bazı Kürt çevreleri, PKK dışına çıkmak istediyse, Suriye devleti kendi gerçek yüzünü göstermeye başladı;
öldürmeler ve her türlü baskı.
 
İran'la ilişkiler 1980'li yılların başında başlar. Kardeş Osman'la ilişkiler daha da 'resmileşir' Osman'ın İran faaliyetleri, bir Pastar gibidir. Abi'si gibi ispiyonculukla başlar.
PKK adına görüştüğü, başta İ-KDP yetkilileri ve genel anlamda yönetime muhalif olan Kürtleri ihbar eder. Yüzlerce Kürt Osman'ın
faliyetleri sonucu deşifre edilir ve yakalanır.
Buda yeterli olmaz, örgütsel anlamda zaten zayıflamış olan (nedenlerini yukarıda belirttim) İ-KDP ve oluşabilecek yapılanmaları dağıtmak, İran yönetiminin izniyle kürtleri örgütlemek. Bu izin verilir, (Suriyede olduğu gibi) burasıda bir arka bahçe olarak kullanılır.
Bir örgütleme faaliyetine girerler, 2000'li yıllarla birlikte giderek netleşir, gövde D. Kürdistan'da kafa Kandil ve İmralı'da. PJAK bu şekilde oluşur. Aynı Kuzey Kürdistan'da olduğu gibi, Radikal keskin düşüncelerle yüzlerce-binlerce genci saflarına çekerler.
Doğudaki örgütsüz yapı ve İran devletininde'derin' yardımıyla bu oluşuma gidilir. İran kendi özgülünde çıkan örgütlenmeleri önemli oranda tasfiye etti ama bir potansiyelin var olduğu gerçeğinden hareketle, bu yapılanmaya fırsat verdi. Bu günde bunu bahane ederek, günlük olarak Kürtlere saldırmaktadır. PKK Kuzey Kürtlerine ne kazandırdı ki, Doğu Kürtlerinede kazandırsın? Acaba orayada Kemalizim mi ihraç edilecek?
 
G. Kürdistan'da da aynı yöntemi denediler; 1990 yılların başında G. halkının en çok kendi içinde ve diğer parçalarla birlik olması gerekirken, PKK,  PAK diye bir oluşuma gitti.
 Sanki PAK' le (Partiya Azadiya Kurdistan) güneyde devrime gidecekmiş havaları yarattı.
Oysa bu dönem en çok da Irak istihbaratıyla(Saddam dönemi) ilişki içindeler. PDK, YNK ve o dönem PKK'nin örgütsel faaliyetleri içinde olup, ayrılanlar
bu durumu çok iyi biliyor ve belgeler mevcuttur. PKK, PAK'le amacına ulşamayınca, şimdi PÇDK'le oyunlarını oynamaya devam ediyor. PKK Güney Kürdistan'da ciddi zararlar verdi, ancak Suriye ve İran ve Türkiye'deki 'başarılarına' ulaşamadılar!!!. Buda PDK ve YNK'nin başarısıdır. 
İran yönetimi, geleceği düşünerek Kürtlere sınırsız bir vahşet uyguluyor.
Kürtlerin mevcut durumu, henüz kendileri için tehlike değildir. Tek korkuları, (muhtemel) Irak türü, bir müdahaleyle karşılaşırlarsa, içerde aktifleşmeye hazır bir Kürt potansiyelinin olmasından dolayıdır. Bunun için daha çok PJAK bahane edilerek, halka her türlü zulüm, yapılmakda, aydın-devrimciler idam edilmektedir.
 
Buna benzer durum, onyıllardır kuzeyde de yaşanıyor. PKK bahane edilerek, binlerce köy boşaltıldı, yine onbinlerce faaili meçhul cinayet, yüzlerce Kürt aydını ve iş adamı katledildi. Bunların bir çoğunun PKK'eyle ilişkileri bile yoktu. Türk Devleti'de uzun vadeli hesaplar yaparak, geleceği kendi açısından kurtarmaya
çalıştı. İran'da da yapılan aynısıdır.
 
ABD, 2004, 05 ve 06 yılarında İran'a, Irak türü bir mudahale etmek isterken, İran'lı bir çok mühalif güç davet edeldi, Bunların içinde PJAK'de vardır. İmralı ve Kandil baskısıyla, PJAK çekildi. Politika, gereyi neden Kürtler uluslar arası denge ve çelişkilerden, çıkarları gereği faydalanmasınlar? İran çok iyi faydalanıyor, gücüne güç katıyor. Neden D. Kürtleri engelleniyor? Acaba G. Kürtleri ABD mudahalesi döneminde Saddam'dan yana olsalardı daha mı doğru olur du? Bu dönem A. Öcalan'ın talimatıyla PKK Saddam'dan yana oldu. Hatta A. Öcalan;  'Bu durum geçicidir' diyerek Irak yönetimiyle
ilişkilerin bozulmaması talimatını verdi.
 
Şimdi D. Kürdistan'da olup-bitenler için ne diyor? 'Mollar güçlüdür, tehlikelidir', 'Somabradost'da bir savunma hattı' oluşturulmalıdır.
Belliki, Somabradost hakkında isminden başka hiç birşey bilmiyor.
Deyim yerindeyse işkembeden atıyor. Somabradost'da ne hattı oluşturuyor?
 Somabradost küçük bir alandır. Şemdinli'ye sınırdır. 10-15 köyden oluşan dar bir bölgedir. Doğu Kürtlerini koruyacak
stratejik bir öneme sahip değildir. Savunma hattını ne anlamda diyor?
O da belli değil, güya ilgileniyor!
Olup-bitenlerden kendileride İran yönetimi kadar suçlular...
Oluşturdukları ve denetimlerine aldıkları PJAK'la, D. Kürdistan toplumsal sorunlarını çözme değil, sorunların üstesinden gelebilecek potansiyeli
tüketmek asıl amaçlarıdır. Gövde, D. Kürdistan'da kafa, Kandil ve İmralı'a olamaz. Falaketin kendisi budur.
 
Sonuç olarak; PKK'nin Türkiye, İran ve Suriye'deki Kürtler üzerine oynadığı, oyunlar anlaşılmadan, deşifre edilmeden, Halkımızın çıkarına bir toplumsal gelişme beklemek sadece hayal olur.
Bu sorunlar çözülmediği sürecede birlik  ve güç oluşturmak mümkün değil. Halkımızın en duyarlı kesimine iş düşüyor. Bu kesimde birlik başlarsa etkili olur, ancak halkı böyle örgütleye biliriz. Yoksa mevcut durumumuzla İran ve diğer sömürgeci devletlerin vahşetine ax-vah çekmekten başka bir etkimiz
olamaz. 

 
                                       27.0510   Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile