Pazar sohbeti
Zeynel çelik / Tarihte hiç bir şey kaybolmuyor, ne kadar saklarsanız saklayın, hele toplumsal felaketler hiç kaybolmuyor.
Bunları niye söylüyorum biliyormusunuz?. Aslında ben bu pazar sohbeti için daha farklı bir şey hazırlamıştım. Son günlerde Dersim katliamı ile ilgili konu tekrar gündeme gelince, sohbetin konusunu ister istemez buraya çevirdim.
Hatırlarsanız yakın geçmişte, Örsan Öymen bu konuya çok gadarca değinmişti, onun üzerine "Stockholm sendromu!.." Diye bir makale yazmıştım.Kılıçdaroğlu için aynen şu cümleleri kulanmıştım.
“Stockholm Sendromu; baskıcı kişilerin baskı yaptıkları kişi üzerinde şiddete kadar varan uygulamaları neticesinde; baskı yapılan kişinin baskıyı uygulayan kişiye karşı duyduğu sempati, sevgidir;
Kılıçdaroğlu bu tanıma çok uygun düşüyor,
Kendisi, Dersim soykırımında mağaradan içeriye, çoluk çocuk denilmeden gaz atılarak katledilen bir dedenin torunudur. O’da her Dersim’li gibi, çocukken ağıtlarla uyutulmuştur. Devletin, 1938’de Dersim'de bir soy kırımına giriştiğini bilir. ”Miletema berdi pero kır kerdi” cümlesini çok duymuştur. Ağıtlarla ağlayıp ağıtlarla gülen insanların içinden gelmiştir
Dersimdeki 38 soykırım emrini Mustafa Kemal’in verdiğini, Mustafa Kemal’inde CHP olduğunu bilmemesi mümkün değildir.” demiştim
Şimdi düşünüyorum da Kılıçdaroğlu'nun durumu sadece "Stockholm Sendromu" ile açıklanamaz. Ancak avcı ve keklik benzeşmesi ile açıklanabilir. Keklik avcısı, Keklik avlamak için kafesine mutlaka bir kınalı keklik koyar öyle ava gider,
keklik kafeste öttükçe diğer keklikler kafese doğru gelir, avcının önceden kurduğu tuzağa düşer ve av olurlar.
Keklik doğası gereği bunu yapar ama, insanın kekliğe benzeşmesi; kendi soyuna ihanetidir
Bizim coğrafyamızda her katilamdan sonra, bu sendruma yakalanan insanların ”avcı keklik” oyunu sürer gider.
Avcısı ölmüş kınalı kekliğin ötmesi bir yere kadardır. Yeni sahibin artık kınalı kekliğe ihtiyacı yoktur. Devlet kendisine yeni kınalı keklik bulmuştur. Kılıçdaroğlu'nun çırpınışları buraya kadardır, katiline aşkı burada bitmiştir.
Dersimlilerin Hüseyin Aygün'e oyunu vermesi,Hüseyinin kişiliğinedir, dürüstlüğünedir.İlk etapta ”neden CHP ye oy verdi, Dersimliler Kemalist oldu ” önyargıları bu olayla boşa çıkmıştır.
Munzurdan içtiğin su sana helal olsun Hüseyin! Sakın bulunduğun noktadan geri adım atmayasın!
Bak Hüseyin, Seyit Rıza sana şöyle sesleniyor: “Hüseyinim Xızır kalbi temize gelir, yolun açık ola. Dualarım senin üstünedir.”
Gene biz geriye dönelim, kaldığımız yerden devam edelim. O yazıda başka ne demişim. Tekrarında fayda var.
“Bakın Kılıçdaroğlu katiline olan aşkını neyle açıklıyor, '' Onur Bey, sözleriyle Dersimlileri incitmek istemedi, ancak sözleriyle kabuk bağlamış bir yarayı kanattı.'' Yorum yapmaya gerek yok, dedikleri açık, Öymen'nin ne dediğini yazmama gerek yok, Dünya alem duydu. Kılıçdaroğlu ”kabuk bağlamış yarayı kanattı” derken ” niye bu kadar açık konuştun, bu kadar açık konuşmak benim içinde bulunduğum sendromu ortaya çıkarttı ve beni zor durumda bıraktı” diyor aslında. Başka bir yerde; ''Biz yurtsever ve yedi düvele savaş veren dedelerimizin yolundayız ve Ulusal Bağımsızlığımızı korumaya kararlıyız.” diyor Kılıçdaroğlu. Buyurun buradan yakın!
Kılıçdaroğlunun dedesi mağarada katledilmiş, Dersimlilerin dedeleri ne zaman ”7 düvele karşı Ulusal Bağımsızlık Savaşı” vermiş ki(!) Kazandıkları bağımsızlığı korusunlar, zaten kendi Welatlarında kendine özgü yaşıyorlardı. Şüphesiz burada kast edilen Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetidir. Kılıçdaroğlu'nun Misak-i Milli hayranlığına bakın! Dedelerimiz kendi toprakları üzerinde özgür yaşama savaşı vermişler ama Kılıçdaroğlu'nun bahsettiği savaş, katilinin tarihidir. Dedelerimiz istila edenlere karşı direnmişler, İşgalci ve sömürgeci olmamışlardır. Yedi düvele karşı savaştığımız ise bir yalandır. Gönüllü gidip Çanakkale'de savaşmış bir dedemiz var mı, kaç dedemiz kurtuluş savaşı anılarını anlatmıştır. Dedelerimiz kendi Vatanına" Welatema Dersimo" derken, Vatan olarak Dersimi görmüş ve burayı savunmuştur. Soykırıma karşı Seyit Rızalar bunun için direnmiştir. Gerçekler bu kadar net ve açık olmasına rağmen, Kılıçdaroğlu’nun CHP de diretmesinin , Stockholm sendromuna yakalanmasından başka hangi izahatı olabilir. Kılıçdaroğlu, soykırımın ortaya çıkardığı bir tiptir. Kamer Genç; Onur Öymen’in sözlerinin abartıldığını soyluyor. Farsçada pirenin yavrusuna verilen isim neyse Qemerde o dur.
Sabiha Gökçe’nin Ermeni soykırımında sülalesi yok edilen bir ailenin küçük kızı olarak alındığı söylenir. O’da çocukken katillerine taparak yetiştirilir ve gidip Ermeni soykırımında yer almamış ve Ermenileri koruyan ve saklayan Dersim’i vurmuştur.”
Yara derindir kabuk bağlamıyor Kılıçdaroğlu, sen kabuk bağlamasını istiyorsun diye, Dersim katliamı emrini Mustafa Kemal'in verdiği inkar mı edilecek? AKP hükümeti, katliam belgelerini elinde tutmuş, Seni bekliyorlar, hele senin son sözün ne olacak diye! Onlarda Dersimi çok sevdiği için değil. Mustafa’ ya kızmışlar, Dersimlilerin gönlünü almak için ellerindeki belgeleri açıklayacaklar.
CHP, dönüm noktasındadır. Bu dönüm noktası CHP'nin bitme noktasıdır, marjinalleşme noktasıdır.
Bir kesim Ulusalcılara toptan katılacak. Diğer kesim belli bir süre ortada kalacak. Bakalım sonları ne olacak?.
Sen en iyisi tek başına kal Hüseyin'im. CHP ile artık yürüyemezsin. Dersim’ liler seni ebedi ezeli kendi Mebusu seçer. O konuda kaygın olmasın!
Ha bak sakın ola yolunu şaşırıp Sabiha Gökçen'den uçağa binmeyesin... Ve Atatürk havaalanına da inmeysin!
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


