Anasayfa Yazarlar Selim Çürükkaya Eve dönüşü nasıl okumak lazım?

Eve dönüşü nasıl okumak lazım?

altSelim Çürükkaya / Qandil den bir grup indi.
Direkmen Habur sınır kapsına kadar geldi.
Ve Türk askerlerine teslim oldu.
Sınırda kurulan bir mahkemeye çıkarıldı ve serbest bırakıldılar.

Bu durumu alkışlamak mı, yoksa lanetlemek mi lazım?
Bana göre her ikisini de yapmak yanlıştır.
Önce bu durumu tahlil etmek gerekir diye düşünüyorum.
Biliyoruz ki Abdullah Öcalan  İmralı ya döndükten sonra yeni bir aşama başlamıştı.

Şimdi artık anlıyoruz ki; Öcalan’ ı İmralı’ ya getirenler, onun soruşturmasını yapanlar
 Ve son iki yıla kadar yönlendirenler, ergenekonculardı.
Ne demişti Öcalan:
“Benim soruşturmama katılan bir yetkili:
‘ABD ve AB yi kasdederek bu alçaklar kardeşi kardeşe vurdurtmak istiyorlar, sorunu kendi aramızda çözelim dedi. Bende bunu kabul ettim”

Kendi aralarında sorunu nasıl çözdüler?
Yine Abdullah Öcalan bir avukat görüşmesinde  bu konuyu şöyle açıklamıştı:
“Bir yetkili bana bütün silahlı güçlerini yurt dışına yollama,
hepsini yollasan boşalttığın dağları, Ermeni Rum çizgisi, Şemdin Sakık, Dr. Süleyman çizgisi ve TİKKO cular tutar”
Öcalan sahiplerinin emirlerini yerine getirmiş, beşyüz kişiyi içerde bırakmış, diğerlerini Qandil dağına yollamıştı.
Çekilmek istemeyenler katl edilmiş, çekilenler beşyüz kayıp vermişti.

Peki neden Gerillalar teslim edilmemişte, Qandil’ e yollanmıştı?
Ergenekon’ un o tarihteki stratejisi, Gerillaları YNK ve KDP ye saldırtmak;
Güney Kürdistan da bir kaos ortamı yaratmak ve orayı tam olarak denetim altına almaktı.

Kardeşimin de dahil olduğu "özgürlük insiyatifi" adlı grup:
“İmralı’ dan gelen talimat, kesin olarak YNK güçlerine saldırmamız,
 hatta Celal Talabani' nin boynuna ip takıp yerleşim birimlerini dolaştırmamız gerekiyor biçimindeydi.
Biz bunu kabul etmedik ve ayrıldık”
içerikli bir açıklama yapmıştı.

Ergenekon örgütünün planlarını ABD bozdu, çünkü Irak’ ı işgal etti.
Türkiye de de AKP iktidar’ a gelince, Qandil ‘ e yollanan Gerillalar, geri istendi.
Ergenekon ve ordu, kaos ortamına ihtiyaç duyuyorlardı.
2004 Mayıs ayında ki bir avukat görüşmesinde Öcalan:
Söyle arkadaşlara savaşabiliyorlarsa savaşsınlar”
Diyerek talimatını yollamış, bu talimat Qandil' deki Kongrede savaş kararına dönüşmüştü.

Ergenekon davası başlayana kadar bu savaş sürdü.
Hükümeti devirme planları yapan ordu, bu kez açık verdi.
Hükümet darbe yapmak isteyenlerin üzerine yürüdü.

Generaller darbe yapamayacaklarını anladılar ve geri adım attılar.
Hükümet onlarla Apo’ nun  ilşkilerini öğrendi.
Ve İmralı üzerinde denetim sağlamaya çalıştı.
MİT devreye girdi.
Öcalan da öyle bir karektere sahiptir ki; devlet adına kim yanına giderse onlara “tamam” der.

Sekiz yıl boyunca Ergenekon devlet adına onunla görüşüyordu.
Bir dediklerini iki etmedi.
Şimdi de  MİT’ in söylediklerini yapıyor.

