Anasayfa Yazarlar Selim Çürükkaya Açılmadan kapandı!

Açılmadan kapandı!

altSelim Çürükkaya / Açılım süreci başladı ve kapandı.“Kürt açılımı” adını aldı, “demokratik açılım” oldu.“Milli birlik ve beraberlik projesi” olarak kaldı.

Niye açıldı? Neden kapandı?
Bu konuda çokça yorumlar yazıldı, tartışmalar yapıldı.
Ben okuduklarımdan çıkardığım sonuçları okuyucularım ile paylaşmak istiyorum.
Önce şöyle bir soru sorayım:
Bu açılım veya proje, bir devlet açılımı veya projesi mi?

Hayır!

Mesala Abdullah Öcalan’ ı asmama kararı, bir develet projesiydi.
Yargılanması sona erdikten hemen sonra, o günün iktidar, muhalefet partileri,
MİT, Genel Kurmay yetkilileri bir araya geldiler ve asmama kararı aldılar.
Ama bu açılım süreci böyle başlamadı!
Önce Cumhurbaşkanı Gül “iyi şeyler olacak” dedi.
Ardından Başabakan Recep Tayip Erdoğan bazı işaretler verdi.
İçişleri bakanı Atalay işin koardinatörü olarak starta bastı.

En son görüşülmesi gerekenlerle en başta görüştü.

Açılımı açıkladı, en önemli muhalefet partilerini dışta bıraktı.

Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrası “açılıma devam” kararının alındığı söylendi.
Önce İmralı’ dan bir şeyler beklendi.
Yol haritası hazır değildi
Yazın ortasında hava muhalefeti oldu! Avukatlar gidemedi!
Üçüncü hafta geminin motorunda arıza oldu!
Dördüncü hafta Öcalan’ ın güdümündeki yayın oraganlarının yayınlamadığı zehir zemberek bir avukat görüşmesini Milliyet gazetesi yayınladı.
Ardından Öcalan gelsinler dedi geldiler.
Yer yerinden oynadı
Bahçeli ile Deniz Baykal göbek attı ve süreç kapandı.

Ama bu sürecin yapılan gösterilerden dolayı kapanmadığı kesin gibi.
Gelişmeleri iyi takib eden, bu konularda  leb denmeden leblebiyi anlayan biri olarak
Size sürecin neden durma aşamasına geldiğini izah edeyim.
Tabi bu izah edeceklerim, benim çıkardığım sonuçlardır.
Görüşlerime katılıp katılmamakta tamamen özgürsünüz.

Türk basınındaki kulağı delik bazı gazeteciler MİT’ in İmralıya gittiğini daha önce yazdılar.
Eğer MİT İmralı’ ya gitmişse ve Öcalan’ a:
Biz hükümet veya devlet adına geldik, şunları şunları yapacaksın!” demişse,
Öcalan’ın: “Tamam, söz yaparım” diyecek özelliğe sahip olduğunu biliyoruz.
Adadan dönen MİT heyeti de Hükümet ve Cumhurbaşkanına bir raporla durumu izah etmişse;
Öcalan’ ın sözüne hem dağdakilerin hem  Avrupa’ daki adamlarının, hem de  DTP nin uyacağını bilen AKP yetkilileri,  gerillayı dağdan indireceklerine kesin gözüyle bakarak süreci başlatmış olabilirler.

Ve büyük bir ihtimalle Milli Güvenlik Kurulu toplantısında vaziyeti Generallere de izah ettiler!
Generaller: “Hayır, biz silahlı çatışmanın sona ermesini, teröristlerin dağdan inmesini, kanın durmasını istemiyoruz” diyebilirler miydi?
Bana göre diyemedikleri için “süreci destekliyoruz” dediler resmi olarak!

Olanlar bundan önce olmuştu zaten:
Büyük bir ihtimalle MİT heyeti adadan döndükten bir müddet sonra
Bu kez ordunun bir heyeti Öcalan’ ı ziyaret etmeye gitti ise
Ve: “Devleti biz temsil ediyoruz, burayı kontrol eden, seni getiren, şimdiye kadar seni yönlendiren güç biziz. Hükümetler geçicidir, görüşleri farklı olabilir, ama biz kalıcıyız, hem sana, hemde bölücülükten kaynaklanan terör sorununa biz bakıyoruz. Hiçbir hükümet bu konuda bizi aşamaz, bunun için sen bizim sana söyleyeceğimiz görüşler doğrultusunda bir plan veya yol haritası hazırlayacaksın” demişse
Hükümetin beğenmediği yol haritası böylece  ortaya çıkmıştır.
Ve hükümet de belki bundan dolayı yol haritasına el koymuştur

Öcalan bir yerlerden işaret alarak bir gruba “gelin” demiş
Baykal ile Bahçeli de ordunun işaretini almış ve keskin karşı koyuşu gerçekleştirmişlerdir.
Aklı biraz başında olan herkes artık biliyorki CHP Ordunun partisidir.
Devlet Bahçeli için devlet kutsaldır.
Ve onun kafasında devlet ile ordu özdeştir.
Ordu bir şeye "evet" derse, Baykal ile Bahçeli hayır diyemezler!
"Hayır" ları, Ordunun "hayır"ından kaynaklanıyordur.

Buradan varmak istediğim sonuç şudur:
Türk ordusu şu anda silahlı çatışmanın bitmesini ve Gerillanın dağdan inmesini istemiyor.
Bu görüşünü MHP, CHP Ve İmrallı üzeri seslendiriyor.
Öcalan’ın son altı ay içinde yarı AKP , yarı ergenekon gibi konuşmasının nedeni;
Kaldığı cezaevinin iç güvenliğinin Adalet Bakanlığına bağlı gardiyanlara devr edilmesi, dış güvenlikte ve adanın esasında hala ordunun denetiminde olmasındandır.
Nitekim son avukat görüşmesinde kendiside “ergenekon kırk adım ötemdedir” demiştir.

Ne olacak peki diyeceksiniz?

Hükümet orduyu denetim altına alamadıysa hiçbir adım atılamaz!
Ama hükümet orduyu nasıl denetim altına alsın diye soracak olursanız,
Size vereceğim cevap şu olabilir.
Albay Çiçek’ in “yaş imzalı” darbe belgesinin tam sürecin kapanmak üzere olduğu bir ortamda ortaya çıkması tesadüflerin bir sonucu mu?

Yazdıklarımı komplo teorileri olarak yorumlayanlara söyleyeceğim tek söz;
Ortadoğuda politika değil, entrika ile işler görülüyor olacaktır..

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile