Efsane bir direnisçi Portresi; Yado
Sêyîdxan KURIJ
Giriş
1900'lerin başında ulus tanımı üzerine yapılan tartışmalarda önemli
taraflardan biri olan Yahudi kökenli yazar Otto Bauer, ulus kolektif hafızadır, demişti. Elbetteki bu tanım tek başına ulusu tanımlamak için yeterli degildir,
fakat önemli bir belirleme olduguna katıliyorum.
Ulusların kolektif bir hafızaya sahip oldukları doĝrudur. Her ulusun fertlerinin birlikte acı duydukları, tasalandıkları ve birlikte sevindiklari hafızalarında yer edindikleri tarihi olaylar vardir. Bir topluluĝun
ulus sayilabilmesinde bu ortak ruhsal durumun çok önemli bir yeri vardır. Kürtler halkı için bu tur olaylar son
derece önemlidir. Örnegin 1925 halk hareketi, Aĝrı hareketi, Dersim
hareketi, Mahabat Kürt Cumhuriyeti bu tur olaylardandırlar. Bu olaylar
gündeme geldiginde yureĝi burkulmayan Kürt hemen hemen yok gibidir. Bu ruhsal
durum insanların ideolojik tercihlerinden baĝımsızdır. Işte kolektif hafıza denen şey bu
olsa gerek.
Kürdistan’ nın diğer
parçaları üzerina bu konuda fazla bir şey söyleyebilecek durumda değilim. Ancak
devletin ideolojik aygıtlarının ve türk sol hareketinin de ideolojik
hakimiyetinden dolayı kuzeydeki Kürt Hareketi bu tarihi hafıza konusunda
oldukça zayıf bir konumda idi. 1980 cuntasından sonra önemli bir sayıdaki Kürt
siyasi kadrosunun ve aydınının önce ortadoğuya, oradan da Avrupaya gitmesi Kürt
aydınlanma hareketinde yeni bir süreci başlattı. Ortadoğuya ve özelikle Surıye’
ye giden Kürt aydınları burada birinci kuşak Kürt miliyetçisi olan ( Buradaki
miliyetçi kavramı Kürdistan’ ın özgürlüğü için mücadele edenler için
kulanılıyor) ve 20. yüzyıldaki bütün Kürdistan’ ın özgürlüğü hareketinde aktif
yer almış Kürtlerin ( Badırxaniler, Cemipaşazadeler, Memduh Selim, Nuri Dersimi
vs) izlerine rastladılar. Bu aydın- araştırmacılar Avrupa da çalışmalarını
sürdürdüler. Bu çalışmların sonucu 1990 lı yıllardan sonra yakın dönem
Kürdistan tarihi ve Kürt hareketleri konusunda oldukça ciddi çalışmalar
yayınlandı. Bu yayınların sonucu birçok Türk araştırmacı da 20. yüzyıldaki Kürt
hareketleri konusunda objektif değerlendirmeler yapmak zorunda kaldı. Deyim
yerinde ise devlet bu alanda yenildi. Artık devletin resmi sözcüleri dahi Kürt
hareketleri hakında temkinli konuşmak zorunda kaldılar.
Fakat ne yazık ki son yıllarda içinde kürt aktörlerin de
yer aldığı bir program ile tekrar 20. yüzyıldaki Kürt hareketlerine
saldırılmaya başlandı. Tekrar Cumhuriyetin ve Kemalizm,in
kutsandığı, Kürt hareketlerinin
ilerici cumhuriyete karşı gerici hareketler, cumhuriyete henuz alışmamış ve
eski rejimi arayanların hareketleri olarak niteleyen 80 yıllık devletin tezleri
piyasaya
sürülüyor. Bu program ile Kürt ulusunun kolektif hafızasına saldırıliyor,
Kürtlerin beyni esir alınıp tarih
bilinci yok edilmek isteniyor. Elbet bu program karşısında Kürt
araştırmacıların yapmaları gerekenler vardır.
Biz burada uzun uzadiya
Kürdistan tarihini anlatmak istemiyoruz. Kürdistan tarihi bügüne kadar daha çok
kronolojik olarak yazıldı. Ne yazık ki Kürtlerden yetkin, bilimsel formasyona
sahip tarih felsefecileri yetişmedi. Bu alan henuz bakirdir ve uzmanlarını bekliyor. Bu konuda
birkaç sey söyleyip asıl konuma
geçmek istiyorum.
Bilindiği gibi, 15. yuzyılda İdris
Bitlisi'nin arabuluculuğu ile Kürt Mirleri ve Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan
Selim arasında bir antlaşma yapıldı. Kürt hareketi son döneme kadar bundan
dolayı İdris Bitlisi'yi hain olarak niteliyordu. Ancak son yıllarda bu
anlayışta bazı değişiklikler olduğu gözleniyor. Kanımca İdris Bitlisi'yi hain
olarak değerlendirmek olaya fazlaca kaba yaklaşmanın bir sonucudur. Olguları
kendi somut tarihsel koşulları içinde değerlendirmeyip, bügün bulunduğumuz
yerden ele alınca bütün yönleri ile kavramak mümkün olamaz. Sözünü ettiğimiz bu
antlaşmadan sonra Kürdistan Mirleri otonom bir statuye kavuştular ve bu durum
18. yüzyıla kadar sürdü. Avrupa´da Buharlı makinanın icadı ile sanayileşme
dönemi başladı. Sanayi ve ticaretin gelişimi ile burjuvazi denen yeni bir sınıf
ortaya çıktı. Bu sınıf feodallerin ayrıcalıklarına son vermek, serbest dolaşım,
serbest ticaret, kölelerin özgürleşmesi gibi, vatandaşların kanun önünde
eşitliği ve daha başka şiarları ile halkı da arkasına alarak tarihe Fransız
devrimi olarak geçen o büyük kalkışmayı
gerçekleştirdi. Böylece eşitlik, özgürlük ve kardeşlik şiarları Fransa'dan
bütün dünyaya yayıldı. Ayrıca ve en önemlisi de bu sınıf feodal bölünmüşlüğü
gelişmesinin önğnde bir engel olarak gördügü için bu bölünmüşlüğü ortadan
kaldıracak merkezi devletler (Ulus-Devlet) kurdu. Avrupa'daki Ulus-Devletlerin
çoğu bir prensin diğer prensliklere boyun eğdirerek kendi boyunduruğu etrafında
birleştirmesi ile kuruldular.
Osmanlı İmparatorluĝu bu
gelişmeye ayak uyduramadı. Uluslaşma prosesinin etkisi ile Osmanlının
boyunduruĝunda olan birçok Balkan halkı (Yunanlilar, Bulgarlar) ve Araplar İmparatorluĝa baş kaldırıp kendi
devletlerini kurdular. Osmanlı devleti bir tarafdan toprak kaybının getirdiĝi
korku diĝer tarafdan merkezileşme ihtiyacı duyması ve Avrupa da başlayan
sanayileşmeye ayak uydurabilmesi için ihtiyacı olan sermayeyi saĝlamak nedeni
ile Kürdistan Mirlerinin otonom yapılarını ortadan kaldırmaya ve Kürdistan' ı
direkt kontrol etme politikalarına yöneldi. Babıali hem Kürdistan'dan topladiği
vergiyi (haracı) artırdı hem de Kürtlerden Osmanlı ordusuna daha fazla asker
vermeleri talebinde bulunmaya basladı.