Ama Ergenekon ve Öcalan bu sekiz yıl  boyunca çok şey başardı.
Atatürk’ü, bayrağı ülkeyi  apo Kürtlerine sevdirdiler.
Tek millet tek ulus bilincini kitleye kabul ettirdiler
Kalabalıkları  teslim olmaya hazır hale getirdiler.
Şimdi MİT ve dolayısıyla hükümet Öcalan’ a:
“Adamlarına söyle, gelsin teslim olsunlar” demiş olabilir.
Öcalan bunu emir talaki ederek talimatını verdi.
Ve Gerillalar Öcalan’ ın talimatına uyarak teslim olmaya geliyorlar.
Ortada her hangi bir anlaşma var mı? Hayır!
Kürtlere herhangi bir hak tanın mış mı? Yine hayır!
Peki niye geliyorlar?
Öcalan dediği için!
Öcalan niye demiştir?
Başkaları Öcalan’ a buyurduğu için!

Peki silah bırakmaları kötü mü? Hayır!
Elinde silah olanlar, Apo nun emrinde, Apo da Türk Genarallerinin emrinde olduğundan
Silahlarıyla sade ve sadece Kürt halkının mücadelesine zarar veriyorlardı.

Şimdi gelişleriyle Kürt hakına hizmet ediyorlar demek mümkün mü?
Bu soruya da “hayır” diyorum.
Hiçbir hak elde etmeden, teslim olmak ve bu teslim olmayı davul zurna ile kutlamak
Yenilgiyi zafer gibi görmek komikliği yaşanıyor.

Kürt halkı bir zafer kazanmadı
Ama Öcalan’ ın bir zafer kazandığı kesindir!
İnanıyorum ki kendi sahiplerine şunu demiştir:
"Siz bana imkan tanıyın:
Ben devlete karşı olan herkesi, hiçbir şey vermeden getirip teslim ederim.
Hem davul zurna ile, hem kitle gösterileri ile, hemde bir bayram havasıyla!"


Ben kitlenin  teslim olan gruba karşı dışa vurduğu bu sevincine bakınca, Av. Hüseyin Yıldırım' ın Ema lenge adlı kitabında Anlatılan Süleyman adlı kişinin sevincini hatırladım.
O kitapta Süleyman, iyi koşan okuma yazması olmayan aşiretlerin bir kuryesidir.
Süleyman Türk askeri tarafından yakalanır.
Mazgirt' teki Türk komutanının huzuruna çıkarılır.
Komutan Süleyman' ın iyi koştuğunu bir de okur yazar olmadığını anlayınca; bir hinlik düşünmeye başlar.
Beyaz Dağ da toplanmış yüzlerce Kürt erkeğinin kurşuna dizilmesi için, Ankara' dan emir gelmiştir. Bu emri en tez Süleyman o dağa ulaşatırabilir. General Süleyman' a derki: "Beyaz dağı bilirmisin?"
Süleyman "evet" deyince, General, elindeki sarı zarfı Süleyman' a uzatır: "Bu zarfı al, Beyazdağa götür, ordaki komutana ver. Zarfı ne kadar çabuk ulaştırırsan oradaki tutuklular o kadar çabuk kurtulurlar!"

Süleyman' nın sevdikleri insanlarda Beyazdağ da tutukludur.
Büyük bir sevince kapılarak zarfı alır, uçarcasına Beyaz dağa doğru koşar.

Oysa zarfın içinde sevdiklerinin ölüm fermanı vardır.
Ve Süleyman bu ölüm fermanını götürürüyor!
Ama seviniyor!
Ben dağdan inip teslim olan gurubu sevinçle karşılayan kitleye  her baktığımda hep Süleyman' ı  hatırlıyorum!
Trajediyi bildiğim için kitle gibi sevinemiyorum!
Kimse kusuruma bakmasın!
Selim Cürükkaya
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
www.madiya.net
www.diyarbakirzindani.com
www.kurdistan-aktuel.org



 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile