1925 KÜRT HALK HAREKETİ

Seyîdxan KURIJ/ 20. yüzyılın başında ortaya çıkan diĝer Kürt halk haraketleri gibi,Şeyh Sait Haraketi olarak bilinen halk haraketi de çok farkli deĝerlendirildi. Şüphesiz bunda sömürgeci T.C devletinin ve onun propaganda aygıtlarının önemli rolü vardır. Ancak buna Komünist Enternasyonal`in yanlış deĝerlendirmeleri ve Stalinist-Kemalist Türkiye solunun çabaları da eklenince,bir dönem Kürdistanli sosyalistler bile bu harakete sahip çikmakta tereddüte düşmüşlerdir. Ama gerçekleri sürekli saklamak mümkün deĝildir. Özelikle 1980`den sonra Avrupa`ya çıkan Kürt aydınlarının ve politik hareketlerinin ,kendi kökleri ile ilgili çalışmalara yönelmeleri sonucu yaptıkları araştırmalar ve bazi dürüst Türk araştırmacılarının çalışmaları sonucu,1925 Kürt Halk Hareketi ile ilgili gerçekler gün ışıĝına çıkarıldı. Şüphesiz ki en büyük yargılayıcı tarihtir. Tarih bu konuda hükmünü vermişir ve haraketin önderleri tarihteki yerlerini almışlardir.
Biz bu yazıda;bu haraketin ortaya çıkışını, gelişimini, sonuçlarını ve niteliĝini incelemeye çalışacaĝiz.
Yazimiza,Cıbranlı Albay Halit Bey`in tutuklanmasından sonra,Kürdistan Baĝimsizlik Komitesi(AZADÎ) başkanlıĝına getirilen Şêx Seîdê Paloyî imzası ile 1924 tarihinde Kürdistan `da daĝıtılan bir bildiriden aldıĝımız bir pasaj ile başlayalım:
„Türkler ve Osmanlılar , islam ve Halife adına, 400 yıldan bu yana bizleri maalesef adım adım uşaklaştırdılar. Onlar bizleri cehalet ve karanlıĝa sürüklediler. Türkler ilkin göçmenler olarak bize geldiler, daha sonralari hileyle ve düzenbazlıkla buraya yerleştiler, onlar ülkemizi işgal edip yıkıma uĝrattılar. Kürdîstan hiçbir zaman şimdi olduĝu kadar harabe olmadı. Hıç bır Kürt ve hiç bir mümin bu durum karşısında sabredemez. Bu mutsuz ve acıklı durumdan kurtulmak hepimizin görevidir. Bundan dolayi biz,hak ve doĝruluk yolundan sapmamalıyız. Bızler ölümden korkmamalıyız.Haklarımızı bir daha ele geçirmek uĝruna yenilgiye düşmeye müsade etmemeliyiz.
Kadınlarımıza , kızlarımıza, ve de çocuklarımıza acımasızca kötü muamele eden Türk askerlerine, özelliklede subay ve komutanlarına karşı isyan et. Onlar din adına bizleri bir daha öldürüyorlar. Silahsız, günahsız, güçsüz ve savunmasızları koruyun, esir ve yaralılara karşı dikkatli olun. Bize karşı savaşmayan, bize teslim olan Türk askerlerine karşı iyi ve kardeşçe davranmak zorundayız.
Ey Kürtler !
Mem û Zîn destanından bu yana yaşamımızı bir düzene kavuşturamadık, atalarımızın ruhunu mutlu kılamadık, Ehmedê Hanî`nin dileĝini yerine getiremedik. Bundan dolayıdır ki bu sefaleti yaşıyor ve düşmanlarımızı sevindiriyoruz.“ [1]
ŞEYH SAİT HARAKETİNİN HAZIRLIKLARI
Tarih mekanik deĝildir, aksine sürekli bir devinim içerisindedir. Ulusların yaşamıda durgun deĝildir, sürekli bir haraket, bir toplumsal devinim mevcuttur. Kürt toplumu da diyalektiĝin bu şaşmaz kuralı gereĝi bazen dış şartların zorlamasi ile bazende kendi iç dinamiklerinin zorlaması ile sürekli bir deĝişim yaşamıştır. Kürtler,Kurdistan`ın jeopolitik durumundan dolayı sürekli yabanci işgalciler ile uĝraşmak zorunda kalmışlardır. Demirci Kawa`nın zalim hükümdar Dehak`a karşı halkı örgütleyip direnişe geçmesinden bu yana (bu bizim bildiĝimiz), Kürt halkı sürekli işgalcilere karşı, zulüm ve baskıya karşı direnmiştir. 1925 Kürt Halk hareketi,Kürt halkının 20. yuzyılın başlarındaki en kapsamlı anti işgalci hareketlerinden biridir. Bu hareketin örgütlendirilmesini ve önderliĝini „Kürdîstan Baĝımsızlık Komitesi“(AZADÎ) yaptıĝı için,burada kısaca bu örgüt üzerinde durmak istiyoruz.
Kuzey Kürdistan`daki 1920-1940 yılları arasında,ortaya çıkan ulusalcı hareketleri,tam olarak biribirlerinden ayırıp tek tek ele almak,olayın bütününü kavramaya yetmez. Çünkü bu olaylar silsilesi,bir zincirin halkaları gibidirler. Bu zincirlerden birini koparmak,bu tarihsel sürekliliĝi bozmak anlamına gelir. Ancak 1920-1940 yıllarındaki tarihsel olaylar açısından, başlangıç olarak,1918 sonbaharında yapılan Kürdistan Tealî Cemîyetî`nin kongresini almak mümkündür. Bu kongrede iki görüş çarpışmıştı. Birinci guruptakiler,baĝımsız bir Kürdistan için şehirlerde, köylerde, kısacası Kürdîstanin her tarafında örgütlenmek gerektiĝini, ikinci guruptakiler ise,müslüman bir devlet olan Osmanlı devletine karşı,şu anda bir ayaklanma başlatmanin,din kardeşliĝine uygun düşmediĝini savunuyordular. Bu Kongrede birinci guruptakiler galip geldiler.
Kongrenin bu kararından sonra , Kürdistan Tealî Cemîyetî´nin seçkin üyelerinden Molla Hıdır Dersim`e, Seyît Kasım Erzincan`a,Veteriner Dr. Nurî Dersimi Koçgîrî bölgesine, Alîşan ve Alîşer beyler Koçgîrî ve Dersîm bölgelerine gönderildiler. Kürdîstan`in bazı şehirlerinde cemiyetin şubeleri açıldı. Bu hazırlıkların dışında Kürdîstan`ın diĝer yerlerinde komiteler kuruldu. Dîyarbekir ve başka şehirlerde Kürt kulübleri kuruldu.
Dîyarbekîr Kürt Kulübü´nün yaptıĝı toplantılarda,halk sokaklara taşıyor ve konuşmacıları sokak aralarından dinlemek zorunda kalıyordu. [2] Bu komitelerden en önemlisi ve konumuz açısından da üzerinde duracaĝımız „Kürdîstan Istîklal Komitesi“(Azadî) dir. Azadî,1923 yılında Erzurum`da kuruldu. Komitenin başı Cıbranlı Albay Halît Bey idi. Bu komiteye daha sonra Hacı Musa bey,Cıbranlı Halît bey, Hasananlı Halıt ve başkalarıda katıldılar.Bitlis mebusu Yusuf Ziya 1923 yılınının yaz mevsimi sonunda Şeyh Sait ile görüştü ve görüşmede bir Kürt ayaklanması örgütlemek ve bu amaçla örgütlenmeye hız vermek konularında anlaşıldı. [3]
“AZADΔ Örgütün amacı Türkler tarafından işgal edilmiş Kürt topraklarını kurtarmak ve kendi baĝımsız devletini kurmaktı. Bunun için Kürdîstan`nın birçok yerinde alt komiteler örgütlemeye çalıştı. Komite üyeleri şehirlere , köylere daĝıldılar, halk temelinde örgütlenmeye hız verdiler. Türk okullarındaki Kürt öĝrenciler ile ilişkiye geçildi, Kürtçe yayınlara önem verildi. Türk ordusundaki subaylar ile ilişkiye geçildi. Siyasi çalışmaların amacı Türklerin Kürdîstan ile ilgili politikasını kitlelere anlatmak, Kürt halkının ulusal kimliklerine sahip çıkmalarına, ulusal demokratik hakları konusunda mücadeleye çekmekti. AZADÎ üyeleri yaptıkları propagandada Kürdîsta´nın somut şartlarını, dünya koşullarını anlatıyor ve tek kurtuluş yolunun bir halk ayaklanması ile baĝımsızlık savaşını başlatmak olduĝuna dikkati çekiyordular.
Türkler 1918- 1923 yılları süresince Kürtler ile iyi geçinen, savaş boyunca Kürtlere ulusal demokratik haklarını tanıyacaklarıni vaadedip, Kürtlerin büyük bir çogunluĝunu yanlarına çekmeyi başarmışlardı. Lozan anlaşmasından sonra Cumhuriyet`in kurucuları gerçek niyetlerini ortaya koydular, verdikleri sözleri unuttular.
Ulus devlet(Nation Staat) yaratmayı hedefleyen yeni cumhuriyetin ideolojisi tek ulus, homojen kültür ve tek şef kültüne dayali idi. Osmanlı sınırları içerisindeki Ermeni, Rum ve diĝer halklar ezildiklerinden ve Türk egemenleri için sorun olmaktan çıktıkları için sıra Kürtlere gelmişti. Zira Kürtler ulus-devlet projesinin önündeki en büyük engel idiler. T.C Kürt sorununu temelden çözmek istiyordu.
Burada,son dönemlerde yanliş bir biçimde kamuoyuna aktarılan ,bir konuya deĝinmek ihtiyacı doĝuyor. Maalesef bazı Kürt politikacılarının da iddia ettikleri,Türklerin millî mücadelsinde Türkler ile Kürtlerin omuz omuza savaştıkları iddiası,gerçekleri yansıtmıyor. Herşeyden önce,burada iddia edildiĝi gibi bir ulusal Kurtulaş savaşı,yaşanmamıştır. Türkler, ülkeleri sömürge olan,mazlum bir ulus deĝildirler. Osmanlı imparatorluĝu bir paylaşım savaşina girmiştir. Bu savaşa katılan bütün taraflar gibi,sınırlarını genişletmek, daha fazla toprak işgal etmek amaci ile savaşa katılmıştır. Ancak savaşi kaybetmiştir, kazanabilirdi de. Şayet kazansaydı o zaman işgalci olarak tanınacaktı. Bu savaşta Almanya`da kaybetmiştir, ama kimse Almanları mazlum ulus olarak tanımlamıyor. Savaş kaybeden elbettekı sonuçları na katlanacaktır.1918 ile 1922 yılları arasında süren bir Türk-Yunan Savaşı olduĝu doĝrudur. İngiltere,başlangıçta Yunanlıları desteklemiştir. Bu desteĝin nedeni,Ankara hareketinin Bolşevikler ile olan ilişkileridir. Ingiltere Sovyetler Birliĝinin Ankara haraketi üzerinden yeni yönetim ile ittifak kurup bölgeyi denetleyebileceĝinden korkmuştur. Daha sonra Kafkaslardaki Ittihat ve Terakki`cilerin Enver Paşa önderliĝinde Bolşeviklere cephe almaları ve Ankara hükümetinin tavrı İngiltere´nin bu kaygılarını gidermiştir. Dolayisiyla,İngiltere Yunanistan`ı desteklemekten vazgeçmiştir. Bunun sonucu olarakta Ankara hareketi bu savaştan galip çıkmıştır.
İsveç`te Yayınlanan Kürdîstan Press gazetesinde yayınlanan bir roportajında Yunan tarihçi, Ingiltere`nin ihanetine ugradıklarını beyan ediyordu. [4]
Gelelim Kürtler ile Kuvay- ı Millîye `nin ilîşkilerine:Herşeyden önce Kuvay-ı Millîye denen kuvetler,Kürdîstan`ın hiçbir yeinde,yabancı bir güce karşı savaşmamışlardır. Zaten Mustafa Kemal Anadoluya çıktıĝında,Kuzey Kürdîstan`da Türk ordusunun dışında,bir yabancı kuvvet mevcut deĝildi. Antep,Maraş,Urfa yöresini işgal eden Fransızlar,daha önce Kürtlerin tamamen milis gücüne dayalı direnişleri sonucu,geri puskürtülmüşlerdi. Bu durumda Türk-Kürt ortak mucadelesi ile ülkeyi düşmandan temizleme iddiası tamamen illüzyondur. Soz konusu olan;Kuvay-ı Millîyecilerin iktidar mücadelesidir. Erzurumda ve başka yerlerde kurulan Mudaafa- ı Hukuk Cemîyetleri,özelikle Ermeni fobisine karşı kurulmuşlardır. Bu derneklerin kurucularının çoĝu,katledilen yada tehcir ve tenkil edilen Ermenilerin,gayri menkullerine el koymuş Türk ve Kürt eşraf, Tüccar ve asker-sivil bürokratlarıdır. Bunların en büyük korkuları;Ermenilerin geri gelip,mallarını geri alabileceklerine dayalıdır. Erzurum ve Sivas Kongrelerine katilan Kürtlerin çoĝu,bu kaygılar ile bu kongrelere katılmışlardır.Sivas ve Amasya`da ki toplantılarda,Kürtlerin lehine bazı kararların alınmasına ve bizzat Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafindan da imza edilmelerine raĝmen, Koçgîrî Kürt halk hareketinin şidetle ezilmesinde,bir sakınca görülmemiştir. Bu toplantılardan sonra ortaya çıkan Koçgîrî hareketinde,Kürtler çok şey deĝil,sadece sınırlı bir Otonomi talep ediyordular. Burada,akıllara durgunluk veren bir vahşet örneĝi sergileyip halkı katleden,köyleri yakıp yıkan Nurettin Paşa ve Topal Osman Mustafa Kemal`in en yakın adamlarıdırlar. Topal Osman Mustafa Kemal`in özel korumalıĝını yapmıştır. Nurretîn Paşa`yı ise Mustafa Kemal meclisde savunmuştur.BMM`de gizli oturumlarda aile hükümeti kurmakla suçlanan Nurettin Paşa`yı,Mustafa Kemal “orduda kumanda görevi yapan biri ile ilgili karar vermek,genel Kurmay başkani ile benim yetkilerim içine girer” dedikten sonra konuşmasını şöyle sürdürmüştür:“ Nurettin Paşa`nın yasadışı eylem ve davranışlarına gelince; ben bunları incelettim. Bu incelemelerden bazı sonuçlar da çıkardım. Nurettin Paşa`nın deĝiştirilmesi kanısı doĝmamıştır“. [5]
Özellikle Mustafa Kemal`in çok usta bir makyavelist olduĝunu teslim etmek gerekiyor. Mustafa Kemal,Kürtler üzerinde çok ince hesaplara dayanan bir politika izlemiştir. Mustafa Kemal ìn 1923 `e kadarki bütün çabası,Kürtlerin kendi öz örgütlenmelerini engellemek olmuştur. Çok usta bir şekilde,bir taraftan Kürt feodallerine mektuplar yazıp onları kendi yanlarına çekmeye çalışırken,diĝer taraftan Kürt aydınlarının Kürdîstan´daki örgütlenmelerine,engel olmuştur. Bazı Aĝa ve Şeyhlere yazdıĝı mektuplarda;din kardeşliĝini öne sürüp,Kürtlerin kendileri ile birlikte hareket etmeleri gerektiĝi, özellikle Bedırxanlar ve Cemilpaşazedelere kanmamaları gerektiĝi ; zîra bunların İngiliz ajanı olduklarını dile getirmiştir. Bu mektuplarin çoĝunu “ellerinizden öperim”gibi cümleler ile bitirmiştir. Kurdîstan`da bir demografik araştırma yapmak için bulunan İngiliz Diplomat Noel, Ekrem Cemilpaşa ve Celadet Bedırxan,Mustafa Kemal`in Malatya`daki Türk yöneticilerine gonderdiĝi bir talimat ile Türk silahı kuvvetlerinin saldırısına uĝramışlar ve bölgeden çıkmak zorunda kalmışlardır. Şimdi burada Mustafa Kemal,çok bilinçli bir şekilde,Kürtlerin kendileri için halk olmalarını önlemeye çalışmıştır. Çünkü;Mustafa Kemal`in ajan olarak suçladıĝı Kürt aydınları,kendi iradeleri ile sürece müdahale etmek istiyordular. Eĝer Kürtler,kendi öz örgütleri ile sürece müdahale edebilselerdi,şüphesiz sonuç 1923 sonrasindan çok farkli olurdu. Yani Kürtler,kendileri Galip devletler ile pazarlıĝa oturabileceklerdi. Mustafa Kemal,örgütsüz bir halkı yönlendirmenin kolay olduĝunu bildiĝi için,daha başından Kürt halkının öz örgütlerini yaratmasını engellemiştir. Şüphesiz bu konuda Osmanli ordusunun henüz tam daĝılmamış olması ve Hamidiye Alayları artıkları da yardımcı olmuşlardır.
Mustafa Kemal`in bu tavrı Türkiye Solu için bir gelenek olmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Bu konudaki en ilginç iki örnek; Dr.Hîkmet Kıvılcımlı ve Doĝu Perınçek`tir .Sözde Kürt dostu kabul edilen bazı Türk aydın ve hareketlerinin,Kürt sorunu konusunda olumlu tavır sahibi olarak örnek göstermeyi çok sevdikleri ve maalesef Kürtlerin çoĝunuda inandırdıkları Dr.Hikmet Kıvılcımlı`nin tavrı,özünde Mustafa Kemal`den pek farklı deĝildir. Dr.Hikmet Kıvılcımlı,Elazıĝ Cezaevinde 1925 Hareketinden dolayı tutuklanan Kürtler ile birlikte yatmıştır. Bununda etkisi ile olsa gerek daha sonraları partisi TKP `ye sunulmak üzere bir rapor yazmıştır. Ancak bu rapor 1970`li yılların sonlarında kendisinin ölümünden sonra 1979 yılında yayınlanmıştır. Dr.Hîkmet Kıvılcımlı burada,geleneĝe uygun olarak o zamanki tek ulusal orgüt olan ve Aĝrı direnişini örgütleyen “HOYBÛN“ örgütünü,emperyalistlerin ajanı olarak suçluyor. Aĝrı direnişini ise,Emperyalist devletlerin Sovyetler Birliĝini arkadan çevirme hareketi olarak deĝerlendiriyor. Ayni Kıvılcımlı,TKP `ye,Kürtlere abilik edip onlar için bir KP örgütlemesini öneriyor. [6] Doĝu Perinçek,tarihten günümüze,gelmiş geçmiş yeryüzündeki bütün Kürt hareketlerini,emperyalistlerin piyonu olarak suçluyor, fakat Kürtleri bir halk olarak tanımlamayı da ihmal etmiyor. Hata zaman zaman Kürtlerın hamiliĝine soyunduĝu da oluyor. Aynı Perinçek`in politik konjoktüre uygun olarak,Federasyonu savunduĝu bile oluyor. Yalnız,kabul edemediĝi tek şey;Kürtlerin ayrı örgütlenmesidir.
Dr.Hikmet Kıvılcımlı yada Doĝu Perinçek`de de görülen mantik.Mustafa Kemal mantıĝıdır. Burada hazmedilemiyen;Kürtlerin kendi öz örgütlerine sahip olmalarıdır. Kürtlerin,kendileri için halk olmaları, nesne deĝil özne olmaları,hertürlü ince oyun ile önlenmeye çalışılıyor. Çünkü bilinir ki,kendi iradesini uygun araçlar ile ortaya koyan bir halkın,başkaları tarafından yönlendirilmesi kolay deĝildir. Eĝer bugün Güney Kürdîstan`da,10 yıllık bir de facto Kürt Devleti varsa,bunun en önemli nedeni;o bögedeki Kürtlerin kendi öz örgütlerine sahip olmalarıdır. 1990`larda o bölgedeki 8 örgütün biraraya gelip Kürdîstanî Cephe´yi kurduĝu biliniyor.
Şimdi tekrar konumuza dönüp AZADÎ`nin durumunu inceleyelim. AZADÎ örgütü; genel bir isyan örgütlemek için sürekli çalışıyordu.Yusuf Ziya,1924 yılının ilkbaharında, Erzurum`da Cıbranlı Halît bey`in misafiri oldu. Daha sonra Halît bey`in özel bir mektubu ile Hınıs`a baĝlı Kolhisar köyünde Şeyh Sait ile görüştü. Yusuf Ziya bundan sonra deĝişik bölgeleri (Göksu,Haci Ömer, Tekman, Gökoĝlan, Karlıova, Varto) ziyaret ederek, Kürt aşiret reislerine bu kararları tanıttı. Şeyh Sait`in oĝlu Ali Rıza Kasım 1924 `te,diĝer Kürt liderler ile görüşmek için Halep`,e gitti. Halep `te yapılan kongreye Türkiye,Suriye ve Irak `tan önemli sayıda şahsiyet katıldı.Bu kongre,Türkiye Kürdîstan`ında 21 Mart 1925 günü genel bir ayaklanma başlatma kararı aldı.
Ancak bazı olaylardan dolayı haraket erken başladı. Bu olayları kısaca şöyle sıralamak mümkündür: Bitlis mebusu Yusuf Zîya bey`in erken harakete geçmesi ve 18. Alay`ın yaveri Alı Rıza bey ile birlikte tutuklanması, Beytüşşebab-Hakkari olaylarının patlak vermesi, birtakim gizli belgelerin Türk hükümet yetkililerinin eline geçmesi. Türk yetkililerin 1924 yılının Ekim ayında Yusuf Zîya`yı, Aralık ayında da Cıbranlı Halıt bey`i tutuklamaları. Halıt Cıbrîl ve Yusuf Zîya`nin tutuklanmasından sonra AZADÎ örgütünün başına Şeyh Sait getirildi.
Bu arada Türk yetkilileri Şeyh Sait`e haber gönderip ifadesini almak istediklerini bildirdiler. Şeyh Sait ifade vermeye gitmeyip 27 Aralık günü Hınıs`tan ayrılıp Çapakçur`a dogru yola çıktı. 4 Ocak 1925 günü Şeyh Sait ve çok sayıda Kürt ileri geleni Kırkan köyünde bir toplantı yaptılar. Bu toplantıya 20 sürü koyunu Halep `de satmış olan ve oradaki kongreye katılmış olan Alî Rıza `da katıldi. Ali Rıza daha önce İstanbul ve Ankara `da bulunan Kürt Teali Cemiyeti üyeleri ile de görüşmüştü. Ali Rıza`nin getirdiĝi haberler Şeyh Sait`i bir ayaklanmanın Dîyarbekir civarında başlatılması gereĝine inandırdi. Şeyh Sait Lolan ve Hormek aşiretlerine de harakete katılmaları için bir mektup yazdı, fakat bu aşiretlerin önderleri isyana karşı savaşacaklarini bildirdiler. [7] 8 Ocak tarihinde Çapakçur`un Melekan köyünde bir toplantı yapılarak savaş cepheleri ve kumandanları tespit edildi [8]
Şeyh Sait 12 Ocakta Çapakçur`da 15 Ocakta Darahenî de, 21 Ocakta Lice de ve 25 Ocak`ta Hanî de idi. Şeyh sait buralarda halk ile ve Kürt toplumunun bazı doĝal önderleri ile toplantılar yaptı. Şeyh Sait Piranda kardeşi Abdurrahim`in evinde iken Türk askerleri evi basıp,Şeyh Abdurrahimm`e sıĝınmış bazı Kürtlerı almak istediler. Şeyh Abdurrahim, kendisine sıĝınmış bu ınsanları,Şeyh Sait orada iken vermeyi redettiĝinden,askerler bu kişilere saldırdılar. Bunun neticesi olarak askerler ile Kürtler arasında çatışma çıktı. Böyle bir provakasyon sonucu,hareket beklenmedik bir şekilde planlanmış zamandan önce,8 Şubat 1925 `de başladı. Seyh Sait bu oldu bitti karşısında mecburen hareketin genel komutanlıĝını üstlendi.
İsyan,1925 yılının Şubat başında,Kürdîstan`ın bütün bölgelerinde birden başladı. Hasanan aşireti reisi Albay Halıt Bey,derhal Muş`u kuşattı. Cıbran Aşireti`nden Hasan bey, çarpışmalardan sonra Hınıs`ı, Şeyh Abdullah ise Varto`yu zaptettiler. Birkaç önemsiz çarpışmadan sonra Ergani ve Maden`de zapedildiler. Şeyh Saît,7000 isyancı ile birlikte Kiĝi, Egil, üstüne yürüdü. Hanî, Lice ve Pîran`i zaptederek 14 Şubat günü Darahenî `yi tamamen eline aldı ve buraya Modan`lı Fakî Hasan`i Vali olarak tayin etti. Darahenî,Kürdîstan`in geçiçi başkenti ilan edildi. Toplanan vergiler ve tutsak alınanlar Darahenî `ye gönderilmeye başlandı. Capakçur `a da hakim olunduktan sonra,bütün Harput`u tehdit altına aldı. Az sonra da çevre aşiretlerden yardımcı kuvvetler,alarak derhal Dîyarbekir üstüne yürüdü.
Türkler endişeye kapılarak derhal Sarıkamış`taki 9.,Erzurumdaki 8.,Diyarbekîr`deki 7. tümenleri ve Mardin´deki 1.,Urfa daki 14.Süvari alaylarını, Van da ki 1. Süvari tümenini ve hudut birliklerini harekete geçirdiler. Güç ve azimlerini ulusal baĝımsızlik ruhundan alan Kürtler, bu büyük Türk birliklerini heryerde maĝlubiyete uĝratıp daĝıttılar.
Kürt isyancılar,kurtarılmış bölgelerde millî örgütlerini daha çok saĝlamlaştırıyor ve güçlerini artırmaya hız veriyorlardı. Kışın korkunç fırtınalara, kara ve tipiye raĝmen Kürtler, büyük ustalıkla,Kürdîstan`ın doĝal engebeliklerinden de faydalanarak,muntazam Türk birliklerine karşı çarpışıyorlardı. Sîlvan, Beşîrî ve ... bölgeleri Türklerden alındı ve sonra kuzeye, Palu istikametine yönelinerek Malazgirt, Pîran, Bulanık zaptedildi. Bununla yetinmeyen Kürtler, Malatya vilayeti istikametinde ilerleyip, Pötürge `yi de kurtararak Çemişgezek`i aldılar. Öte yandan da Siverek istikametinde ilerlediler. Böylelikle 1925 yılı Mart ayının sonlarında Kürtler,Kürdîstan`ın yaklaşık 12 vilayetini kurtarıp, mevcut telefon ve telgraf hattından da faydalanarak,bu sayede Kürt merkezi ile millî Kürt güçleri arasındaki irtibatı muhafaza ediyor ve Türk birliklerinin merkezlerini de takip ediyorlardı.
Aynı zamanda çok sayıda makinalı tüfek ve silahlar ile donatılmış büyük Kürt millî güçleri,Dîyarbekîr üstüne yürüyerek,hem kuzeyden hemde güneyden taaruza geçtiler. Her iki taaruzda başarılı oldu ve Mardîn kapısının yeraltı geçidinden şehre girildi. Sürpriz ile karşılaşan Türk birlikleri kaçarak zar zor içkaleye sıĝınabildiler. Kürtler orada bulunan silah ve cephane depolarını zapt ederek, silahların bir kısmını orada çarpışan Kürtlere,diĝerlerini ise dışarıya yolladılar. Dîyarbekîr sokaklarındaki çarpışmalar çok kanlı oldu.
Türk askerleri,asrımızın hertürlü toplarına karşı koyabilecek olan,Dîyarbekîr surlarının üstünden Kürtler`in başlarına ve göĝüslerine el bombası, makineli tüfek ve top mermilerini yaĝmur gibi yaĝdırıyorlardı. Bütün bunlara karşı Kürt millî askerleri, hançerleri ellerinde „Bıjî îstîklal, Bıjî Kurdîstan“(yaşasın Özgürlük, yaşasın Kürdîstan) sesleriyle hücum ediyorlardı. Kürt ruhunda ulusal hırsın ne kadar yüce olduĝunu ıspatlamak için,bundan daha açık bir delil düşünülemez....
Buna parelel olarak,ulusal güçlerden kuvvetli bir kol Sîverek istikametinde, diĝer bir kol ise Harput ve Malatya istikametlerinde ilerlemekteydiler. İsyancılar,işgal ettikleri bütün yerlerde derhal geçici bir „Kürdîstan Hükümetî“ kurarak disiplin ve güveni saĝlıyorlardı. Türklerden esir alınan askerlere ve özellikle de çocuklara çok iyi davranılıyor, özel esir yerlerine yerleştiriliyorlardı. Kürtlerin hizmetinde bulunmayı arzu eden Türk subay ve askerler, kendi rütbeleri ve maaşları korunarak görevlendiriliyorlardı. Türk ordu birliklerinde bulunmakta olan,birçok Kürt subay ve erleri,gönüllü olarak isyancılara katılarak,görev istediler. Çok tabîidir ki böyleleri güvenle kucaklandı ve rütbeleri yükseltilip sevinçle kabul edildiler.
Artik Kürtler,Kürdîstan`ın 12 vilayetini zaptetmişlerdi. Durumun çok tehlikeli olduĝunu, isyancıların Sîverek kapılarına dayanmış olduĝunu gören Ankara hükümeti,derhal genel Seferberlik ilan etmeyi zorunlu buldu.
Kürt isyancılar,Türklere karşı kendi haklı savaşlarını ilan ederken,hiç deĝilse yabancı büyük devletlerin,Türklere yardım etmeyeceklerini ummuşlardı. Özellikle güney ve güneybatı sınırlarından emindiler. Halbuki, tam tersine, Türkler Fransız devletinin rızası ile Suriye demiryollarından faydalanarak,Carablus üzerinden ilkinde 80 000,ikincisinde 25 000 askerle birlikte, hafif ve aĝır top, makinalı tüfek ve uçakları Mardîn`e, yani isyan bölgesine aktardılar. Durumun çok tehlikeli olduĝunu anlayan isyancılar Dîyarbekîr`i tahliyeye karar verdiler. Dîyarbekîr`in tahliyesinden sonra Kürtler Türk orduları ile nihai bir savaşa girmemek için dikatli davranıyorlardı. Bundan dolayı Sivas-Bayburt- Erzurum-Carablus-Mardîn istikametlerinde ilerleyen Türk ordularına karşı,bir gerilla savaşı vermeye kara verdiler.
Bu dönemde 200 000`e varan Türk güçlerine karşı,Kürtler`in yalnız 40 000 mücahidi vardı. Kürtler Nisan sonlarına doĝru erişilmez olarak bilinen Genç,Dersîm,Bîtlîs ve Hakkarî daĝlarına başarılı bir şekilde çekildiler. Nîhayet Şeyh Saît`in kuvvetleri Genç`in kuzeyinde zor bir duruma girmişlerdi.Doĝuya çekilmek için ateşli çarpışmalar vererek,Türk cephesini yarıp Varto yakınlarına varabildiler. Bu olaydan sonra çeşitli kollar halinde ve çeşitli istikametlerden çok sayıda Türk kuvvetleri ilerleyip Şeyh Saît`i tekrar munahasıra altına aldılar. Bir çok kanlı çarpışmalardan sonra Şeyh Saîd şafakla yeni bir taarruz yaparak muhasarayı yarmak istediysede,maalesef başarılı olamadı. 15 Nisan`da Şeyh Saît Binbaşı Kasım`ın ıhbarı üzerine,Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsünde,büyük bir kısmı yaralı olan diĝer liderlerle birlikte,Türklerin eline esir düştüler ve hep beraber Dîyarbekîr`e gönderildiler. [9]
Ali Rıza,Tekman`da Zirîkan ve Hesanan aşiretlerinden 400-500 Suwarî toplayarak Malazgîrt üzerine yürüdü. Ali Rıza`nın amacı;buradan Qarakose tarafına geçip,oradaki aşiretleri harekete geçirmektî. Ancak Şeyh Saît ve arkadaşları tutuklanınca Ali Rıza ve yanında bulunan Keremê Qol Aĝası, Sılêman Aĝa, Ferzende ve Hesananlı Halıt bey ve Reşît efendî İran`a geçtiler. İran`da,İran askerlerinin saldırısı sonucu Şeyh Saît`in oĝlu Dîyadîn, Reşît efendî, Keremê Qol Aĝasî ve Hesananlı Halıt bey ile birlikte 36 kişi şehid düşütü.Diĝerleri Simko`nun yanına gittiler [10]
Şeyh Sait birlikleri Elazıĝ `ı zaptederlerken,o dönem Elaziĝ`da bulunan Hasan Hayrî ile temasa geçtiler. Elazıĝ `a giren direniş birliklerinin kumandani Şeyh Şerîf ile Dersîm`e aşaĝıdaki telgrafı çektiler:
Hozat`ta Celâlzade Mehmet Efendî vasıtasıyla bilumum Dersîm aşiretleri rüesasına; Sükuneti muhafaza ediniz, yakında bir heyetle Dêrsîm`e geleceĝiz; muvaffakiyetler.