Dünyada esen Özgürlük, eşitlik
ve kardeşlik şiarlarından ve de uluslaşma prosesinden Kürtlerin etkilenmemsi
mümkün deĝildi. Bir taraftan Osmanlı'nın baskısı, diĝer taraftan uluslaşma
prosesinin etkisi ile Kürt Mirleri de Avrupa'daki prensler gibi kendi
devletlerini kurma girişiminde bulundular. Kürdologlar ilk Kürt Ulusal hareketi
olarak 1906 yılındaki Abdurrahman Pasa kalkışmasına işaret ediyorlar. Bu
hareket bir Mir'in önderliĝinde dir. Mirlerin önderliĝindeki en son Kürt ulusal
hareketi Cizira Botan Miri Bedirxan Paşa önderliĝindeki harekettir. Bilindiĝi
gibi Bedirxan Paşa diĝer aşiretler ve diĝer Mirler ile itifak kurup kendi
önderliĝinde bir Kürt devleti kurmak amacı ile harekete geçiyor. Batılı
devletlerin de yardımı ile Osmanlı İmparatorluĝu bu hareketi eziyor. Osmanlı
ordusunun danişmanı Alman general Moltke hareketi ve bastırılmasından sonra
Osmanlı ordusunun yaptıĝı katliamı mektuplarında detaylı olarak
anlatiyor.Bedirxan Paşa yenilgiden sonra sırası ile Istanbul, Girit ve Şam'da
zorunlu ikamete tabi tutuldu. Bu yenilgi ile
birlikte Kürdistan'da Mir'lerin hakimiyeti son buldu.
Bundan sonraki ulusal
hareketlerde belli bir süre önder olarak şeyhleri görüyoruz. Kürdistan'da Mir'lerden boşalan otorite
boşluĝunu Osmanlı devletinin memurlarından çok şeyhler dolduruyorlar. Şeyhler
Mir'lere nazaran daha avantajlıdırlar.
Mirlerin otoriteleri beli bir coĝrafik alan ile sınırlı idi, oysa şehyler
aşiretler üstü bir kuvet olarak daha
geniş bir alanda otorite sahibi
olabiliyordular. Şeyhler Kürdistan' ı sürekli dolaştıkları için daha iyi
taniyorlar ve halk ile daha sık ilişkiler kurabiliyorlar. Bu dönemdeki şeyhler
ve aşiret önderleri arasındaki ilişkiler ayrı bir yazının konusu olabilir. Tarikatların ve
özelikle Nakşibendi tarikatının Kürdistan' da çok yaygın bir etkinliĝe sahip
olduĝu bilinen bir gerçektir. Zaten Nakşibendi tarikatının kurucusu da Mevlana
Halidi Kurdi(Bagdadi) isimli bir Kürttür. Şeyhlerin önderliĝindeki ilk ulusal
hareket Şeyh Ubedullahi Nehri önderliĝindeki kalkışmadır. Bu hareket ile
Kürtler ilk defa Kürdistan'in iki parçasında ve iki duşman devlete karşı
direniyorlar. Şeyh Ubeydulah o zaman Ingilizlere gönderdiĝi bir mektup da hem
milet tarifi yapıyor, hemde Kürt miletinin istemlerini dile getiriyor. Burada
dikat çekici olan Ubeydulah`ın o zaman sosyolog Durkheim`ın milet tarifine
benzer bir milet tarifi yapmasıdır. Şeyh Ubeydulah`ın önderliĝindeki hareketin
yenilgisinden sonra Kürdistan`da yeni bir dönem başliyor.
Daha sonraki dönemde Abdulhamit
ince bir politika ile Istanbul' da aşiret mektepleri açiyor ve feodallerin
çoçuklarını bu okullrada topluyor. Abdulhamit' in bu politika ile istediĝi
sonuca tam
olarak ulaştıĝı söylenemz. Çünkü bu okullarda okuyan bir çok Kürt dünyada
esen uluşlaşma ruzgârının etkisi ile Kürt ulusalcısı olarak karşımıza çıkiyor. İkinci
Meşrutiyetten sonraki özgürlük ortamından yararlanarak Kürt dernekleri
kuranların, Kürt gazete ve dergileri çıkaranların çoĝu bu çoçuklar arasından
çıkiyor. Artık Kürt toplumunda önce İstanbul'da olmak üzere yavaş yavaş örgütlü
mucadele dönemi başliyor. İlk örgütler İstanbul' da kuruluyorlar ve Kürt ismi
ile faaliyetle
rini yürütüyorlar. Burada dikat edilmesi gereken nokta henuz Kürdistan
adının kulanılmiyor olması
dır. Kürdistan adı ancak 1918'den sonra kurulan örgütlerde kulanılmaya
başliyor, Kürdistan Teali Cemiyeti gibi.
1918'den sonra Kürt hareketinde
Örgüt önderliĝi dönemi başliyor. Bu genellemenin dışında kalan olaylar vardır
elbete (Seyh Mehmud Berzenci ve Simko hareketi gibi). Hernekadar Koçgiri halk
hareketi direkt bir örgütün onderliĝinde olmasa da, hareketin önderlerinden
Haydar Beyin ve
harekette önemli bir rolu olan Vetriner Dr. Nuri Dersimi'nin Kürdistan
Teali Cemiyeti uyeleri olduĝu biliniyor.
1925 Kürt Ulusal Hareketi
Şimdi asıl konumuz olan 1925
Halk Hareketine gelelim. Cumhuriyetin
kuruluşundan sonra Kürtler kurulan devletin bir ulus-devlet olduĝunu
gördüler. Bu devlette Kürtlerin hiç bir statğleri yoktu. Adından anlaşılacaĝı
gibi, kurulan cumhuriyetin bir Turk Cumhuriyeti olduĝu açikça deklere
ediliyordu ve Kürtler hiç bir şekilde bir ulus olarak
kabul edilmiyordu. Bunun üzerine 1918-1922 arasında Mustafa Kemal ve
arkadaşlarını destekleyen Kürtler de dahil, Kürtler arasında yeni arayışlar
başliyor. Bunun sonucu olarak Erzurum'da Kürdistan Istiklal Komitesi (AZADÎ)
isminde bir örgüt kuruluyor. Örgütün başkanlıĝına
Miralay Halit Cibril getiriliyor. Ayrica Örgütün kurucuları arasında
Bitlis miletvekili Yusuf Ziya, Yuzbaşı İhsan Nuri, yine bir subay olan Yusuf
Ziya' nın kardeşi ve başka Kürt subaylari ve bazı aşiret önderleri
bulunuyorlar. Örgüt yöneticileri bölgede önemli bir nufuza sahip olan Şeyh Seid
ile konuşuyorlar ve onu da örgüte uye olmaya ikna ediyorlar. Şeyh Seid bir
Nakşibendi Şeyhi olarak bölgede önemli bir etkinliĝe sahiptir. Onun aynı
zamanda ruhani bir kisilik olarak aşiretler arasında uzlaşmacı bir rol oynayacağı
da düşünülüyor. Ayrıca Şeyh Seid bir tucar olarak Halep ve Güney Kürdistan ile
de sürekli bir ilişki içindedir. Bu yönüyle Kürdistan' ın diĝer parçaları ile
de ilişkisi olan biridir. Şeyh Seid oĝlu Ali Rıza ile birlikte AZADÎ' de aktif
bir rol aliyorlar. AZADÎ Kürdistan' da kurulan bir örgüttür. AZADÎ' nin
Kurucuları arasında İstanbul' da kümelenmiş Kürt entelektuelleri görülmüyorlar.
Bunun birçok nedeni var şüphesiz. En önemli nedenlerden biri cumhuriyetin
kuruluşu ile birlikte bir çok Kürt entelektuelinin Türkiye'yi terketmek zorunda
Kalmasıdır. Özelikle Bedirxaniler, Cemilpaşazadeler ve Kürdistan Teali
Cemiyeti' nin diĝer birçok yöneticisi daha başından Mustafa Kemal ve
arkadaşlarının oyunlarının farkındalar fakat ne yazık ki Kürdistan' da ayrı bir
hareket örgütleyemiyorlar. Tabi ki Kemal ekibi kazanınca da ülkeyi terketmek
zorunda kaliyorlar. Seyh Said' in oĝlu Ali Riza Istanbul' a gidip bazı
görüşmelerde bulunuyor. Hatta yenilgiden sonra kurulan Diyarbakır İstiklal
Mahkemesi'nde Şeyh Abdulkadir ve arkadaşları bu görüşmeler bahane edilerek idam
ediliyorlar. Zinar Silopi (Kadri Cemilpaşa)' nın "Doza Kurdistan"
isimli kitabında verdiĝi bilgiye göre daha sonra Zinar Silopi "AZADÎ" örgütünün Diyarbakir
sorumluluĝunu üstleniyor. Ayrıca Çermikli Doktor Fuat' ın da Seyh Said ile
yakın ilişkileri bulunuyor.
Bilindigi gibi "AZADÎ"
örgütünün yöneticileri Miralay Halit Cibril ve
Bitlis Miletvekili Yusuf Ziya tutuklanınca, devlet yetkilileri Şeyh Said'
ı de ifade için çaĝıriyorlar. Fakat Seyh Said ifade vermeze gitmiyor, aksine
Kurdistan' ı dolaşmaya çıkiyor. Seyh Said' ın ilk
ugradıĝı yerlerden biri Cebaxçor dur. O Cebaxçor da meşhur aydın ve AZADÎ
üyesi Tayip Ali, Şeyh Serif, Yado (Yadin Mehmud Ebas), Seyh Evdilay Melekun,
Çan Seyhleri ve bölgenin ileri gelenleri ile görüşüyor, oradan Dara Heni' ye,
oradan da Piran'a geçiyor.
"AZADÎ" örgütünün
Cebaxçor sorumlusu Tezyip Ali'dir. Tayyip Ali daha önce İstanbul` da okumuş ve öĝrenciliĝi esnasında 1912’de kurulan Hevi Kürt talebe cemiyetine uye olmuştur. Yani Tayip Ali
Istanbul`da Kürt hareketi ile tanışmıştır ve hareket içinde faaliyet yürütmüştür.
Şeyh Seid Cebaxçor`a geldiĝinde Tayip Ali "Fahran" nahiye müdürlüĝü görevinde
idi.
O
dönemde Cebaxçor idari olarak Bitlis vilayeti Genc sancaĝına baĝlı bir kazaydı. Bu kazanın merkezinin adı
Çolig idi. Tayip Ali buranın yerli ailelerinden Mutevelizadeler (Key Mutêliyûn)
idi. Ayrıca bu aileden İsmail Hakkı da Kürt hareketi içinde aktif idi.
Tayip Ali daha önce Erzurum ile
Amed arasında AZADÎ komiteleri arasında koordinasyonu saĝliyordu.
Piran'da 1925 yılının Şubat
ayında Şeyh Seid ın kardeşi Abdurrahman' ın evinde Türk Jandarmalarının
çıkardıkları bir provakasyon ile tarihe 1925 Kğrt ulusal hareketi olarak geçen
haraket başliyor.
Yado hakında yapılmış çalışmalar:
Bu yazının amacı 1925
Kürt halk haraketini yazmak deĝildir. Amacımız 1925 Kürt halk hareketinde
önemli bir rol almis Elaziĝ cephesi askeri sorumlusu YADO' yu anlatmaktır. 1925
Kürt Halk Direnişin de çök önemli bir rol almiş, Elaziĝ bölgesinin askeri sorumluluĝunu yapmış Halk
kahramanı YADO üzerine çok az şey biliniyor. Yado`yu anlatan ilk yazılı eser Mir Kamuran Bedirxan'nin 1937 yilinda Almanca yayinladigi “der Adler des
Kurdistans - Kurdistan' nın Kartalı" adlı romanıdır. Mir Kamuran Bedirxan Yado
ile Suriye de Hoybun örgütünün kuruluşu esnasında kısa bir sürede olsa görüşmüş idi. Zira Yado ve Bedirxan kardeşlerin birlikte
çekilmiş fotoĝrafları mevcuttur. Ancak Kamuran Bedirxan`ın anlattıĝı
roman kahramanı bire bir Yado `ya deng gelmiyor. Yazar romana kendi
fantazilerini serpiştirmiş. Çünkü bu romanda Kamuran Bedirxan kahramanına 1930
da Hoybûn`un önderliĝinde sürdürülen Aĝrı direnişinde de önemli bir yer veriyor. Oysa tarihden
Yado`nun Aĝrı direnişinde yer almadıĝını, alamadıĝını biliyoruz. Yine Veteriner Dr. Nurî Dêrsimi de “ Kurdistan tarihinde Dêrsim” adlı
kitabında Yado dan bahsediyor. Ayrıca Kadri Cemil Paşa'nın Zınar Sılopi ismi ile yazdıĝı “ Doza Kurdistan” Yado `nun
bir fotoĝrafına yer vermiş ve altına Yado Aĝa yazılmıştır. Gerçekte Yado aĝa
deĝildir. Genel Kurmay Baskanliginin yayinladigi
"Cumhuriyet döneminde Kürt İsyanlari"
isimli kitapta da Yado ve arkadaşlarından sözediliyor. Yado ile ilgili diĝer
bazı çalışmalar ise şunlardır:
Ahmet Bulmuş “Çewlikte
Yaşadılar”, Ankara, 2009
Nevin Güngör
Reşan, “Navdarên Kurd”, Doz, İstanbul,
2008.
Osman Aydın, “Kürt
Ulus Hareketi” , (İstanbul, Doz, 2006)
Felat
Özsoy-Tahsin Eriş, “1925 Kürt Direnişi” (İstanbul, Peri, 2007).
Şevket Beysanoğlu, “Diyarbakır Tarihi” (Ankara, Neyir, 2001)
Cegerxwîn, “
Jînenîgarîyê Min”
Karerli Memed
Efendî, “ Yazılmayan Tarih ve Anılarım”
Necmedîn Buyukkaya
“Kalemimden Sayfalar”.
Lokman Polat Yado
üzerine bir yazısi ve Têli`yi anlatan bir hikayesi.
Yasin Bayanay ve
Orhan Zoxpayic`ın yazıları.
Kemal
Burkay, Memo Darrêz , Mahmut Arif Ayçiçeği
ve Mehmet Butakin Yado üzerine şiirleri.
Vate dergisinin ikinci sayısından itibaren Yado üzerine yazılan şiir, yazı ve
roportajlar.
Yine Cegerxwîn “Şehnameyê
Şehîdan” adlı şiirinde Yado`yu da aniyor.
Kürt dengbejleri
de Yado üzerine klamlar söylemişler bunlardan başlıcaları, Selîm Begê Cîbrîyan
(1926)`ın ölümünü anlatan klam, Yado`nun yaralanması üzerine Mehbube Kaygalak`ın söylediĝi klam ve Ehmedê Bêrtî`nin söylediĝi klamdır.
Ayrıca T.C devletinin
bazı belgelerinde de YADO`dan sözediliyor. Örneĝin 24.10.1928 tarihli Mardin
Valisi Tefik Hadi tarafından devlet yetkililerine yazılan bir rapora göre YADO
Sitewre çevresinde bir karakol basıp ele geçirdiĝi silahlar ile Suriye`ye
geçmiştir. Yine 09.07.1929 tarihli bir
belgeye göre Yado Halep`te Ekrem Cemil Paşa ile birlikte bir otelde kaliyor ve
Kör Hüseyin Paşayi Küzey Kürdistan`dan (Sêr Xet) Güney Kürdistan`a ( Bin Xet)
geçiriyor. Ümümi Müfetişliĝin bir raporuna göre ise Yado 16.09.1929`de
20 kadar arkadaşı ile bin Xet`den gelip Diyarbakır üzerinden Palu tarafına
geçiyor.
Daha önce Bingöl ve çevresindeki yaşli
insanlardan yararlanarak YADO üzerine
Kirdki (Zazaca) yazdığım bir yazı
"Medya Güneşi" ve "Armanc" dergilerinde yayınlanmıştı. Yine
YADO'nun ğvey kızı Dılşa Hanım ile yaptıĝım bir roportaj "HEVİ"
gazetesinin 12 Nisan 1997 tarihli 21. sayısında yayınlandı. Benim roportajımdan
sonra "HEVI"nin 22. sayisinda Hukukçu - Yazar Osman Aydın'da YADO
üzerine bir yazı kaleme aldı. Yazar ve Şair W.K.Merdimîn` ın Yado ve o Şeyh
Şerîf ile ilgili yaşlı Bingöllüler ile yaptıkları bir kaç roportaj “VATE”
dergisinde yayınlandılar. Yıne Vate dergisinin 16.sayısının arka kapaĝında Yado
ve Sadîyê Telhê`nin olduĝu büyük ihtimal ile Suriye`de çekilmiş 4 kişilik bir
resim yayınlandı.
Daha sonra 2005 yılında Almanya
da yayınladıĝımız “Peyama Kurd gazetesinde Mehmud Arif Ayçiçek “YADO Û TELLΔ isimli bir yazı yazdı.
Dilşa Hanım Yado`nun ilk eşi Rabia Hanım`ın kızı dır. Rabia Yado ile uzun yıllar
daĝlar da yaşadıktan sonra şehire geliyor. Rabia Hanım daha sonra sırası ile
Elazıĝ ve Kayseri olmak uzere 10 yıla yakın sürgünde yaşiyor. Daha sonra bir
süre Dêrsim`de yaşiyor. Oĝlu Çerkez Dêrsim de bir asker tarafından oldürülüyor.
Sürgün cezasının sona ermesinden sonra Rabia Hanım Bingöl`e geliyor. O Bingöl`e
geldikten sonra Şarge (Yolçatı) köyünden Ali Can ( Eli El) ile evleniyor, daha
sonra Simani (kale Önü) den Mahmut
Aymaz (Mehmud Qazi) ile evleniyor. Ne zaman vefat ettiĝine dair bilgi yok
elimiz de.
Son 10-15 yıldır bu konu
üzerinde çalışıyorum. Bu süre zarfında Bingöl` ün Şarge (Yolçatı) köyünde Şeyh
Şerif ve Yado kuvetlerine katılmış Elaziĝ`da yakalanıp 7 yıl deĝişik
cezaevlerinde yatmış Heci Zulfü ile 1994 de Şarge `de görüştüm ve bu görüşmeyi
o zamanki “AZADΔ gazetesinde yayınlattım. Daha sonra YADO' nun üvey kızı Dilşa
ve daha başka akrabaları ile, YADO' yu veya arkadaşlarını görüp konuşmuş birçok
insanla görüştüm.
Hem YADO'nun eşi TELLI ile aynı
köyden olmamız hem de bizim bölgenın 1925 Halk ayaklanmasından çok etkilenmesi
sonucu bizim çoçukluĝumuz Şeyh Said ve YADO ile ilgili kahramanlık hikayeleri
dinleyerek geçti. Kişiliĝimizin şekillenmesinde, yurtseverlik duygularına sahip
olmamızda ve de ulusalcı bir ruha sahip olmamızda bu çoçukluk döneminin
anlatımları belirleyici oldu. YADO bizim için bir masal kahramanı idi. 1925
halk hareketinin ezilmesinden ve silahlı Kürt kuvetlerinin geri çekilmesinden
sonra , askerler bizim köyü (KUR) basıp yakiyorlar ve hile ile teslim aldiklari
33 kişiyi gerek kurşunlayarak gerekse süngüleyerek öldürüyorlar. Devlet'in
estirdiĝi bu teror sonucu bölgede yakılıp yıkılmayan, şehid vermeyen köy hemen
hemen yok gibi. Devletin yaptıĝı bu zulüm bizlere sürekli anlatıldı.
Yado kimdir?
Yado`nun ailesi Dara Heni (Genç) çevresinde meskûm Zıktê
aşiretintendir fakat çok eskiden Bingöl'e (Çolig) gelip yerleşmişler. Yado Mehmud Ebas`ın ogludur. Bundan
dolayı Yad Mehmud Ebas olarak tanınır.
Yado Çolig de Zabit Katibi olarak çalişiyordu.
Yado`nun ilk eşi kendi akrabası olan Rabia dır. İkinci eşi ise Bingöl`un “Kur” köyünün
mezrası “Qeldar” köyünden Ezimşer`in kızıdır. Suriye de iken de Sediye
Telhê`nın kızı Gulşa ile evleniyor. Telli`nin iki kardeşi Huseyni ile Mehmedi de
Yado ile birlikte idiler. Telli`nin ailesi bölgede “ Key Ezimşer” olarak
tanınır.
Birinci dünya savaşında Ruslar Karlıova ile Bingöl arasındaki Sêxiye (Çobantaşı) ve Arçuk (Alatepe) köylerine kadar
geliyorlar. Şimdi oranın ismi
Şeref meydanı dır. Yado 1916-17 yıllarında Şex Şerif` in alayın da görev aliyor. Alay da erzak
yokluĝundan açlık baş gösteriyor. Bunun üzerine Yado gidip Rus askeri depolarından erzak getirmeye çalişiyor. O bu esnada
Ruslara esir duşüyor, sonra nobetçinin uyuduğu bir esnada kaçiyor.
1924 yılında Çolig de savcı ile
kaymakam arasında
bir problem ortaya çikiyor.Bu esnada savcının evi
soyülüyor, bu olaydan Yado sorumlu tutuluyor. Ondan dolayı o firar durumuna duşuyor. Yado firar olduĝu
dönemde en çok Telli`nin ailesi kendisine sahip çıkiyor.
Telli`nin iki kardeşi Huseyni ve Mehmedi Yado`nun firar olduĝu dönemden son
çatışmaya kadar yanında kaliyorlar. Telli`nin kardeşleri Yado`nun en yiĝit ve
en çok güvendiĝi silahşörlerdendirler. Huseyni kendi köyleri olan Qeldar ve
Çekan köyü arasındaki bir bölgede öldürülüyor. Mehmedi ise en son çatışma olan
Mistiyan – Botiyan bölgesindeki çatışmada öldürüyor.
Yado`nun Rabia dan Fîlît, Mehmud ve Çerkez, Têlî`den ise
erken yaşta ölen iki kız ve Cezayir adında bir erkek çocuĝu oldu. Diĝer
çocuklar hakında bir bilgi yok Çerkez(1922-1934) anesi
Rabia ile birlikte Tunceli de sürgünde iken bir asker tarafından öldürülüyor.
Asıl adı Cezayir olan çocuk askerden son ra Filit olarak yaşamını sürdürüyor. Bingöl
belediyesinde işçi olarak çalışı şan Filit (1926-1989), emekli
olduktan bir süre sonra Bingöl’ de öldü.
1925 Kürt Halk hareketinde Yado`nun rolu
15 Şubat 1925`de Şeyh
Said Genç (Dara Hênî) geliyor ve Zikte`den Valêr`lı Sediq Beg, Girnos`dan
Selîm Axa, Dara Hênî`dan Yusuf Axa ve Kupar`dan Derwêş Axa`nın desteĝi ile
şehri ele geçiriyor ve Dara Hêni`yi başkent ilan ediyor. Modan`lı Feqî Hesen Genç valisi olarak tayin
ediliyor. Yado ve arkadaşları 16 Şubat`da Çolig (Bingöl) ün kontrolunu ele
geçiriyorlar. Daha sonra Şeyh Şerif, Şeyh Hasan, Şeyh İbrahim, Şeyh
Mustafa ve Yado Arif Farıs`ın evinde bir
araya gelip Palu – Elazıĝ, Erzincan – Kıĝı cephelerinin organizesi konusunda
kararlar aliyorlar. Şeyh İbrahim Cebaĝçor kaymakamı olarak ataniyor.
Yado ve Şeyh Şerif Palu – Elazıĝ cephesinin sorumluluĝunu
üstleniyorlar.
Onlar köylerden silahlı güç toplayarak Elaziĝ' a doĝru
yola çıkiyorlar. Bu cephede Sadîyê Telhe, Şeyh Şerif`in kardeşi Şeyh Husen, Far
Şêm, Memiş Qas, Sarcanlı Resul Axa, Hor köyünden Şerif Şêr gibi bölgenin önemli
şahsiyetleri görev aliyorlar. Kürt kuvetleri Palu'yu cidi bir direniş olmadan
ele geçiriyorlar (21 şubat 1925). Musyanlı Derwêş Nur Palu kaymakami olarak
tayin ediliyor.
Elazıĝ Valisi Hilmi Bey Kürt güçlerini Fırat Suyu' nun karşı kısmına geçirmeme
amacıyla Havik Köyü' ne takviye birlikleri gönderiyor. Ancak gönderilen
birlikler Şeyh Şerif birlikleri karşısında direniş gösteremeyerek kısa zamanda
daĝıliyorlar. Daĝılan tüm birliklerle irtibatı kesilen vali, 23 Şubat 1925 günü
sabahı durumu öĝrenmek üzere makam arabasıyla oĝlunu Havik' e gönderiyor. Bir
zaman sonra geri dönen haberci, türk birliklerinin Kürt direnişçileri
karşısında tutunamayarak daĝıldıĝını, Şeyh Şerif birliklerinin ise, Elaziz'e 20
km. uzaklıktaki Habusu Köyü' ne doĝru ilerlemekte olduĝunu bildirir. Bunun
üzerine Vali, Osman Bey kumandasındaki topçu, mitralyöz ve süvari birliklerini,
Hüseynik'in doĝusundaki Karakaya Tepesi'nden, Kesirik Köyü'ne kadar uzanan hat
üzerinden mevzilendirir. Bu birlikler gelenleri şehre sokmamaya çalışırlarsa
da, çıkan çatışma sonucu mevzilerini terk ederek kaçma zorunda kalırlar. Kürt
güçleri Doĝu ve Güneydoĝu istikametinden Elaziz'e girerken, Şeyh Şerif de
kurmaylarıyla Hüseynik'e gidip Hasan Hayri Bey'in evine konuk olurlar.
Şeyh Şerif Hasan Hayri ile birlikte Dêrsim'e aşaĝidaki şu kısa telgrafı çekiyorlar:
"Sukunetinizi koruyun, yakında bir heyet ile Dersim'e geleceĝiz.
Başarılar."
6 Mart 1925
Elazig Cephesi Komutanı Eski Dersim
Miletvekili
Şeyh Şerif Hasan
Hayri
25 Şubat günü Şeyh Şerif Malatya'ya hareket hali içerisindeyken, Hüseyin Doĝan
desteĝi ile Hozatlı Albay Hıdır Emre kumandasında toplanmış iki bin Dersimlinin
Direnişçilerin hareketine karşı savaşmak üzere Peri Suyu'nu geçtikleri şaiyası
Şeyh Şerif`e iletiliyor. Bu haber kısa zamanda tüm şehirde
yaygınlaşiyor
Bu arada Harput'un altindaki
Huseynik köyündeki askeri cephane de büyük bir patlama oluyor ve bu patlama bu
bölgedeki bir çok insanın ölümüne neden oluyor. Bu olay hareketin önderleri
arasında tartışmalara yol açiyor ve haraketin önderleri arasında çeliskiler
ortaya çikiyor. Bunun üzerine başıbozukluk başliyor. Şeyh Serif ve YADO
maalesef bu başıbozukluĝun önüne geçemiyorlar. Kâzım Paşa bu durumdan faydalanarak
Malatya üzerinden Elazıĝ' a saldıriyor ve Elazıĝ' daki Kürt kuvetlerinin
Diyarbakır ile ilişkisini kesiyor. Şeyh Şerif mecburen Palu'ya doĝru geri
çekiliyor. Daha önce Kürtleri destekleyen Elazig halkı Kâzım Paşa'nın kuvetleri
ile birlikte Kürtleri takipe çıkıyor. Palu ovasında Kürt Güçleri ile Kâzım Paşa
güçleri arasında cidi çatışmalar yaşaniyor.
3 Nisan 1925 tarihinde
Bingöl'ün yakınındaki Mendo Boĝazında Kürtler ile Turk ordusunun önünü
kesiyorlar. Turk Ordusunun Kuvetleri burada çok sıkışiyorlar ve birkaç defa
teslim olmak istiyorlar fakat daha sonra Şadi aşireti lideri Necip Axa (Necip
Axayê Wexî) Turk ordusunun imdadına yetişiyor. Kürt güçlerinin cephaneside
azaldıĝından geri çekilmek zorunda kaliyorlar. Şeyh Şerif 8 Nisan 1925'de
Bingöl çevresinde bazi işbirlikçilerin yardımı ile Bingöl`ün Metan köyünde Turk
Güçleri tarafından yakalaniyor. Şeyh Said ve arkadaşları da yuzbaşı Kasım' ın
ihaneti sonucu Varto yakınlarında yakalanınca artık Kürdistan da şidetli bir
devlet terörü başliyor. Onbinlerce Kürt öldürülüyor köyler yakılıp
yıkiliyorlar. Ülke bir viraneye çevriliyor. Fakat diĝer tarafdan da Kürtlerin
direnişi sürüyor.
Yado nun sürdürdüğü partizan savaşı
İşte bu direnişin en önemli
önderlerinden biri Elazig Cephesi askeri sorumlusu YADO (Yadin Mehmud Ebas)'
tır.
1925 Halk hareketi Diyarbakir da ki idamlardan sonra bıçakla kesilir gibi
kesilmiyor aksine hareket uzun bir süre partizan savaşı biçiminde sürüyor. YADO
Mendo boĝazındaki geri çekilişten sonra arkadaslari ile daĝlara çekiliyor. Bölgede partizan savaşı sürdüren
başlıca guruplar şunlardir:

Yado gurubu, Heseni Beg’un gurubu, Sex Hüsen gurubu,
Sehdin Telhê, Botiyanli Umeri Faro gurubu ve Şeyh Tahar gurubu. Bu bir süre
Bingöl-Karakoçan-Palu bölgelerin de kaliyorlar.
Yukarda
belirttiĝimiz gibi devlet güçleri nasılsa direniş kırıldı, bütün engeller
ortadan kalktı diye geçtikleri her yeri yakıp yikiyorlar. Bütün direnişlerden
sonra olduĝu gibi bu defa da devlet direnişçilerin aile ve cocuklariyla yakın akrabalarını sürgüne yollamaya başliyor. Başta direnişe katılan Çan Şeyhleri’nin aileleri olmak üzere,
Bingöl ve çevresınde direnişi sürdürenlerin aile ve akrabaları bir yerde
taplatıliyorlar. Yado ve diğer
guruplar derhal harekete geçerek Fahran nahiyesinde bu aileleri kurtarmak için
devlet güçlerine saldıriyorlar. Yado bu çatışmada
yaralaniyor ve Akrak` dan Ömer Zek vuruluyor.
Aileleri toplamanın bir amacı da
daĝdaki direnişçilerin gelip teslim olmalarını saĝlamaktır. Bu tedbirler yetmeyince devlet halkın içinden
satın aldıkları bazı kişileri, direnişçilere karşı kullanıyor. Bu işbirlikçilerin içinde eskiden direnişçiler ile beraber olan bazı Kürtler de var. Halk arasında bu işbirlikçilere „Cete huqmat“ veya “Milis” deniyor.
Bu yapı Hamidiye Alayları döneminden kalma devletin Kürdü kürde vurdurma
poitikasının bir devamıdır. Aynı politika bügün köy koruculuĝu biçiminde devam ediyor. Bu
çeteler yerli oldukları ve araziyi iyi bildikleri, ayrıca da bir kısmı
daha önce direnişin içinde yer aldıkları için Kürd
direnişçilerine çok büyük zararlar veriyorlar.
Başta Yado`nun gurubu olmak üzere Şeyh Hüsen ve Heseni
Begun guruplari Mendo, Kirron ve Xezik catışmalarında ortak hareket etmelerinden dolayı Türk ordusuna büyük kayıplar verdiriyorlar.
Dışla
Hanımın annesinden akatardıĝına göre Yado ve bazı arkadaşları ve eşi Rabia ile
ilk kışı Depi (Karakoçan) baĝlı Oxçîyan köyünün “Dolan” mezrasında
Hüseyin Ağa’ nın konağında geçiriyor. Telli hamile olduĝu için onu
Elazıĝ`ın Kung köyüne gönderiyor. 1926 ilkbaharında türk askerleri köyü
basiyorlar ve burada ki çatışmada Rabia`nın akrabası Mehemed öldürülüyor.
Mehemed’ in mezarı burada ÇİMIK denilen mevkide bulunmaktadır.
Yado üzün süre
memleketin Kara Cehenem Ormanları, Metan Daĝi, Hesar Daĝı, Akdaĝ,otela Daĝı, Şem
Daĝı, Koz Daĝı, Xamirpêrt Daĝı, Bingol, Daĝları, Mêrgemîr, Şerevdîn, Kanîreş Yaylaları, Az, Puex, Sancak, Şîrnan
bölgelerinde kaliyor.
Fakat şartlar gittikçe zorlaşiyor. Devlet köyleri yakıp - yıkıp boşaltıp
direnişçilerin barınma imkanlarını ortadan kaldırmaya çalışiyor, hemde onların
aile fertlerini ve akrabalarını yakalayıp sürgüne göndererek, direnişçileri
teslim olmaya zorluyordu. Bu şartlarda kışı ülkede geçirmek imkansız gibi idi.
Yado ve diğer guruplar 1927 yılının sonbaharında Guewdere’nin
Xeylan köyünde toplanıp, “Bin Xete” Suriye`ye gitme kararı
alırlar. Bu karar sonucu idam edilmiş, hapishanelerde olan ve direnenlerin
alileleri ile birlikte 500 kişi ile birlikte “Bın Xete” e doĝru yola
koyuluyorlar. Karacadağ` ın Çelbıran köyü yakınlarında
askerler ile çatişma çıkiyor. Askerler ansızın ateş ettiklerinden hemen 32
at ölüyor. Kürt direnişçiler büyük bir kahramanlık sergileyerek Türk alayını
daĝıtiyorlar, askerler aĝır makinalılarını birakıp kaçiyorlar. Böylece kafile
yolla devam ediyor. Burada Qarabeganlı
Mela Hesen şehid düşüyor.
Bu kafile de
Yado`nun dışında Heseni Begûn ve eşî, Huseni Begûn, Şex Mistefay
Çun, Guenîk Axaları, Şeyh Şerif`ın yegeni Giyasettin, Şeyh Abdurrahman gibi Kürt
direnişçileri de vardı.90 Kürt kafile 600 Km’ lik çatışmalar ile geçen zorlu bir
yürüyüşten sonra Suriye`ye variyorlar. Suriye o zaman Fransa`nın mandası idi.
Kürt direnişçilerini karşılayan Halep Valisi hepsinden silahlarını teslim
etmelerini istiyor. Fakat Yado “biz silahlarımızı teslim etse idik, Türklere
teslim ederdik, buralara kadar gelmezdik, biz bir miletin davasını savünüyoruz”
diyor. Suriye yöneticileri onları değişik yerlerde ikame ediyorlar.
Yado burada da siyasi faaliyetlerini
sürdürüyor. Deĝişik kaynaklardan aldıĝımız bilgilere göre Yado “ Hoybûn”
örgütünün kuruluş çalışmalarına katılmıştır. Araştırmacı Yazar M. Malmisanij'
ın Bedirxaniler üzerine yazdıĝı “Cizira Botanlı Bedirxaniler” isimli kitapda
Memduh Selim, Celadet Ali Bedirxan, Kamuran Bedirxan, Yado ve Sediye Telhé ‘
nin birlikte çektirdikleri bir resim var. Bu resim büyük ihtimalle Suriye' de
“Hoybûn” çalışmaları esnasında çekilmiştir. Av. Osman Aydin' ın
yazdıĝına göre, Yado 1927 yılının sonlarında Karakoçan' ın Himan (Çavusyolu)
köyüne geliyor ve Osman Aĝa da misafir kaliyor. Yado bu gelişinde HOYBUN
örgütüne ait bazı yazılı belgeler ve bir Kürdistan bayraĝı getiriyor. Sehdîn
Telhe`nin hanımı Cemile hanım da Yado ile bügünkü Lübnan topraklarında Beyrut yakınlarında bir kasaba’da yapılan “Hoybûn” kongresine katıldıĝını
anlatmıştır.
Sediye Telhê hem
Suriye de Yado ile birlikte kalmış, hem de ülke içinde uzun süre Yado ile birlikte partizan savaşında yer
almıştır. Telhê Karlıova`ının Tokliyan köyünden, Cibran aşiretinden dir. Telhê yapılan bir ihbar sonucu evinde bulunan “Hoybun” örgütüne ait
bazı belgelerden dolayı
1942 yılında Sivas’ta kurşuna
dizilmiştir. Cemile Hanim’da Sivas`dan geldikten sonra önce Cebaxçor’da Cemal
Elçi ile daha sonra da Haci Temur Beki
ile evlendikten sonra 1960 yılında Hicaza gidip,orada vefat etmiştir.
“Hoybûn” Lubnan'da o dönem
sürgünde bulunan Kürt aydınları, Seyh Said hareketinden sonra Suriye' ye geçen
hareketin önderleri ve diger Kürt ileri gelenleri tarafindan kuruluyor.
“Hoybûn” un kuruluş toplantısına İngiliz ve Fransızların engelinden dolayı Şeyh Said`in oĝlu Şeyh Ali Rıza katılamiyor. Şeyh Alî Rıza temsilen amcası Şeyh Mehdi ve Şeyh Said`in katibi Liceli Fehmi Bilal`ı toplanatıya gönderiyor. Fakat Şeyh Ali Rıza
ve taraftarları “Hoybûn” da aktif olarak yer almiyorlar. O dönemdeki Kürt
aydınlarının hatiralarına baktıĝımızda bunun nedeni Şeyh Ali Rıza`nın 1929
afından yararlanarak Türkiye`ye dönmek istemesidir. Ali
Riza’nın oĝlu M. Fuat Fırat, babasından aktararak bunun
nedeninin Ermeniler ile yapılan itifakın bazı madelerine yapılan itiraz
olduĝunu iddia ediyor.
Yado büyük bir ihtimal ile Hoybûn`un verdiĝi görev üzerine kalabalık bir gurup ile ülkeye giriş yapiyor. Gurubun siyasi sorumlusu Sehdin Telhê, yardımcısı Husenî Begûn askeri sorumlu Yado` dur. Sayin Osman Aydın' ın verdiĝi bilgilere göre Yado bu seferinde Karakoçan’nın Himan (Çavuşyolu) köyüne gelip, Osman Aĝa’ya misafir oluyor ve Osman Aĝa` ya Hoybun cemiyetinin bazı belgelerini ve Kürdistan bayraĝını veriyor.
Yado`nun Akibeti
Yado`nun
akibeti konusunda çok farklı spekulasyonlar var. Bu konudaki bilgilerimiz kesin olmadıĝından, burada Yado ile uzun süre daĝlarda kalmış Telli'nin akrabası Meh Evd'in, Yado'nun son dönemi ile ilgili anlatımlarını aktarmak istiyorum. Meh Evd aftan yararlanip teslim olmustu
ve daha sonra yaşamını Bingöl'ün „Hepsor“ köyünde
geçirdi. Meh Evd' ın anlattıĝına göre Telli Elazıĝ' ın Kung köyünden ayrılıp kendi köyü olan Kur (Dikme) 'un Qeldar
mezrasına geliyor. Yado bir gece
arkadaşları ile birlikte Qeldar`a geliyor ve Telli ile konuşup onu da alıp gidiyor.Telli, Yado ile bir süre daĝda kaliyor.Telli de diĝer direnişçiler gibi
giyiniyor ve bütün çatışmalara onlar ile birlikte katıliyor. Zaten
Telli`nin kardeşleri Huseyni ve Mehmedi de Yado ile birliktedirler. Bir süre
sonra (1929 olsa gerek) Said Begûn,
Yado' ya haber saliyor, af çıktı, gelsin teslim olsun, diyor.
Yado ile Said Begûn, Bingöl ile Mendo köyü arasındaki
Yado Çesmesinin olduĝu yerde görüşüyorlar. Yado Said Began a diyor, “ben sana
ve devlete güvenmiyorum, çünkü sizin bahtınız yoktur (Sima Bêbexti)”.
Said Began bu konuşmadan sonra atını Bingöl' e doĝru dizginliyor. Yado yanındakilere, “siz aşaĝıya doĝru bu dereye inin ve Gayd' da yola çıkın, şimdi muhakak Bingöl' e doĝrudan giden yolar askerler tarafından
tutulmuşturlar”, diyor. Yado' nun
kendisi de yakın birkaç arkadaşı ile Telli' nin babasının köyüne, Qeldar`a geliyor. Yado buradan Telli ve arkadaşları ile
birlikte Dara Heni tarafına
gidiyor. Dara Heni' nin arkasındaki
daĝlarda Mistiyan-Botiyan bölgesinde Türk
silahlı güçleri direnişçilerin etraflarını sariyorlar. Çıkan çatışmada Telli Selınce mıntıkasında öldürülüyor. Telli'
nin vurulduĝu yer Dara Henî `nin güneyine düşen Ûlyan (Çevirme) köyü cıvarıdır ve Telli'nin mezari şu
anda Daraheni' nin Ûlyan köyü cıvarındadır.
Yado`nun akibeti konusunda son
yıllarda deĝişik
kaynaklardan edindiĝimiz bilgilere göre, Yado buradan köylere iniyor. Bazı
anlatımlara göre kendileri milis olan iki kişinin ihbarı ve işbirlikleri sonucu
Daraheni ile Lice arasındaki bölgede öldürülüyor.
Bir İnternet sitesinde bir tanık bu konuda
şöyle yaziyor, “ Yado Lıce ve Genç sınırında olan „Kevırê Bazdê“
mıntıkasında Botan Aşiretine mensup Hacı Şükrü isminde birinin ihaneti sonucu
vurulmustur. Botanlı Hacı Şükrü Yado`ya sen burada bekle biz sana mermi ve
başka ihtiyaçlarını getiririz diyor. Yado`da onlara inanarak orada bekliyor ve bunlar
askerlere haber veriyorlar. Yado kaçiyor, birkaç metre daha gidebilse agaçlık
ve kayalık bir bölgeye ulaşacak ve kurtulacak. Ama, yetişemiyor ve vuruluyor.
Yado`nun vururlduĝu yer bellidir ve orada bir kaya var, ona „Kevira Yado“
diyorlar. Lıce`den Genc`e doĝru giderken „Çemê Birkeleyne“ var, orayıda
geçtikten sonra saĝ tarafta köy yolu var, „Çemê Hedigê“ ye gider, Korte
tarafına doĝru gidince orada „Kevirê Bazdê“ var. Yado orada vururlmus. Yado`nun
katili Hacı Şükrü` dır. Bunu o bölgede herkes bilir“.
Deĝerli Aĝabeyimiz Ehmedê Dirihî son yıllarda
yaptıĝı araştırmalara göre Yado, Meh Evd ve arkadaşları Genc`ın Mistan köyünde
Musayê Silêman`a misafir oluyor ve sabah çok erkenden mermi ve yiyecek
birşeyler alıp köyden çıkiyorlar. Kurnel köyünden
Kel Telhe ve Şukê Ehmê Deyî onlara pusu kuruyorlar. Bu pusu da once Mehe Evd
daha sonrada Yado yaralaniyorlar. Bu bölgede akşama kadar çatışmalar sürüyor.
Yado`nun mermileri bitiĝinden akşama doĝru şehid ediliyor. Askerler onun
cenazesinin üzerine geliyorlar ve milislere Yado`nun kafasını kesme emri
veriliyor. Askerler onun kesilen kafasını alıp gidiyorlar. Diĝer gün Dereyê
Reşî (Qiyameyê Reşî)köyü halkı Yado`nun başsız vücüdünü gömüyorlar.
Meh Evd burada yaralaniyor ve kendisini çalıların altına çekip saklanarak kurtuluyor.
Dereyê Reş köylüleri ona üç ay boyunca bakiyorlar, yarası iyileşiyor. O daha
sonar gelip teslim oluyor ve hayatının sonuna kadar Hepsor köyünde yaşiyor.
Son
yıllara kadar mezarı bilinmeyen Kürdistan şehidi Yado`nun mezarı tespit oldu.
Bingöl`ün ilk belediye başkanlarından birinin
yegeninin bana amcasının bu konuda şunları anlattıĝını söyledi: “ Devlet
Yado`nun ve diĝer bazı direnişçilerin başına ödül koymuştu. Bir ara Bingöl`
deki askeri yetkililer beni çaĝırıp bir kesik baş gösterdiler ve bu kafayı tanıyıp,
tanımadıĝımı sordular. Ben bu başı tanıdım, Yado`nun başı olduĝunu tanıdım,
fakat onlar hayır bu Yado deĝil, dedim. Bu kafayı uzun süre Bingöl`de tutular,
sonra ne olduĝunu bilmiyorum”. Aynı kişi 1978-79 bir gurup Kürdistan yurtseveri ile
beraber bir gözaltına alınmalarında, polis yetkililerinin karakol da bulunan
bir insan kafasını, kendilerine gösterip, “ bakın bu kafa sizin liderlerinizden
birinin kafasıdır. Buna bakıp ibret alın, akıllı olun., devlet ile savaşılmaz”,
dediklerini aktardı. Bu insan kafası daha önce vilayet binasının emanetinde
saklaniyormuş, fakat 1971 depreminde Vilayet binası yıkıldıĝından, yer
probleminden dolayı bu kafa karakol getirilmiş.
1925 halk hareketinin
yenilgisinden sonra Yado' nun sürdürdügü partizan
savaşında yanında sürekli bulunanlardan bazilari sunlardir: Eşi Rabia'nın kardeşı Farıs, amcasioĝuları Dilşa
ve Poles, Telli' nin kardeşleri Mehmedi ve Huseyni Ezimşer (Azimligil) Emin
Sel, Meh Evd, Meh Qılç, Hesen
Begûn ve Husen Begûn, Şahîn El Cindûn, Sehdin Telhê vb.
1. Kaynaklar:
2. “Kurdistan
Tarihinde Dersim", Veteriner Dr. Nuri Dersimi- Komkar yayınları 19 Almnya
3. „Adler des
Kurdistans“, Kamuran Bedirxan – 1936
Almanya
4. “Cumhuriyet
döneminde Kürt isyanlari" Genel Kurmay Başkanlıĝı yayınları
5. “Yew peyê Şêx Seîd”, Şargê ra Hecî Zilfî de
roportaj, Seyîdxan Kurij – Azadî 1994 Istanbul
6. “ Şêx Elî Riza mecal nedît kû bîranînên xwe
binivîse”, bi M.Fuat Firat va Hevpeyvîn, Seyîdxan Kurij – Ronahî 1996
Istanbul
7. “ Yado bir türküdür söylenir Ülkemde” Dilşa
Hanım ile roportaj, Seyîdxan Kurij - HEVI, 12 Nisan 1997 Istanbul sayı 21
8. "Kisa bir
açiklama", Osman aydın, HEVI, 17 Nisan 1997 Istanbul sayı 22
9. “Yado û Telli”, Mehmud Arif Ayçiçek - Peyama Kurd, 2005 Almanya
10. “„Guîn rişya arî nidusyenû”, 75 serrê Hereketê Şêx Seîd, Mehmet Uzun
(Roportaj) – Vate, Nr. 10 Zimistan 2000 – Swed
11. “Cebaxçurdan bir portre, YADO“, Orhan Zuexpayij, -www.welatparez.com,2007
12. “Mi rê vûnî Yadîn!
Xelasê şima mi dest ra çînê ya”, W.K.Merdimîn (Roportaj) – Vate, Nr. 16
Zımıstan 2002 – Swed
13. “Tepîşîyayişê Şêx
Şerîf”, W.K.Merdimîn (Roportaj) – Vate, Nr. 17 Wısar 2002 – Swed
14. Şeyh Şerîf`in
yegeni Burhaneddîn Bilgin ile özel görüşme – 2004 Bingöl
15. Cemal Elçi`nin
yegeni Nihat Elçi ile görüşme – Bingöl 2007
16. Yazılmayan tarih ve Anılarım, Kareli Mehmet Efendi.
Derleyen Ali Rıza Erenler, Kalan
yayınları, 2007
17 . “Yadin Paşa“ – Ehmedê
Dirihî` nin hanuz yayınlanmamış çalışması.


