Anasayfa Yazarlar Zeynel Çelik 'Geeeeel Vatandaş Gel' Yeni Korkular Var...

'Geeeeel Vatandaş Gel' Yeni Korkular Var...

 

ata_harbiyeliZeynel Çelik-Türkiye halkı yetingendir, kadercidir, 86 yıldır korkutulmuş, eline  bir somun ekmeği verin sonrada gelin hiç sormadan verdiğiniz somun ekmeğinin yarısını alın, ”Allaha şükürler olsun ya bu yarım ekmekte olmasaydı ” diyecek. Korku ve kadercilik at başı gidiyor.


Toplum kaderciliği en başta mensup olduğu dinden aldı. Endişeyi ve kaygıyı ise; ekonomik durumun yarattığı ya da yaratacağı sonuçlar ve toplumsal güvencesizliğin acılı pratiğinden aldı, yıllarca bu şekilde aktarıldı ve yaşadı.

Turkiye , asker devletten sivil devlete doğru gidiyor. Yani çete devletten sosyal devlete doğru ve bunun hala belirgin sancıları var.


Çete devlette korku süreklidir, toplumu susturmanın tek yolu şiddet olarak görülür, daha çok insanlar fiziki şiddete uğrarlar, sosyal devlette korkular yer değiştirir, korkular daha ince biçimde yürütülür. Kaygılar daha fazla artar. Toplumsal kaygı ve düşüncelerin dile gelmesi önünde tek barikat korkudur.

Turkiye’de bugün yaşanan, çete devletten, sosyal devlete geçiş arbedesidir. Bu geçiş süreci, ister istemez bölge haklarının önünü açacaktır. AKP “karamanın koyunu sonra çıkar oyunu”  misali sonradan sertleşse de artık süreç geri çevrilemez bir biçimde ilerlemek zorunda, şimdilik aleyhimize olan yani pek fazla  bir şey yok. Bu arbedeye bakış önemli, bakışın tarafı önemli. Korkuyla bakanlar, sadece bakarlar, görmezler.

Bakanlar değil! Gören tarafta olanlar bizdendir, korkmazlar.

İnsani geliştirmeyen tek duygu korkudur. Korku beyınin frenidir, durdurma etkisi yaratıyor. Toplumsal kaygı ve düşüncelerin dile gelmesi önünde tek barikat korkudur. Lal eder. Lal olmak istemiyenlerinde sonu, ya zindan, yada ölüm olur. sistem, simdi lal ile konuşan arasinda bir "açılıma" doğru gidiyor, yani ne lal olun, nede tam konuşun "bizim çizdigimiz açilımda durun" denilliyor, tam olarak böyle denmesede, ben böyle okuyorum.
  

TC şimdiye kadar korku aktarmanın kolay yolunu bulmuştu, olmazsa darbe yaparız diyorlardı ve her 10 yılda bir yapıyorlardı.


Bizim coğrafyamızda, insana Allah tan korkması gerektiği en başta “olmazsa olmaz” biçiminde ezberletilmiş.ilginctir ! bizim cografyamızda darbeler sadece allahtan korkmayanlar için degil, allahtan korkanlar içinde yapılıyor. hem "irtica" hemde "gominizim" tehlikesi için yapılıyor, ne gariptirki, kemalist sistemde bu her ikiside "gercek"tehlike hiç olmamiştır.kemalizm yaşam kaynağını hep, olmayan tehlikeleri üreterek, sidet ve korku yayarak sağlamıştır.

Allahtan korkan baş kaldırabilir mi? onlarin sadece diklenmesi olur, o da bir şartla, Allah ile  kul arasina giren "Münaaafık" olursa.

Başkaldıranıin korkusu olmaz, korkmayan insan yetingen ve kaderine razı olmaz .Başkaldıran insanın "yetinmezliği" açgözlügunden degil, toplumsal bakışındandır, açgözlü insanın "yetinmezligi" kişisel cıkarındadır, doyumsuzdur. korkaktır, fırsatını kollar.

Bu ara bazı Atalarda boş durmamış düzenin dayatmasını daha iyi pekiştirmek için yetinmeyi ve kaderine razı olmayı öğütleyen sözlerde söylemişler Ayağını yorganına göre uzat!  Bu atasözü yediden yetmişe herkes tarafından söylenir. Yetinmeyi kadere razı olmayı en güzel belirten atasözüdür bu

Haa! Eğer yetinmezsen o zaman başına gelecekleri göreceksin, işte toplumsal korku burada, başına gelecek felaketi düşünmededir.

O zaman ne yapacaksın! Atalarımıza kulak vereceksin

Ayağını yorganına göre uzatacaksın


Peki, niye ayağını yorganına göre uzatsın!. Yorganı  kim yapıyor?

İnsan!

Eee, mademki yorganı insan yapıyor o zaman bırakında insanı, yorganını ayağına göre uzatsın

İnsanın koyun haline getirilmesi, bir toplumda en kıymetli atasözü haline getirilirse, bu sözde aranan “kutsallık”, Müslim  babanın jiletçi hayranlarını çoğaltmaktan başka bir işe yaramayacak.

Şiddet ve korku bir madalyonun iki yüzüdür, insani geliştirmeyen tek duygu korkudur, korku bizim coğrafyamıza hep insafsız bir şiddetle girmiş ve günümüze kadar devam ediyor.

Şimdiye kadarki metodla daha fazla, toplumun gidemeyeceğini ve onun  bölgesel ve küresel sermayeye fazla bir katkısının olmayacağı, bir küresel döneme girildi. Bununi için korkunun, “Batı standartların “ na çekilmesinin “uygun” olduğu kararına varılmıştır. İzlenilen politika onu gösteriyor. Olaylara korku sarmalından bakılacaksa kabaca bu sonuç çıkıyor.

AKP'nin açılım politikasına nasıl yaklaşım sergileyeceğini düşünen insanlarımız korku ve kaygılarını ön planda tutarak bakıyor.

Korkunun olduğu yerde özgür irade olamaz.

PKK'nin belediyesinde çalışan bir temizlik işçisini düşünün, Öcalan’a sıcak yaklaşmazsa başına  gelebileceklerin korkusunu taşır veya AKP ağırlıklı bir semt veya bir kuruma giden bir bayan turban  takmadan gidersem nasıl karşılarlar kaygısı sürekli olacak Bu korku psikolojisi coğrafyamız insanını ne derece sağlıklı ve sağduyu içerisinde düşüneceğine varın siz karar verin!

AKP ile PKK arasındaki fark, birisi devlet erkelerini arkasına alarak  “açılımı” ve bu düzlemde zihniyetini şiddet araçlarına fazla başvurmadan aktarmak istiyor,ucube ve çetelere bölünmüş devletten , günümüz kondüktörüne biraz daha uygun liberal kapitalist devlete doğru gidiyor. Dünya konjuktörüne ve kendisine biçilmiş rolü “başarıyla” yürütmeye çalışıyor, izlediği politika ve amaçları biraz daha net.


Diğeri, Kürt halkının önemli bir bölümüne dayanarak amaçları ile araçları bir birine zıt ve eylemiyle, bir yanı Genel kurmay-Ergenekon diğer yani CHP, MHP düzlemi üzerinde duran ve kimsenin ne istediğini bilmediği, politikasının her “görüşme notun”dan sonra değiştiği şimdilik tek “sorunun” imralıya özgürlük olduğu bir politika izliyor. Sonuçta, toplumun kendi, ekonomik, sosyal ulusal, etnik ihtiyaçlarını karşılayan bir politika yok, toplumun, korku, kaygı ve endişeleri üzerinden politika yapılıyor. Birisi ağırlıklı kan üzerinden diğeri ise din üzerinden kendisini yerleştirmeye çalışıyor.

Toplumun özgür iradesine sunulmuş bir “menü” yok, var olan menüler, şiddet, kaygı, korku içeriklidir.

Referanduma "evet" demek daha uygun olacak diye düşünüyorm. Bu açılım coğrafyamız halklarına birazcıkta olsa rahatlık getirecek ve birazcıkta sosyal güvence. Bu “birazcık”a hayır diyerek mücadele etmek toptancı bir yaklaşım olur "evet" diyerek mücadele etmek en akıllı davranıştır. En azından ben böyle görüyorum.

AKP'nin kismı açılımında şimdiye kadar ortaya çıkan, sorunun serbestçe tartışmaya açılmış olması, Kürtlerin dillerini serbest konuşması ,TV kanalı, . Ekonomik anlamda bir iyileştirmeye gidiyor, Tamam bunların hepsi ileri adım , güzel! ama burada bir ama geliyor. Bunların hiç biri yeterli değil birde gerçek muhataplarına sorulmadan çok fazla bir yere varılacağı düşünülemez. Yoksa bakın! “Bizim verdiklerimizi kabul edin, eğer bizim verdiklerimizle yetinmezseniz biz size nasıl kabul ettireceğimizi biliriz” mantığı  kendi içinde sertleşmeyi barındıracak, zaten bu gidişat gelecekte sertleşmeyi birlikte getireceğe benziyor, işte toplumda ne kadar sertleşecekler korkusu var, güven olayıdır.


Açılımın Kürt boyutunda, Kürtler, Zazalar, Dersimliler, Yezidiler, Aleviler ve daha başkaları var
Gerçek muhataplar bunlardır, bunların kanat önderleridir. Bunlara sorulmadan sorunun kalıcı çözülmesini beklemek saflık olur.

Devletin sürü haline getirmekte zorlandığı kesimi ise Öcalan sürüleştirdi, kanla canla bana bağlanın mantığı halen hüküm sürüyor. Benim söylediklerimle yetinin, sizin bir şey düşünmenize gerek yoktur.


Toplumda Özgür iradesiyle  ses çıkaranlar çok cılız, sesleri fazla duyulmuyor.

Toplumda korkuları azaltmadan açılım olmaz. AKP bunun farkında gibi görünüyor. Toplumsal korkuyu biraz aşağı çekmiştir. İşi eline alırsa yeni korkular şüphesiz inşa edebilir.

Türkiye devleti ne zaman Kürdistan konusunda veya etnik problemle karşılaşsa  küçük bir şey verelim noktasına geldiği zaman hep şunu düşünmüştür: bunu verirsek, yetinmezler, daha fazlasını isterler.

Kemalistleri bir kenara çıkarırsak, gündemin baş aktörleri AKP  ile PKK'dir. Birisi “benim vereceklerimle yetinin” diyor, diğeri tek isteminiz “benim özgürlüğüm olsun” diyor. Her ikisi de  sonuçta halkın gerçek istemlerinden uzak duruyor, görülmesi gereken bu noktadır. Kürtlere  dayatılan bu! nasıl bir karşılık bulacak, Dersimliler, Zazalar, Kürtler  “açılımı” nasıl algılayacak?

Artik,Yanılsamamı, yanılgılımı, bilmezlikten mi, korkudan mı, özgür bakıştan mı, hangi pencereden baktığını gelecek günler gösterecektir. Bakalım!

Yetinenler koyun olurlar, çobanlar koyunları otlatırken koyunlarından emin  kaval çalarlar.

Yetinmeyenler keçi, çobanlar keçileri fazla sevmezler, onlar kavaldan anlamazlar, insana en çok keçiye  benzeşmek yakışır. İnsanı özgürleştiren bu "keçiliği" olacaktır.

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile