Anasayfa Yazarlar Seyidxan Kurij Olay Türk Devleti ve Hamas'ın Bir Provakasyonudur

Olay Türk Devleti ve Hamas'ın Bir Provakasyonudur

 altDeğerli Kardeşim Seyîdxan Kurij/ Sorularınızı aldım. Tartışmaya açtığınız konu, bölgede yeni cepheleşmelerin, köklü farklılaşmaların, değişik siyasetlerin ortaya çıkmasını sağlayan önemli bir gelişme. Bu konuda bir tartışma açmanız isabetli ve olumludur.Tartıştığımız konu ve gelişme,  kapsamlı, kapsamlı olduğu kadar ezber bozan, sahip olunan kavramlaştırmalar, geleneksel yaklaşımlarla açıklanması zor olan bir gelişmedir. Özellikle de Kürt siyaset ve aydın sınıfı açısından oldukça önemli ve ezber bozan bir konumda görünmekte.

Sizin yaptığınız tartışma, konunun açığa kavuşmasında, yeni kavramlaştırmaların ve sentezlerin ortaya çıkmasında yardımcı bir rol oynayacağını düşünüyorum.Beni de tartışmaya kattığınız için teşekkür ederim. Kürdistan Aktüel çalışanlarına, sizin şahsınızda selamlarımı iletir, başarı ve mutluluklar dilerim.Sorularınıza sırasıyla cevap vermeye çalışacağım.

İbrahim GÜÇLÜ, Olay, Türk Devleti ve HAMAS’ın İsrail’e karşı büyük bir provokasyonudur: Ölenlere yazık oldu…

Seyîdxan Kurij: İsrail’in Gazze’ye insani yardım götürdüğü söylenen, sivil gemilere yaptığı saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? İsrail’i haklı gösterebilecek herhangi bir yasal veya meşru gerekçe var mı?

Ibrahim Güçlü: Bu soru, diğer sorularınızda cevaplandırılmasını istediğiniz konuları, kapsayan, geniş ve derinlikli bir sorun. Ama soruya vereceğim cevapta, diğer sorularda dile getirilen ve cevaplandırılmasını istediğim konulara sarkmadan açılım ve sorunu tanımlama anlamında bir cevaplandırma yoluna gideceğim.

İHH diye bir yardım Vakfı, Gezze’deki halka yardım yapmak için bir organizasyon yaptığını günler öncesinden ilân etti. Yapılan organizasyonun sıradan bir yardım kuruluşunun bir organizasyonu olmadığı, büyük güç odaklarının, devletlerin, HAMAS’ın bu organizasyonun arkasında olabileceği tartışılıyor ve saptanabiliyordu.

İHH’nin yardım gemileri harekete geçmeden önce, sadece İsrail Devlet yetkilileri değil, başka güçler ve devlet yetkilileri de bu eylemin, Gazze’deki halka yardım yapmanın ötesinde bir misyona sahip olduğunu, Gazze’deki ambargoyu kırmak olduğunu saptıyor, gelişmelerin bu denklem üzerinde gelişeceğini dile getiriyorlardı.

İHH’nin bir yardım konvoyu olmadığı, İsrail Devleti yetkililerinden izin almayacağını açıklamasıyla da açığa çıkmıştı. İHH’nin organizasyonu etrafında bir araya gelenler, İsrail Devleti’ne karşı gizli bir savaş ilânı yapmışlardı. Bu pozisyon içinde kılıçların çekileceği görülüyordu. Gelişmeler ve daha sonraki sorulara vereceğim cevaplarda ele alacağım konular, enstrümanlar, dökümanlar da bunu doğrular nitelikte.

altBir yardım kuruluşunun, devletlerin büyük mali gücü ile yapılacak büyük bir organizasyonu yapması, bir sivil ve yardım kuruluşu olarak gemi satın alabilecek kadar güçlü bir maliye ile hareket etmesi, yapılan işin gerçek hedefini tanımlamaya elverişli, hayati, büyük ve dikkat çekici veri konumunda.