Elazıĝ 9 Mart 1925
Elazıĝ cephesi Kumandanı Dersim mebus Sabıkı
Şeyh Şerîf Hasan Hayrî [11]
Bu dönemde,bazı Kürt aşiretlerinin ihanet ederek Türk sömürgecilerinin yaninda,Şeyh Saît birliklerine saldırmaları, Dîyarbekir`deki Kürt kuvvetlerinin kesin zafer elde edemeyişleri, Türklerin Fransızların yardımları ile Kürt Kuvvetlerini arkadan sarmaları dolayısıyla, Dersîm Kürtleri savunmada kalmak zorunda kaldılar.
21 Şubat´ta Bitlis, Dîyarbekîr, Dêrsım, Elazıĝ, Erganî, Genç, Hakkarî, Mardîn, Muş, Siirt,Siverek, Urfa, Van illeriyle, Erzurum ilçesi Kîĝî (Şimdi Bingöl'e baĝlı) ve Hinis ilçelerinde sıkıyönetim ilan edilmiş olmasına raĝmen, T.C.ordu kuvvetleri bir üstünlük saĝlayamadı. Bunun üzerine Fethi Bey (Okyar) başkanlığındaki hükümet istifa etmek zorunda kaldı.3 Mart`ta başbakanlık görevinin İsmet Paşa'ya (Înönü) verilmesinden bir gün sonra, “Takrir-i Sükun Kanunu” çıkarıldı ve biri Ankara'da, üçü Kürdistan`da olmak üzere dört “İstiklâl Mahkemesi” kurulmasına karar verildi.
Diyarbekîr İstiklâl Mahkemesi başkanı Giresun Mebusu Hacım Muhiddin (Çarıklı), savcı Kayseri Mebusu Ahmet Süreyya (Özgeevren), üyeler Kozan Mebusu Ali Saib (Ursavaş), Kırşehir Mebusu Lütfi Müfit (Özdeş) ve yedek üye Bozok Mebusu Avni'den (Doĝan) dan oluşuyordu. Hacim Muhiddin'in göreve başlamadan istifa etmesi üzerine, mahkeme başkanlıĝına Denizli Mebusu Mazhar Müfit (Kansu) getirildi. İsmet Paşa'nın 21 martta verdiĝi önergenin Mecliste kabul edilmesiyle, İstiklâl Mahkemesi'nin verdiĝi kararların temyiz yolu sanıklara kapatılırken, idam cezalarının uygulanmasında ordu, kolordu, baĝımsız tümen veya müstahkem mevki komutanlarınin onayı yeterli görüldü.
Türkler,savaş sırasında uĝradıkları bütün köyleri yakıp yıktılar. Kadın, çocuk,yaşlı, demeden katledip mallarını yaĝmaladılar. Bu şekilde 50.000 kadar Kürt öldürüldü. Esirleri sorgusuz sualsiz sügülüyorlardı. Canlı tanıkların anlattıklarına göre,Bingöl`ün köylerinden Türklere teslim olan bütün köylüler, Bingöl`e doĝru götürülürken yolda süngülenerek öldürüldüler. Sadece Bingöl`ün KUR (Dikme) köyünden 33 erkek bu şekilde öldürüldü.
İsyanın genîşliĝini gözönüne alan Türkler,tehlikeli adettikleri düşmanlarından kurtulmak için,Bitlis`te hapsedilmiş olan aydın Kürt liderlerini,mahkemesiz yok ettiler.
Bu dönmde Dîyarbekîr, Harput ve Malatya`da kurulan İstîklal mahkemelerinde R.Olson`a göre 7440 kişi tutuklanmış, bunlardan 660 kişi asılmıştır [12].Vet.Dr. Nuri Dersîmî,sadece Elazıĝ`da 400 Palulu ve Çepakçurlu gencin,idam edildiĝini bildirir(dipnot :11).
İstiklâl Mahkemeleri`nin yaptıkları katliamı anlatabilmek için bir kaç kaynaktan aktarma yapalim.
H.C.Armstrong „Grey Wolf, Mustafa Kemal (Bozkurt Mustafa Kemal) adlı kitabında şöyle yaziyor:
„Kürdîstan ateş, kan ve demirle boĝuldu, insanlar çeşitli işkencelere tabi tutuldu ve öldürüldü. Köyler yakıldı..., mahsuller tahrip edildi. Kadın ve çocuklar kaldırılıp katledildiler. Mustafa Kemal`in Türkleri öc almak için Kürtleri, Sultan Türklerinin Yunan, Ermeni ve Bulgarları katlettikleri yırtıcılık ve vahşetle katlettiler. Mustafa Kemal İstîklâl Mahkemeleri denen özel mahkemeler kurdurdu. Bu mahkemler binlerce insanı,askeri bir çabuklukla astılar, sürgün ettiler ve hapsettiler. Çoĝu işkenceye tabî tutuldu. [13]
Bîr alintida bîr Türk yazarindan:
„İstîklâl mahkemeleri, birer terör aracı olarak çalıştı. Bu dönemde kurulmadı,fakat en çok bu dönemde işledi. Takrir-î Sükun döneminin içine giren İzmir Suikastı ile Şeyh Saît isyanı, yaygin bir terörün gerekçesi oldular.“ [14]
14 Nisan`da Seyîd Abdulkadir ve arkadaşları tutuklanıp Dîyarbekîr`e getirilirler. Yapılan 4. duruşmadan sonra 23 Mayıs`ta Seyîd Abdulkadir, oĝlu Seyît Mehmed, Kemal Fevzi,Avukat Hacı Ahtî(bavê Tujo), Hacı Askerî ve Palulu Sadî bey idama mahkum edilirler [15]
Şeyh Saît ve 47 arkadaşı Dîyarbekîr`de 4 Eylül 1925`de idam edildiler. Burada hem Türk basınının idamlar karşısındaki tutumu , hemde oraya getirilmiş kalabalıkların tutumunu gösteren ve aslında insanlık adına bir ibret belgesi olan bir gazete makalesinden kısa bir parça buraya almak istiyoruz.
“Şeyh asılıncaya kadar yirmi kişi daha dar aĝacına çekilmişti. Seyre gelen halk,ilmiĝini bir Şeyhin boynuna geçirmek için birbirleriyle cenkleşiyorlar, müsabâka ediyorlardı.Aslan bir nefer,Şeyh Ali'nin boynuna bizzat ilmiĝini geçirdi ve ipi çekti.
-"Şehit düşen kardeşlerimin kanını ödedin", dedi.
Bundan sonra matbuat, tayyareciler, muhabereciler, şoförler namına bir guruba mensup biri tarafından bir şeyh ipe çekildi.
-"İpi çeken var, nidaları, kadınların,"
-"Yaşa" sesleriyle alkışlandı.“ [16]
Bundan sonra Türkler yavaş yavaş,kurtarılmış yerleri tekrar ele geçirmeye başladılar.Fakat kesin bir başarı kazanamadılar. Çünkü savaş gerilla gurupları şeklinde devam etti ve gerilla gurupları daha sonra toparlanarak“HOYBÛN“ örgütünü kurup 1930 Aĝrı direnişini örgütlediler.
Hareketin önderliĝi hep yazıldıĝı gibi saf Feodal deĝildi, aksine çok geniş toplum kesimlerini kapsıyordu. Azadî örgütü yapısı itibariyle bir ulusal platform niteliĝindedir. Örneĝin Halît Cıbrîl(Albay), Yusuf Zîya (aydın bir milletvekili), Dr.Fuat, Avukat Tevfîk Bey, Şaîr Melle Abdurrahman,Şaîr Kemal Fevzî, İhsan Nurî Paşa, Kadrî Cemîl Paşa(Avrupa`da okumus ve Kürt Tealî Cemiyeti`nde de çalışmıs bir Kürt aydını; Azadî`nin Diyarbekir sorumlusu), Tayyîp Ali (Azadî`nin Bingöl sorumlusu, şehir eşrafından), Fehmî yê Licêyî(Fehmi Bilal.Fehmi Bilal daha sonra 1965 de kurulan TKDP`nin kurucuları arasında yer almıştır.) v.b gibi Kürt aydınları yada aydın özellikleri aĝır basan kesimler çoĝunluĝu temsil ediyorlar. Ayrıca harekette öĝretmen,tüccar, gazeteci ve toplumun diĝer kesimleri de katılmışlardır. Haraketin ana gövdesini oluşturanlar ve yükünü çekenler,esas itibarı ile geniş köylü kitleleridir.
Şeyh Saît,Halît Cıbrîl ve Yusuf Zîya tutuklandıktan sonra Azadî `nin başına getirilmiştir. Bunun o günün koşullarında kendine özgü haklı sebebleri vardır. Her şeyden önce,Şeyh Saît sadece bir Şeyh deĝil,aynı zamanda kültürlü, o günkü dünya koşullarından haberdar,itibarlı bir Kürt entelijensiyasıdır. Şeyh Saît ayrıca,Kürdîstan`ın diĝer parçalari ile sıkı ilişkiler içindedir. Çünkü sürekli Halep ve Baĝdat ile ticari ilişkileri olan bir tüccardır. Pîran `daki provakasyondan sonra zamansiz başlayan harakette,fiili olarak Şeyhlerin öne çıktıkları görülüyor. Bu da Kürdîstan´ın o günkü sosyo-ekonomik şartlarından kaynaklanıyor.Seyhlerin haraketin önderliĝinde etkin olmalarının başlıca nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
1- Şeyhler;Kürdîstan toplumunda büyük nüfuz sahibi idiler. Sürekli halk arasında dolaştıklarından, halk tarafından tanınıyorlardı.Bundan dolayı kitleleri örgütlemede ve harakete geçirmede,önemli bir rol oynayabiliyorlardı.
2 - Şeyhlerin ekonomik güçleri vardı. Bu ekonomik güç halkın silahlanmasında ve örgütün diĝer parasal giderlerini karşılamada,önemli bir rol oynayabilirdi.
3 - Şeyhlerin faaliyet sahaları ve etkileri aşiretler üstü idi. Şeyhler,aĝalar gibi sadece kendi aşiretleri üzerinde deĝil,toplumun geniş kesimleri nezdinde,otorite idiler. Ayrıca Şeyhler aşiretler arasındaki çelişkileri çözmede de,önemli bir rol oynuyordular.
HAREKETİN NİTELİĞi
1925 Kürt Halk Haraketi,genellikle iki tur suçlamayla karşı karşıya kalmıştır. Birincisi; hareketin bir İngiliz oyunu olduĝu,ikincisi ise gerici bir hareket olduĝu suçlamasıdır. Bu iki suçlamanın da kaynaĝında sömürgeci Türk devleti vardır.T.C devleti böyle propaganda yapmakla;hareketi iç ve dış dostlarından soyutlamak istemiştir. Uydurulan bu senaryolar sonucu, Türk Sosyalistleri,Kemalistlerin yanında yer almışlardır. Ayrıca TKP`nin Komüntern`e verdiĝi raporlar sonucu,Komüntern`de Kemalistlerin yanında yer almıştır.
O dönemde,dünyanın tek Sosyalist ülkesi olan S.S.C.B `de,Kürt halkını yalnız bırakmıştır. Burada S.S.C.B ve özellikle Lenin`in tavrı,dikkatle incelenmeye deĝerdir. Örneĝin,1917 deki “Barış Deklerasyonunda » şöyle yazıyordu: “Şayet bir ulus zora dayalı olarak,mevcut bir devletin sınırları içinde tutuluyorsa ve şayet bu ulusa, açıkca dile getirdigi istemine karşı, istilacı tarafın güçlerini tümden geri çekmesinden sonra, yada güçlü ulusun onayıyla devletsel varlıĝı konusunda , hiçbir baskıya maruz kalmadan karar verebilme hakkı verilmiyorsa,bu durumdaki bir birleşme ilhâktır.Bir başka deyişle,zor kulanma anlamına gelmektedir” [17].
Ne yazik ki aynı Lenin 1921 `de ,Türkiye ile yapılan dostluk antlaşmasında , Osmanlılar tarafından ilhâk edilmiş olan Kürdîstan ve Ermenistan`ı kapsayan bölgeyi,Türk toprakları olarak tanımıştır.Taraflar;herhangi bir gurubun, her iki devletin toprakları üzerinde,her türlü hak istemini rededeceklerini dile getirmiştir(dipnot 16).Bu politika deĝişikliĝi ile Sovyetler Birliĝi artık ulusal hareketlere,kendi devlet çıkarları açısından yaklaşmıştır.
T.K.P, Komintern ve S.S.C.B Aĝrı Direnişini ve1938 Dersîm direnişini de,aynı şekilde, gerici emperyalistlerin Sovyetleri çevirme haraketi olarak nitelemişlerdir.
Hareketin Ingilizlerin bir kışkırtması olduĝu,sadece Türk yöneticilerinin bir uydurmasından ibarettir.Bunun için,kendisine İngiliz diplomatı süsü vererek Şeyh Abdulkadir ile görüşen ve önerileri red edilen bir istihbarat ajanının kullanıldıĝı açık bir gerçektir.Türk yazar ve araştırmacılarından Yalçın Küçük ve Mete Tuncay yaptıkları araştırmalar ile bu tezleri çürütüyorlar. Zaten,o zamanın başbakani Ismet İnönü bir konuşmasında :“ Ne yazık ki Şeyh Saît haraketinde İngilîz parmaĝına rastlanmamıştır“ diyor.
Haraketin gerici bir hareket, halifeliĝi geri getirmeyi amaçladıĝı da,yine Türk devletinin bir propagandasıdır.Zîra devlet böyle davranmak ile uluslararası kamuoyu nezdinde hareketin prestjini sarsmak istemiştir. Aynı devlet bütün gizli yazışmalarında ve Dîyarbekir İstiklâl Mahkesi`nde bizzat Başsavcı`nın aĝzı ile bu haraketin bir ulusal hareket olduĝunu teslim etmiştir. Haraketin örgütleyicisi “AZADΔ örgütü,önemli oranda Asker-Sivil ve o dönem aydın sayılabilecek kesimlerden oluşuyor. Bu kesimin ve Kürt halkının Halifeliĝi gerî getirmede,hiçbir çıkarı yoktur.Ayrıca Kürt subaylarının deklere ettiĝi ve Kürt hareketinin manifestosu durumunda olan 11 madelik deklarasyonda ne şeriat istemine nede halifeliĝin geri getirilmesine dair herhangi bir istem yoktur(dipnot 11).
Kısacası 1925 Kürt Halk Haraketi;örgütlü bir Ulusal Kurtuluş Haraketidir. Halkı harekete geçirmek için dini motifler kulanılmıştır, bu da gayet normaldir. Zîra bir çok Arap Ülkesinde ve Malezya da da ulusal kurtuluş haraketlerinde dini motifler kullanılmıştır.
BELGELER
“KÜRTLER’İ TEMSİL ETMİYORLAR”
Mustafa Kemal’in Diyarbekîr Valisi’ne gönderdiĝi yukarıdaki telgrafa karşılık, Erzurum’daki Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiĝi telgraftan:
“Diyarbakır’da Kürt Kulübünün İngilizler’in kışkırtmasıyla, İngilizler’in koruyuculuĝunda bir Kürdistan kurmak amacını izlediĝi anlaşıldıĝından kapattırılmıştır. Üyeleri hakkında soruşturma yapılıyor. Kürdistan’in tanınmış beylerinden aldıĝım telgraflarda, daĝıtılan bu Kürt Kulübü’nün hiçbir Kürt’ü temsil etmediĝi, birkaç kendini bilmezin girişimlerinin sonucu olduĝu, ülke ve ulusun bütünüyle baĝımsız ve özgür yaşaması uĝrunda her türlü özveriye ve bu konuda emirlerinize hazır olduklari bildirilmektedir...
...Hükümetin (İstanbul) bayaĝı tutsak bir durumda olması, başkentin baskılı bir askeri işgal altında bulunması dolayısıyla ulusun kurtuluşunun, yine ulus ordusuyla gerçekleşeceĝi sizce de bilinmektedir. Bu nedenle, ben Kürtler’i daha ötesi bir öz kardeş olarak, bütün ulusu bir nokta çerçevesinde birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuk dernekleri aracılıĝıyla göstermek karar ve çabasındayım...”
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoĝlu, Sayfa: 49)
“EZİCİ COĞUNLUK TÜRK VE KÜRT”
Mustafa Kemal’in, Edirne’deki 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Bey’e gönderdiĝi bir mesajdan:
“Ezici çoĝunluĝu Türk ve Kürt olan bu illerden bir kariş bile verilemez...”
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoĝlu, Cilt:1 Sayfa: 72)
“BEDİRHANLAR VE MALATYA OLAYI”
Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserinden:
“Bay Novel adında bir İngiliz Binbaşı, Bedirhanlar’dan Kamuran, Celadet ve Cemil Beylerle ve yanında 15 kadar Kürt atlısıyla Malatya’ya gelmiş ve kendilerini Mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey karşılamıştır.Harput (Elazıĝ) Valisi de, bir posta hırsızını izliyor görünerek otomobille Malatya’ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman’daki birlik de verilmiştir.
Amaçlarını, Kürdistan kurmaya söz vererek Kürtler’i, işlerimizi bozmaya ve bizi öldürtmeye yollamak olduĝu anlaşılmış ve karşı önlemlere başvurulmuştur. Bu arada Vali ve ötekileri yakalatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya’ya çaĝırmıştır. Bunun üzerine 13. Kolordu işe girişti. Gereken önlemler alınmıştır. Yarın akşam Harput’tan gönderilen bir birlik, ortaliĝı karıştıranları tepeleyecektir...”
(Nutuk)
“DİN VE ULUSUNU SATMIŞ KÜRTLER ! ”
Mustafa Kemal’in, Erzincan’ın Kemah ilçesinde yaşayan ve Kürt aşiretlerine yakınlıĝıyla bilinen eski Milletvekili Halet Bey’e, Sıvas’tan, 9 Eylül 1919 günü gönderdiĝi mesajdan.
“...İngiliz korumasında baĝımsız bir Kürdistan kurulması amacıyla propaganda yapmakta olan İngiliz Binbaşılarından Mr. Novel’in, din ve ulusunu satmış Kürt Beylerinden Ekrem, Kamran, Ali, Celadet’le birlikte Malatya’ya geldiĝi ve İstanbul hükümetini tutan, açıkçası ulus ve yurt haini olan Elazıĝ Valisinin de bunlara katıldiĝı ve Bedirhanilerden Malatya Mutasarrıfı Halil Beyle birlikte sözde postayı soyan hırsızları izlemek gibi uydurma bir gerekçeyle silahlı Kürtleri toplamaya giriştikleri öĝrenildi.
Şöyle ki, Kürtler’in kutsal halifelik makamına ve ülkeye olan baĝılılık ve ayrılmazlıklarını göstermek üzere bazı aĝaların birtakım Kürt kuvvetiyle birlikte Malatya’ya doĝru yola çıkıp, padişah ve ulusa karşı İngilizler’le işbirliĝi yapmak hainliĝine kalkışan ve yörenin temiz yürekli Kürtler’ini toplayarak,onların askerlerce boş yere öldürülmelerine ve padişaha, ulusa başkaldırmış duruma sokulmalarına neden olan vatan hainlerinin alçaklıklarını sözünü ettiĝim Kürtler’e en çabuk yoldan bildirip, çaĝrıya uymalarının saĝlanmasına çaba göstermelerini önemle bekler,olanak varsa bu işe hemen girişilerek sonucun hemen bildirilmesini dileriz...”
(Rauf Orbay’ın Hatıraları, Yakın Tarihimiz Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 30, Belge no: 1113)



Yorumlar
Kürtler olarak hep beraber, Kürtlere mezar haline gelen Türk okullarını terk edelim!
Kürt değilsiniz. Tek başınıza düşünemezsiniz. Doğruyla yanlışı ayırt edemezsiniz. Tek başınıza karar veremezsiniz. Varlığınızı yüce Türk milletin varlığına katarak, (Türk varlığına armağan ederek) eriyecek ve yok olacaksınız. İşte AKP' nin de devam ettirmeye çalıştığı Türk-İslam sentezinin Kürtleri imha politikası...
1 Mart' tan itibaren Türkleşmeye son!
Kürdün mezarı olan Türk okulunu değil, anadilde Kürtçe eğitim sağlayacak Kürt okulunu istiyoruz.
Kürtler için anadilde eğitim komitesi.
Saygılarla,
Şemso Lazwan Kurmesh
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için