Perşembenin Gelişi Çarşambadan Belliydi
Zeynel Çelik/ Aklı başında, birazda Türkiye gündemi ile ilgili her Kürt insanı bilir ki, DTP Öcalan’ın vesayeti altındadır.
Sadece aklı başında olan kürtler mi? Hayır, PKK tabanıda bilir ve böyle olması gerektiğine inanır. Dillendirilse de, dilendirilmese de gerçek böyledir.
Bu böyle olmasına rağmen, Ergenekoncu
kesim hariç, yedi düvel DTP'nin muhatap alınmasından yanaydı.
AKP çok cüretli söylememesine rağmen DTP’yi muhatap alıyordu. Bunu bir ölçüde resmiyete dökmüştü, ancak bu şekilde sürece dahil edebilirdi Erdoğan’ın parti binasında Ahmet Türk'le görüşmesi muhatap aldıklarının göstergesiydi. DTP ve AKP ittifakı süreci bu görüşmeden sonra resmiyete döküldü. Bu karşılıklı yakınlaşma uzun sürmedi, süremezdi, Perşembenin gelişi Çarşambadan belliydi. AKP, Öcalansız bir DTP dayattı, DTP bunun nasıl yapacaktı? DTP’den istenen Öcalan’ın ikincil plana itilmesi. Bunun DTP tarafından kabul edilmesi mümkün değil. Hangi DTP milletvekili “Öcalan Kürtlerin gerçek iradesi değildir, bizi muhatap alın” diyebilir? Zaten derse taş yağmuruna tutulur.
Anayasa mahkemesi, DTP’yi kapatıp, Ahmet Türk’ü ve Aysel Tuğluk’u ekarte ediyor, geriye kalan parlementerlere dokunmuyor, geriye kalanlarda kamera karşısında yutkunarak konuşan hiç bir diplomatik özellikleri olmayan bu kesimde kamuoyunca ”DTP deki PKK” olarak bilinir.
DTP nin bu şekilde kapatılması hem Ergenekon cephesinin istemi hemde Öcalan’ın isteminden kaynaklanıyordu. Neden mi? Nedeni basit Ergenekon cephesinin DTP’nin AKP ile ittifakfak kurmasına son derece karşı olması ve ayrıca Ergenekonun akıl hocalığını yapan Yalçın Küçük kısa bır süre önce yaptıgı bı konuşmasında DTP’nın Öcalan’ı temsıl edemediğinden, Ahmet Türk’ün bir işe yaramadığından söz ediyordu.
’Şavas başlamıştır artık’ diyordu; Yalçın bu acıklamalarıyla Ergenekonun düşüncesini yansıtıyordu zaten. Bu açıklamasından bir hafta sonra Öcalan ’nefes alamıyorum’ diyerek savaş startını verdı. Bu nokta yabana atılacak bır durum değil.
Durum böyle iken şimdi gelelim açılım meselesine; açılım yanlızca Türkiye’ye özgü bir durum degil, zaten Obama başkan olduğu zaman dünyanın çehresini kendisi ile birlikte değistireceğini söylüyordu. Ortadoğu’da yeni dünya düzeni kurulması gerekiyordu. Ve bunun başlagıcını Türkiye’de yapmaları gerekiyor. Zaten Irak, Afganistan savaş halinde,kafkaslar da enerji sorunu, iran tam kavgali, abd nin islamla arası acık, bu vesile ile istikrarli ulke turkiye olmasi gerek acilimda oncelik turkiye ye dusuyor, adam akilli bir devlet olmasi gerekiyor, demokratik haklarin yerlestirilmesi gerekiyor, akp nin acilimdan geri donmesi mumkun gorunmuyor. küresel sermayenin kararı böyle. Obama ve erdoğan görüşmesini böyle okumak gerekıyor.Bu durum cografyamiza kismide olsa nefes aldiracak,elbetteki mucadele yontemlerimiz konjuktore gore degisim gosterecek. statükocu veya avrasya tarzı yaklaşım cografyamız halklarına bır fayda sağlamıyacak.
Açılımın önünde Ergenekon en büyük engeldir. Bu noktada Kürtlerin bu açılımın içerisinde kendisine düşen payı biraz daha genişletmeleri gerekirken, Öcalan ve onun etkisi altında bulunan kesim açılımı barış adı altında savaşı sürdürerek, açılımın önündeki engeli Kürtler olarak ön plana çıkardı.
Aclim adeta ocalanin nefesine baglandi, cok yazik,dayatilmasi gereken bu kadar haklar varken, ortada bir cografyanin kaderi varken. Sureci tek kisinin nefesine tikamak bir toplumu –helak etmekten baska bir sey degildir
Sokağı ateşe vermek, Anayasa Mahkemesinin DTP için karar verecegi günün hemen öncesinde Reşadiye eylemini yapması DTP’nin kapatılmasına tam olarak malzeme sağlamıştır.
Ergenekon cephesinin , Kürt sorunu askerle çözülür, Dersim’dede böyle çözdük, demokrasiyle bu sorun çözülmez dediği günlerde, sokağı ateşe vermek, Ergenekon cephesine ”aha bakın bunlar böyledir, bakın halen asker öldürüyorlar halen sağa sola saldırıyorlar.” dedirtmekten, Kürt sorununu bir kör dügüm haline getirmekten başka ne işe yaramıştır? Coğrafyamıza ne gibi bir katkısı olmuştur. Bunun baska türlü acıklamasını yapan varsa anlatsın, bizde dinleyelim.
Erdoğan hükümeti, açılım konusunda kararlı ve geriye dönüşü olmayan bir yol gibi davranıyor. Çünkü uluslara arası bir boyutu var, yukarı da kısmen değinmiştik. Durum böyle olunca, açılımı demokratik, diplomatik yoldan zorlanması gerekmez mi? En doğru yol bu olması gerekirken, sokağı ateşe vermenin ancak şu anlamı olabilir.
Bir, ernekonculara nefes aldırmak!
İki, CHP köşeye Dersim’de sıkışmışken ve CHP nezdinde 86 yıllik Kemalist zihniyet sorgulamaya alınmışken nefes aldırmak ve bu zihniyetin devamına yardımcı olmak.
Üç, gerek iç kamoyu nezdinde gerekse uluslar arası planda Kürt halkını demokrasi karşıtı olarak göstermek.
Tüm bunlardan Kürt halkının çıkarı olabilir mi?
Daha önceki yazılarımdada defalarca vurgulamıştım. DTP kendisine uzatılan her mikrofon karşısında, çözümü ” Kürt halkının iradesi dikkate alınmadan bu iş çözülmez ” diyordu. Mademki irade İmrali ise, o zaman siz necisiniz? O zaman siz neden parlementoda bululunuyorsunuz? Bu kadar zaman kem küm etmenize gerek yoktu.
Madem irade sizde degildiyse bunu daha açık ve cesur bir biçimde soyliyebilirdiniz. Demeliydiniz ki, ”bakın kardeşim bizi PKK’nin tabanı seçti ve Öcalan ne derse bizde onu uygulamaya calışacağız” Gerçi bunu deseniz bile Öcalan sizin direk muhatap alınmanıza tahamul etmezdi. Zaten Öcalan bir basın açıklamsında dememiş miydi; ”Ahmet Türk kimki beni temsil etsin.” Olay bu!
Ahmet Türk meselesine gelince, ilerici kamu oyu başta olmak üzere Ahmet Türk’ü daha olumlu bulur, Ahmet Türk’ün akarte edilmesinden yana degil, Ahmet Türk’ünde açıklamlarından anlaşılıyor ki ”bu olayları” tasvip etmedigi her halinden belli. Zaten Ahmet Türk dışında devletinde DTP cephesinden kimseyle konusabileği başka kimsesi yok gibi görünüyor.
DTP’nin kapatılmasına elbetteki karşı olmak lazım, bu başka bir konu. Ancak DTP’nin yerine kurulacak olan partinin eski tas eski tarak üzerinden gitmesi hiç bir seyi değiştirmeyecek, sonuc yine aynı olacak, Kürt halkı yine kaybedecektir.
DTP, milletvekilleri ve meclisi ”sinneyi millete” kararı aldılar. Demokratik Toplum Kongresine bu amaçla Diyarbakır’a gidip katıldılar.
DTP’nin tüm milletvekilleri meclisten çekilme kararı aldılar. KCK bu karara katıldığını ve DTP’nin doğru yaptığını ve mecliste kalma zemini bulunmadığını açıkça ilan etti. Murat Karayılan bu yönlü demeçler verdi.
Ama DTP ve KCK’nin ”sineyi millete dönme” kararı, dün Öcalan ile yapılan avukat görüşmesi ile boşa çıktı.
Öcalan; ”demokratik siyaset zeminini hala kapanmadığını” belirterek DTP’li milletvekillerinin mecliste kalmasını istedi.
İrade tek orası olduğuna göre bir kez daha ortaya çıktı ki, DTP ve KCK Öcalan’dan ayrı karar alamaz. Alsalar bile Öcalan’dan geri döner. KCK ve DTP’nin sineyi millete dönme kararı İmralıdan döndü.
Siyaset bilimciler bunu şöyle okur: DTP ve KCK’nin siyasi iradesi yoktur. Siyaseten temel kararlar alacak siyasi kuruluşlar değildir.
DTP’nin yerine gececek olan partide Öcalan’a endeksli bir politika yürütecege benziyor. Olursa Öcalan’ın canı olmazsa Öcalan’ın nefesi diyeceğe benziyor. Umarım tarih beni haksız çıkarır. Görelim bakalım!
Haydi hayırlısı.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


