ÇÖZÜMSÜZLER! (2)
Salih Aras
„İlk Ergenekon lafı edildiğinde, ilk karşı çıkanlar; D. Perinçek ve A. Öcalan'dır.
Kozmik odalardan bahsedilir, Cemil Bayık tepki gösterir, Heron olayı çıkar, Mustafa Karasu tepki gösterir.
D. Perinçek'i ve A. Öcalan'ı anladık da, Sizlere ne oluyor???“
ÇÖZÜMSÜZLER! (2)
PKK yönetim düzeyinde sorunu çözmekten ziyade, idare etme ve bir an önce kurtulma çabasındadır.
Gelinen aşamada en çok zorlanan ve çözümsüz kalan İmralı ve PKK Yönetim'idir. Onun için ileri sürdükleri çözüm biçimlerinin, sadece başlıkları verilse bile uzun bir liste çıkar. Neredeyse yıllardır, bir kaç ayda bir bir çözüm biçimi önerirler. En son çözüm önerileri 'Özerklik' oldu. Doğrusu diğer çözüm önerileri gibi bununda ne anlama geldiğini kendileri de bilmiyor. (Uygulanış, pratiğe uygulama biçiminden bahsediyorum) A. Öcalan'ın belirtmek istediği Kıbrıs örneği buna uymuyor. Kıbrıs'a Türk Ordu'su girdi ve O'nun mudahalesiyle mevcut durum oluştu. Peki Kürdistan'daki 'Özerklik'in teminatı kim olacak?
PKK'nin silahlı güçleri güvence olabilirmi? 1990'lı yılların ilk yarısında PKK'nin silahlı güçleri böyle bir durum için yeterli olabilirdi. Ancak günümüzde değil. O zaman güvence nedir? Açıklansın!!!
'Özerklik' lafı Mayıs ortalarında İmralı'da ortaya atıldı ve Kandil'e havele edildi. Hemen peşine, A. Öcalan her nedense çok ürktü ve korktu! '31 Mayıs'da çekiliyorum' dedi. Peki kendilerinin ileri sürdükleri 'Özerklik' ilanından neden bu derece korktular? 'Özerklik' ilanı bir çözüm mü, yoksa bir pravakasyon mu? Bunu göreceğiz... Çünkü 'Özerklik' lafından sonra katliamlardan bahsedildi. Çekilme istemi bununla bağlantılıdır, ancak izin verilmedi.
PKK'nin çözümsüz olması Kürtlere pahalıya mal oluyor. Kuzey'de tek örgütlü harekettir. Yönetim olarak teslimiyet içindedir. Potansiyel direniyor. 30 yıldır Kürdistan Halkı bütün gücünü PKK'ye verdi, O'nunla başarıya gitmek istiyor, her evden her aileden katılımlar var, kayıplar ve şehitler var. Halk pratik çözüm istiyor. İşte PKK'yi zorlayan budur. PKK çözüm gücü olmaktan çıkmış, on yıllardır KUKH'nin hedefi olan Türk Ordu'suna sığınmış, oysa PKK'nin geşmiş mücadele yıllarına bakıldığında Türk Ordu'sunu en çok yıpratan ve bu günkü duruma gelmesinde önemli derecede pay sahibidir. Peki PKK bu emeklerine neden sahip çıkmıyor?
İlk Ergenekon lafı edildiğinde, ilk karşı çıkanlar; D. Perinçek ve A. Öcalan'dır.
Kozmik odalardan bahsedilir, Cemil Bayık tepki gösterir, Heron olayı çıkar, Mustafa Karasu tepki gösterir.
D. Perinçek'i ve A. Öcalan'ı anladık da, Sizlere ne oluyor??? (C. Bayık ve M . Karasu) PKK'deki bu durum 85 yıllık ('Cumhuriyet' Tarihi boyunca) Kürdistan Ulusal Hareketi'nin kazanımlarına darbe oluyor. Sistem bu gün bir parçacıkda olsa yargılanmak isteniyor sa, (12 Eylül'de yapılmak istenen refarandum) bu durumu Kuzey Kürtlerinin mücadelesi ve direnişi yarattı. Ödenen bedeller bağımsız bir Kürdistan yaratacak güçteydi. Adımızdan bile kimse bahsetmiyor. Birinci 'Cumhuriyet'de olduğu gibi, ikinci 'Cumhuriyet'de Kürlerin emeği ve kanı üzerine kurulup, inkarı esas alınıyor.
Kürdistan sorunu büyük bir sorundur, Bölge'yi derinden ilgilendirdiği gibi, Dünya'da güç sahibi
büyük devletleride yakından ilgilendiriyor. Herkesin hesabında, artılar ve eksiler yaratıyor. Kürdistan Halkı'nın temsil gücü çelikten bir irade , Şeyh Said'in, Seyit Riza'nın ve Memet Hayri Durmuş'un sömürgeci mahkemelerdeki duruşu gibi olmalıdır. Zafere böyle gidilir.
Hayvanat bahçesindeki maymunsu şovlarla, orasını- burasını kaşımakla bu dava temsil edilemez. Böyle yapıldığı içinde, farklı güçler bu halkın emeğine ve kazanımlarına göz diker. AKP'ye boşuna kızmayın bu duruma gelmesinde önemli bir payınız oldu.
AKP çok iyi politıka yapıyor! Kendilerini sağlama almak için her yönteme baş vuruyorlar ve çıkarları için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Burada dikkatle irdelenmesi gereken bir durum var; duruma kaynaklık eden PKK yönetimidir. İmralı, teslimiyeti-ihaneti (başlangıçtan beri varda, İmralı'da sadece açığa çıktı ayen-beyan oldu) ve O'na tabi olan Kandil yönetimi Hükümetin eline önemli kozlar vermektedir. Örneğin; AKP'liler ya da yandaşları, 'PKK'nin Paşalarlarla hareket ettiklerini belirtmektedirler, Paşalar değişime karşı ve PKK'de onları destekliyor' demek istemektedirler. AKP'nin bütün kadroları Devlet'in arpalığında yetişti.
Onlar Devlet'in arpalığından beslenirken, Kürtler zindanlarda ve dağlarda bu Devlet'e karşı direniyorlardı. Politika 'oyundur' lafı budur. İyi oynanmadımı, tüm emekler boşa gidebiliyor, kazanımlara başkaları sahip çıkıyor. Yani Devlet, biraz biçim değiştirerek, Kürtlerin emeği ve kanı üzerinde tazelenmek isteniyor. Eğer doğru politika uygulanmasa gidilecek sonuç budur. Açıkçası PKK'nin tabanı, potansiyeli A. Öcalan'ın Genel Kurmay ilişkisini mahküm etmeli, bundan kurtulmalı. Muvcut yönetim bunu yapacak güç ve kabiliyetde değildir. Kitle yargılama hakkını kullanırsa hızla sonuca gider. Doğrusu zor ve karmaşık bir dönem yaşanıyor. Kötülerin içinde 'iyi' arıyoruz. Alternativ değiliz ve çıkaramıyoruz.
Halkımızın elinde en güçlü sanılan silah (PKK) işlemiyor-işletilmiyor. PKK'den hareketle, dahada ileriye giderek, 'Kürtler değişime karşı' diyecekler. Ne acı, nasıl bir izah gerekiyor; Kürtlerin kazanımı, Kürtlere karşı kullanılıyor.
Bazı gerçeklere kısaca değinmek gerekiyor; Anayasa'da bazı değişiklikler yapılmak isteniyor. Tabiki olumludur bende 'evet' diyorum. Ama bilinmesi gereken çok önemli tarihi gerçekler vardır; bu durumu kimler yarattı?
Kimler bedel ödedi, kimler dağlarda, zindanlarda ve mahkemlerde Kemalist sisteme karşı direndi ve bedeller ödedi? Kürtlerin, Kemalizme karşı 85 yıllık bir mücadelesi vardır. 'Cumhuriyet' 1923 de kuruldu, Şehy Said Hareketi 1925'dir. Kürt Halkı'nın Şeyh Said önderliğinde başlatmış olduğu Anti-Kemalist Hareket 85 yıldır devam ediyor. Eğer bu gün, bu insanlık düşmanı sistem yargılanmak isteniyorsa, Anayasa'yı bir parçada olsa deyiştirmek istiyorlarsa, bu durumu yaratanların bilinmesi gerekiyor. Bazıları kısa yoldan, hiç bir bedel ödemeden, zalim bir sisteme karşı, tarihe 'kahraman' olarak geçmek istiyor. Bunun anlaşılması gerekiyor.
Bir yandan 'Kürt Açılım'ı, 'Dersim'de yapılan katliamdır' denildi. Diğer tarafa bakıldığında bunun oyun olduğu görülüyor. Örneğin; 1990'lı yıllardan beri, sıradan bahanelerle Türkiye'nin her tarafından Kürtlere saldırılar yapılır. Bu Kürtlerin çoğunluğu aktif politika dışındadır. Devletin bilinen kurumlarının kışkırtması ve desteğiyle sözde 'sivil'ler keyfi olarak sistemli saldırılar gerçekleştirirler, bütün hükümetlerde çok açık olmasa da destekledi. AKP'de bu durumda diğer hükümetlerden hiç farklı olmadı. Bu bir samimiyetsizliktir. Bir yandan kendi durumunu sağlama almak için Kürt gücünü kullanacaksın diğer taraftan, Türkiye'deki Kürtlere
yapılan her türlü haksızlığa destek olacaksın. Bu hükümetin Kürt sorununa yaklaşımı tutarsızdır. Bir bütün olarak düşünüldüğünde, Cumhuriyetten bu yanaki yaklaşımlardan farklı değildir. O'da çözüm konusunda Ordu'dan temel olarak farklı değildir. Zamana yayıp, başka olayları gündeme alıp, anlamsızlaştırma politikası gütmektedir.
Anti-Kemalizmin adı; Şeyh Said'ir, ve 85 yıldır devam eden mücadeledir.Kemalist Sistem'i bu mücadele işlevsiz kılıyor. Sistemin bu gün farklı yargılanması gerekiyordu. Kürt Cephesi örgütsüz ve dağınık olduğu için, kazanım haklarını temsil edemiyor. Sistemin bir parçası olan Hükümet, aslında sisteme karşı değil artık işlemeyen sistemi, işler hale getirme çabasındadır. Bundan dolayıda Kürtlerin 85 yıllık direnişi inkar edilecektir. İki dönem iktidar olan AKP'mi sistemi yargılar hale getirdi? Bunların iyi hesaplanması gerekiyor.
Kürt Açılımı, sonra Milli birlik geldi, 12 Eylül'de yapılacak Refaranduma dayandı. 'Açılım' ve 'Milli Birlik' bize ne kazandırdıysa, yapılacak Raferandum'unda (başarılı olması halinde bile) kazanımı aynı olacak... Çünkü bizler için yapılmıyor, Devlet'in geleceği için yapılıyor. Biz sadece güçlü ve etkile olduğumuz zaman fırsatlardan faydalanabiliriz.
02.08.10
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


