Çöldeki Meşe Ağacı
Selim Çürükkaya /
Güney Kürdistan ile ilgili yazdığım ve “Çöldeki Meşe Ağacı” adını verdiğim yazı dizisini bu bölüm ile noktalamak istiyorum. Yazımı bitirmeden umduklarımı altalta sıralamayı düşünüyorum:
Sayın Mesud Barzani’ye
“Kürtler itifaksızdırlar” “Kürtler devlet olamazlar," ”Kürtler aşiret düzenini aşamazlar” “Kürtler birbirlerini çekemezler” “Kürtlerden lider çıkmaz, çıksa da despot olur” “Kürtler ilkel koşullarda dağda yaşamaya mahkum olmuşlar, özgür olarak şehirlerde yaşayamazlar” “Kürtler sanattan, edebiyattan, diplomasiden anlamazlar” "Kürtler devlet olurlarsa dünya onların eliyle yıkılır” sözlerini bir kağıdın üzerine siyah punktlarla yazıp, Kürdistan Devlet Başkanı Sayın Mesud Barzani' ye havale ediyor ve onun bu sözleri okuyup gereklerini yerine getirdikten sonra, yırtarak tarihin çöp sepetine atmasını diliyorum.
Sayın Kerkuki’ye
Artık bu günden sonra kimse biz Kürtlere: “Sizin bir bayrağınız bile yok” diyemez. “Hani nerede bayrağınız?” diye soracak olanlara göğsümüzü geregere: “İşte orada Kürdistan’ın başkenti Erbil’deki Kürt Parlementosunun binasının mavi göğünde özgürce dalgalanıyor.” Diyeceğiz. Bu bayrağın tek Kürt kalıncaya dek, orada dalgalanması için Sayın Kemal Kerkuki’ nin canla başla çalışacağına inanıyorum.
Kürdistan Genarallerine,
“Ağaçtan Maşa Kürtten Paşa Olmaz” sözünü bir kağıdın üzerine yazarak buradan sayın Aziz ve Osman paşalara acilen havale ediyorum. Onlardan bu sözü yırtmalarını, artık çöp sepetine atmalarını istiyorum.
Zembilforoş kültür merkezi kurulsun
Bu umut ve temennilerimden sonra, çok önemli bir konu hakkında düşüncelerimi aktarmak istiyorum:
Zembilfroş’ un mezarı hakkındadır önerilerim.
Düşünüyorum ve diyorum ki; lokanta, otel, apartman inşaa etme dışında, ülkemizin yöneticileri, Zembilfroş’ un mezarının bulunduğu alanda, Zembilfroş Kültür Merkezi inşaa etseler.
Bir Zembilfroş vakfı binası hazırlansa, burada en az üç Kürt aydını görev yapsa,
Zembilfroş ile ilgili tüm bilgiler, türküler, söylenceler, öyküler toplansa, bunlar doğru düzgün bir tarzda yazılsa, değişik dillere çevrilse, bu çeviriler sesli olarak okunsa ve Zembilfroş’un mezarını ziyaret etmek isteyenlere dinleme olanağı sağlansa, en önemliside mezarlığın hemen solundaki geniş ve boş alana binlerce kişinin oturabileceği eski Yunan tiyaro platformuna benzer üstü gölgelikli bir yapı inşaa edilse, her yıl burada Zembilfroş festivali düzenlense, dört parçadan ve Avrupadan bütün Kürt sanatçılar, şairler ve edebiyatçılar davet edilse, bu antik tiyatroya benzer yerde bir ay boyunca konserler, tiyatro geceleri organize edilebilse, en iyi şairlere, edebiyatçılara ve ses sanatçılarına Zembilfroş ödülleri verilse ne müthiş olur biliyormusunuz?
Zembilfroş öyküsü çok entersandır, Yahudiler dışında başka hiçbir ulus böyle bir efsaneye sahip değildir.
Bizdendir Zembilfroş, ama tanımıyoruz onu!
Onu birliğimizin harcı haline getiremiyoruz!
Onu bizi ayakta tutacak kökümüz yapamıyoruz.!
Bu konuyu geçmişimize geleceğimize ve maneviyatımıza önem verenlere arz ediyorum.
Teşekkürler
Artık noktalayacağım:
Bu gezim sırasında bana yardımcı olan, bütün sabrıyla bana katlanan, eleştirilerime kulak veren, kızgınlıklarımı bile hoş gören Sait Hocaya, bizleri en iyi bir şekilde her zaman karşılayan, Kürt misavirperliğinin eşsiz temsilciliğini sergileyen Elçi ailesine, dündülü ile bizi istediğimiz yere aniden ulaştıran güleç yüzlü Cemal’e, Cizire Botan’ın yiğidi Ata’ya, isyan ateşini içinde küllendirmiş, geceler boyunca beni tartışmalara çeken Hişar’a, Birbirlerine tıpatıp benzeyen, ağırbaşlı, yetenekli, gelecekleri parlak İsa ve Musa’ya, ilk gördüğümden beri dikkatimi çeken, hoşgörülü, esprili, dillerin ustası Ali Avni’ye, zor şartlarda aniden hızır gibi imdadıma yetişen arkadaşım Murat’a, bizi yalnız bırakmayan, eşsiz nezaketiyle bize yer yurt bulan, Bayram’a, çok önemli bir isteğimi ta İstanbuldan jet hızıyla karşılayan yakışıklı Azad’a, Van gölü kadar sakin ve aldığı görevi seve seve yapan Necla' ya, ayıplarımızı gizlemek için hiçbir şeyini esirgemeyen Adil’ e, “Benimde çorbada tuzum olsun” diye bize el uzatan genç ve yakışıklı Faysal’a, kendisine yardımcı olamadığım için üzüldüğüm, elinden gelen hiçbir şeyi bizim için esirgemeyen Fırat’a, Esat’laşan Recai’ ye, Mazlum’laşan Müzaffer’e, ürettiği taşlarıyla dekorumuzu sağlayan Davut’a, bizi bir ay boyunca semten semte taşıyan, inanılmaz derecede alçakgönüllü Şahin’ e, Kürdistan’ ın en demokrat, güleryüzlü Genarali Osman Kasım’ a, Zeravani’ nin Şahin’i Genaral Aziz Veysi’ye, İnanılmaz derecede efendi ve her isteğimizi yerine getirmekte teredüt etmeyen Muqadim Hüseyin’e, sabırlı bir şekilde beni dinleme zahmetinde bulunan Sayın Akrevi’ye, daima bizi izleyen, gözleyen, çaresiz kaldığımız durumlarda bize çare bulan, zamanının bir kısmını bize harcayan, istediğimiz her yere bizi götürmekte terdüt etmeyen Babiri’ ye, hücre arkadaşım sarı Osman’a, çaresizlikte çare arayan Şoreş ve eşine, sevgili Celal’ e ve adlarını burada anmadığım herkese çok ama çok teşekkür ediyorum.