İsrail Devleti’ne karşı olan bu eylem,  İsrail Düşmanı Bölge Devletlerinin; Türkiye’nin, İran’ın, Suriye’nin bir yıla yakın ortak çalışma ile ördükleri düşmanlık cephesi, Erdoğan’ın İsrail ve yetkililerine karşı düşmanlığı, İsrail’in Nükleer silahlarına karşı yürüttüğü kampanya, Türkiye ve Brezilya’nın İran’ la Nükleer silahlarla ilgili yapılan antlaşmayla İsrail’e ve Batı cephesine karşı İran’ı koruma altına alma manevrası ile daha anlamlı bir hal alıyordu.

Bu gelişmeler, hayati unsurları, aktörlerin yeni misyonlarını, eksen kaymalarını, yeni denklemlerin oluşmasını sağlamanın alt yapısını döşeyecek güçte ve özellikteydi.

İsrail, “Yardım Konvoyu” adı altında İHH öncülüğünde yapılan seyri seferi, kendine karşı bir savaş ilanı, Gazze’ye yaptığı ambargoyu kırmak, HAMAS’a destek vermek olarak algıladığından, sert bir davranış göstermiştir. Bu sert davranış gösterilirken, adam öldürmenin organize edilmediğini, gemideki İslamcı ve HAMAS taraftarı mücahitçilerin saldırısı, sivil bir davranış göstermemeleri ve direnmeleri üzerine tartışılan vahim tablo, ölümler, amacı aşan gelişmeler gündeme gelmiştir.

İsrail’in gerçekleştirdiği ölüm olaylarının nedenleri ne olursa olsun meşru ve haklı gösterilecek bir durum değildir. Bu Provokasyon, İsrail’e zarar vermiştir. Bu gelişmelerin arkasındaki devletlere nefes aldırmıştır.

Ama İsrail’in müdahalesinin uluslararası hukuka çok da aykırı olmadığını, Türk siyaset, diplomasi, uluslararası hukuk uzmanlarını kendileri de söylemektedir. İsrail’in Gazze’de ambargoya karar verdiği zaman, bu ambargonun sadece kendi karasularında delinmek istemesiyle sınırlı bir sözleşme ve tanımlamayı değil, denizaşırı sularda da ambargonun delinmesine, kırılmasına, ortadan kaldırılmasına izin vermeyeceğini tanımlayan bir çerçeve anlaşmayı uluslararası Camia’ya, Birleşmiş Milletlere sunmuş durumda.

Bu bağlamlarda, İsrail Devleti’nin müdahalesi, uluslararası hukuka ve İsrail taahhütlerine aykırı olmadığını ben de düşünüyorum. Zaten Türkiye’nin hangi mahkemeye başvuracağı konusundaki belirsizliği de bunu ortaya çıkarıyor. Gemideki Fransız ve Alman vatandaşları, kendilerinin zorla alıkonulması, seyahat özgürlüklerine tecavüz edildiği, darp ve benzeri muameleler tabi tutuldukları gerekçesiyle kendi mahkemelerinde dava açmış durumdalar.

Ama bunun yanında, ölüm olayının soruşturulması ayrı bir kapsamda ele alınabilir bir olaydır.

Özce, olay, Türk Devleti ve HAMAS’ın İsrail’e karşı geliştirdiği büyük bir provokasyondur.

Tepkilerin amacını aştığını düşünüyorum: Anti-Semitizm hortladı…

 Seyîdxan Kurij: Uluslararası camia’nın, İsrail’e karşı tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz. Tepkiler yeterli mi? Çözüme katkı sunması bakımından daha somut yaptırımlar gerekir mi?

altIbrahim Güçlü: İsrail’in “Yardım Konvoyu”nu engellemek için, Kara sularının dışında yaptığı operasyon sırasında, Gazze’deki ambargonun delinmesini engellemek amacıyla hareket ettiği, gemidekilere zarar vermek istemediği, son günlerde dünya ve Türk basınından yayınlanan resimlerden de anlaşılmakta. Yayınlanan resimlerde, İsrail askerleri helikopterle gemiye indirildikleri zaman, gemidekilerin siviller ve barış yandaşı olmalarından dolayı herhangi bir direniş göstermeyeceklerini düşündüklerinden, hazırlıksız ve sala-pati iniyorlar. Ama İsrail askerleri farklı bir direnişle karşılaşıyorlar. İsrail askerlerine saldırı yapılıyor, silahlarına el konuyor. O zaman ne oluyorsa oluyor. Bunun üzerine, vur emri veriliyor ve vur emrinden sonra dramatik sonuç ortaya çıkıyor, 9 kişi öldürülüyor, birçok kişi yaralanıyor. Gemi İsrail limanına çekiliyor, gemidekiler gözaltına alınıyor.

Bu ölenlerin çoğunluğu da Kürt kökenli insanlar.

Bu belgelerle, İHH’nın örgütlediği yardım kampanyasının, çok farklı siyasi hedeflerinin olduğu, İHH’nin bu hedeflerinin HAMAS’’ın, İran ve Türk Devletlerinin amaçlarıyla bir çakışma gösterdiği de açığa çıkmıştır.

Uluslararası Camia, Birleşmiş Milletler, İHH’nin yardım kampanyasının amacının, Türk ve İran Devletlerinin HAMAS’In İsrail ve Batı Dünyasına yönelik bu gerçekleri gözetmeden, bence amacını aşan büyük tepkiler göstermiştir. Türkiye’de uluslar arası camianın yeterli tepki göstermediği konusundaki düşünceler, yanıltıcı, ideolojik, Türk Devleti’nin emperyal ve bölgesel hegemonik davranışı sonucu değerlendirmelerdir.

Uluslararası Camia’nın bütün unsurları olmazsa bile belirli unsurlarının, Türk Devleti’nin, İran, Suriye ve Arap kamuoylarının -hükümetlerinin değil- gösterdikleri tutum, Yahudi Düşmanlığı, İsrail Devleti’nin ortadan kaldırılması hedefleriyle tanımlanabilir tepkilerdir. Mevcut tepkiler, demagojik, gerçekleri gizleyen ve örten tepkilerdir.

Tepkiler, anti-semitik yapı kazanmıştır.

 

Türk Devleti, Ortadoğu’da lider/imparator ve Erdoğan’ın Nasır olmak istiyor: Bölgede ve dünyada yeni bir cepheleşme yaratılmak isteniyor…

altSeyîdxan Kurij: Türk hükümetinin, olaya bakış açısını nasıl değerlendirirsiniz. Türkiye’nin, Ortadoğu’da aktif bir dış politikaya yönelmesinin nedenleri ne olabilir? Türkiye ne yapmak istiyor. Bu bağlamda, Yakın gelecekte Türkiye ve İsrail ilişkileri nasıl bir sürece evrimleşir ?

Ibrahim Güçlü: Sizin sorunuzun içeriğine öncelikle itiraz ediyorum. Sorunuza göre, sanki Türk Hükümetinin dışında bir olay var, olaya karşı bir bakış açısı ortaya koyuyor. Gerçek bu değil, belki de siz de gerçeğini böyle olmadığı görüşünde olmanıza rağmen, sorunu formüle ederken, Türkçeden gelen zaafla böyle kavramlaştırmak durumunda kalmışsınız. Asıl sorun, dramatik gelişmelere yol açan hadisenin Türk Devleti/Hükümeti tarafından doğrudan hazırlanmış olmasıdır. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” misali, olayı hazırlayan Türk Devleti/Hükümeti, amaç ve İsrail’e yönelik hesaplarının gereğini yapmaktadır.

Türk Hükümeti’nin ve özellikle Başbakan’ın son iki-üç yılda İsrail’e karşı yürüttüğü mücadele bunun en somut örnekleridir. Türk Hükümeti Filistin Sorununu, Arap Devletleri Filistin Sorununu kendi mili sorunları kabul etmemesine rağmen, kendisi için milli bir sorun olduğunu benimsemiş, bu yaklaşım ve paradigma ile Filistinle ilişkiler kurmuş, İsrail’e karşı bölgesel ve uluslararası ittifak oluşturmaya, politikalar tayin etmeye başlamıştır. Bu nedenle, HAMAS, Filistinlilerin bir kanadı ve Batı Dünyası tarafından terör örgütü olmasına rağmen, HAMAS’la ilikliler geliştirmiş, HAMAS’ın meşruiyet kazanması için uluslararası plânda ve bölge çapında diplomasi yürütmüştür. Türk Hükümeti, İsrail karşısında şahin kesilmesine, İsrail’i katil, katliamcı olarak nitelendirmesine rağmen, HAMAS’ın Filistin’de gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerini, katliamlarını, tutuklamalarını, görmezlikten gelmiş, ses çıkarmamıştır. Ayrıca Filistin’e sahip çıkarken, İsrail’i düşman görerek karşı çıkarken, taş atan Kürt çocuklarını öldürülebileceğinin talimatını verebilmiş, Kürtlere yönelik katliamları görmezlikten gelmiş, Kürt halkı tarafından seçilen DTP/BDP Milletvekillerinin meşruiyetini kabul etmemiş, HAMAS’ın seçilmiş olmasını tek meşruiyet nedeni kabul etmiştir. Sudan’daki katliama ve katliamı yapan devlet başkanına sahip çıkmış, o devlet başkanı uluslar arası camia tarafından suçlu ilan edilmiş olmasına rağmen, Türkiye’de misafir edilmiş. Davos’ta İsrail Devlet Başkanı ve Nobel Ödüllü, İşçi Partili şahsiyete hakaret edebilmiştir. İsrail’e karşı Suriye ve İran ile sıkı ilişkiler içine girilmiştir.

Bu politikaların, İsrail’e, Kürtlere ve ABD’ye karşı bir cepheleşme olduğunu defalarca yazdım.

Sorunuzda Türk Hükümeti’nin “Ortadoğu’da aktif dış politikası” kavramlaştırması, alışılmış ve Türk siyaset paradigmasının kavramlaştırmasını çağrıştırdığından, bu kavramlaştırmaya da katılmıyorum. Sorun, Türk Hükümeti’nin “aktif dış politikası” değil, Türk Devleti’nin bölgedeki Osmanlıcı emperyal sömürgeci egemenlik siyasetidir. Türk Devleti’nin Kürdistan’ı fiziki olarak içine alan sömürgeci egemenlik sınırlarının, 21. Yüzyılın koşullarına uygun yeni enstrümanlar, siyaset tarzı, egemenlik ve hegemonya modelleriyle genişletilmesi; nüfuz alanının derinleştirilmesidir.

Bilindiği gibi Türk Devleti, Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası üzerinde kuruldu. Kemalist elit, sivil ve asker bürokratik devlet eliti ile sivil sağ elit arasındaki mücadele, aynı zamanda Osmanlıcılıkla Misak-i Millicilik arasındaki mücadeledir. Kemalist elit, Misak-i Mili sınırları içinde kalmayı Türk Milletinin geleceği için hayati bir vakıa görmüş, o sınırları aşan bir talebin ve hegemonya alanının genişletilmesinin, Türk Milletine ait olmayan toprakların kaybına bile yol açacağını, Türklerin devlet olarak tarihten silineceği kurgulamışlardır. Türkiye’deki sağ ve özellikle de İslamcı damar, Osmanlıcılık emellerinden vazgeçmemiştir. Bugünkü Türk Hükümeti de İslamcı bir hükümet ve Yeni Osmanlıcılığı realize ve teorize etmeye çalışan bir hükümet. Dışişleri Bakanı ve diğer hükümet yetkilileri konferanslarda, basın toplantılarında, yazdıkları makale ve kitaplarda bu anlayışlarını açıkça ifade etmektedirler.

Türkiye Devleti, Filistin sorununu milli sorunu haline getirerek, İslam referansı üzerinden hareketle, Iran ve Suriye gibi dünyanın dışladığı, terörist olarak nitelendirdiği devletlere sahip çıkarak ve onlarla ittifak ederek, İsrail’e karşı düşmanlığı körükleyerek, kendi emperyal emellerini ve Yeni Osmanlıcılık hedeflerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Bölgenin büyük ve süper gücü haline gelmek istiyor. Hindistan, Rusya ve Çin gibi bir dünya gücü olma hayallerini taşıyor.

Türk Devleti/Hükümeti’nin bu yeni emperyal amaçları, Arap dünyasında, hatta İran’da derinden büyük çelişkiler ve çatışmaları içinde taşıyor. Kısa bir süre sonra gün yüzüne de çıkmaya da aday bir çelişki ve çatışmadır. Erdoğan, Arapların Nasır’ı olma hayallerini taşıyor. Arap kamuoylarında da böyle bir değerlendirme söz konusu. Arap yönetimlerinin bu duruma daha fazla tahammül etmeyecekleri, buna karşı  duracakları gün uzak değildir.

 

Ayrıca Türk Hükümeti, bu nedenle, devleti yeniden yapılandırmak, meşru olmayan devletin meşruiyet sınırlarını genişletmek istiyor.

Türk Devleti kuruluş felsefesi, kapsadığı ve temsil ettiği kesimler itibariyle meşru bir devlet değildir. Türk Devleti’nin sınırlarının içinde, Kürt ulusu,  etnik gruplar, farklı dinler ve mezhepler, farklı sınıf ve tabakalar, farklı düşünceler olmasına rağmen; Türk ulus, İslam dini, suni mezhebi, sivil ve asker bürokrasi, Kemalist resmi ideoloji devleti olarak kurulmuştur. Hatta Türk ulusunun tümünü temsil eden bir devlet de değildir. Bu bağlamlarda, meşru ve kapsayıcı bir devlet değildir.

Türk Devleti’nin meşruiyet sınırlarını genişletmesinin iki güçlü enstrümanı vardır. O enstrümanlardan biri, “Kürt Sorunu” ile ilgili yapılacak açılımlar, demokratikleşme ve Avrupa Birliği konusunda atılacak adımlardır. Türk Hükümeti, devleti yeniden yapılandırmak için Kürt ve demokrasi enstrümanlarını kullanmaya çalışmaktadır. Bunun yanında, Kürdistan Federe Bölgesi ile ilişkileri de bir enstrüman haline getirmek istemektedir.

Bütün bu gelişmeler, Türk Devleti’nin Batıdan Doğu’ya doğru bir eksen, uluslararası politika kayması içinde olduğunun ciddi ve güçlü verilerini sunmaktadır.

Türkiye, Araplara karşı olan kininden ve Soğuk Savaş koşullarında kendisini devlet olarak garanti altına almak için İsrail’le ittifak kurdu…

altSeyîdxan Kurij: Nerede ise İsrail kurulduğundan beri Türkiye Ortadoğu’da Îsrail`ın en önemli ve nerede ise tek müttefiklerinden biri oldu. Hala da Türkiye ile İsrail arasında askeri stratejik antlaşmalar var. Fakat bütün bunlara rağmen AKP hükümeti ve başbakan zaman-zaman bu stratejik ortaklığa uymayan çıkışlar yapıyor. AKP`nin bu politikasını nasıl okumak gerekir?

Ibrahim Güçlü: Türk Devleti, soğuk savaş koşullarında, devlet olarak varlığını devam ettirmek, Kürt ulusal bağımsızlık ve özgürlük hareketine karşı kendisini korumak için, başta ABD olmak üzere Batı dünyası ve İsrail’le ittifak içinde olmuştur. Bunun yanında, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasında ve hatta ortadan kaldırılmasında büyük rol oynayan Arap Dünyası ve Milletine olan düşmanlık da, Türk Devleti’nin İsrail’le ittifak yapmasını sağlayan bir unsur olmuştur.

Soğuk Savaş sonrasında, dünya denkleminde önemli değişiklikler oldu. Türk Hükümeti, soğuk savaş sonrası yeni değişiklikler içinde emperyal bölge gücü olmak istiyor. Bunun için de, bir önceki soruda belirlediğim enstrümanlar üzerinde hareket ediyor. Bu enstrümanları tekrardan sıralarsam: Filistin, İslam, Yahudi, ABD ve Kürt Düşmanlığıdır.

Bunun için neler yapıldığını da bir önceki soruya verdiğim cevapta dile getirdim.

Türk devleti ile İsrail arasındaki ilişkiler bugün kötü bir düzeyde, daha kötüye gideceğinin verileri var. Türkiye’de İsrail’e karşı bir savaş lobisi var. Bu lobi, Türkiye’nin İsrail’e karşı savaşmasını istiyor. Türk Devleti’nin de büyük emperyal bir bölge ve dünya gücü olduğunu ispat etmesi için de böyle bir maceraya atılması gerekir ve gerekebilir.

Türk Devleti ile İsrail ilişkilerinin iyileşmesi, Kürt bağımsızlık ve özgürlük hareketinin pozisyonuna göre değişebilir. Türk Devleti, Kürdistan Federe Devleti’nin kuruluşunda İsrail’in belirleyici bir rol sahibi olduğunu düşünüyor. Bu nedenle Kürdistan Federe Bölgesi’ni İsrail’den uzaklaştırmak istemektedir. Diğer yandan da, İskenderun’da roket atarlarla 6 askerin öldürülmesini İsrail’e bağlamakta ve bu yaklaşımıyla, Kürtlerle İsrail ilişkilerini kendisi için bir santaj unsuru haline dönüştürmektedir.

Bu durumda, Kürtlerle İsrail ilişkisi denklemi aynı zamanda, Türk devletini kuşatan ve İsrail’e mahkûm eden bir enstrüman haline gelebilir. Türk Devleti, Kürtleri İsrail’den uzak tutmak, Kürtleri desteksiz bırakmak için İsrail’le yeniden ilişkileri istemeye-istemeye geliştirmek zorunda kalabilir.

İslamcılar, Radikal İslamcı HAMAS ve Yahudi Düşmanlığından dolayı Filistin konusunda duyarlı. Geçmişte komünisttir diye Filistin Hareketine düşmanlık yaptılar…

Seyîdxan Kurij: Türkiye’de İslamcılar, Filistinlilere karşı çok duyarlılar. Bu duyarlılığı ben şahsen takdir ediyorum, din, dil, renk, ulus farkı gözetmeksizin mazlumun sadece mazlum olduğu için, yanında yer almayı insani bir tavır olarak algılıyorum. Peki, bu Müslüman çevrelerin, aynı duyarlılığı, çok önemli bir kesimi Müslüman olan Kürtlere karşı da göstermesi gerekmez mi?  Kürdistan’da, son on beş, yirmi yılda yerlerinden yurtlarından edilenlerin sayısı belki de İsrail ve Filistin nüfusunun toplamına eşit. Gazze gibi, yıllarca Kürt köylerine gıda ambargosu uygulandı ve askeri abluka altında tutuldu. İsrail’liler, bazı Filistin köylerini yıktılar, Türk ordusunun Kürdistan’da  yakıp, yıktığı, boşalttığı köy sayısı 4000. Binlerce Kürt sivil öldürüldü, milyonlarca Kürt işkenceden geçirildi. Cezaevleri Kürt mahkûmlarla dolu. Topluca bok yedirilen, asite atılan, fırında yakılan Kürtler var. Hepsi kanıtlı. Amacım acıları kıyaslamak değil ama, Filistinliler söz konusu olunca kıyameti koparan Müslümanlar, Kürtler söz konusu olunca neden seslerini çıkarmıyorlar. Bunun nedenleri nelerdir? Ya da  tepki gösteriyorlar da biz mi bu çevrelere haksızlık yapıyoruz.

altIbrahim Güçlü: İslamcıların Filistinlilerin hakları konusunda takdir edilir bir tutuma sahip olmaları için, tüm milletlerin ve Filistinlilerin millet olarak hak ve özgürlükleri, tüm insan hak ve özgürlükleri konusunda duyarlı ve tutarlı olmaları gerekir. Oysa İslamcılar,  radikal İslamcı HAMAS ve Yahudi düşmanlığından dolayı parçalı bir yaklaşımla Filistin konusunda duyarlı bir davranış içindedirler. Çünkü İslamcılar, HAMAS’ın Filistin’de yaptığı zulüm, tutuklamalar, katliamlar karşısında duyarsız; HAMAS dışındaki Filistinlilerle de hiç ilişki kurmak istemiyorlar. Onların duyarlılığı, İslamcı HAMAS’ın Filistin’e egemen olması, iktidar olmasıyla ilintilidir.

HAMAS’ın Filistin’de iktidar olmasıyla, Ortadoğu ve dünya da siyasi İslam’ın nüfuz alanı genişleyecek. ABD ve Batı dünyasına, İsrail’e karşı doğrudan, Kürtlere karşı ise, dolaylı bir cephe örülecektir..

İslamcı kesimin bu tutumunun en somut göstergelerinden biri de, yakın zamana kadar Filistin Hareketi ve FKÖ komünisttir diye, Filistin hareketine karşı düşmanlık yapıyor olmaları; Filistin’e karşı olan güçlerin yanında yer almalarıydı.

Türk ümmetçiliği, sömürgeci, ırkçı, şoven bir yoruma sahip olduğu; Kürtlerle Türk ve diğer Ortadoğulu Müslüman milletleri ve halkları eşit görmediğinden, Kürtlerin ezilen ve bağımlı, Türklerin egemen ve hükmeden olmasını benimsediklerinden, Kürtlerin ulusal hak ve özgürlükleri konusunda duyarsızdırlar. Kürtlere yapılan katliamlara, haksızlıklara, Halepçe Jenosidine, Kürtlerin asimilasyonuna göz yummuşlardır, yummaktadırlar.

İslamcılara yaklaşım gösterirken, son yıllarda ortaya çıkan farklılaşmayı, değişimi de görmek gerekir. Yakın zamana kadar, İslamcı Kürtler ve Ümmetçi Kürtler de Türk Ümmetçi İslamcılığın yorumunun egemenliği altındaydı, o yorumla hareket ediyor, Kürtler olarak kendi ulusal hak ve özgürlüklerine, Kürt bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine karşı duyarsız kalıyorlar, hatta karşı konumda yer alıyorlardı. Ama son yıllarda, bu durumda önemli değişiklikler oldu, duruma bir isyan var. İslamcı Kürtler, ulusal hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak için yeni bire İslam yorumuna kavuşmaya çalışıyor. Bu yeni Kürt İslam yorumu ile Kürtlerin ulusal haklarına sahip çıkmaya çalışıyorlar.

İHH, Hamascı ve Türkçüdür. Bundan dolayı Kürtlere yardım yapmayı düşünemez…

Seyîdxan Kurij: ÎHH uzun süredir uluslararası alanda faaliyet sürdüren bir yardım kuruluşu, dünyanın birçok yerinde Müslümanlara insani yardım yapıyor, fakat ne 1987 – 88’lerde ne Halepçe katliamın da ne de 1991 deki büyük felaket de Güney Kürdistan`a en ufak bir yardımda bulunmadı. Bunu nasıl deĝerlendirmek gerekir?

Ibrahim Güçlü:: İHH Uzun zamandır uluslararası alanda faaliyet yürütmüyor: Fethullah Gülen bile bu teşkilatı tanımıyor.  Filistin’de Gazze’ye yardım konusunda da yaptığı başkaca bilinen bir faaliyeti de yoktur.

İHH, bir sivil yardım örgütü olmadığını son yardım kampanyası çalışmasıyla ortaya koydu. Sivil toplum örgütleri, devletlerden, hükümetlerden, merkezci devlet yapısına sahip örgütlerden, maliyeleriyle de bağımsız ve özerk olan, idealist örgütlerdir. Ticari bir amaca sahip olmadıkları gibi, ticari bir faaliyet içinde de olmazlar.

Oysa İHH’nin Türk Devletine ve özellikle de Türk Hükümetine, HAMAS’a, İran’a, Suriye’ye yakından öteye bir resmi ilişki içinde olduğuyla ilgili güçlü veriler var. Bunun yanında, İHH gemi satın alacak kadar büyük bir güce sahip. İHH’nın böyle büyük bir mali sarfiyat içinde olabilmesi için, ya büyük ticari işletmelere sahip olması, ya da devletlerden büyük maddi destek alması gerekir. Her iki durumda İHH’nın bir sivil toplum örgütü olmadığını ve olamayacağını ortaya koymaktadır.

İHH, Türkçü olduğundan dolayı, Kürtlere karşı bir konumlanma içindedir. Bundan dolayı, Kürtlere yardım yapması düşünülemez.

İHH bir sivil örgüt değildir. İslam ideolojisine, İslamcı hareketlere ve örgütlere bağlı, İsrail Düşmanı mucahitçi bir örgüt…

 

Seyîdxan Kurij: ÎHH bir insanı kuruluş olduğunu iddia ediyor, ama İsrail onun teröristlere yardım ettiğini iddiaalt ediyor. Ayrıca bazı bağımsız gözlemcilerde Gazze`ye giden konvoya bazı AKP milletvekillerinin de katılmak istemelerinden hareket ile ÎHH`nın bağımsız bir sivil kurum olmadığını iddia ediyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz.

 

Ibrahim Güçlü: Daha önceki soru ile bu sorunuzun bağlantılı olduğu tartışmasız. Bu nedenle, o cevaplarım bu soru için de geçerlidir.

Kısaca bir kere daha belirtmek gerekirse, İHH, bir sivil örgüt değildir. İslam ideolojisine, İslamcı hareketlere ve örgütlere bağlı, İsrail Düşmanı mucahitçi bir örgüttür. Bu nedenle, İsrail düşmanı, İslamcı devlet ve hükümetlerle doğrudan ilişki sahibidir.

İslamcılar karşı oldukları militarizm değil, Kemalist sivil ve asker elit vesayeti...

 

Seyîdxan Kurij: İsrail`ın Gazze`ye giden gemiye saldırmasından sonra Türkiye`de protestocular, “ Mehmetçik Gazze`ye “ diye sloganlar atmaya başladılar. Özelikle 28 Şubat sürecinden sonra Türkiye` deki İslami kesimin askeri vesayete ve militarizme karşı olduğu, ordu ile arasında sorunlar olduğu gibi bir anlayış oluşmuştu. Sizce neden bu kesimler bile sıkışınca hemen askere sığınıyorlar?

Ibrahim Güçlü: İslamcıların karşı olduğu kesim, Kemalist kesim ve Kemalist asker ve sivil bürokrasiye dayalı devlet iktidarı ve ordudur. Benimsemedikleri sistem, Kemalist asker ve sivil elitin vesayetidir. İslamcılar, diğer sivil kesimler gibi mutlak iktidar olmak, Kemalist vesayet sisteminden kurtulmak istiyorlar. Bununla da İslamcıların orduya ve militarizme karşı olduğu sonucu çıkmaz, İslamcılar, kendilerinin kontrol edeceği güçlü bir orduya ihtiyaç duymakla kalmazlar, bunu kesinlikle isterler.

Bu nedenle, kendi devletlerini de ordu ile korumak onların amaçları arasındadır. Eğer mevcut ordu onların emellerini ve iktidarlarını koruyacaksa - ki korur - o zaman “Mehmetçik Gazze’ye” demekte bir beis olmaz ve olamaz.

Militarizme karşı olmak, derinlikli, çoğulcu ve kapsamlı, Türkiye koşularında en azından federal bir demokratik yaşam tarzını benimsemekle olanaklı. Oysa, Türkiye’de İslamcı hareket, ümmetçi, şeriatçı ve teokratiktir.  Bu nedenle, militarizm ideolojik tercihlerinin, yaşam ve siyasal modellerinin kaçınılmaz bir sonucudur.

Türkiye’de militarizmin en güçlü olarak kendisini hissettirdiği yer, Kürdistan’dır. Militarizme karşı olmak, Kürdistan’daki sömürgeci egemenlik sistemine de karşı olmayı öngörür. Türk İslamcılarının böyle bir şey istemeleri akıl ve mantık dışıdır. Onlar böyle bir vicdan ve adalet anlayışına da sahip değiller. Kürtlere yapılan zulümden ve jenosidden memnun görünmekteler.

 Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 

Amed, 08. 06. 2010

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile